İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 38. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2005 mali yılı bütçe kan.tas. (7 nci tur görüşmelerinde ) tarım ve köy işl.bakanlığı,ulaştırma bakanlığı

Sami Güçlü

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 38. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Aralık 2004 · 1.725 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sami Güçlü (AK Parti), 23 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. (7 NCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) TARIM VE KÖY İŞL.BAKANLIĞI,ULAŞTIRMA BAKANLIĞI); konuşma 1.725 kelime.

Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. (7 nci tur görüşmelerinde ) tarım ve köy işl.bakanlığı,ulaştırma bakanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2004-12-23-2005-mali-yili-butce-kan-tas-7-nci-tur-gorusmelerinde-tarim-ve-koy (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bütçesinin görüşülmesi vesilesiyle sizlere hitap etme imkânı buldum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakanlığımızın bütçesiyle ilgili konularda eleştiri getiren, durum değerlendirmesi yapan arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Bakan, lehinde mi, aleyhinde mi?!.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Evvela, kıymetli arkadaşlarım, ifadelerimizde kullandığımız kelimelerde, tabiî, biraz dikkatli olmamız lazım. Yani, buraya hangi sıfatla çıktığımı, bu Meclisin çatısı altında bilmeyen arkadaşım olmadığına göre, nezaketen bu soruyu sormamanız gerekir; ben de duymadım zaten.

Kıymetli arkadaşlarım, geçen zaman içerisinde, kısa dönem içerisinde tarım sektörünü yakından ilgilendiren çok önemli gelişmeler oldu. Bu gelişmeler; 31 Temmuz 2004 tarihinde Dünya Ticaret Örgütü tarım çerçeve metnini açıkladı. 6 Ekim 2004 tarihinde Avrupa Komisyonu İlerleme Raporunu ifade etti. 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği Konseyi kararını açıkladı. İkinci Tarım Şûrasını gerçekleştirdik. Bu arada -adlarını saymıyorum vakit almamak için- birkısım bölgesel etkinlikleri yerine getirdik ve tarım sektörümüz, ülkemizin gündemine kuvvetli bir şekilde girdi. Önümüzdeki zaman içerisinde de ağırlığını ve bu sektöre yönelik gelişmelerin gündemimizi büyük ölçüde belirleyeceğini bilerek hareket ediyoruz.

Bu sektörün, ülkemizin tarımında, baştan beri, yani cumhuriyetimizin ilan edildiği yıllardan itibaren çok önemli bir rolü olduğunu, önemli bir kaynak teşkil ettiğini biliyoruz. 1950'li yıllarda yine aynı özelliğini ve ağırlığını koruduğunu; ama, iktisadî gelişme ve kalkınma safhası içerisinde nispî öneminde bir düşme meydana geldiğini, planlı dönemde bunun devam ettiğini, 1980'li yıllarda politika değişikliklerinden dolayı, özellikle tarıma yönelik birkısım desteklerin azaldığını, destekleme politikalarında değişikliğe gittiğini, özelleştirmenin tarım sektörü ve ilgili kurumlarda erken başladığını ve bunun sonucu olarak birkısım olumsuzlukların yaşandığını biliyoruz. Ama, 1990'lı yılları, sadece tarım sektörü açısından değil, ülkemizin geneli açısından, daha ziyade, istikrarsızlık ve ekonomide iniş ve çıkışların birlikte yaşandığı ve büyük ölçüde tarıma da olumsuz yansımaların ortaya çıktığı yıllar olarak biliyoruz ve bir başka ifadeyle "kayıp yıllar" olarak da tanımlıyoruz, söylüyoruz.

İşte, 2000 ve 2001 yıllarında meydana gelen krizler, önceki krizlerin akabinde meydana gelen o büyük krizler, Türkiye'de hem büyümeyi hem sektörel gelişmeleri hem de tarımda çok önemli olumsuz gelişmeleri ortaya koyduğunu biliyoruz ve nitekim, bu öyle önemli sonuçlar doğurdu ki, Türkiye'de siyasî kadrolar çok büyük ölçüde değişti ve bugün Meclisimizde oluşan tablonun da, bu büyük ekonomik krizin, aynı zamanda, siyasete yansıması şeklinde kendisini gösterdiğini biliyoruz.

İşte bu dönemde, Türkiye'nin kriz döneminde, yani bir benzetme yapmak gerekirse, sağlığını büyük ölçüde kaybetmiş, bir bilinç kayması olmuş bir hasta halinde Türkiye'nin uluslararası kuruluşlarla ilişkilerinin çok arttığını ve bu kuruluşlara yönelik olarak taleplerin de Türkiye'den geldiğini biliyoruz. İşte bu dönemde çok önemli anlaşmaların yapıldığını ve Türkiye'de özellikle malî piyasaların, malî sistemin çok önemli yeni kurumlarla karşılaştığını, özerk kurumlarla karşılaştığını, Merkez Bankasının yapısının değiştiğini, hükümetle olan ilişkisinin daha özerk bir hale getirildiğini hepimiz biliyoruz. İşte bu dönem içerisinde Türkiye'de siyasî iktidarın kim olduğundan ziyade Türkiye'nin o günkü sağlık şartlarının ne kadar kötü olduğunun bir ifadesidir. Nitekim, yine hepimizin bildiği; ama, bu Meclisin çatısı altında çok fazla konuşmadığımız bir husus da vardır. O gün, Türkiye'nin bu uluslararası kuruluşlarla ilgili çalışmalarını yürüten, anlaşmalarını yürüten ve Türkiye'yi bu atmosferden çıkarmaya çalışan ekibin içerisinde yer alan öncü karakterli insanımız bugün bu Meclisin çatısı altındadır ve muhalefet partimizin de üyesidir, içinde yer almaktadır; ama, bunda bir anormallik de görmüyorum ben; yani, o gün iktidarda biz de olsaydık bu anlaşmayı biz yapmak zorunda kalacaktık ve bir arkadaşımız bu sorumluluğun altına imzasını atacaktı. Dolayısıyla, ifadelerimizi ve ithamlarımızı yaparken içinde bulunulan şartı hiç görmeden hareket eder ve sizi bugün IMF politikalarını takip eden bir grup olarak nitelesek bu doğru olur mu diyen; ama, birkaç gün önceki bir konuşmasında bana yönelik olarak, Tarım ve Köyişleri Bakanımızın iyi niyetli olabileceğini; ancak, onun, IMF'nin dayattığı tarım politikasını uygulamakla görevli bir memur olduğunu söyleyen Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili bir arkadaşımız var. Bence çok ağır bir ifade. Evvela, ruhen hiçbir zaman kabul etmediğimiz bir haldir, bir tanımlamadır ve biz bu ülkede, bu Meclisin çatısı altında bulunan tüm insanlar olarak ulusal politikalarımızı her zaman ve her şartta oluşturmak zorundayız, bizim görevimiz bu, varlık sebebimiz bu. Biz, bu konularda, Türkiye'ye yönelik politikalarda farklı düşünebiliriz; ama, bu ülkenin menfaatına, bu ülkenin geleceğine, bu ülkenin çocuklarının çıkarlarına aykırı hareket etmemek hepimizin görevidir; ama, 2000-2001 yıllarında yaşanan kriz döneminde, hayata geri dönüş için, Türkiye, uluslararası kuruluşlarla, mecburen bir anlaşma yapmıştır ve bunu yapan arkadaşımız, bugün, bizim safımızda değildir; onun için, eleştirilere ölçü ve insaf getirelim diye söylüyorum. Lütfen... Bu hususta incindiğimizi de ifade ediyorum.

Sayın Gürol Hocam ve Haluk Koç Beyefendi, politikalarımızı ifade ederken -daha sonra söz alan diğer arkadaşlarımız da- şu ifadeyi çok sık kullandılar: "Türkiye'nin bir tarım politikası yok." Türkiye'de...

GÜROL ERGİN (Muğla)Sayın Bakan, ben öyle bir şey söylemedim; hiç öyle bir şey ağzımdan çıkmadı.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Şöyle efendim: Ben, burada, genel olarak söylüyorum; diğer arkadaşlarımız da söyledi. Tamam, siz bunu söylememiş olabilirsiniz.

Biz, uluslararası kurumlarla ahenk ve uyum içinde bir çalışma yapıyoruz. Ben, müsaade ederseniz, bu konuya biraz fazla dikkat, özen gösteriyorum.

Şimdi, evvela, Türkiye normalleşiyor; yani, 2001'den itibaren, bugün normalleşiyor. 2005 bütçesini konuşuyoruz; Türkiye normalleşiyor; yani, Türkiye, uluslararası kurumların etkisinden kurtuluyor; amaç da bu değil mi zaten. Göstergesi ne; yatırımların payını artırıyoruz; sosyal harcamalarımızı artırıyoruz; Türkiye'nin sektörlerini desteklemeye devam ediyoruz; sağlığa, ulaştırmaya, adalete, emniyete, öncelik veriyoruz. Bunlar, bize dayatılan şeyler değil ki; biz, kendi irademizle bunları yapmaya çalışıyoruz.

Onun dışında, çok önemli bir hususu söylüyorum; ilan ediyoruz ve Bakanlar Kurulumuzun da imzalamasıyla artık resmiyet kazanan ulusal tarım stratejisini biz hayata geçirdik. Şimdi, bu ulusal tarım stratejisi belgesini, Tarım Bakanı olarak resmen söylüyorum. Ne Dünya Bankasıyla tartıştık ne IMF'ye bilgi verdik. Planlama, Hazine ve Tarım Bakanlığı uzmanları olarak hazırladık. Bana, Dünya Bankasının uzmanı geldi "tarımsal destekleri değiştiriyormuşsunuz" dedi; ben de "evet, değiştiriyoruz." Dedim, "Ne yapıyorsunuz" dedi. "Türkiye'de muhalefet partisinin eleştirdiği, İktidar Partisinin kabul etmediği, baştan değiştireceğim diye yazdığı, çiftçilerin beğenmediği, meslek kuruluşlarının karşı çıktığı politikaları, biz, tatbik edecek durumda değiliz; değiştireceğiz. "Ne yapacaksınız?" Doğrudan gelir desteğini yüzde 45-50'lere çekeceğiz, primleri ve hayvancılık desteklerini artıracağız, kırsal kalkınmaya önem vereceğiz ve tarım ürünleri sigorta yasasını çıkararak, tarımsal sigortacılığı bu ülkede teşvik araçlarının arasında uygulayacağız dedim. Orana itiraz etti "niye bu kadar ani indiriyorsunuz" dedi. Dedim ki, kamuoyunda bu kadar itiraz edilen, karşı çıkılan bir aracı, bu seviyede kullanma imkânı artık kalmadı. Yani, İktidar Partisi kendi içerisinde eleştiriyor, beni eleştiriyor. Ben, kendim, teorik olarak karşı çıktığım bir şeyde niçin ısrar edeceğim?! İnanın, bundan daha başka bir görüşme olmadı. Biz, bunu, imzaladık ve yürürlüğe koyuyoruz. Arkadaşlar, bu politikanın neresi millî değil?!

Diyoruz ki, doğrudan gelir desteğini sadece oransal olarak düşürmüyoruz; onun ötesinde ilave unsurlar getirdik.

1. Üretimi yapana vermeye yönlendiriyoruz. Yani, sadece toprak sahibine değil, üretimi yapana, kiracı olarak çalışana vermeyi hedefliyoruz. Ne yapacağız; girdi belgesini, girdi kullanım belgesini getirene ve ürettiği ürünün satışının belgesini getirene vereceğiz. Bu, şimdi, toprak sahibinden üreticiye doğru bir yönlenmenin adımıdır; yüzde yüz gerçekleşmez; ama, bu yönde ilerlemedir.

2. Biz, tarımsal teknolojiyi geliştirmek için kullanacağız doğrudan gelir desteğini. Yani, toprak tahlili yaptıran, sertifikalı tohum kullanan, bazı bölgelerde arazi toplulaştırması yapan veya damlama suya geçen bölgesel birkısım konuları teşvik edici kullanabiliriz. Bununla ilgili Bakanlar Kurulundan da bir irade çıkardık; yani, genel tasvip gördü. 2005 takvim yılında, yavaş yavaş uygulamaya geçeceğiz ve 2005 tarımsal teşviklerin uygulama programına, aynen, bu sistemi yerleştirmeye çalışacağız.

Dolayısıyla, 2006-2010 yıllarında, Türkiye'nin tarım politikalarını... Elbette, Dünya Ticaret Örgütünün kararlarını dikkate alacağız, elbette, Avrupa Birliğiyle uyum konusunu dikkate alacağız; ama, en önce, bu ülkede geliştirmemiz gereken sektörleri harekete geçireceğiz.

Birkaç husus söylemek istiyorum; bunlardan birincisi hayvancılıktır. Arkadaşlar, sektöre yakın olanlar ve bu konuyu az çok takip eden arkadaşlarımız çok iyi biliyorlar ki, bugün, mevcut verimlilik ve maliyet yapısıyla hayvancılık sektörümüzün Avrupa Birliği ülkeleriyle rekabet etme imkânı yoktur; ama, bizim önümüzde on oniki senelik bir zaman vardır. Türkiye, bu sektörü sürdürülebilir bir hale getirmenin mücadelesini verip, 80 000 000'luk nüfusuyla Avrupa Birliği üyesi olduğu tarihte, mutlaka bu konuda başarılı olmak zorundadır. Ben, bunu, Tarım Bakanı olarak değil, bu ülkede tarım sektörüyle ilgili olan herkes adına söylüyorum. Bu, yapmamız gereken bir görev. Şimdi, biz, 3 - 4 misli yüksek bir maliyetle tüketicimize et satıyoruz ve tükettiriyoruz; bunu kabul edemeyiz, bunu yapamayız, bu sürdürülemez bir şey. Bunun için, başta doğu bölgesi olmak üzere, Türkiye'de hayvancılığa elverişli bütün alanlarda, bu üretim faaliyetini besleyecek ve destekleyecek şekilde tarımsal destekleri yönlendireceğiz; bunu yapmak zorundayız. Bazı alanlarda, bitkisel üretimde, yem bitkileri ve bakliyat için havzalar oluşturmak zorundayız; yani, bir üretim planlamasını yavaş yavaş hayata geçirmek zorundayız. Bugüne kadar, elimizde, bunun için çok fazla teknik bilgi, donanım da yoktu; ama, şimdi, artık, bir çiftçi kayıt sistemimiz var elimizde, 3 000 000'a yakın kayıtlı insanımız var, arazi büyüklükleri ve ürettikleri ürünlerle ilgili bilgiler var; bunları yapacak duruma geldik. Türkiye, uluslararası kurumların inisiyatifi dışında desteklerini belirleyecek hale geliyor ve dolayısıyla, biz, bundan sonra kendi politikalarımızı daha etkin olarak uygulamak durumundayız.

Arkadaşlarımızın ifade ettikleri bazı hususlar var; onlara da kısaca cevap vermek istiyorum.

Bu hususlardan biri olan tarımsal girdilerle ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Arkadaşlarım, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, Türkiye, iki konuda, gübre ve mazot konusunda, tamamen, yüzde 100'e yakın dışa bağımlıdır; uluslararası fiyatlardan etkilenmemesi imkansızdır. Gübrede yerli üretim vardır; ama, yerli üretimin hammaddesi azotlu ve fosfatlı gübrenin tamamı dışa bağımlıdır. Dolayısıyla, uluslararası fiyatlardan etkileniyoruz. Fiyat artışları, söylediğiniz gibidir; gübrede ortalama yüzde 30'un, yüzde 35'in üzerinde, mazotta yüzde 32 civarında fiyat artışları vardır; ama, size ilginç iki şeyi söylemek istiyorum. Türkiye'de gübre kullanımı, 2002 yılında 4 500 000 ton, 2003'te 5 100 000 ton, 2004 yılı için hedefimiz, yine, 5 200 000 tondur. Türkiye'de gübre kullanım miktarında bir düşme meydana gelmemiştir; şu sebeple: Daha ihtiyatlı hareket eden çiftçinin erken gübre almasından dolayı; yani, yüksek fiyatlara çıktıktan sonra değil, daha önce, eline gelir geçtiği anda almasından dolayı bu düşme olmamıştır. Şunu demek istiyorum: Türkiye'de tarımda girdi kullanımında bir azalma olmaması, fiyat artışları vesaire gibi faktörler yanında, önemli bir husustur; yani, bu, Türkiye'de, gelecek yıl üretimin artma ihtimaline delalet eder. Aynı olay tohumluk kullanımında vardır. Türkiye'de tohumluk kullanımı, 2002 yılında 142 000 tondur, 2003'te 172 000 ton, 2004'te 320 000 tondur. Şimdi, arkadaşlarım, bunlar da çok önemli gelişmelerdir. Özellikle tahılda ortaya koyduğumuz gelişme sevindiricidir ve dolayısıyla, sektörle ilgili en yaygın etki yapabilecek gelişme unsurları içerisinde kayda değer olaylardır.

Traktör sayısıyla ilgili bilgi; elbette, Türkiye'nin iktisadî durumunun çok dengeli olduğu zamanlarda 50 000'e yakın traktör kullanılmıştır; ama, şunu bilmeliyiz, 2002 yılında bu ülkede satılan traktör sayısı 6 000'dir; bir kriz akabindedir; elbette, insanlar, gayrimenkule de yatırım yapmadılar, traktöre de yatırım yapmadılar; ama, artış olumlu bir şey değil midir?! Yani, bu konuda, tek olumlu gösterge olarak söylemiyoruz; ama, Türk çiftçisi öldü, Türk tarımı bitti, hayvancılık yok oldu yerine, arkadaşlar, müspet şeyler de var; yani...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

44 konuşma daha · 23 Aralık 2004

44 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook