Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Manisa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 94. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Nisan 2010 · 1.063 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Şahin Mengü (CHP), 25 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 1.063 kelime.
Şahin Mengü (CHP, Manisa). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2010-04-25-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başkan, hayatının otuz beş yılını hukuka adamış bir meslek adamı olarak sizin bu Parlamentoyu -üzülerek söylüyorum, bir meslektaşım olmanızdan da üzülerek söylüyorum- tarafsız yönetmediğiniz bilinci altında bu konuşmayı yapacağım. Saygılar sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, çerçeve 17’nci madde, yani Anayasa Mahkemesinin kuruluşunu düzenleyen Anayasa’nın 146’ncı maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu Anayasa değişikliği için bizlerde olan yaygın inanç, kabul ederseniz etmezsiniz: Bu Anayasa’nın bir hukuku, yargıyı ele geçirmek mantığı içinde olduğu ve bunun için bir Anayasa Mahkemesini şekillendirmek olduğu. Anayasa Mahkemesinin şekillendirilmesinin iki temel nedeni var. Bu söyleyeceklerimi kendim herhangi bir şeyde inanç veya his olarak söylemiyorum, yapılmış konuşmalardan, gerek basına yansımış gerekse Genel Kurul tutanaklarına yansımış konuşmalardan aldığım, tespit ettiğim, çıkartabildiğim şeyleri söyleyeceğim. Bu bir ele geçirme, bir yönlendirme, yani Anayasa Mahkemesini yeniden dizayn etmedir. Neye göre dizayn etme? Yüce Divana göre dizayn etme. Neye göre dizayn etme? Herhangi bir şekilde sizin İktidarınız zamanında veya sonradan siz muhalefetteyken bu Anayasa Mahkemesine muhalefetin gitmesi veya sizin muhalefetteyken gitmeniz hâlinde kararların hep lehinize çıkması mantığı içinde olduğu için bu inancın içindeyim. Bunu durup dururken söylemiyorum.
Sayın Bülent Arınç’ın 2 Mayıs 2005’te gazetelere yansıyan bir konuşması var. Bir kere hukukçu olarak hayatta hiç duymadığım bir cümleyi okuyacağım size. Burada Anayasa profesörleri de var. “Her birisi egemenlik haklarını Meclis adına kullanır organların.” Bir tane hukukçu varsa hayatta bana bunu söyleyebilecek diplomamı yırtacağım. Yani, yargı egemenliğini Meclis adına kullanırmış. Burada.
Arkasından başka şeyler var. Bakın okuyayım: Anayasa Mahkemesiyle ilgili düzenlemeyi değiştirmeyi kaydediyor;” o mühim değil. “Üye sayısını değiştirebiliriz.” Olur. “Görev sahasını değiştirebiliriz.” Nedir, belli değil. “Yüce Divan yetkilerini Anayasa Mahkemesinden alırız. Her yasanın Anayasa Mahkemesine gitmesini engelleyebiliriz. Her şeyi yapabilirim, ben Meclisim. Anayasa Mahkemesi bir kanun iptal ederken kendi bir kanun koyucu değildir.”
Ondan sonra, geliyor: “Ben yasama organı olarak istediğim yasa değişikliğini yaparım; istediğim yasağı koyarım, istediğim yasağı kaldırırım.”
Şimdi, o tarihte Sayın Arınç Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve sizin partinizin de çok üst düzey görevlilerinden, yetkililerinden biri. O bakımdan, bunlara baktığınız zaman, o sizin bize “Niyet mi okuyorsunuz?” dediğinizi anlayabilmek için, bu niyeti okumaya lüzum yok; bu yazıyı okuduğunuz zaman zaten niyet ortaya çıkıyor.
Yapılan değişikliğe baktığınız zaman, nedir yapılan değişiklik? Bu değişiklik, Anayasa Mahkemesinin üye sayısını, yani 11 asıl, 4 yedek olan bugünkü yapıyı 17 kişiye çıkartmak. Baktığınız zaman, belki size göre çok mantıki gelebilir. Nedir o düzenleme? Bu 17 üyenin -yeni getirilen taslakta- 3 tanesinin Meclis tarafından seçilmesi, o da salt çoğunlukla falan değil basit çoğunlukla seçilmesi, geri kalan 14 üyenin 4 tanesini Sayın Cumhurbaşkanının doğrudan seçmesi -hiç kimse kendini kandırmasın- geri kalan 10 tanesini de, dolaylı şekilde, Cumhurbaşkanı kimi istiyorsa ona göre dizayn edecek bir seçim sistemi getirilmiş. Burada çok detayına girmek istemiyorum yani yok işte, o oy sistemiymiş, bu oy sistemimiymiş ama sistem bu.
Tabii, bu getirdiğiniz sistem niye böyle gelmiş? Çünkü… Arkadaşlarımızın, Adalet ve Kalkınma Partili saygıdeğer milletvekillerinin elimde Meclis tutanaklarına geçmiş konuşmaları var.
Sayın Kuzu, sizin için belki bir daha dinlemek olacak. Bunu bundan evvel de anlatmıştım ben.
Bakın, 18 Aralık 2003, Sayın Musa Sıvacıoğlu, kendisi savcılıktan gelme meslektaşımız: “Üyelerin Cumhurbaşkanınca atanması kuvvetler ayrılığı ilkesi, yargının tam bağımsızlığının sağlanması amacı ve hukuk devleti geleneğine ters düşmektedir.” Bunun altına her hukukçu imza atar, doğru.
Hakikaten hukukçuluğuna saygı duyduğum bir başka AKP Milletvekili, bayağı hukuk mantığı çok güçlü çalışan bir arkadaşımız, Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat. O, 7 Ocak 2003 Salı günü aynen söylüyor: “Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin başı olarak yargı yılının açılışında yapmış olduğu konuşmaları, aslında, dikkatle takip edilmelidir, bir kez daha irdelenmelidir. Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa’mızda yer alan Cumhurbaşkanlığına verilmiş olan yetkilerin parlamenter sisteme uygun olmadığını, bu yetkilerin daraltılması gerektiğini defaatle ifade etmiştir. Hakikaten, Anayasa’mıza göre Cumhurbaşkanımız, parlamenter sistemle pek bağdaşmayan yarı başkanlık sisteminin gerekleri…” diye devam ediyor. Doğrudur. Bu, normal, makul bir hukukçunu söylemesi gereken sözlerdir.
Arkasından, 20 Aralık 2004 Pazartesi günü AKP Grubu adına konuşan Süleyman Sarıbaş, tekrar tekrar okumak istemiyorum, aynı şeyleri söylemiş, tutanaklarda var. 2006 yılında Recep Özel arkadaşımız, gene burada, altını çizmişim: “Cumhurbaşkanına bu kadar geniş yetkiler tanınması doğru değildir. Yeri geldiği zaman, gerektiğinde Cumhurbaşkanını bile yargılayacak olan makama yargılanacak kişi tarafından atama yapılması bir çelişkidir.”
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bütün bunları yaşarken, beni nasıl şüpheci olmakla, niyet okumakla suçlayacaksınız? 2005’te Sayın Meclis Başkanının söyledikleri var, 2003’ten, 2004’ten, 2006’dan itibaren saygıdeğer milletvekillerinin söylediği var. Ne değişti? Birisinin bana izah etmesi lazım. Yani 2003’te, 2004’te, 2006’da olan durumdan, hukuki statüden bugün ne değişti? Bir şeyi anlatmak lazım, bir şeyi söylemek mecburiyetindesiniz, şu değişti diye. Ben söyleyeyim mi ne değiştiğini? Ahmet Necdet Sezer gitti, Abdullah Gül geldi; değişen tek o. Şimdi, bütün bunlar ortadayken, siz beni ikna edemezsiniz, beni değil kimseyi ikna edemezsiniz.
Bakın, bir başka husus daha var: “Türkiye Demokrasisinde 130 Yıl” diye, rahmetli Profesör Doktor Bülent Tanör’ün anısına, “Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri 10’uncu Yıl Güncellemesi” diye, değerli bir arkadaşınız, sizin bir arkadaşınız, şu anda partinizin İnsan Hakları Komisyonu Başkanı bu kitabı yenilemiş. “Yüksek mahkeme üyelerinin atanması konusunda 82 Anayasası’nın öngördüğü düzenleme, herhangi bir değişiklik olmadan yürürlüğünü sürdürmektedir. Bu konuda Bülent Tanör’ün 1997 raporunda yer alan değerlendirmesi geçerliliğini aynen korumaktadır.” diyor ve saymış 82 Anayasası’nda şunlar olur diye.
Yalnız bu arkadaşımızın bir şeyi, yani daha doğrusu Sayın Bülent Tanör’ün getirdiği hususlardan bir tanesi, hakikaten Bülent Tanör benim inancımdan farklı bir şeyi söylemiş, arkadaş da onu takip etmiş. Sayın Bülent Tanör diyor ki: “Anayasa Mahkemesinin kendine tanınacak kontenjanlar içinde Cumhurbaşkanı, TBMM, Yargıtay, Danıştay üyeleri tarafından seçilmelidir.” Yani o benim düşüncemden biraz daha farklı, Meclisin ve Cumhurbaşkanının da bu iki kurumun yanında seçimlerini getirmiş, fakat bu kurumların doğrudan doğruya seçim yapmasını getirmiş. Buna saygı duyuyorum, ama burada bir bilim adamı olduğunu söyleyen -hukukçu değildir kendisi ama anayasayla uğraşan, anayasacı diye tarif edilen bir arkadaşımızdır- bunu nasıl şimdi içine sindirebiliyor, bunu anlamakta zorluk çekiyorum.
Bu, hakikaten hepimizin, siyasetle uğraşanların, bu Parlamentonun saygınlığı… Doğrudur, burada çıkan kavgalar televizyonlarda yansır, insanlar bundan rahatsız olur, bunların hepsi doğru ama şu tartıştığımız, şu söylediğimiz şeyler de insanların, biraz düşünenlerin, biraz okur yazarların indinde Parlamentonun itibarını zedeliyor. Bunu görelim.
Bakın, geldiğiniz andan itibaren, devamlı “Bu asker Anayasası, bu faşist Anayasa, bu Anayasa’yı değiştirelim.” diyorsunuz. Yerden göğe kadar haklısınız. Ben, 12 Eylül 1980’de, generallerin insanları hapsettiği dönemde -Sayın İyimaya iyi hatırlar, buradaki birçok hukukçu bilir- o dönemde bir siyasi liderin sıkıyönetim mahkemesinde avukatlığını yapıyordum. Onun için, ben askerî rejimleri burada oturanların birçoğundan çok daha iyi bilirim, sıkıntılarını da bilirim. Eğer o faşist, asker, postal önündeki Anayasa’yı değiştirmek istiyorsanız -bunu dün de burada söyledim, maalesef, utanarak söyledim- Pakistanlı hukukçular kadar adam olalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
85 konuşma daha · 25 Nisan 2010