İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 101. BİRLEŞİM · SALI

Danışma kurulu önerisi

Rıdvan Yalçın

Ordu Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 101. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Haziran 2009 · 1.186 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Rıdvan Yalçın (MHP), 9 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.186 kelime.

Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2009-06-09-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

RIDVAN YALÇIN (Ordu)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, Adli Tıp Kurumunda yaşanan gelişmeler ve bilirkişilik müessesesinin incelenmesi adına Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen Meclis araştırması açılması önergesi üzerinde, aleyhte söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, aleyhinde söz aldığım araştırma önergesi çok önemli bir konuya ilişkindir. Bu konudaki fikirlerimi Adli Tıp Kurumunda çalışan, görevini layıkıyla yapan, görevinde yetkin olan insanları incitmeden anlatmaya çalışacağım ama ne kadar başarılı olabilirim bilemiyorum.

Adli Tıp Kurumu, önemli yapısal sorunları olan, varlığı, fonksiyonu, uygulamaları sıkça tartışılan bir kurum hâline gelmiştir. Ancak Adli Tıp Kurumunu toplum gündemine esas olarak taşıyan konu ise basında “Üzmez Davası” olarak yer alan on dört yaşında bir kız çocuğu ile ilgili yaşanan süreç ve verilen rapor olmuştur. Kurumdan cinsel saldırıya maruz kalmış bir kız çocuğu için “Ruh ve beden sağlığı bozulmamıştır.” şeklinde verilen rapor neticesi şüpheli tahliye edilmiş, toplumda infial uyanmış ve bir kurul üyesi önemli iddialar ortaya atarak Kurumdan istifa etmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi ise dördüncü kez muayene edilen bu kız çocuğu için aynı kurumdan, aynı kuruldan ruh ve beden sağlığının bozulduğuna ilişkin bir rapor verildiğini hep birlikte takip ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey nasıl olabilir? İlk verilen rapor için toplumda nasıl kuşkular uyanmışsa, bu raporun nasıl baskılar altında verildiğine ilişkin iddialar gündeme gelmişse bu ikinci rapordan sonra da en azından zanlı tarafından bakanlar için bu raporun da şaibelerle dolu olduğu iddia edilecektir. Böyle bir olayın olması en başta Adli Tıp Kurumunu yıpratmıştır. Kamuoyundaki olan infiale göre ya da kamuoyu baskısına göre farklı raporlar verebilen bir kurum hâline gelmiştir Adli Tıp Kurumu.

Değerli arkadaşlarım, bir şeyi daha burada ifade etmek istiyorum: Üzmez olayı medyatik bir olay olmasaydı, kamuoyunda gündeme gelen bir olay olmasaydı, birtakım sivil toplum kuruluşları bu konunun üzerine gitmeseydi bu Adli Tıp Kurumu raporu dosyaya girecek ve bu rapor doğrultusunda işlem yapılacaktı. Bu nasıl bir haksızlıktır? Benzer durumda olan birçok insan için böyle bir yol açılmamışken kamuoyunda oluşan baskılar neticesi Adli Tıp Kurumunun güvenilirliğini tartıştıran bir durum ortaya çıkmıştır.

Sayın milletvekilleri, bu raporla ilgili olarak Kurum içerisindeki rahatsızlığını ifade edip istifa eden Doçent Doktor Ayten Erdoğan neler söylemiştir, birlikte bakalım: “Ben, Kayseri'nin bir köy lisesinden mezun olan, öğretmen bir babanın 7 çocuğundan biriyim. Çocuklarının hepsini üniversite okutan bir babanın kızıyım. Kendimi kardelenler olarak görüyorum.

Üniversite, lise hayatımı devlet bursları ile geçirdim ve bu nedenle devlete ve halkıma borcum var. Meslek hayatım boyunca hep doğruyu yapmaya, dürüst olmaya çalıştım ve böyle yetiştirildim.

Adli Tıp Kurumuna girmem tesadüfen oldu. Üç buçuk yıl önceydi, uzmanlığımı aldıktan sonra özel bir hastanede çalışmaya başladım. Yirmi beş yıllık hekim olarak hep devlet kurumlarında çalışmıştım ve doyurucu olmadığını hissettiğim özel sektörden sıkıldım. Bakanlığa başvurumun ardından Adli Tıp Kuruluna atandım. Kuruldaki ilk görevim raportörlüktü ve altı ay bu şekilde çalıştım.

Altı aylık dönemde kuruldaki tüm eksiklikleri gözlemledim ama sadece raportör olduğum için muayeneler yapmama izin verilmedi. Ben gelen kişilere bakamadım. O zamanki yetkiliye çıkarak ‘Biz 25 uzman olarak kurula atandık ve diğer arkadaşlar muayene yapıyorlar ama ben yapamıyorum.’ dedim. Bu durum Kurul Başkanına aktarılmış ve bana bir muayene verildi. Muayeneyi yaptıktan sonra kaşeyi bastım ama bana sadece 'bakacaksın' dendi; ilginçti. Eksiklikleri gördüm...

Daha sonra Zonguldak Üniversitesinde göreve başladım ve doçentliğimi bir buçuk yıl sonra aldım. Kurulda geçirdiğim süre tesadüf değildi ve orada misyon üstlenmem gerekiyordu. Ben tekrar atama istedim ve kamuoyunun yakından bildiği olay o anda meydana geldi. Benden önce Çapa’dan başka bir çocuk psikiyatristinin atanması olacaktı ama gerçekleşmedi. Ben atama için kimseyle de görüşmedim. Ayrıca, davayla da herhangi bir ilgim yoktu, sadece basından takip ediyordum ancak çocukların mağduriyetini biliyordum.

6. İhtisas Kurulunda göreve başladım. Çocuklar için uygun ortamı sağlarım diye düşündüm ve mücadele ettim. Dört ay boyunca doğruyu yapmak uğruna taviz vermedim. ‘Uyumlu ol’ mesajları verildi. ‘Bir şey değiştirmeye çalışma’ mesajları aldım. Örneğin, çocukların 7 kişinin önünde muayene edilmesine karşı çıktım.

Konunun uzmanı olmayan kişiler suçlayıcı sorular soruyorlardı. Çocuklar ağlıyor, kendilerini yerlere atıyorlardı. Buna izin veremezdim. Çocuğu korumam gerekirken taciz eden konumuna düşüyordum.

Tüm dünyada; Avrupa ve Amerika’da nasıl muayene edildiğini araştırdım. Avrupa’daki yetkililerle görüştüm, kongrelerde konuştum. Görevim sürerken aksaklıklarla ilgili pek çok dilekçe yazdım. Bazıları işleme sokulmadı, bazılarına da cevap verilmedi. Orada yaşanan sorunların üstlere, yani Adalet Bakanına, Başbakana, Cumhurbaşkanına iletildiğini sanmıyorum.

Bas bas bağırdım ve yanlışlıkları söyledim. Tek bir çocuk psikiyatristi vardı ve tüm Türkiye’den görüş alınması gereken dosyalar geliyordu. Bazı vakalarda 2011'e tarih veriliyor.

Dört aylık dönemde bin çocuk gördüm. Eski Kurum günde 70 çocuğa bakıyormuş. Bir kişi günde 10-12 kişiye bakabilir. Adli vakalarda bu sayı daha az oluyor. Sayıyı, her gün, 12 çocuk ve 5 yetişkin olarak belirledik. Ama bu sayılar aşılıyor, günlerce saat sekize kadar bakmaya devam ediyordum. Benim isteğim dışında eklenen kişiler de geliyordu. Gece de kalmayı teklif ettim... “

Değerli arkadaşlarım, şöyle devam ediyor Doçent Doktor: “Dosyayı günlerce inceledim. Bütün diğer vakalarda olduğu gibi kurula çıkmadan bir hafta önce 6. Kurulda vakayı görüştük. Orada kurul üyeleri ‘Sen bu konuda uzmansın, ne düşünüyorsun?’ dediler. ‘Ruh sağlığı bozulmamış kararı veren üstler var. Benim aynı fikirde olma zorunluluğum olmadığı için konuşmayayım’ dedim. Çok ısrar ettiler, fikirlerimi paylaşmam da gerekiyordu zaten. Ben de vakayı görmediğimi ama dosyayı incelediğimi ve ‘ruh sağlığının bozulması gerekiyor’ sonucuna vardığımı söyledim. ‘Kendisini de görmek gerekir ama soruyorsanız bozulmamıştır’ dedim.”

Değerli arkadaşlarım, bu mülakat daha da devam ediyor. Burada söylemek istediğim şey özetle şudur: Türkiye’de en önemli kurumlardan, bir teknik kuruldan baskı gördüğü için istifa eden bir doçent doktorun ifadeleridir bu ifadeler. Cinsel istismara maruz kalmış çocuklarımızın hangi şartlar altında rapora götürüldüğü, incelendiğinin çok çarpıcı açıklamalarıdır.

2 tane kız çocuğu babası olarak bu satırları okurken benim de ruh sağlığım bozuldu. Bu çağda, bu yüzyılda Türkiye böyle bir ayıba daha fazla katlanmamalıdır değerli arkadaşlarım. O açıdan, ben, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilmiş bu önergeyi çok önemsiyorum.

Değerli arkadaşlar, söz almışken bir hususu daha ifade etmek istiyorum. Burada kamuoyu hep bu konuyla ilgili verilen raporu tartıştı. Rapor verilen, aleyhine ve lehine rapor verilen kişinin ideolojik kimliğini tartıştı, ideolojik kimliğiyle ilişkili olan konuları ve kimseleri tartıştı. Oysa bu tartışmada bana göre en çok yer alması gereken bir husus vardı, o da şu:

Değerli arkadaşlar, bir cinsel saldırının bir insanın ruh sağlığını bozup bozmadığına göre bir artırım nedeni nasıl olur? Bunu hiç kimse tartışmadı. Nasıl bir çocuk olabilir ki kendisine karşı yapılan bir cinsel saldırıdan rahatsız olmasın, bu cinsel saldırı sebebiyle ruh ve beden sağlığı bozulmasın? Bu nasıl kabul edilebilir? Yani bir cinsel saldırının bir insanın ruh sağlığını, beden sağlığını bozup bozmayacağını tartışmak abesle iştigaldir. Her cinsel saldırı gerek çocuk olsun gerek yetişkin olsun mutlaka o kişide ruhsal ve bedensel travmalar yapmaktadır. Böyle bir kriterin Ceza Kanunu’nda yer alması bana göre son derece yanlış ve son derece sakıncalıdır. Bu konu gündeme gelmişken işin bir de bu boyutunu tartışmanın doğru olacağını düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlar bu konuyu bir şekilde gündeme getirmiş oldular, biz de fikirlerimizi ifade ettik. fakat burada yalnızca “Adli Tıp Kurumunda neler oluyor”u tartışmak, bunu araştırmak bana göre yetmez. Burada bir hukuk hatası da yapılmaktadır. Bildiğimiz gibi, adliyeler Anayasa’daki pozisyonlarına göre bağımsızdır, tarafsızdırlar. Adli Tıp Kurumu Kanunu’nda Adli Tıp Kurumuna verilen görev ise, hâkimliklerin, savcılıkların kendisinden teknik görüş alabileceği bir bilirkişi kurumu olarak öngörülmüştür ve kuruluş kanununda da Adalet Bakanlığına bağlı bir kurum olarak tanımlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIDVAN YALÇIN (Devamla)Bitiriyorum efendim.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 9 Haziran 2009

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook