İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Rıdvan Yalçın

Ordu Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 34. Birleşim · 5. yasama yılı · 16 Aralık 2010 · 1.105 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Rıdvan Yalçın (MHP), 16 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.105 kelime.

Rıdvan Yalçın (MHP, Ordu). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ridvan-yalcin-23-2010-12-16-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekilleri, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçesi üzerinde konuştuğum kurumlar yalnızca gelir gider hesabıyla, ekonomik imkânlarıyla, bütçe imkânlarıyla değerlendirmelerden çok daha öte, çok daha geniş bir bakış açısını gerektiren, insani boyutu en yüksek noktada olan kurumlardır.

Söz konusu olan çocuk olunca, özellikle bakıma muhtaç çocuk olunca, yardıma muhtaç çocuk olunca, kimsesiz çocuk olunca, yaşlı olunca ve dezavantajlı kesimler arasında yine önemli bir yer tutan özürlüler olunca, hepimizin, her birimizin sözlerimizi bir daha seçerek kullanmasının faydalı olacağı inancındayım.

Artık modern dünyada enflasyon oranından, faiz oranlarından, borsa endeksinden ya da kişi başına düşen millî gelir kriterlerinden çok daha önemli bir medeniyet kriteri gelişmiştir ki o da dezavantajlı kesimlere, çocuğuna, yaşlısına, özürlüsüne gösterilen ihtimam bir medeniyet ölçüsü, bir medeniyet kriteri hâline dönmüştür. Üzerinde konuştuğum kurumlar da sıfır yaş ve ölüme kadar geçen süre içerisinde dezavantajlı kesimlerle ilişkili çok önemli hizmetler veren kurumlar olmuşlardır.

Değerli milletvekilleri, her geçen gün önemi artan kurumlar, her yönüyle aslında bir sorunlar yumağı olarak karşımızda durmaktadır. Her şeyden evvel ülkemizin sosyal yardım politikalarını bir gözden geçirmeye ihtiyaç olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bir “yardım” kelimesi bir defa incitici bir kavramdır, bunun yerine bir “hak” kelimesinin kullanılması gerekir, bu, anayasal bir haktır. insani bir haktır. Bunun yerine bir oy avcılığı sistemini benimsemiş olmak, bize göre bu iktidarın yaptığı en önemli hatalardan birisi olmuştur. Yardımların bir sistemi yoktur, ciddiyeti yoktur, kim, hangi kurumdan, hangi miktarda yardım almaktadır, bunlar belirsizdir ve bu sistemsizlik içerisinde ne yazık ki ülkemizin çok önemli kaynakları heba olup gitmekte ve gerçek hak sahiplerine ulaşmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, aynı dağınıklık Sosyal Hizmetler de yansımış bulunmaktadır. Aynı çatı altında bile olsa kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği her hâliyle göze çarpmaktadır.

Değerli milletvekilleri, korunmaya muhtaç, kimsesiz, suça itilen, istismar edilen çocuk meselesi bir kanayan yara olarak ülkemizin gündemini meşgul ediyor. Birçok kez soru önergeleriyle gündeme getirmiş olmama rağmen, bir cevap alamıyorum.

Değerli milletvekilleri, sizler Ankara’da, Türkiye’mizin başkentinde şu kış günü kırmızı ışıkta durduğunuzda size zoraki mendil satmaya çalışan ya da dilencilik yapan, sırtındaki çocuğunu şu kış soğuğunda istismar eden insanlara rastlamıyor musunuz? Bunlar sadece muhalefet milletvekillerinin mi önüne çıkıyor, doğrusu merak ediyorum. Cuma namazı çıkışlarında en az 8-10 tane çocuğun bir kadının sırtında ya da kucağında şu soğuk kış şartlarında bir dilenme aracı olarak kullanıldığına sadece biz mi şahit oluyoruz, doğrusu anlamakta zorluk çekiyorum. Türkiye'nin başkentinde, bu çağda, bu görüntülerin bu milletin büyüklüğüne yakışmadığı inancındayım. Bunun için, bu çocuklarımızdan esirgenen ihtimamın kurumlardaki çocuklara gösterildiği hususunda da ciddi şüpheler taşımaktayım.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, İstanbul’da beş yaşında bir mendilci çocuk rakiplerinin bölgesinde mendil sattığından darp edildi ve hayatı zor kurtuldu. Geçen hafta ilginç bir olay yaşandı. Ordulu bir hemşehrim -zihinsel özürlü- İstanbul’da kırk yıl dilendirildikten sonra ailesi tarafından tesadüfen bulunup bu çetenin elinden kurtarıldı. Ne yazık ki, bu kötü görüntüler bu yüzyılda ve bu yıllarda ülkemizde yaşanabiliyor.

Bir de kayıp çocuklar meselesi, çocuk işçiliği ve çocuk istismarı meseleleri de önemli çocuk sorunları olarak karşımızda bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, bütün bunlar yanında, burada klasik, alışılmış bir bütçe görüşmesi yapmak ya da önceki yıllarda yapılmış konuşmalardan derlemeler yapmak yerine önemli bulduğum birkaç hususu hem Sayın Bakanın hem sayın milletvekillerinin gündemine getirmeyi arzu ediyorum.

Bir defa, değerli milletvekilleri, her şeyden evvel bir çocuk ailesi ekonomik yoksunluk içerisinde diye asla ailesinden ayrılmak zorunda kalmamalı, asla yetiştirme yurtlarına sırf ailesinin ekonomik imkânları eksik diye ailesinden ayrı ve dezavantajlı kabul edilen şartlarda yaşamaya zorlanmamalıdır. Hiçbir ana baba, akıl sağlığı yerinde olan hiçbir ana baba, sırf ekonomik imkânları yetersiz diye canının parçası olan evladını bu yurtlara vermek zorunda kalmamalıdır. Bu, bir insanlık ayıbıdır. Son zamanlarda Kurumun bu minvalde çalışmalarından haberdarım ama hem bir mevzuat eksikliğinin yaşandığını, zaman zaman istismarların olduğunu da gözeterek bu konudaki çalışmaların çok daha yaygın ve bir ciddiyet içerisinde sürdürülmesinin önemli bir eksiklik olduğu inancındayım.

Değerli milletvekilleri, devlet katında Kurum sakini çocuklar ile Kurumda sürekli kalan çocuklar ile suça bulaşmış, suça itilmiş, nasıl tanımlarsanız tanımlayın, suçun mağduru ya da faili olan çocukların aynı kurumda kalmaya zorlanması kadar büyük bir hata olamaz. Bugün Kurum görevlilerinden aldığım bilgilere göre de en büyük problemlerden bir tanesi budur. Sayın Bakanım, istirham ediyorum, adli kurumlar özellikle suça maruz kalan ya da suça itilen çocukları kurumlardaki kurum sakini çocuklarla aynı kurumlarda kalacak şekilde kararlar veriyor. Ortada bir kurum eksikliği var. Bunu taş atan çocuklar meselesinde de Komisyonda Sayın Genel Müdürümüzün de olduğu atmosferde de defalarca ifade etmiştim. Bu kategorideki çocuklar yaşam tarzları itibarıyla disiplinden hoşlanmıyorlar, birçoğu ne yazık ki madde bağımlısı ve Kurumda kalan, Kurum sakini olan ve henüz dış dünyanın riskleriyle yeterince tanışmamış çocuklar üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler bırakıyorlar. O sebeple mutlaka devlet bu sorunun farkında olup, yeni bir kurum oluşturmalıdır diye ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakandan özellikle bir hususta istirhamda bulunmak istiyorum. Biz ilimizde, Ordu’da -ki, muhtemelen her milletvekilimiz de yaşıyor- özellikle dinî bayramlarda, şehir protokolü bayramlaştıktan sonra Çocuk Esirgeme Kurumundan başlayan bir ziyaret trafiği yaşanıyor ve burada, arkadaşlar, o Kurumda kalan çocuklar âdeta gelen heyete, resmî heyete şirinlik yapmaya zorlanır gibi bir seremoni içerisinde bulunuyorlar. Bu çocukları diğer çocuklardan farklı insanlarmış gibi bir komplekse sokmanın ya da içinde bulundukları trajediyi onların yüzüne vurmanın, üstelik bütün bunları basın önünde, reklam kokan bir fotoğraf içerisinde yapmanın ben insanlığa yakışmadığı inancındayım. Sayın Bakanım, lütfen bu uygulamaya engel olun. Bunun için bir yasal düzenleme mi gerekir, bir genelge mi gerekir bilemiyorum ama “Bu çocuklarımızı bu rencide edilmişlikten lütfen kurtarın.” diye, özellikle sizden istirhamda bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Kurum içerisinde en önemli problemlerden bir tanesi de personel hususunda yaşanıyor. Kurumun nitelikli personele ihtiyacı varken, her geçen gün uzman personel azaltılırken, bu İktidarın KPSS’de kazanamayan, memur yapılamayan yandaşlarını bir şekilde kamu kurumlarına yerleştirme stratejisine dönüşmüş taşeronlaşmanın da en somut örneklerini burada yaşıyoruz. Sayın Bakanım, Türkiye’de belki kapısından içeriye -sıfatı ne olursa olsun- niteliksiz, özel eğitimden geçmemiş bir insanın girmemesi gereken tek kurum varsa burası. Bu kurumlarda kalan yaşlılar, özürlüler ve çocuklar, tabii olarak yaşadıkları hayatın sonucu olarak birtakım davranış bozuklukları da göstermeye müsait durumdalar. Bu kurumlara siz yetişmemiş eleman gönderirseniz, gerekli nitelikleri taşımayan elemanlar gönderirseniz, ne yazık ki basına da yansımış olduğu üzere, şiddet olaylarıyla, ne yazık ki yüz kızartıcı cinsel istismar olaylarıyla karşılaşırız. Basından taradım, maalesef devlet, kendi uhdesine teslim edilmiş çocukların iffetini koruyamaz duruma düşmüştür ve bu eylemleri yapanlar -tabii ki bütününü suçlamıyorum ama- genelde, taşeron olarak çalıştırılan insanlardan neşet eden eylemlerdir. Bu konudaki tutumunuzu bir kez daha gözden geçirmenizi istirham ediyorum.

Sürem maalesef kalmadı.

Değerli milletvekilleri, Kurum çalışanları Başbakanlık personeli olmasına rağmen, o sıfattan doğan sosyal haklara sahip olmamanın da üzüntüsü içerisindeler. Bu konuda da bir çalışma beklediğimizi ifade ediyor, bütçelerin hayırlı olması dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

78 konuşma daha · 16 Aralık 2010

78 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook