Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)
Diyarbakır Milletvekili ·
Genel Kurul, 83. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Mart 2008 · 1.223 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Selahattin Demirtaş, 27 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 1.223 kelime.
Selahattin Demirtaş (Diyarbakır). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2008-03-27-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır)Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 119 sıra sayılı yasanın birinci bölümü üzerine DTP Grubu adına görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Şüphesiz ki son derece önemli, toplumun neredeyse tamamını ilgilendiren bir konu hakkında, geçmiş dönemlerde de mütemadiyen Türkiye gündemine gelmiş, Meclis gündemine gelmiş bir konu hakkında bugün de önemli bir yasama faaliyeti yürütüyoruz.
Elbette ki toplumun büyük bir çoğunluğunu ilgilendiren bu yasa tasarısının hazırlıklarıyla ilgili Sayın Bakan ifade ettiler, altı aydır bir hazırlık yapılıyor, bu konunun sosyal taraflarıyla da değişik görüşmeler gerçekleştirildi, mümkün olduğunca mutabakat sağlanmaya çalışıldı ama tam anlamıyla herkesin içine sinen, hepimizin arzuladığı bir yasa tasarısıyla karşı karşıya olduğumuzu söylemek de maalesef ki mümkün değil.
Ülkemizdeki sosyal güvenlik alanında ciddi sıkıntıların yaşandığı bir gerçek. Bu alanda düzenlemelerin yapılması ihtiyacı, zorunluluğu da bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Dolayısıyla DTP Grubu olarak biz zaten tıkanmış durumda olan, sinyal veren bu alanın mutlaka düzenlenmesi gerektiği konusunda hemfikiriz. Ancak bu düzenlemeler yapılırken yine Anayasa güvencesi altında olan sosyal devlet ilkesinin mümkün olduğunca korunması, ihlal edilmemesi de gerektiğini savunuyoruz ve muhalefet olarak da bu yasanın görüşmelerinde bir yandan bu değişikliğin derli toplu bir şekilde yapılmasının olumlu olduğu, sosyal taraflarla görüşmelerin yapılmasının olumlu olduğunu belirtirken ama aynı zamanda eksik bulduğumuz, yetersiz bulduğumuz konularda eleştirilerimizi, görüşlerimizi, değişiklik önergeleriyle katkılarımızı da sunma gayreti içerisinde olacağız.
Sosyal güvenlik meselesi, ağırlıklı olarak, çalışanları, emekçileri, yoksulları, işsizleri doğrudan ilgilendiren bir mesele. En nihayetinde toplumda güvence altına alınması gereken, devlet koruması altında bulunması gereken kesimler ağırlıklı olarak bunlar. Bu nedenle, yapılacak düzenlemelerde eğer bu kesimlerin çıkarlarını gözeten bir düzenleme yapılmamışsa, bu saydığım kesimlerin çıkarları ihlal ediliyorsa tabii ki sosyal devlet ilkesi ihlal ediliyordur, zedeleniyordur demekte bir sakınca görmemek lazım. Mevcut tasarı, önceki düzenlemelere kıyasla bazı yenilikler, bazı pozitif düzenlemeler getirmekle birlikte, bize göre, sosyal devlet ilkesini zedeleyen, yoksulların, çalışanların, emeklilerin, emekçilerin haklarını, kazanılmış haklarını da gasp etmeye yönelik düzenlemeler içermektedir. Bu tasarının geneli üzerinde sunum yapan arkadaşlarımız detaylı bir şekilde ifade ettiler. Her şeyden önce tasarıya hakim anlayış, sosyal güvenlik hukuku ile iş hukuku, çalışma hukuku arasındaki tamamlayıcı, bütünleyici ilişkiyi koparmaktadır; gerçekleştiği ölçüde, hukuk devleti ilkesinin toplumsal yaşamın gerçekleriyle bağı zayıflayacaktır diye düşünüyoruz.
Bilindiği gibi, sosyal güvenlik hukuku, çeşitli riskler nedeniyle geçici veya sürekli çalışamaz duruma gelmeleri hâlinde çalışanlara güvence sağlarken çalışma hukuku, çalışanların çalıştıkları süre içinde çeşitli yöntemlerle gelirlerini güvence altına almaya çalışır. Her iki hukuk dalında da görüldüğü üzere, temel amaç, yurttaşın gelir güvencesinin sağlanmasıdır. Örneğin, işçiler için iş hukuku, işçilerin feshe karşı korunmasına, değişik yöntemlerle işçilerin haksız işten çıkarılmalarına karşı güvence ve tazminatlar getirmeye çalışırken sosyal güvenlik, fesih olayı gerçekleştiğinde işsizlik sigortası yoluyla çalışanları korur. Diğer bir örnek, çalışanların sağlığının korunmasını, iş kazaları ile meslek hastalıklarının önlenmesini ve önlenemediğinde değişik yöntemlerle tazminini amaçlar. Dolayısıyla, birbirini tamamlayıcı, deyim yerindeyse ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Bu çerçevede, günümüze değin sosyal sigorta rejimleri, ilgili çalışma ilişkilerinin özellikleri doğrultusunda şekillenmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Yasası ile 5434 sayılı Emekli Sandığı Yasası bunun tipik örnekleridir.
Ulusal sosyal güvenlik sisteminin fon yönetimine indirgenmesi, bu tasarıyla birlikte söz konusudur. Sosyal güvenlik bir hak olmaktan çıkarılmakta ve dolayısıyla, kamu hizmeti yerine piyasada satın alma güçleri ölçüsünde tüketicilerin yararlanabileceği bir meta hâline dönüştürülmekte ve kârlılığa konu yapılmaktadır. Sosyal güvenlik, toplumsal ve kamusal bir sorumluluk yerine bireyin kendi sorumluluğu hâline getirilmektedir; gerçekleştiği ölçüde, cumhuriyetin sosyal devlet ilkesi maalesef ki zayıflayacaktır, toplumun geniş kesimleri sosyal dışlanmışlığa maruz kalacaktır. İş Yasası’na göre, esnek çalışma ilişkileri içinde istihdam edilecek işçiler, tarımda hizmet akdiyle süreksiz çalışan tarım işçileri, tarımda kendi nam ve hesabına çalışanlardan düşük gelirliler, ev hizmetlerinde çalışan kadınlar, cezaevinde hükümlü ve tutukluların bakmakla yükümlü oldukları kişiler ve yevmiyeli çalışanlar sosyal korumadan yoksunlaşması durumuyla karşı karşıya kalacak, hatta bunlar bu tasarı ile yasal güvenceye kavuşacaktır.
Yine değerli arkadaşlar, bu bölümle ilgili olarak… Otuz madde birinci bölümde ele alınmış ve tasarının çok önemli maddeleri bu bölümde tartışılacak. Dolayısıyla bu şekildeki bir düzenleme de -özellikle birinci bölümle ilgili olarak- tartışmaların yeterli derecede yürütülemeyeceği kaygısını bizde uyandırmıştır.
Öncelikle, yükseköğrenim görenlerle ilgili yapılan düzenleme son derece yetersizdir. Üniversite öğrencilerinin sadece yirmi beş yaşına kadar hak sahibi olarak tanımlanması, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin kapsam dışı bırakılması önemli bir eksikliktir.
Tasarının birinci bölümünde düzenlenen kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından hak sahipleri sayılırken ev hizmetlerinde çalışanlar ile ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan tutuklu ve hükümlülerin de uzun vadeli sigortalılık kapsamı içine alınması ve durumlarının bu şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Önceki düzenlemelerde kız ve erkek ayrımı olmaksızın bütün çocuklar için evlenme ödeneği öngörülmüşken yeni düzenlemede sadece kız çocukları bu kapsama alınmış, erkek çocukları için evlenme ödeneği iptal edilmiştir. Kız ve erkek çocukların arasında yapılan bu ayrımın giderilmesi gerekmekte. Bunun hangi açıdan, hangi gerekçelerle bu şekilde yapıldığını anlamak da mümkün değildir.
Bir başka konu bu bölümde düzenlenen “emzirme ödeneği” hususudur. Daha önceki düzenlemelerde doğumdan sonraki altı ay boyunca ödenmesi öngörülen emzirme ödeneği bu tasarıyla bir aya indirilmiştir. Bu düzenleme de yaşamın gerçekliği karşısında hiçbir anlam ifade etmemektedir. Bir yandan Sağlık Bakanlığı yürüttüğü kampanyalar ile ilk altı ayda anne sütünün hayati derecede önemini anlatmaya ve anneleri ilk altı ay için emzirmeye teşvik etmeye çalışmaktayken diğer yandan yapılan bu düzenlemeyle sadece ilk bir ay için emzirme ödeneğinin veriliyor olması çelişkilidir. Bu çelişkinin giderilmesi açısından da emzirme ödeneğinin altı aya çıkarılması ve bu hakkı kazanabilmek için de sigortalılık süresinin genel sağlık sigortasında olduğu gibi otuz gün olarak belirlenmesi önemlidir.
Bu düzenlemeye benzer bir başka düzenleme de geçici iş göremezlik ödeneğinin hak edilmesi hususudur. Geçici iş göremezlik ödeneğinin hak edilmesi için doksan günlük prim ödeme şartı kaldırılmalıdır. Örneğin seksen dokuz gün prim ödeyen ancak geçici olarak iş göremez hâle gelen bir çalışan, bu tasarıya göre maalesef ki bu haktan yararlanamayacaktır. Bu nedenle, bu konuda süre sınırı konmamalı, doksan günlük süre tümden kaldırılmalıdır diye düşünüyoruz.
Ayakta ve yatarak tedavilerde günlük kazancın yarısı ve üçte 2’si şeklinde ikili bir düzenleme yerine, bu oran her iki hâl için de eşitlenerek üçte 2 olarak belirlenebilir. Bu şekilde de yatarak tedavilerde suistimallerin önüne geçilmiş olabilir.
Bir başka hak gaspı da malullük sigortasından yararlanma şartlarında yaşanmaktadır. Bu haktan yararlanabilmek için prim gün sayısı ve hizmet süresi 2 katına çıkarılıyor, bu şekilde de yine sosyal devlet ilkesi, anlayışı açık bir şekilde ihlal edilmiş oluyor. Bu konuda mevcut uygulama esas alınarak düzenleme yapılmalıdır. Tasarıdaki hâlinin değiştirilmesinde çok büyük fayda görmekteyiz.
Önemli eksiklerden biri de yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için altmış beş yaş sınırının getiriliyor olmasıdır. Belki kamuoyunda en çok tartışılan husus olması itibarıyla altmış beş yaş meselesinin, Genel Kurulda, muhalefetin de katkısıyla tekrar gözden geçirilmesi ve ülke gerçekliğine uygun bir hâlde yeniden düzenlenmesinde fayda görmekteyiz.
Emekli aylıklarının hesaplanmasında kullanılan güncelleme katsayısının da gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 100’ü olarak düzenlenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Mevcut tasarıda yüzde 30 olarak ele alınması da bir çelişkidir. Bu düzenlemeye göre, devlet, gelir dağılımının adil yapılmadığını ve yapılmayacağını bu şekilde teyit etmektedir. Ayrıca, gelir dağılımının emeğin aleyhine sermayenin lehine bozulmaya devam edeceği de bu tasarıya göre varsayılmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla)Güncelleme katsayısı için belirlenen bu yöntem, adil olmayan bir uygulama olduğu gibi, sosyal güvenliğin asgari hayat standardını sağlamadaki rolünü de görmemek anlamına gelecektir değerli arkadaşlar.
Bu bölümle ilgili, zannedersem iktidar grubunun da değişiklik önergeleri olacaktır. Umut ediyoruz ki bizim de bu önergelere sunacağımız katkılarla toplumdaki hassasiyetler, beklentiler dikkate alınarak düzenlemeler yapılacak ve hepimizin içine sinen bir yasa tasarısını bugün, hep birlikte bu Genel Kuruldan çıkarmış olacağız.
Hepinize, bu duygularla bir kez daha saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
47 konuşma daha · 27 Mart 2008