Tüpraş,galataport ve kuşadası ihalelerinde,organize bir şekilde görevlerini kötüye kullanarak ihaleye fesat karıştırdıkları ve bu suretle kamuyu zarara uğrattıkları iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan,maliye bakanı kemal unakıtan ve ulaştırma bakanı binali yıldırım haklarında gensoru önergesi (11/3)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 11. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Ekim 2005 · 1.291 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Recep Koral (AK Parti), 25 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜPRAŞ,GALATAPORT VE KUŞADASI İHALELERİNDE,ORGANİZE BİR ŞEKİLDE GÖREVLERİNİ KÖTÜYE KULLANARAK İHALEYE FESAT KARIŞTIRDIKLARI VE BU SURETLE KAMUYU ZARARA UĞRATTIKLARI İDDİASIYLA BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN,MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN VE ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM HAKLARINDA GENSORU ÖNERGESİ (11/3)); konuşma 1.291 kelime.
Recep Koral (AK Parti, İstanbul). “Tüpraş,galataport ve kuşadası ihalelerinde,organize bir şekilde görevlerini kötüye kullanarak ihaleye fesat karıştırdıkları ve bu suretle kamuyu zarara uğrattıkları iddiasıyla başbakan recep tayyip erdoğan,maliye bakanı kemal unakıtan ve ulaştırma bakanı binali yıldırım haklarında gensoru önergesi (11/3)”. TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim tutanağı, 25 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-koral-22-2005-10-25-tupras-galataport-ve-kusadasi-ihalelerinde-organize-bir-sekilde-gorevl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP KORAL (İstanbul)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal ve 115 milletvekili tarafından verilen gensoru açılması teklifi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, özelleştirme uygulamalarıyla ilgili olarak, TÜPRAŞ'a ait birkısım hissenin satışı, Galataport ve Kuşadası ihalelerinde kamunun zarara uğratıldığı gerekçesiyle gensorunun verildiği ifade edilmektedir. Gensoruya -teklife ve gerekçelerine- baktığımızda, gensoru müessesesinin önemiyle kıyaslanmayacak şekilde yetersiz, kısıtlı, suçlamaların dayanaktan yoksun olduğunu açıkça görüyoruz. Bu ilk bakış dahi, teklifin, hukukî ve teknik altyapıya dayanmadığını ve siyasî bir gerekçeye dayandığını göstermektedir.
Devlet idaresi ciddî bir görevdir. Hükümet olmak ve hükmetmek, idareye asla keyfî davranma yetkisi vermez. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, kanunları ve mevzuat ışığında, yetkili idareler, yetkilerini kullanmak durumundadır. Siyasî irade, iktidarda karar verici, muhalefette ise yol gösterici, yönlendirici durumdadır. Hiç kimse, hiçbir kurum, kendisini bir başkasının yerine koyamaz, yapılan iş ve işlemlerden bilgi sahibi olmadan, tek taraflı elde edilen bilgiler ve basındaki demeçlere bakılarak, karşı tarafı yıpratıcı davranışlarda bulunamaz; hele hele, siyasî çıkar sağlamak adına, gerçekleri çarptırarak siyasî çıkar sağlama hesabına giremez. Geçmişte bunu yapan siyasîlerin, siyasî kazanç sağlama uğruna yaptıkları küçük hesaplar yüzünden, siyasette kayba uğradıklarını hatırlatmak isterim.
Konuyla ilgili doğruları ve teknik bilgileri söylemeden önce, her üç konunun da özelleştirmeyle ilgili olması dolayısıyla, son dönemde yapılan özelleştirme uygulamalarına dikkat çekmek istiyorum.
Ülkemizde, 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce de hükümetler özelleştirme uygulamaları yapmışlar, çağımız gereği, devletin ticaretten elini çekmesi ve zarar eden kamu iktisadî teşekküllerinin özelleştirilmesi herkesçe kabul görmüş olmasına rağmen, geçmişte, istenilen neticeye varılamamıştır. AK Parti Hükümetleri, ülkenin içinde bulunduğu durumu göz önüne alarak, kararlı bir şekilde özelleştirme uygulamalarına hız vermiştir. Bütçesinin tamamına yakınını borç ve faizlere ödemek durumunda olan ve birkaç milyon dolar bulabilmek için, Amerika'dan getirilen kurtarıcılarla kapı kapı dolaşılan günlerden, itibarlı ve güven veren bir Türkiye'ye ulaşılan bu son üç yılımızda, açıklık politikalarıyla, özelleştirme uygulamalarında önemli mesafeler alınmıştır. İçi boşaltılan batık bankaların sözde görev zararlarını ve bankalara güvenen dolandırılan ülke vatandaşlarının zararlarını kararlı bir şekilde ve yasal çerçevede ilgililerden tahsil etmede alınan mesafe de, halkımızın gözü önünde, şeffaf bir şekilde devam etmektedir. Son olarak, 9 çimento fabrikasından 1 milyar doların üzerinde bir tahsilatın alınması da bunun en güzel örneğidir.
