İş kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı; trabzon mv.cevdet erdöl ve 2 mv. ile şanlıurfa mv.ramazan başak'ın çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifleri (s.s.:224)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 105. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Mayıs 2008 · 1.219 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sacid Yıldız (CHP), 15 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI; TRABZON MV.CEVDET ERDÖL VE 2 MV. İLE ŞANLIURFA MV.RAMAZAN BAŞAK'IN ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFLERİ (S.S.:224)); konuşma 1.219 kelime.
Sacid Yıldız (CHP, İstanbul). “İş kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı; trabzon mv.cevdet erdöl ve 2 mv. ile şanlıurfa mv.ramazan başak'ın çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifleri (s.s.:224)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 15 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sacid-yildiz-23-2008-05-15-is-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-tasar (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA SACİD YILDIZ (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 224 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan evvel, bugün Ankara’da Çubuk’ta bir iş yerinde olan patlama sonucu ölenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Ayrıca yaralılara da acil şifalar diliyorum.
Gene, bugün Hava Şehitlerini Anma Günü; bu vesileyle hava şehitlerimizi ve diğer tüm şehitlerimizi de rahmetle anıyorum.
Değerli milletvekilleri, istihdama ilişkin sorunlar, ülkelerin sosyoekonomik yapıları ve gelişmişlik düzeylerinin farklı olması nedeniyle her ülkede değişik şekilde görülmesine rağmen tüm ülkelerin gündeminde öncelikli sorun olarak yer almaktadır. Üretim, işsizlik, istihdam; bunlar öncelikli sorunlar olarak bütün ülkelerde yer almaktadır. Ülkemizde de aynı sorun öncelikli olarak tartışılmaktadır.
Tartışmanın boyutu Hükûmetin sunduğu tasarıyla farklı bir hâl almaktadır. Üzerinde konuştuğumuz ve kamuoyunda “istihdam paketi” olarak adlandırılan bu tasarı, AKP Hükûmetinin emeğin değil, sermayenin yanında olduğunu göstermektedir. Ülkemizde nüfus artış hızının yüksek, sermaye yatırımlarının istenen düzeyde gerçekleştirilememesi, siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar, rekabet ortamının ortaya çıkardığı nitelikli iş gücü ihtiyacı gibi nedenlerden dolayı işsizlik ve istihdam sorunu baş göstermektedir.
Nüfus artış hızı, iş gücü artış hızını belirleyen temel değişkendir. İş gücü arzındaki artış hızı, doğrudan doğruya nüfus artış hızıyla ilgilidir. Nüfus, Türkiye’de, Avrupa ülkelerine göre hızla artmaktadır. Bu nedenle nüfusun önemli bir bölümünü genç yaş grubu oluşturmaktadır. Nüfusun genç yapıda olması, iyi kullanıldığı takdirde bir avantaj gibi görülmektedir veya olabilmektedir. Sosyoekonomik şartların iyi olduğu bir ülkede genç nüfus dinamik bir kalkınma gücüdür.
Nüfus artışı aynı zamanda bir taraftan çalışma çağındaki nüfusu, diğer taraftan iş gücüne katılan nüfusu artırmaktadır. Her yıl sınırlı olarak artan istihdam olanaklarına karşın daha fazla artan iş gücü, işsizliğin sürekli artmasıyla sonuçlanmaktadır. Tüm bunlara karşın Sayın Başbakanın en az 3 çocuk açılımı oldukça düşündürücüdür. Bu haftaki grup konuşmasında da Sayın Başbakan “3 değil, belki 5-6 olmalı.” dedi. Eğer çok çocuklu kalkınma olsaydı Avrupa ülkelerinin veya gelişmiş ülkelerin çoğunda bu kadar kalkınma olmazdı veya bizim ülkemizde Doğu ve Güneydoğu’da da kalkınma daha fazla olurdu çok çocuk olsaydı eğer.
Gene bu istihdam paketinde görülmektedir ki, genç çalışanları, on sekiz-yirmi dokuz yaş arası çalışanları, aynı zamanda kadınları özendirici bir tedbir var. Şimdi “Kadınların istihdamını artıracağız.” diyoruz, bir taraftan da beş altı doğum yapsın diyoruz. Ben hekim olarak söylüyorum, emzirme dönemi var, hamilelik dönemi var, nasıl istihdama katkıda bulunacak bu kadar çok çocukla kadınlar, bunu da anlamak mümkün değildir. Sosyolojik olarak geri kalmış ülkelerin nüfuslarının çoğunlukla genç nüfus olduğu bilinmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde istihdamda iki büyük sorun vardır: Biri, eskiden bu yana birikerek gelen işsizlik, diğeri ise çalışma hayatına yeni giren gençleri tehdit eden istihdama dönük sorunlardır. Ne yazık ki Türkiye’de iş gücüne katılma oranında düşüş olduğu için toplam istihdam da bir türlü artmamaktadır. İstihdamın artması için yatırımların da artması gerekmektedir. Tabii birtakım yararlı şeyler de var istihdam paketinde; olumlu şeyler de var, onları da şimdiden belirtmek istiyorum.
Özellikle bizim gibi ülkelerde kalkınmanın sağlanabilmesi için yatırımlara bütçeden ayrılan payın artırılması gerekmektedir. Ayrıca, yatırımın artması isteniyorsa, istihdam üzerindeki ağır vergi yükü yeniden düzenlenmelidir. İstihdam yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir konudur. Ülkemizde bu konu bir sorun hâline getirilmiştir. AKP Hükûmeti kendini her ne kadar yoksul halkın partisi gibi göstermeye çalışsa da çıkarılan yasalar bunun böyle olmadığının açık göstergesi olmuş, yoksulluk artmış, işsizlik sorunu büyümüştür. İstatistikler de göstermektedir ki, işsizlik gittikçe artmaktadır. Şu an üstünde konuştuğumuz kanun tasarısı da bunun yeni bir göstergesidir.
Yanı başımızda, Tuzla’da bu tip olaylar yaşanıyorken ve birçok insanımız iş güvenliği eksiklikleri nedeniyle hayatlarını kaybediyorken hekim bulundurma zorunluluğunu ortadan kaldırmak -pakette iş yerinde hekim bulundurma zorunluluğu ortadan kaldırılıyor- ve bunun yerine işvereni hizmet almaya yönlendirmek, işçiyi kapitalizmin insafına terk etmek demektir.
Benzer bir uygulama İşsizlik Fonu’nun düzenlenmesiyle de getirilmektedir. İş gücü maliyetleri resmen kamulaştırılmaktadır. Yani işverenin ödemesi gereken paylar devletin sırtına, hazineye yüklenmektedir. Madem böyle bir düzenleme yapılacaktı… Hazinede büyük yük var diye, hazinenin yükü azalsın diye Sosyal Güvenlik Yasası reform şeklinde getirildi, ama şimdiki bu düzenlemeyle de hazineye yük bindirilmektedir. Hükûmet sosyal güvenliği devletin sırtında hem yük olarak görüyor hem de sermayeyi kurtarmak için iş gücü maliyetini üstleniyor. Bu tutarsızlığı anlamak olanaklı değil.
Hükûmetin tutarsızlıkları sadece bununla da kalmıyor. Bakınız, yıllarca hekimlik yapmış bir arkadaşınız olarak başka bir noktaya işaret etmek istiyorum: 4857 sayılı Kanun’un 81’inci ve 82’nci maddeleri birleştirilmekte ve bu yolla 82’nci madde yürürlükten kaldırılmaktadır. Tasarıda düzenlenen 81’inci madde, iş güvenliğiyle ilgili, görevli mühendis ve teknik elemanlarla ilgili 82’nci maddeyi de içermektedir.
Yine tasarıya göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı özel bir eğitim ile iş sağlığı ve güvenliği konusunda uzman personeli daha yetkin hizmet verebilmesi için belgelendirecektir. Bu belgelendirmede Sağlık Bakanlığının, Türk Tabipler Birliğinin, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin görüşleri de alınacaktır.
Gönül isterdi ki bu yasa Meclise gelmeden evvel de tüm sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınsın. Mesela Türk Tabipler Birliğinden görüş alınmadığını belirttiler. DİSK’ten tam görüş alınmadı, iki gün evvel oraya verilmiş. Ama Sayın Başbakan “Bu dönemde bütün kanun tasarılarında sivil toplum örgütlerinin katkısını ve görüşlerini alıyoruz, desteklerini de alıyoruz.” dedi. Fakat Sosyal Güvenlik Yasası’nda da -daha evvel de belirtmiştim- Meclise geldikten sonra Ekonomik ve Sosyal Konseyde görüşülüyor. Yani önceden bir görüş alma da doğru değil arkadaşlar.
Değerli milletvekilleri, iş yerinde çalışan işçilerin sağlığının korunması için getirilmeye çalışılan hükümler iş yerinde sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle tasarının tüm maddeleri büyük bir titizlik içinde incelenmelidir. Bizim itiraz ettiğimiz noktalardan bir diğeri, bu tasarının işverenin işçisinin sağlığını koruma yükümlülüklerinden bazılarını ortadan kaldırmasıdır. Şüphesiz her işveren aynısını yapmayacaktır, fakat tasarıyla iş yerinde hekim bulundurulması zorunluluğu ortadan kaldırılmaktadır. Bunun yerine dışarıdan hizmet alma yoluyla işçi sağlığının sağlanabileceği düşünülmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yanı başımızda, Tuzla’da bu tip olaylar yaşanıyorken ve birçok insanımız iş güvenliği eksiklikleri nedeniyle hayatlarını kaybediyorken hekim bulundurma sorumluluğunu ortadan kaldırmak ve bunun yerine işvereni hizmet almaya yönlendirmek işçiyi kapitalizmin insafına terk etmek demektir. 1982’den sonra özellikle Turgut Özal iktidarı döneminde verilen devlet teşviki tersanelerde işçi olarak çalışan ustaların daha sonra kendi ekibini yanına alarak yüzlerce taşeron firmanın kurulmasına ve yeni rant kapılarının açılmasına yol açmıştır. Bu tasarıda alt ve üst işveren düzenlemesi getiriliyor, o olumlu, ona olumlu olarak bakıyoruz, onu da belirteyim buradan. Böylelikle işçi sağlığı ve iş güvenliği ufak işletmelerin insafına bırakılmıştır.
Görüşmekte olduğumuz tasarıda sağlık hizmetini dışarıdan alma teşvik edilmektedir. Dışarıdan hizmet almak yerine bu hizmetin yerinde verilmesi gerekmektedir. Böyle bir uygulama iş yeri hekimliğinin yasal zeminine de daha uygundur. Kâr amacıyla kurulmuş özel sağlık ve güvenlik işletmelerinin teşviki iş sağlığı ve güvenliğini olumsuz etkileyecek, iş yeri maliyetini artıracaktır. Hekimin o iş yerinde sürekli bulunması ve birtakım sorunlara yerinde tanık olması gerekir.
Ülkemizde yapılan bazı araştırmalara göre iş kazalarının ve meslek hastalıklarının en çok görüldüğü alan küçük ve orta ölçekli işletmelerdir. İş yeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, iş yeri hemşiresi görevlerini yerine getirirken iş yerinde sürekli bulunması gereken kişilerdir. Bu hizmetler danışmanlık hizmetlerinden farklıdır, aktif, eylemli biçimde iş yerinde yürütülecek hizmetlerdir. Bu nedenle iş yeri hekimi, işçilerin yaşamlarının önemli bir bölümünü geçirdikleri çalışma ortamının özelliklerini iyi bilmeli, iş kazalarının ve iş hastalıklarının önlenmesi için yürütülen çalışmaların içinde doğrudan bulunmalıdır. Yani, iş yeri hekiminin, kurum ya da işletmenin mevcut personeli olmasının daha doğru olacağını göstermektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı, sadece içerik olarak değil biçim olarak da sorunlar taşımaktadır. Böyle bir tasarının hazırlanmasında konuyla ilgili -daha evvel de belirtmiştim- tüm sosyal tarafların görüşlerinin alınması uygun olurdu. Fakat, ideal olmamasına rağmen tasarıda -dediğim gibi- olumlu yönler de vardır. İş Kanunu gibi toplumsal bir konuda Hükûmetin daha hassas davranması gerekirdi.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
41 konuşma daha · 15 Mayıs 2008