Kentsel dönüşüm ve gelişim kanun tasarısı (s.s. 911)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 111. Birleşim · 3. yasama yılı · 14 Haziran 2005 · 2.187 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Recep Koral (AK Parti), 14 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KENTSEL DÖNÜŞÜM VE GELİŞİM KANUN TASARISI (S.S. 911)); konuşma 2.187 kelime.
Recep Koral (AK Parti, İstanbul). “Kentsel dönüşüm ve gelişim kanun tasarısı (s.s. 911)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-koral-22-2005-06-14-kentsel-donusum-ve-gelisim-kanun-tasarisi-s-s-911 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP KORAL (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; 911 sıra sayılı kanun tasarısının tümü üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hepimizin ve ülke insanımızın en hassas olduğu konuların başında tarihî ve kültürel varlıklarımız gelmektedir. Ülkemiz açısından en önemli değerimiz olan tarihî ve kültürel varlıklarımızın korunması ve yaşatılması, hepimizin arzu ettiği, hepimizin birlikte yapması gerektiği ve üzerinde durduğumuz en önemli husustur. Ülkemizin bu zenginliğini en iyi şekilde korumak zorundayız. Bu tarihî ve kültürel varlıklarımızı büyük bir heyecanla çocuklarımıza ve ülkemize gelen yabancılara anlatmak, aktarmak ve onların kullanımına sunmak durumundayız.
Bu manada, bugüne kadar, kültür ve tabiat varlıkları, Kültür ve Turizm Bakanlığı imkânlarıyla korunmaya çalışılmış. Bu yapılanların dışında kalan ve bilhassa özel mülkiyete konu olan bu değerlerimizin son yıllarda yıpranmalarının yanı sıra, bakım görememeleri nedeniyle denetimsiz kalmaları ve bu denetimsizlikten dolayı sahipleri dışında izinsiz iskân edilmeleri, hatta yağmalanmaları sebebiyle yanmakta, yıkılmakta, can ve mal güvenliğini tehlikeli bir şekilde tehdit etmektedir.
Daha yeni, gazeteden bir kupür: "Tarihî binayı yaktılar." İstanbul Beşiktaş Ortaköy. Niye? Bunun çok örneklerini hep birlikte yaşıyoruz. Bunlar bu şekilde kaderine terk edilmeli mi; elbette hayır. Bu manada, bunun önlenmesi için gereken tedbirlerin alınması lazım.
Tarihî ve kültürel varlıklarımızdan kamuya ait kullanılamayanların, mutlaka, yenilerek kullanıma sunulması gerekmektedir. Kullanma, korumanın en pratik yoludur. Bu amaçla yerel yönetimlerimizin etkili bir şekilde görev yapabilmelerini sağlamak zorundayız. Gazete kupüründeki ve benzer örneklerdeki haberleri dikkatle okuduğunuzda, vatandaş hep, yerel yönetimlerin bunlara sahip çıkamadığından, bunlarla ilgilenmediğinden bahsetmektedir. Oysa, yerel yönetimlerin böyle bir koruma, onarma yetkisi bulunmamaktadır.
Burada getirilmekte olan, SİT alanlarındaki tarihî ve kültürel varlıklarımızın yerel yönetimler eliyle korunmasının sağlanmasıdır. Biraz evvel Değerli Hocamız ifade ettiler "bunlar sadece belediye sınırları içerisinde değil, köylerde ve il özel idarelerinin yetki alanlarında da mevcuttur" dediler ve altkomisyonda birlikte çalıştık, üstkomisyonda da birlikte değerlendirdik. Üstkomisyonda -Hocam hatırlaması lazım, ifadelerini ben mi yanlış anladım bilemiyorum ama- il özel idarelerinin yetki alanları içinde de il özel idarelerinin bu tarihî ve kültürel varlıkları yenileme yetkisi verildi; yani, bir tarafta belediyeler kendi sınırları içerisinde bunları yapacaklar, diğer tarafta da il özel idareleri köylerde ve yetki alanlarında bulunan alanlarda bu yenilemeyi yapabilme imkânına kavuşacaklar; dolayısıyla, yurdumuzun her alanındaki bu varlıkların eskimiş olanlarının yenilenmesiyle ilgili yeni bir atılım ve yeni bir yetkilendirme yapılmaktadır.
Bu manada yapılan bu çalışma bir taraftan da kentsel dönüşümle karıştırılmıştır maalesef. Yine burada değerlendirirken de, Muhterem Hocamız verdiği değerlendirmede, Belediye Kanunundaki kentsel dönüşümle ilgili 50 000 metrekarelik örneği verdi ve gelen teklifte de bunun 10 000, daha sonra da tamamen kaldırıldığını ifade etti. Kentsel dönüşümle ilgili alan sınırlaması elbette Belediye Kanununda var; İmar Kanunu taslak çalışmaları içerisinde de var; ancak, burada getirilen kentsel dönüşüm değil, SİT alanı olarak ilan edilmiş yerler içerisindeki tarihî ve kültürel varlıklardır; yani, yeni bir plan yapımı veya yeni bir değerlendirme söz konusu değil, mevcut bir alan. Bunlar kurullar tarafından ilan edilmiş ve bu alan içerisinde yıpranan, eskiyen, yanan, yıkılan, yok olan bir tarih var.
Buna sahip çıkmak maksadıyla, gelen tasarıda 10 000 metrekare şartı vardı; yaptığımız toplantılarda, sivil toplum örgütlerinin görüşlerini aldık, muhalefet partisinin görüşlerini de aldık ve Bayındırlık Komisyonunda muhalefet partisine mensup arkadaşlarımızın koyduğu notları da, muhalefet şerhlerini de dikkate aldık ve onlar, bunun 10 000 metrekareyle sınırlı olmaması gerektiğini, eğer kentsel dönüşüm olsaydı, mutlaka 50 000'le paralel olması gerektiğini, ama, SİT alanlarının büyük bir çoğunluğunun 10 000 metrekarenin altında bulunduğunu -Bakanlık temsilcileri de ifade ettiler- dolayısıyla, bunlara, hele hele daha küçük noktadaki SİT alanı olan, daha küçük alandaki SİT alanı olan yerleri de kapsaması gerektiğini ifade ettikleri için, biz, muhalefetin ve odaların görüşlerini dikkate alarak, bu alanla ilgili metrekare şartını ortadan kaldırdık. Bunun dikkate alınması lazım. Kentsel dönüşüm, imar kanunu taslağıyla birlikte, Belediye Kanununa uygun bir halde, önümüzdeki zamanlarda gelecektir; ancak, bu, mevcut SİT alanlarındaki tarihî ve kültürel varlıklarla ilgilidir. Bu manada, bütün katılımcı gönüllü kuruluşların, odaların ve muhalefetin önerilerini dikkate almak suretiyle buraya geldik.
Komisyonda en önemli muhalefet, biraz evvel de yine Hocamızın ifade ettiği gibi, yeni kurulların kurulmasıyla oldu. Bu yeni kurulların kurulup kurulmamasıyla alakalı tartışmalar epey uzadı. Ancak, bugün, Bakanlığın zaten yeni kurul kurabilme yetkisi var. Bu yetkiyi burada da kullanacak, bu işle ilgili de kullanacak ve kuracağı kurul, bugün mevcut kurulları nasıl kuruyorsa, hangi şartlarda atama yapıyorsa, yapısı nasılsa, yine aynı olacak. En küçük bir değişiklik yok, özel bir yapılandırma yok, özel bir hüküm yok, özel bir atama yok. Bugün, Sayın Kültür ve Turizm Bakanımızın kurabildiği kurul, aynen, yine bu bölgeler için de kurulacak.
Niçin ihtiyaç duyuldu; biliyorsunuz, kurullarda -meslek sahibiyiz, bu meslekten olanlar biliyor, vatandaşlarımız da biliyor- aylarca… Oradaki değerli kurul üyelerimizi de suçlamak için söylemiyorum; ama, hepimiz biliyoruz ki, o kadar çok, yoğun talep var ki, bunların altından belli sürede kalkabilmeleri mümkün değil. Kalkamamışlar, yetişemiyorlar, yetişmeleri de mümkün değil. Sayıları artıyor bir taraftan kurulların; ama, yine iş hacmi nedeniyle yetişemiyor. Dolayısıyla, belediyeler olarak ve il özel idaresi olarak bu alanlarda süratli bir şekilde yenileme yapmamız lazım ve yıpranan bu yapıların… "Eskiyen" diye gelmişti hatta, oda temsilcileri 'yıpranan' ifadesini kullanmanız daha doğru olur" dediler. Doğru, hakikaten, eski olması, eski olsa da kullanılabilir durumda olması ile yıpranmış olması arasında fark var; yıpranan ifadesini koyduk; yani, bunu bir kabahat olarak görmemek lazım; katılıma açık olduğumuzu, yaşatılması gerektiğini, kullanırken de yaşatılması gerektiğini ifade ettiler; onu da monte ettik. Elbette, tarihî eser ve kültürel varlık yaşatılmak için yenilenir. Dolayısıyla, kendisinin de, içinin de yaşanılır ve kullanılır olması lazım. Yani, bunların bir kabahat olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Kurullar konusunda hiç kimsenin tereddütü olmasın. Bugün var olan Kültür ve Turizm Bakanlığının bir yetkisini bu amaçla, daha hızlı çalışabilmek ve buradaki… Bu alanların sayısı çok, değerli kardeşlerim, içerisindeki ada sayısı çok, bina sayısı çok; bunların mutlak surette yenileme alanı olarak Bakanlar Kurulu tarafından ilan edildikten sonra -Bakanlar Kurulunu bir süreye bağlamanın da doğru olduğuna inanmıyorum- olayın önemine ve güncelliğine göre, gelen taleplerin de azlığına çokluğuna göre, bunlar mutlaka hayata geçirilecek; çünkü, hepsinin aynı anda yapılması da mümkün değil; etaplar halinde yapılabilme imkânı da var. Aslolan, yenilemeye ihtiyaç var mı yok mu; bunun tespit edilmesi. Bu manada da, Bakanlar Kuruluna kadar konunun ilgili meclislerde karar altına alındıktan sonra; ilgili meclislerde karar almak demek, komisyonların çalışması demek, komisyonlarda da gönüllü kuruluşların, üniversitelerimizin ve odalarımızın, hatta muhtarlarımızın komisyonlarda buna katılımı da söz konusu; yani, sivil toplum örgütlerinin görüşlerinin de alınmaması diye bir şey söz konusu değil, yenileme alanı ilan edilene kadar. Edildikten sonra da var; yani, o yerle ilgili değerlendirmelerin yapılma ve kullanıma sunulma aşamasında gerek mal sahiplerinin gerekse o civarda, mahallede yaşayan insanların katılımı da kanunda mevcut; yani, o kadar demokratik bir şekilde karar alma esası getiriliyor ki, bu belki de bu kanunla ilk defa bu kadar geniş ve açık bir yelpaze içerisindedir.
Hazine parsellerinin üçüncü şahıslara falan devri söz konusu değil. Tabiî ki, hazine parsellerinde, burada Millî Eğitime ait olan okullarla alakalı bir istisna tutulmuştur, Millî Eğitimle görüşmek suretiyle. Vakıflara ait ve vakıfların kontrolünde, koruma ve gözetiminde olan yerlerle alakalı yine istisna tutulmuştur; ama, onun dışında, bu amaçla kullanılacak hazine mülkiyetinde ise, bunu il özel idarelerinin ve belediyelerin bedelsiz alıp değerlendirmesi, yenilemesi, kullanıma uygun hale gelmesi, masrafları çıkarttıktan sonra, o projeye harcanan giderler çıktıktan sonra, kalan kısımla ilgili de hazineye pay verilmesi esası kabul edilmiştir. Bu manada, aslolan bir gelir getirmek değil, aslolan hazineye ait olan taşınmazların da yenilenebilir bir yetkiliye devredilmesi ki, bunlar da belediye ve il özel idarelerimizdir. Bu manada değerlendirilmesi lazım. Aynı zamanda, Belediye Kanunuyla da bir bütünleşme söz konusudur burada.
Değerli kardeşlerim, yani, ben İstanbul Milletvekili olduğum için, tabiî İstanbul'dan da örnek geldi, Değerli Hocamız bir vakıfla bağlantı kurdu. Tabiî, o vakıfta da görevli olan, komisyona gelen değerli bir hocamız vardı, onunla olan diyalogdan dolayı mı bilemiyorum, ben bir şey ifade etmek istemiyorum; ama, İstanbul'daki belediyelerimizin, yani bir Fatih Belediyesinin, bir Eminönü Belediyesinin, bir Beyoğlu Belediyesinin, bir Beşiktaş Belediyesinin, bir Eyüp Belediyesinin tarihî ve kültürel varlıklarının tamamı SİT alanı bunların. SİT alanında olan bu yapılara duyarsız kalmaları söz konusu olabilir mi, bunu kabul edebilir miyiz?! Bugüne kadar, belki duyarlı oldular belediyelerimiz; ama, Meclisle, hükümetle bir bütünleşme sağlanamadığı için gündeme gelmedi. Bugün, çok güzel bir bütünleşme var; bu bütünleşmenin meyvesini de, mutlak surette almak zorundayız. İstanbul'da yaşayan insanlar, ülkemizde yaşayan insanlar, tarihî ve kültürel varlıklarımız, bu meyveleri kendi üzerlerinde görmek mecburiyetindeler. Yani, ben, varlıklar derken, gayrimenkullerin de bu nimetleri görmesini diyorum; çünkü, onların da bir ruhu vardır, bunu hissederler. Dolayısıyla, buna imkân sağlayan bir kanun tasarısı olarak geldi. Bunu, kentsel dönüşümle bütünleştirme gayesi vardı; dolayısıyla "kentsel dönüşüm" adı altında Meclise getirildi; ama, kentsel dönüşüm çok geniş. Bu SİT alanları, dar alanlar, acil alanlar, bunların aciliyeti dolayısıyla İmar Kanununu beklemesi söz konusu olamazdı. İmar Kanunu, kentsel dönüşüm, depremle ilgili özellikler, bunların bilahara gelmesi söz konusu olabilir; ama, Eyüp'ten, Fatih, Eminönü istikametine bir gidin, arabanızın üzerine yıkılacak binalar, yanan, yıkılan binalar, bunları biliyorsunuz. Malikleri tarafından kullanılmayan -dışarıdan gelmiş- içinde kaçak iskân edilen binalar; bir çöküyor, birkaç tane can gidiyor, sorumlu yok; yanıyor, can gidiyor, sorumlu yok. Bu tabloya daha fazla seyirci kalınması elbette ki söz konusu olamazdı ve bu manada, bu kanun tasarısının hazırlanıp getirilmesinin ve bu yapı manzarasına bir son vermenin esas alınmasının fevkalade önemli olduğu kanaatindeyim. Bu kanunla, bunun ilke ve esasları belirleniyor değerli arkadaşlar.
Bu kanunun hayata geçirilmesinden sonra yapılacak olan tarihî ve kültürel taşınmaz varlıklarımızdan yıpranmış olanlarının yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması sağlanacaktır. İl özel idareleri, büyükşehir belediyeleri, büyükşehirlerdeki ilçe ve ilk kademe belediyeleri, il, ilçe belediyeleri ve nüfusu 50 000'in üzerindeki belediyeler yetkilendirilmiştir.
Bu kanun, kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca SİT alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ve koruma alanlarında uygulanacaktır sadece. Yeniden inşa ve restoreyle, konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları oluşturulmakta, tabiî afetlere karşı tedbirlerin alınması sağlanmaktadır. En önemli konulardan biri de bu; bilhassa, depreme tabi olan yerlerde, SİT alanlarındaki bu yapıların mutlak suretle korunması, depremle ilgili, bakanlıkların tespit ettiği deprem bölgelerinde zemin şartlarında ve binalarda da sınırlamalar getirilmek suretiyle, esaslar koymak suretiyle bunlara da bir çözüm getirilmesi sağlanmaktadır.
Yenileme alanları, il genel ve belediye meclislerinde salt çoğunlukla karar altına alınarak Bakanlar Kurulunca ilan edilmektedir. Vali ve belediye başkanınca onaylanacak olan yenileme projelerine göre de, kamulaştırma ve uygulama yapılır, usul ve esasları da yönetmeliklerinde belirlenecek denilmektedir. Kamulaştırma Kanunu burada uygulanacaktır. Yani, yeni ve özel bir hüküm yok. Kamulaştırmalarda, tamamen Kamulaştırma Kanununa göre gidilecektir; ki, orada da, biliyorsunuz, Kamulaştırma Kanununda, uzlaşma esası ön plandadır. Bu da karşılıklı rıza esasına dayanmaktadır.
Yenileme projeleri ve uygulamaları, il özel idareleri ve belediyeler eliyle yapılacak, kamu kurum, kuruluşları veya gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerine yaptırılarak uygulanacaktır. Burada, kanununda yetkiye dayanarak TOKİ de kanuna monte edilmiştir; çünkü, TOKİ'nin kanununda da bu yetki var, TOKİ'ye de bu uygulamaya katılabilme imkânı verilmiştir.
Parsel ve yapı sahiplerine kendi binalarını da yenileme esası getirilmiştir. Aynı parsel içerisinde korunarak yenilenecek olan özel mülkiyete ait bir yapı varsa, bu, proje bütünlüğünü bozmamak, eşzamanlı başlayıp bitirmek şartıyla, yapı sahibinin kendisi tarafından yapılabilecek ve hatta, yapı sahibinin bir başkasına yaptırabilme imkânı da getirilmektedir. Böylece, mülkiyet hakkı da esaslı olarak korunmuş olmaktadır.
Uygulamada kontrol ve denetim, takip işlemlerinin, uzman kişi, kurum ve ekiplerce yapılabilme şartı getirilmiştir, ki, bu konuda muhalefetin de önerileri olmuştur; fevkalade önemlidir; bu, bilhassa ifade edilmiştir. Zaten, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, bu konuda belediye ve valiliklere bu denetlemeyle alakalı kurul kurma mecburiyeti de getirmiştir.
Ayrıca "yenileme alanı ilan edilen yerlerde kalıcı ve geçici kısıtlamalar" diye gelmişti. Bu "kalıcı kısıtlamaları" muhalefetin ikazıyla metinden çıkarttırdık. Böylece "geçici kısıtlamalar" konularak yapılaşma kullanım ve işletme projelerinin bütünlüğü bozmaması da bir esasa bağlanmıştır. Gerektiğinde kamulaştırma yerine, idareye, satın alma, kat karşılığı ve Türk Medenî Kanunu gereğince intifa hakkı veya sınırlı ayni hak tesis edilmesi esası da getirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, yine, bu manada, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 12 nci maddesine göre oluşan, biliyorsunuz, bu maddeyle Emlak Vergilerinin üzerine yüzde 11 ilave getirmek suretiyle, bu tarihî ve kültürel varlıkların yenilenmesi ve korunmasında kullanılması amaçlanmıştı. Bu kaynağı bu doğrultuda kullanabilme imkânı da getirilmiştir.
Ayrıca, kamuya ait tarihî eser niteliğindeki bina ve müştemilatlarının restore edilerek, yenilenerek, eğitim, sağlık, kültür ve sosyal amaçlı olarak kamu yararına çalışan derneklere, vakıflara ve diğer kurum kuruluşlara tahsisi, ticarî olarak kullanılmak üzere de gerçek ve özel hukuk kişilerine sınırlı aynî hak olarak tesis edilebilme esası getirilmiştir.
Bu arada, istisnalar bölümünde, tabiî, uluslararası hukuktan doğan bazı sınırlamalar var, dolayısıyla, buraya, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerimiz saklı kalmak kaydıyla bu kanunun diğer kanunlarla bir mukayesesi yapılmış ve diğer kanunların bu kanuna aykırı hükümlerinin uygulanması ortadan kaldırılmıştır, ki, bu, uygulamanın hayata geçmesi için de elzemdir zaten.
Belediye Kanunu ve kentsel dönüşüm esaslarıyla belediyelere verilmiş olan bu yetkiyle de bir bütünleşme sağlayacak, böylece SİT alanlarında da il özel idareleri ve belediyeler bu manada, bu bütünleşmeyle boş alan bırakmamış olacaklardır.
Değerli kardeşlerim, tabiî ki, fevkalade emekle gelmiş ve fevkalade özel önemi olan bir kanundur. SİT alanları zaten ülkemizin gözbebeği olan alanlardır. Bu alanlardaki tarihî ve kültürel varlıklarımızı da gözbebeğimiz olarak değerlendirdiğimiz için, mutlak surette, bu varlıkların yenilenmesi ve kullanılmasıyla ilgili yerel yönetimler yetkilendiriliyor ve bütün halkın, gönüllü kuruluşların katılımıyla bunun seri bir şekilde yapılması sağlanacak. İnşallah, ilk etabı başladığında, Türkiye'de, bu alanda, bu adımın atılmasını sağlayan bu tasarının ne kadar önemli olduğunu hep birlikte müşahede edeceğiz.
Bu nedenle, emeği geçen, gerek yerel yönetimlerde… Yani, bir yerel yönetimin, iki, üç, beş tane yerel yönetimdeki belediye başkanımızın buna öncülük etmesini ben şükranla karşılıyorum. Gerek hazırlık safhasında, gerek komisyon safhasında ve gerekse Mecliste emeği geçen bütün arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum, hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
51 konuşma daha · 14 Haziran 2005