Ağrı ilinde çiftçilerin genel sorunlarıyla ilgili
Konya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 44. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Ocak 2004 · 1.863 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sami Güçlü (AK Parti), 20 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AĞRI İLİNDE ÇİFTÇİLERİN GENEL SORUNLARIYLA İLGİLİ); konuşma 1.863 kelime.
Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Ağrı ilinde çiftçilerin genel sorunlarıyla ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 20 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2004-01-20-agri-ilinde-ciftcilerin-genel-sorunlariyla-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Enis Tütüncü ve 23 arkadaşının, hayvancılık sektörümüzün sorunlarıyla ilgili olarak vermiş olduğu araştırma önergesi vesilesiyle karşınızdayım. Sektörümüzün bir değerlendirmesini yapmaya imkân verdiği için, kendilerine teşekkür ediyorum ve sorunların ortaya konulmasındaki katkıları için ve diğer söz alacak arkadaşlarımızın bu husustaki düşüncelerini öğrenme imkânını bulacağımız için memnuniyetimi ifade ediyorum.
Efendim, hayvancılık sektörünün ülkemizin ekonomik ve sosyal hayatındaki önemli yerini biliyoruz. İnsanlarımızın sağlıklı ve dengeli beslenmesi, gıda sanayiinin gelişmesi, kırsal kesimde istihdam yaratılması, aile ekonomisinin desteklenmesi, ihracatın geliştirilmesi ve özellikle, Avrupa Birliğine üyelik ve entegrasyonda en kritik alt sektör olması nedeniyle, ülkemiz için hayatî önemdedir.
Gelişmiş ülkelerin aksine, ülkemizde hayvansal üretim, tarım sektörü içerisinde düşük bir paya sahiptir. Tarımsal üretim değeri içerisinde 1977 yılında hayvancılığın payı yüzde 35'in üzerinde, yüzde 37, yüzde 38 olarak gerçekleşirken, bu, 1999 yılında yüzde 22 ve içinde bulunduğumuz, daha doğrusu, tamamlanan yıl içerisinde de yüzde 25 olarak gerçekleşmiştir; ama, gelişmiş ülkelerde bu oranın çok daha yüksek bir seviyede olduğunu biliyoruz.
Hayvancılık, bir taraftan kendi üretim faaliyetlerini sürdürürken, diğer taraftan da, üretimleri için, yem bitkileri üretimi gibi ihtiyaç duyulan girdi üretimini de yönlendirmekte ve teşvik etmektedir. Bu haliyle, hayvancılık, özellikle gelişmiş ülkelerde entegre bir tarımsal fabrika hüviyetine bürünmüştür.
Hayvancılık sektörü, tarımın diğer alt sektörlerine göre daha fazla katmadeğer üretmekte, doğası gereği, çalışanlara ise, sürekli bir istihdam imkânı oluşturmaktadır.
Kısa bir tarihî gelişimden bahsedecek olursak, 1970'li yıllarda millî gelirin yaklaşık yüzde 35'ini, 1980 yılında yüzde 25'ini oluşturan tarım sektöründe, hayvancılık alt sektörünün son derece önemli bir yer tutmakta olduğunu biliyoruz. Bu dönemde, hayvancılığımızın payı da, yaklaşık olarak, millî gelirimizin yüzde 8'i ile yüzde 10'u arasında bir pay almaktadır.
1980 yılında toplam ihracatımızın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturan tarımsal ürünler ihracatı içerisinde, yine, önemli bir kısım, hayvancılık sektörü tarafından gerçekleştirilmiştir.
1980'li yıllardan sonra uygulamaya konulan genel ekonomik politikalar çerçevesinde tarım ürünleri ihracatı giderek azalmış, ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki terör olayları, başta, koyunculuk olmak üzere, bu bölgede hayvancılığın gerilemesine neden olmuştur.
Diğer taraftan, 1984 yılında yapılan dışticaret düzenlemeleri ile 1995 yılında gümrük birliğine girişi sağlayan Ortaklık Konseyi Anlaşması, hayvancılığımızı olumsuz etkilemiştir. Her iki düzenlemede de, ülkemiz hazırlıksız yakalandığı için, sektör önemli zarar görmüştür.
Hayvancılığımızın desteklenmesi ve dünyadaki sübvansiyonlu hayvan ve hayvansal ürünlerden yerli üreticiyi korumak için, 1996 yılı ağustos ayından itibaren, bu ürünlerin ithalatı yapılmamaktadır. Ancak, özel sektörün kuracağı büyük çaptaki entegre hayvancılık işletmelerine, 100 baştan az olmamak koşuluyla, 1999 yılı ağustos ayından itibaren, özel izinle ithalat izni verilmektedir.
Mevcut durum ve sorunları ise şöyle tespit etmek mümkündür: 1950 yılında 10 000 000 büyükbaş, 39 000 000 küçükbaş olan hayvan varlığı, 1980 yılında -bu otuz yıllık süre içerisinde- büyükbaşta yaklaşık yüzde 70 oranında artarak 17 000 000'a, küçükbaşta ise yüzde 80 oranında artarak 64 000 000'a yükselmiştir. Ancak, biraz önce ifade ettiğim sebeplerle, 1980'den sonra meydana gelen olumsuzluklarla birlikte hayvan varlığımızda büyük bir azalma meydana gelmiş, 2002 yılında, hayvan varlığı, tekrar 1950'lerin seviyesine gerilemiştir; büyükbaş hayvan 10 000 000'a, küçükbaş hayvan ise 32 000 000'a düşmüştür.
Ülkemizdeki tarım işletmelerinin yüzde 96,4'ü, bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte yapan işletmelerdir. Bu işletmeler içerisinde hayvancılığın nispî payı düşüktür; sadece yüzde 3,6 oranındaki işletmelerimiz, esas faaliyet olarak hayvancılık yapmaktadır. Hayvancılık sektörü açısından da en temel sorun, işte burada yatmaktadır.
Büyükbaş hayvancılık işletmelerinin yüzde 72'sinde hayvan varlığının sayısı 5 başın altındadır, yüzde 20'sinde ise 5 ilâ 9 baştır. Küçükbaş hayvancılık işletmelerinin yüzde 32'sinde hayvan sayısı 20 başın altındadır. Dolayısıyla, sektörün temel sorununun bu noktada yattığını, tekrar ifade etmek gerekmektedir.
Koyun ve sığır yetiştiriciliği daha çok meralara dayanır. Ancak, son yıllarda, Ege ve Marmara Bölgelerimiz başta olmak üzere, bazı yörelerde kültür ırkları ve melezlerinin yayılmasına bağlı olarak, entansif sığır yetiştiriciliğine geçiş başlamış bulunmaktadır.
Ülkemizde, 2002 yılında, yaklaşık 850 000 ton kırmızı et, 630 000 ton da beyaz et üretimi olmak üzere, toplam -yaklaşık- 1 500 000 ton et üretimimiz bulunmaktadır. Kırmızı et üretiminin yüzde 77'si büyükbaş hayvanlardan, kalanı ise küçükbaş hayvanlardan sağlanmaktadır.
Türkiye'de kırmızı et tüketimi, dengeli beslenme için gerekli olan miktarın altındadır, gelişmiş ülkelerdeki kişi başına tüketimden de oldukça azdır. Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına yılda yaklaşık 80 kilogram kırmızı et tüketilirken, bu miktar, son yirmi yılda, Türkiye'de 20 kilogramı aşamamıştır; 2002 yılı rakamı ise 12 kilogram civarındadır.
Ülkemizde, 2002 yılı itibariyle kişi başına beyaz et tüketimi yaklaşık 10 kilogram, yine aynı yıl, kişi başına süt tüketimi ise 132 kilogramdır; yıllık süt üretimi 10 000 000 ton civarındadır.
Mera alanlarının son yirmi yılda yüzde 50 oranında bir azalma gösterdiği, maalesef, ortadadır. Ayrıca, bu alanların bir kısmı, aşırı ve yanlış otlatma nedeniyle verim kaybına uğramıştır. Bu durum, yeterince beslenemeyen hayvanların verim potansiyellerinin azalmasına yol açmaktadır. Kaba yem açığının yem bitkileri ekiminin artırılması suretiyle kapatılması da çok yavaş ilerlemektedir.
Toplam sığır popülasyonunun içerisinde, 1990 yılında, kültür ırkı oranı yaklaşık yüzde 9, kültür melezi oranı ise yüzde 32 iken ve hayvan ıslahında toplam olarak yüzde 41 oranında bir başarı sağlanmışken, 2002 yılında, bu oranlar, sırasıyla, yüzde 19 ve yüzde 45 ve toplamda yüzde 64 seviyelerine yükselmiştir. Hayvan ıslahı konusunda belli bir oranda başarı sağlandığı söylenebilir; ama, elbette, bu oran, yine, Türkiye için kabul edilebilir bir oran değildir.
Sığır popülasyonundaki bu değişme, doğal olarak, birim hayvan başına elde edilen et ve süt verimlerinde de artış sağlamıştır ve olması gereken de zaten budur. 1990 yılında ortalama sığır karkas ağırlığı 119 kilogram iken, bu miktar, 2002 yılında 200 kilograma yaklaşmış, süt verimi de, aynı dönem içerisinde, 1 351 kilogramdan 2 000 kilograma yükselmiştir. Yaklaşık değer olarak söylüyorum.
1996 yılında 153 000 000 dolar olan hayvan ve hayvansal ürün ithalatı, alınan önlemlerle, 2002 yılında 61 500 000 dolara gerilemiş; aynı yıllarda, ihracat ise, 169 000 000 dolardan, yine, 97 000 000 dolara gerilemiştir. İthalat ve ihracatta birlikte bir daralmanın olduğu ortadadır.
Temel sorunlara gelince, bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:
Ülkemiz hayvancılığının en önemli darboğazlarından biri, işletmelerin ekonomik büyüklükte olmamasıdır. İşletmelerin küçük kapasiteli olması nedeniyle, teknik hizmetler ve sağlık hizmetleri yeterince yapılamamakta ve damızlık üretimi gerçekleştirilememektedir.
Ülkemizde, sunî tohumlama yoluyla hayvan ıslahı çalışmalarına cumhuriyetin ilk yıllarında başlanmış olmasına rağmen, sığır varlığımız içindeki kültür ırkı ve melez oranı ancak yüzde 64'lere ulaşabilmiştir. Halen, hayvanlarımızın ancak yüzde 25'ine sunî tohumlama yapılabilmektedir. Mera ve yaylaların bir dönem güvenlik nedeniyle kullanılamaması, küçükbaş hayvan varlığımızın sayısal olarak azalmasında önemli rol oynamıştır.
Hayvansal üretimde, yem, girdiler içerisinde yüzde 65-70 gibi önemli bir paya sahip olmasına rağmen, kabayem açığımız devam etmektedir. Yem bitkileri üretimimiz, hâlâ, toplam ekili alanların yüzde 6'sını oluşturmaktadır; bu oranın yüzde 20'ler seviyesine çıkarılması, hayvancılığımızın gelişmesi bakımından en kritik faktördür.
Sektörün bir diğer önemli sorunu da örgütlenme yetersizliğidir. 1995 yılında sığır yetiştirici birliklerinin kurulmasına başlanmasına rağmen, halen, ancak 40 ilde örgütlenme tamamlanabilmiştir. Pazarlama organizasyonundaki yetersizlikler, fiyatlarda istikrarsızlığa yol açmaktadır.
Tavukçuluk sektörünün en önemli girdisi olan yem hammaddesi, genellikle ithal edilmektedir. Ayrıca, ülkemizde meydana gelen ekonomik dalgalanmalar, bu sektörü, çeşitli dönemlerde, olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Hayvancılığın geliştirilmesine yönelik Bakanlığımızca uygulanan projelere bütçeden ayrılan kaynaklarda, yıllar itibariyle çok önemli artışlar sağlanamamıştır. Çiftçilerimizin, ihtiyaç duydukları krediyi yeterli miktarlarda ve zamanında alamamaları, hayvan yetiştiricilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Son dört yılda ise, fiilen bir indirimli kredi kullanılması, zaten söz konusu olmamıştır.
Hayvancılığımızın en önemli darboğazlarından biri de hayvan hastalıklarıdır. Konumu itibariyle, ülkemizin geçit bölgesinde yer alması, hayvan hareketlerinin yoğunluğu, kontrol zorlukları, kesim ve doğum kayıtlarındaki aksaklıklar nedeniyle sorun daha da ağırlaşmaktadır. Şap, sığır vebası gibi tazminatlı hastalıklar ile parazitler ve bulaşıcı hastalıklar ülkemizde büyük ekonomik kayıplara neden olabilmektedir.
Sayın milletvekilleri, sorunların çözümü için yapılan çalışmalarla ilgili de şöyle bir değerlendirme yapma imkânı mümkündür: Evvela, genel olarak baktığımızda, bu sorunlara yönelik olarak, AK Parti seçim bildirgesinde, mera ıslahının yapılarak, Mera Kanununa işlerlik kazandırılacağı, yem bitkileri ekiminin teşvik edileceği, entegre hayvancılık işletmelerinin kurulmasının destekleneceği, krizden olumsuz etkilenen entegre beyaz et sektörünün, kriz öncesi duruma gelmesi için gerekli önlemlerin alınacağı, damızlık hayvan yetiştiren özel sektör kuruluşlarının destekleneceği, yerli ırkların ıslah edileceği konuları yer almaktadır. Ayrıca, aynı öncelikler, hükümet programımızda da yer almıştır.
Bakanlığımızca yapılan çalışmalara gelecek olursak; ilkönce geliştirme çalışmalarından bahsetmek istiyorum. Sığır varlığımızın ıslahına yönelik yürütülmekte olan Önsoy Kütüğü, Soy Kütüğü ve Döl Kontrolü Projelerinde yıllık hedefler düzeyine ulaşılmıştır. Sığır varlığımızın ıslahı amacıyla ilk defa bakanlığımız, Anadolu Alacası ve Esmeri Projeleri kapsamında, Döl Kontrolü Projesi çalışmaları ile embriyo transferi çalışmalarına yaklaşık 20 trilyon liralık bir kaynak ayrılmış ve bu konuda çalışmalar başlatılmıştır.
En ucuz kaba yem kaynağı meralarımızla ilgili, tespit, tahdit ve tahsis çalışmaları 2003 yılında da sürdürülmüş, kanunun yürürlüğe girdiği 1998 yılından 2002 yılına kadar toplam 2 200 000 hektar alanda tespit çalışması yapılmışken, 2003 yılında bu miktarın yüzde 64'ü olan 1 400 000 hektar alanda tespit çalışması gerçekleştirilmiş, bugüne kadar yapılan tahdit çalışmalarında ise, 2 000 000 hektara ulaşılmıştır.
Islah çalışmalarına gelince; 2000-2002 yılları arasında toplam 47 proje yürürlüğe girerken, 2003 yılında uygulamaya giren proje sayısı 67'ye ulaşmıştır.
Hayvan kaçakçılığının önlenmesiyle ilgili, kamu kurum ve kuruluşlarıyla koordineli çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca, canlı hayvan ve hayvansal ürün ithalatına getirdiğimiz kısıtlamalarla hayvancılığımızın korunması ve rekabet edebilir düzeye gelmesine çalışılmaktadır.
Kamuoyunda delidana hastalığı olarak bilinen, BSE olarak ifade edilen hastalıktan korunmak için gerekli önlemler alınmakta ve hastalık görülen ülkelerden hiçbir şekilde hayvansal ürün ithalatı yapılmamaktadır. Bu çerçevede, Salgın Hastalıklar Ofisinin açıklamalarına dayanarak, BSE hastalığı görülen ülkelerden canlı hayvan ve hayvansal ürün ithalatı durdurulmuştur. Ayrıca, 1997 yılından itibaren yem fabrikalarımızda karma yem üretiminde, rendering tesislerinde üretilen hayvansal madde kullanılması yasaklanmıştır. Bu hastalığın temel kaynağının, hayvansal artıkların yemde kullanılması olduğu şeklinde bir düşünce hâkimdir ve dolayısıyla, Türkiye'de 1997 yılından itibaren bu ürünler yem üretiminde kullanılmamaktadır ve bu ürünlerin ithalatı da söz konusu değildir.
Bu yasaklama, Bakanlığımızca yapılan tarama çalışmaları ve diğer tedbirlerle çok sıkı bir şekilde izlenmektedir. Diğer taraftan, mezbaha kesimleri, bu hastalıktan dolayı sıkı denetlenmektedir. Hayvan Hastalıkları ve Zararlılarla Mücadele Projesi kapsamında, 2001 yılında 7 000 000 büyükbaş, 2 300 000 küçükbaş; 2003 yılında ise şap hastalığına karşı 10 500 000 büyükbaş, 4 200 000 küçükbaş hayvan aşılanmıştır. Diğer hastalıklara karşı ise, 739 000 büyükbaş, 5 600 000 küçükbaş hayvan ve 144 000 000 kanatlı aşılanmış, 57 000 000 baş hayvan sağlık taramasından geçirilmiştir.
Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisinin onayıyla, ülkemiz, sığır vebası hastalığından âri, yani, bu hastalığın görülmediği bir ülke statüsüne alınmıştır. FAO'nun koordinatörlüğünde, Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan arasında müştereken Trakya'da yürütülen şap hastalığı ve diğer egzotik hastalıkların kontrolüne yönelik teknik işbirliği projesi halen yürümektedir. Proje kapsamında, hastalıklara yönelik taramalar, küçükbaş ve büyükbaş hayvanların kayıt altına alınmasıyla küpelenmesi ve laboratuvar arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir.
Halkımızın, üretimden tüketime güvenli ve sağlıklı et tüketmesi amacına yönelik olarak, mezbaha ve kesimhanelerin ruhsatlandırılmasına devam edilmiştir. Bugüne kadar, özel sektör ve belediyeye ait toplam 543 adet kırmızı et mezbaha ve kesimhanesi ile özel sektöre ait 72 adet kanatlı et kombina ve kesimhanesi ruhsatlandırılmıştır.
Sunî Tohumlama Projesi kapsamında, 1999 yılında 701 000 baş olan sunî tohumlama miktarı, 2002 yılında 624 000, 2003 yılında ise 650 000 olarak gerçekleşmiştir ve dolayısıyla, hayvan ıslahıyla ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.
Araştırma çalışmalarına gelince: Hayvansal üretimin artırılması için şimdiye kadar yapılmış olan araştırma çalışmalarının uygulamaya geçmesi çok başarılı olmamıştır. Araştırmalar, daha çok, hayvan yetiştirme, besleme, yem rasyoları ve barınaklar konusunda yoğunlaşmış; ancak, ıslah çalışmalarına gereken ağırlık tam anlamıyla verilememiştir. Elde edilen sonuçların uygulamaya aktarılmasında da istenilen başarı geç olmuştur. Bunda, hayvancılığımızın mevcut yapısı, işletmelerin küçüklüğü, üretici örgütlerinin yetersizliği, sermaye sorunu ve araştırmalarda yaşanan yetersizlikler etkili olmuştur.
Islah çalışmalarına, Bakanlık olarak, şimdiye kadar olandan daha fazla önem vermekteyiz. Ülkemizin iç kesimlerine yönelik olarak "Anadolu Esmeri" ağırlıklı olarak sahil kesimlerine yönelik olarak da "Anadolu Alacası" adı altında başlatılan sığır ıslah projesi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 20 Ocak 2004