Ülkemizin uyguladığı ekonomik programla aldığı mesafe, yolsuzluklarla hortumlanan paraların geri alınmaya başlanması, güven duyulan bir Türkiye'de özelleştirme uygulamalarından çok olumlu sonuçlar alınmasını tabiî kılmıştır. Bu durumu alkışlarla karşılamak yerine, Avrupa Birliği sürecinde 3 Kasım 2005 gününün, ertesinden başlamak üzere rahatsızlık duyan, huzursuzluk duyan, bütün olumlu iş ve işlemlere birer kulp takma iddialarını, halkımızla birlikte üzülerek izliyoruz. 2005 yılında Türkiye'nin yolsuzluklarda 12 basamak birden iyileşmesi bir tesadüf sonucu değildir. Yolsuzluklarla mücadeleyi ilke edinmiş AK Parti Hükümetlerinin aldığı tedbirlerle bu iyileşmenin sağlandığını, dünyadaki bu işle ilgili kuruluşlar da belirtmektedir.
Değerli arkadaşlarım, AK Parti Hükümetleri başarılı olmasaydı bu üç yılda ne yapacaktık, ne yapacaktık biliyor musunuz; yerine yeni Dervişler bulup, Türkiye'ye getirip, ülke ülke dolaştırıp yüksek faizlerle borç para dilenmeye devam edecektik.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; iddialara gelince… Gensoru teklifinin gerekçelerine bakılarak, yapılan işlemlerde herhangi bir usulsüzlüğün olmadığını ilk bakışta görmek mümkün. Biraz evvel de sayın genel başkanlar, bu gerekçelerin, yetersiz olan gensoru teklifinin içerisini yine dolduramadılar; yine, birkaç noktaya takılıp kaldılar. Onları da izah etmeye çalışacağım.
Burada, TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76'lık hissesinin satışıyla ilgili olarak gerekçeye baktığımızda, birinci paragrafta, işlem nasıl yapılmış, onu tanımlıyor. Bununla ilgili söyleyecek bir şey yok; ama, buna rağmen biraz açmaya çalışalım.
Türkiye'de, konuyla ilgili herkesçe malumdur ki, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, limiti Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından belirlenen, işlemlerini 1995 yılından beri İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında, sermaye piyasası mevzuatına uygun olarak, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanuna göre yapmaktadır. 2005 yılında, bu işlemlerle ilgili parasal sınırlar 1 katrilyon TL olarak belirlenmiştir. Buna göre, ihaleye çıkışla ilgili olarak herhangi bir problem olmadığı görülmektedir. Ama, biraz evvel, sayın genel başkanlar, bu 1 katrilyon rakamını ifade ederken, sadece 2005 yılında ilk defa 1 katrilyon liralık Özelleştirme Yüksek Kurulunun bir tespit yaptığını sanki ifade etmek istediler.
V. HAŞİM ORAL (Denizli)Hayır… Hayır…
RECEP KORAL (Devamla)Bu -gerçek böyle değildir- 1995 yılından beri devam etmektedir. 2004 yılında ve 2003 yılında bu limitler zaten 1 katrilyon liraya yakındı. 2003 yılında 500 trilyonluk bir limit vardı. 2004 yılında, geçtiğimiz yılda 750 trilyonluk bir limit vardı. Otomatik olarak Özelleştirme Yüksek Kurulu 2005 yılında 1 katrilyon liraya çıkarmıştır.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)İddialara gel, iddialara!..
RECEP KORAL (Devamla)Dolayısıyla, bu, her yıl artışı ilgililer tarafından beklenen ve her yıl artırılan bir limittir. Bu da, genel olarak, bütün uygulamalarla alakalı olarak, yani, borsada yapılacak uygulamalarla ilgili olarak her yıl artırılan bir rakamdır.
HARUN AKIN (Zonguldak)Size kim bu bilgileri vermişse, yanlış vermiş.
RECEP KORAL (Devamla)Bunun ilk defa takdim ediliyor gibi yanlış algılanmasını önlemesi açısından, bu açıklama fevkalade önemlidir.
Gerekçenin ikinci paragrafında ise, Petrol-İş Sendikasının dava açtığını ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının da Özelleştirme Yüksek Kurulu kararını gizli tuttuğu iddiası yer almaktadır. Dosyayı incelediğimizde Petrol-İş Sendikasının açtığı davada 6 Mayıs 2005 tarihinde yürütmeyi durdurma isteğinin reddedildiğini, üst mahkemeye yapılan itirazın Ankara Bölge İdare Mahkemesince 25 Mayıs 2005'te tekrar reddedildiğini, ikinci kez yürütmeyi durdurma kararının 9 Haziran 2005'te yine reddedildiğini görüyoruz. Ne yani, yürütmeyi durdurma kararını mahkeme reddederken idare kendi kendine mi yürütmeyi durduracaktı?! Eğer böyle yapsaydı, sonradan faturayı idareye kim çıkaracaktı acaba?! İdarenin böyle bir faturayı göğüslemesi mümkün değildir.
Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının gizli tutulması iddiasına gelince, bunun da gerçekçi olmadığı görülmektedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı daha 28 Şubat 2005 tarihinde, yani, işlemlerin başlatıldığı tarihte Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığına ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkanlığına söz konusu nominal değerli TÜPRAŞ hisse senetlerini 3 Mart 2005 tarihinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında, toptan satışlar pazarında satmayı planladığını bildirmiştir. 1 Mart tarihinde ise, yani, 28 Şubatın hemen ertesinde, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası günlük bülteninde bu konuya, satışa ilişkin yazılar yayımlanarak, kamuoyuna gerekli duyurular yapılmıştır. Bu, mutat bir işlemdir. Zaten bunu yapmadan, bu duyuruları yapmadan böyle bir toptan satış yapmanıza gerek yok. Hem Sermaye Piyasası Kuruluna hem de İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına müracaat edilmiş 28 Şubatın hemen ertesi günü ve 3 Martta da bu satışın yapılacağı bültenlerde ilan edilmiştir. Dolayısıyla "bunu duymadım, bilmiyordum" deyip bir başkalarının bu satışla alakalı fikir yürütmesi çok yanlıştır. Bu, resmî yollardan ve mevzuata uygun bir şekilde ilan edilmiştir.
Gerekçede olmadığı halde konuşulan en önemli konu da, satış işleminin Ofer Grubunun olduğudur.
Değerli arkadaşlar, yatırım fonlarında, alıcıların, kimin hangi alıcı adına hareket ettiğini, Global Menkul Değerler AŞ'nin yatırım fonları listesine baktığınızda anlamanız mümkün değil. Yatırım fonları listesindeki alıcılar adına hareket eden bu Menkul Değerler AŞ, bu alıcılardan birileri adına hareket ediyordur. Dolayısıyla, şu anda dahi bu hisselerin nerede dolaştığını bilmek mümkün değildir. Dolayısıyla, borsada işlem yapan herkes fevkalade bilmektedir ki, bu hisseler, bir aracı şirketin portföyünde bulanan müşterilerinin biriyle alakalıdır.
Gelelim Galataport ihalesine. Galata, gerçekten -İstanbullu arkadaşlarımız çok yakinen bilir, tarihle ilgili olan arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız- tarih boyunca ticaret merkezi olmuştur. 5 inci Yüzyılda başlayan Galata'nın bu ticaret merkezi özelliği, 13 üncü Yüzyılda Cenevizlilerle devam etmiş, daha sonra 19 uncu Yüzyılda Osmanlıyla beraber fevkalade önemli bir hal almıştır ve Galata'yla birlikte Beyoğlu, Batılılaşmanın maddî görüntüsü ve odağı olmuştur. İstanbul'un tarihî ve turistik bölgesi, kültürel dokusuyla tarihin izlerini barındırmaktadır.
Haa, bu satıra, bu paragrafa niye değindim; onu da şöyle ifade edeyim: Aziz İstanbul, elli yıla yakın bir süre ihmal edilmiştir. Aziz şehrin ruhu yaralanmış, incitilmiş ve tarihî gelişimini bugünlere taşıyamamıştır. İstanbul'un sıkıntısı tüm ülkenin sıkıntısı, İstanbul'un sevinci tüm ülkenin sevinci olmaktadır. İşte, Galaport Projesi, bu zaman kaybını ortadan kaldırma projelerinden sadece bir tanesidir. Gelin, bu projeye karşı çıkmak yerine "ihale ucuza gitti" diyorsanız, bu katılanlardan 1 YTL fazla teklif verin, size Haydarpaşa Projesini hemen aktaralım.
HARUN AKIN (Zonguldak)Nasıl yapıyorsun?!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Babanın malını mı aktarıyorsun allahaşkına?!
HARUN AKIN (Zonguldak)Aktif pazarlama!..
RECEP KORAL (Devamla)Ama, mutlak surette, katılanlardan 1 lira fazla vermek kaydıyla, ucuza değil.(CHP sıralarından gürültüler)
Gensoru teklifinin birinci paragrafında…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 25 Ekim 2005