İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

Ix.tur. (içişleri bakanlığı, tarım ve köyişleri bak.)

Sami Güçlü

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 34. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Aralık 2003 · 2.242 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sami Güçlü (AK Parti), 22 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: IX.TUR. (İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, TARIM VE KÖYİŞLERİ BAK.)); konuşma 2.242 kelime.

Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Ix.tur. (içişleri bakanlığı, tarım ve köyişleri bak.)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2003-12-22-ix-tur-icisleri-bakanligi-tarim-ve-koyisleri-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Bakanlığımın 2004 yılı bütçesinin görüşülmesi nedeniyle söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin en önemli sektörlerinden, toplumumuzun tamamını ilgilendiren temel ihtiyaç maddelerinin kaynağı olan bir sektörden ve bu sebeple de çok önemli bir alandan, çok önemli bir üretim faaliyet sahasından, bu alanların içerisinde bulunduğu sorunlardan bahsedeceğiz. Konumuzun, üzerinde çalıştığımız sektörün, görevimizin önemli olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla, birlikte, bu çatı altında, sektörümüzle ilgili sorunları birlikte görüşmekten, değerlendirmekten, eleştirileri dinlemekten ve buradan, eğer yapacağımız faaliyetlerle ilgili bir kısım konularda ilave katkılar alabilirsek, memnun olacağımızı, kendimizi mutlu hissedeceğimizi de ifade ediyorum. Bu vesileyle, bu görüşmeler sırasında söz alan arkadaşlarıma, gerek faaliyetlerimizi olumlu bulan gerekse eleştiren arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Sektörümüzün önemi apaçık ortadayken ve biz, birçoğumuz, bunu kuvvetli bir şekilde ifade ederken, önemli sorunlar içerisinde bulunduğunu da biliyoruz. Bu sorunların, elbette, en başta gelenleri, sektörümüzde büyük bir istihdam oranının olduğu ve büyük bir nüfus kitlemizin bu sektörde yaşadığıdır. Tabiî, bunun sonuçları olarak da, işletmelerin küçük, arazilerin parçalı, sektöre yatırım yapacak sermaye birikiminin eksik ve bunların geri dönüşünün, nispeten, mukayese edildiğinde sınırlı, örgütlenmenin, yine aynı şekilde, zayıf olduğunu; bu arada, arazi toplulaştırması ve tarla içi geliştirme hizmetlerinin arzu edilen seviyede olmadığını, üretimin tabiî şartlara bağlılığının sürdüğünü, pazarlama ve organizasyon konularında önemli sorunlarımızın bulunduğunu ve tarımsal mekanizasyon konusunda arzu edilen seviyeye gelmediğini, özellikle son yıllarda kredi mekanizmalarında büyük gerileme olduğunu, kurumsal olarak, en güçlü kuruluşumuzu bu sektörden kaybettiğimizi ve sistemin de henüz işlemeye başlamadığını biliyoruz. Bu hal, tabiî ki, karamsar bir tablo çıkarmamalı; şunun için: Ülkemiz, en başta, gelişmekte olan bir ülke. Gelişmekte olan bir ülke demek, sorunları olan ülke demek. Elbette, bu sorunlar, tüm sektörlerimizde, hem reel sektörde hem de diğer sosyal sektörlerde, yoğun olarak ortaya çıkmaktadır.

Nitekim, bu bütçe görüşmelerinde, önceki günler ve bugün görüştüğünüz konularda, her bakanlığın konuları ve sorunları yoğun bir şekilde dile getirilmiştir. Ben de, takip edebildiğim kadarıyla, bunlara şahit oldum.

Dolayısıyla, ülkemiz, değişik alanlarda yoğun sorunlarla karşı karşıya; ama, elbette, bunlardan bıkkınlık ve yılgınlık duyacak değiliz; bu ülkenin siyasetçileriyiz, aydınlarıyız ve sorunları çözmek durumunda olan insanlarız. Dolayısıyla, bu hususta, ümidimizi, elbette, kaybetmeden, büyük bir heyecanla, bu sektörlerimize yönelik olarak, konularla ilgilenmek durumundayız.

Bir toplumun, genel olarak veya belli bir alanda sorunlarını çözmek demek, evvela, öncelikli olanları belirlemek ve işe buradan başlamak demektir. Türkiye'nin bugün içerisinde bulunduğu durumu dikkate alarak söylemek gerekirse, bu -tüm toplumumuz için geçerli olan hususu çiftçilerimiz için de rahatça söyleyebiliriz- tekrar üretime dönecek bir ümidi ve heyecanı onlara vermek demektir; tarımsal politikaları zaman ve şartlara uygun hale getirmek demektir; üretimi planlamak, artırmak, verimi yükseltmek ve rekabet edebilir bir hale getirmek demektir; bilgiyi, teknolojiyi sektöre, daha yoğun olarak, giderek artan ölçüde katmak demektir; kısa ve uzun vadeli yapılacak işleri, politika tedbirlerini ortaya koymak demektir. Bunun için, elbette, zamana ihtiyaç vardır ve bununla ilgili olarak, kısa ve uzun vadeli bir ayırıma da ihtiyaç vardır.

Sadece, şöyle, bir an için dikkatlerimizi çevirdiğimizde, bunların içerisinde, kısa vadede yapılacak olanları sıralayacak olursak; elbette, mevcut politikalarda etkinlik, rutin işlerin daha verimli hale getirilmesi, yeni bir heyecan ve gayretle kendi personelimizi çalışmaya sevk etmek, gelişme potansiyeli en yüksek sektörden başlayarak üretimi artırmaktır. Mesela, ülkemiz için söylersek, bu çalışmayı hayvancılık sektöründen başlatmak demektir bu.

Ziraî mücadelede -yani, zaten yapılmakta olan faaliyette- bu, kârlılığı düşüren ve belki yapılacak maliyet harcamalarını en yüksek kâra dönüştürecek olan mücadelede etkinlik sağlamak -tohumculuk konusunda hepimizi çok rahatsız eden alanlarla ilgili düşüncelerimi sonraya bırakarak söylüyorum- özellikle tahılla ilgili alanlarda bir hamle yapmak, yasal düzenlemeler ve uzun zamanda ortaya çıkacak yeni projeler ortaya koymak şeklinde söylenebilir.

Tarım sektörünün içerisinde bulunduğu bu durum ve yapılması gerekenlerle ilgili bu değerlendirmeyi yaparken şunu söylemek istiyorum: Elbette, toplumumuzun yüzde 35'ini ilgilendiren -üretim faaliyeti olarak yüzde 35'ini; ama, tüketici olarak tamamını ilgilendiren- bir sektör olarak, bu yoğun sorunlara rağmen, içinde bulunduğumuz dönem içerisinde yapmaya çalıştıklarımız, bu mantık silsilesi içerisinde, kısa vadede yapılması gerekenleri ihmal etmeden; ama, önümüzdeki dönemde de, içinde yaşayacağımız zaman dilimi içinde de politikalarda değişikliğe hazırlık, kaynak kullanımında verimliliğe başlangıç yapmak, kendi kaynaklarımızı çok daha verimli bir şekilde kullanacak gayretin içerisinde olmaktır.

Elbette, dünyanın her yerinde olduğu gibi, sorunlar içerisinde bulunan tarım sektörünün üretimini sürdürmesi ve toplumun temel ihtiyaçlarını karşılaması konusundaki faaliyetini desteklemek şarttır. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi, gelişmekte olan ülkeler ve elbette Türkiye, kendi tarımını destekleyecek bir model, yol, yöntem bulmak durumundadır. Geçmiş dönemde olduğu gibi, içinde bulunduğumuz dönemde de, bu desteklemelerle ilgili, elinden geldiği kadar, belli bir kaynak ayırarak bu rolünü yerine getirmek istemektedir. Bunun sonucu, üretimi artırmak, gıda güvenliğini sağlamak, tarımla iştigal eden insanlara yeterli ve düzenli bir gelir temin etmek amacıyla yapılmış faaliyetlerdir ve bugün için uygulanan politikalar, 2000 yılında ortaya çıkan krizin bir devamı olarak, çok büyük farklılaşma göstermiştir; hepinizin bildiği gibi, iki önemli politika aracına dönüşmüştür. Bunlar, doğrudan gelir desteği ve prim ödemeleri; bunun yanında, ek bir alan olarak da, hayvancılık destekleridir.

2001 yılından beri uygulanan bu doğrudan gelir desteği sistemi, bir amaca yöneliktir; Türkiye'de tarım kesimini kayıt altına almak, bilgileri toplamak ve buradan tarım bilgi sistemine ulaşmak. Kesin olarak yapılması gereken bir iştir ve bugüne kadar gelinen nokta oldukça önemlidir. Yüzde 90 oranında çiftçilerimizin kayıt altına alınması sağlanmıştır, toprakların belirlenmesi sağlanmıştır ve dolayısıyla, bu bilgi üzerine giderek, tarımla ilgili diğer unsurları da ilave ettiğimizde -bu, tabiî ki zaman alacak bir işlemdir; ama- Türkiye'de, bilgiye dayalı sorunları doğru olarak tespit etmek, uygun politikalar geliştirmek ve bunu etkin bir şekilde kullanmak uygun hale gelecektir. Nitekim, bu uygulamanın sonucunda, Türkiye'de yaklaşık 2,8 milyon çiftçi kayıt altına alınmıştır, toplam tarım arazilerinin ise yüzde 92'si kayıtlı hale gelmiştir ve 2003 yılı kayıtları sırasında, aynı zamanda, bu araziler üzerinde üretilen ürünlerin cinsi ve alanları da tespit edilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla, giderek, Türkiye'de, üretim tahminleri çok daha kuvvetli bir zemine oturacak hale gelecektir.

2002 yılıyla ilgili ödemelerin 2003 Haziranında tamamlandığını biliyoruz. 2003 yılı doğrudan gelir destekleriyle ilgili husus ise, bildiğiniz gibi, ekbütçeyle beraber toplam 500 trilyonluk bir kaynak hazır vaziyettedir ve ilk dilimi bu ayın içerisinde ödenecektir. Bununla ilgili çalışmalar tamamlanmış, Bakanlığımızdan büyük ölçüde Hazineye intikal etmiştir. Hazine de bununla ilgili olarak kriterleri -zaten, geçen yıldan uygulanan kriterleri biliyorsunuz- bununla ilgili sıralamaları yapmış büyük ölçüde ve sanıyorum, bugünlerde, uygulama kamuoyuna duyurulacaktır. Ben, birçok arkadaşımızın merak ettiği bu hususu böylece cevaplandırmış oluyorum.

Bir başka önemli araç, primler demiştim. Primlerle ilgili, elbette, arkadaşlarımız, benden önce konuşan arkadaşlarım sektörle ilgili değerlendirmeleri yaparken, eksikliklerini, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları ifade ettiler ve 2002 yılı ürünleri için henüz prim ödemelerinin tamamlanmadığını söylediler; doğrudur, yüzde 80 oranında tamamlanmıştır. Ancak, genel bir politika aracı olarak baktığımızda, tarımsal ürünü desteklemek ve yönlendirmek bakımından etkili bir araçtır. 2003 yılında bu maksat için bütçede ayrılan para, hepinizin bildiği gibi, 264 trilyondur ve beş temel tarım ürünü bu amaçla desteklenmektedir. Önümüzdeki yıl içinde de 2003 ürünlerinin destekleneceğini çok önceden açıkladık. Elbette, primle ilgili açıklamaların ekim mevsiminden önce yapılması, ilan edilmesi en mantıklı yoldur. Bir gün, inşallah, bunun da gerçekleştiğini birlikte göreceğiz.

Tarımsal faaliyetler içerisinde ülkemiz bakımından çok önemli bir sektör, alt sektör, hayvancılıktır; ancak, ülkede arzu edilen seviyede bir üretim payına sahip değildir; tarımsal üretimin yaklaşık yüzde 20'si civarındadır. Bu, mutlaka artırılması gereken bir orandır; çünkü, bu sektörün hızla gelişmesi ve diğer tarımsal ürünlere nispetle talep artışının daha yüksek olmasından dolayı, artan gelirle birlikte, daha çok talep edileceği ve dolayısıyla, üreticiye daha yüksek bir gelir getireceği için bu alanda hızlı bir gelişmeye ihtiyaç vardır. Nitekim, hükümetimizin de buna yönelik gayretleri apaçık ortadadır. 2003 yılında bununla ilgili birçok teşvik uyguladık ve 130 trilyona yakın bir teşvik uygulaması gerçekleşti.

Sektörle ilgili olarak söylenecek ifade şudur: Piyasa mekanizması, bugün, hayvancılık sektörünü kendi başına teşvik edecek bir hale gelmiştir, devletin ek teşvikleriyle birlikte, sektör, çok canlı bir vaziyettedir ve yoğun bir yatırım talebiyle karşı karşıyadır. Bununla ilgili en açık ifade şudur: İhaleye çıktığımız 12 devlet üretme çiftliğiyle ilgili bize başvuru yapan müteşebbisler 128'e ulaşmıştır; çok büyük bir kısmı, hayvancılığa yönelik bir yatırım talebinde bulunmuştur. Onun dışında, bizimle ilgisi olmadan normal sektöre yatırım yapan çok sayıda müteşebbisin olduğu bilinmektedir; özellikle, basında çıkan bilgiler de bu hususta bir kanaat vermeye yetecek durumdadır.

Alternatif ürünlerle ilgili çalışmalar devam etmekte, bir gönüllülük esasına dayanan bu projeler içerisinde üreticilerimizin bir alan daralmasıyla karşı karşıya kaldığı veya ürettikleri ürünü değiştirmek durumunda kaldıklarında, biz, Tarım Bakanlığı olarak, bu çiftçilerimize değişik ürünlere geçiş konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Hepinizin bildiği gibi, özellikle, bu kriz döneminin akabinde üretim maliyetlerinde meydana gelen artışlarla birlikte, çiftçilerimize yönelik olarak mazot destekleri konusunda taahhüdümüzü yerine getirmekten ve ilk taksitini ödemekten dolayı ve bunun çiftçilerimiz üzerinde meydana getirdiği olumlu etkiyi ifade etmekten dolayı memnuniyetimi belirtiyorum. İkinci taksitinin 2004 yılına kalmış olması, elbette, Türkiye'nin içinde bulunduğu malî şartlarla izah edilebilir ve anlaşılabilir bir husustur.

Esas üzerinde durmak istediğim husus ise, çiftçi borçları konusudur. Çiftçi borçları konusunda yaptığımız çalışmanın ve elde edilen sonucun çok hafife alınması ve "dağ fare doğurdu" gibi ifadelerle tanımlanmaya çalışılmasını, çok doğru olarak kabul etmiyorum; çünkü, bizim başka sektörlerle ilgili yapmaya çalıştığımız yeniden yapılandırma hadiselerinde çiftçilere yönelik modelin örnek olarak alınması tavsiye edilirken, bu uygulamanın -sanki- çok başarılı olmadığını söylemek doğru değildir. Nitekim, çiftçilerimizden de bize yansıyan bilgi, milletvekili arkadaşlarımıza yansıyan bilgi bu doğrultudadır. Elbette ki, çiftçilerimizin ilk taksitlerini ödemesi konusunda birkısım sıkıntılar çektiğini hepimiz düşünebiliriz, kabul edebiliriz; ama, bir fedakârlık olmadan da hayatın akışını iyileştirmek, değiştirmek, bir hamle yapmak hiçbir zaman da mümkün değildir.

Bu ara, tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankasıyla ilgili olan hadisede yapmış olduğumuz, hükümetimizin yapmış olduğu çözüm yolunda getirilen fedakârlık ve çiftçilerimize intikal eden oran büyük ölçüde kabul görmüş ve yüzde 90 oranında bir katılım sağlanmıştır. Dolayısıyla, bu da, zaten, hadisenin ne derece gerçekçi olduğunun açık ifadesidir.

Bu arada, tarımsal faaliyetleri desteklemek ve üretimi artırmak, özellikle pazarlama konusunda ortaya çıkan sorunları çözmeye yönelik olarak çiftçi örgütlenmesi ve bunların içerisinde de Bakanlığımla ilgili olan kooperatifler konusuna değinmek istiyorum. Yine, bir konuşmacımız, kooperatiflerle ilgili konuda bizim pozisyonlarımızı, aldığımız duruşu çok olumsuz olarak niteledi; ancak, ben, bununla ilgili olarak, sadece davranışımızın, halimizin ve uygulamalarımızın bu tanımlamaya çok uygun düşmediğini belirtiyorum. Elimizde bugün mevcut olan tek çiftçi örgütlenme şekli, bir bakıma, hayvancılık destekleri açısından daha yaygın olarak kullandığımız bu örgütlenme şekli, bizim, bugün, en çok üzerinde durduğumuz, desteklediğimiz ve arzu ettiğimiz politikayı uygulama alanı olarak gördüğümüz bir faaliyettir ve dolayısıyla, desteklemeye devam ediyoruz. Bununla ilgili olarak geçen yıl yapmış olduğumuz faaliyetlere ilaveten bu sene çok önemli katkılar yaptığımızı kamuoyuna defalarca duyurduk ve bununla ilgili olarak da aldığımız tepkiler ve bu proje kapsamına dahil olmak için bize yapılan müracaatların sayısı, bu hususta kafi bir kanaat verecek durumdadır.

Bakanlığımızın sektörü desteklemek amacıyla uygulamakta olduğu bu mevcut politika araçlarına ilave olarak, ileriye dönük yeni projeler konusunda da çalışmalarımız oldu. Şimdi, bu çalışmalarımızla ilgili, ben, kısa bir alıntıda bulunmak istiyorum. Bütçe görüşmeleri sırasında, bütçenin gündeme geldiği ilk gün, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, görüşlerini Grubu adına açıklama imkânı buldu ve sektörümüze de geniş yer verdi. Tabiî, bu, bizim açımızdan sevindirici bir şey. Alınmayan tedbirlerden, mazot meselesinin arzu edilen sonucu doğurmadığından, tarım ürünleri sigorta yasasını çıkaramadığımızdan bahsetti ve sektörde çok acı olayların yaşandığını ifade etti konuşmasında ve Dünya Bankasının desteğiyle uygulanan tarımsal destekler, gübre fiyatlarındaki artışlar, çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılması konularına değindi. Doğru; sektörümüzle ilgili konulardır. Bunların içerisinde özellikle bir hususa şöyle geldi: "Değerli arkadaşlarım, bu manzara karşısında, Türkiye'de, tarıma yönelik olarak şunu hepimizin görmesini istiyorum. Bu sıkıntılı manzara karşısında, Tarım Bakanlığı, sık sık proje icat ederek bu tabloyu düzelteceğini zannediyor. Yani, çiftçi perişan, fiyatlar kabul edilebilir gibi değil, borçlar ödenemez hale gelmiş, icra memurları tekrar köyün önünde çıkmış; o anlaşmaya rağmen, şimdi, yeni yeni çıkmaya başlamış; bu tablo içinde Tarım Bakanlığı ne yapıyor diye bir göz atacak olursanız, proje ürettiğini görüyorsunuz. Tarım Bakanlığında kullanamadığın binlerce personeli çalıştırdın da, şimdi, köye, yeni, maaşlı, sözleşmeli insan göndererek çiftçinin sorununu çözeceğini mi düşünüyorsun..."

Efendim, ben, burada, şunu söylemek istiyorum: Bir bakanlık proje üretiyor diye eleştirilirse, bunun izahını yapmak ve anlamak çok kolay değil. Yeni bir proje ortaya koymadığımız için eleştirilmediğimizden dolayı memnunum; ama, elbette, projelerimiz eleştirilmeli, eğer bir eksikliği varsa bunlar söylenmeli ve biz de, bu hususta, bunları telafi edici bir yaklaşımla olayı daha iyi hale getirmeliyiz.

Burada bir hususu belirtmek istiyorum: Bakanlık olarak, bu projeyle, elbette, biz, tarım sektörünün tüm sorunlarını çözeceğiz diye hiçbir ifade kullanmadık. Biraz önce konuşan sayın milletvekilimizin söylediği gibi "2003 yılı, tarımın altın yılı" ifadesini de kullanmadık. Ben, orada hangi ifadeyi kullandığımı çok net hatırlıyorum ve aynen şöyle dedim: "Hayatta her şey nispîdir; iyilik, doğruluk, güzellik dahil, gelir dahil. 2003 yılı, önceki yıllara göre iyidir." Cümle aynen böyle. Şimdi bu cümleden hareketle, 2003 yılı, tarımın altın yılı demek ve bunu, bana atfetmek doğru olur mu?! Elbette arzu ederdim 2003 yılının altın yıl olmasını; ama, 2003 yılının altın yıl olması için, bizim daha çok gayret göstermemiz, tarım sektörüyle ilgili sorunların çözülmesi ve rekabet edebilir, büyük ölçekli, verimli ve toplam ihracat içerisinde tarım ürünleri ve tarıma dayalı sanayi ürünlerinin çok büyük ölçüde artmış olması lazım. İnşallah, onları da, bir gün gerçekleştirmek mümkün olur. Bu yolda yürüyoruz. Bu toplumun insanları gelişme içerisinde yürürken, tarımla ilgili konuda da yürüdüğümüz yol budur.

Ben, sektörümle ilgili olarak ürettiğimiz projelerden bahsetmek istiyorum; çünkü, bunlar, bir bakıma bizim emeklerimiz, gayretlerimiz, kamuoyuna sunmaya çalıştığımız yeni heyecan odakları. Elbette, yaptığımız aslî fonksiyonlarımızı iyi bir şekilde yerine getireceğiz; ama, bu topluma yeni bir heyecan vermek, tarım sektörünün önemini tüm kamuoyuna anlatmak, Bakanlığımız bünyesinde çalışan insanlara bir şevk vermek ve belki de, ilk akla gelen -ama, bizim açımızdan kesinlikle sonraki bir hedef olan- işsiz ziraat mühendislerimizi de üretime katmak gibi bir rolü olan bu proje için kullanılan yaklaşım ifadelerinin, biraz insaf ölçüsünün dışında olduğunu düşünüyorum. Eleştiri elbette yapılmalı; ama, moraller çok da bozulmamalı, gayretler çok hafife alınmamalı.

Bu projeyle ilgili olarak yapılan eleştirilerden bir tanesi, seçimin belli bir bilimsel kritere dayanmadığı, çok objektif olmadığıdır. Bunda haklı taraflar var; çünkü, her imtihan, her seçimle ilgili hususta söylenecek çok eleştiri çıkabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

55 konuşma daha · 22 Aralık 2003

55 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook