İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 37. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Şerafettin Halis

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 37. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Aralık 2008 · 1.064 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şerafettin Halis, 25 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.064 kelime.

Şerafettin Halis (Tunceli). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2008-12-25-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Demokratik Toplum Partisi Grubu adına sizleri selamlıyorum.

Tabii, bu bütçe görüşmelerinde öğrendik ki Tunceli de ihracat yapan iller arasında; yalnız Tunceli değil, Muş, Hakkâri de dâhil. Şimdi, biz merak ettik acaba ne ihraç ediyormuşuz, bu ihraçtan nasıl milletvekili olarak bizim haberimiz yok? Hakkâri ve Muş milletvekilimizin ihracat kalemlerini sorduğunda verilen cevap: Hakkâri’de pamuk, Muş’ta ise mısır.

AHMET YENİ (Samsun)İhracat…

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)İhracat.

Tabii ben sorma gereği duymadım. Bize de mandalina ve muz ihracatı düşüyor. Tabii, bir Hükûmet kendi bütçesini yaparken bu kadar açık ve bariz bir hatayı yapar mı? Yapmaması gerekiyor, yapmaz da. Düşündük taşındık, küresel ısınmadan dolayı yirmi yıl sonrasına yönelik bir öngörü sunmuş olacaklar ki iklim değişiklikleri ya da iklimlerin alan değişiklikleri Tunceli’ne mandalina, muz; Hakkâri’ye pamuk, Muş’a da mısır ihraç ettirecek.

Tabii, değerli milletvekilleri, ihracat yapan Tunceli ilinin 1.584 dolarlık kişi başına düşen millî geliri var. Tabii bu, Türkiye ortalamasının altında olsa da Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı illerde yani Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde üst sıralarda bir yerde. Tabii, ihracat noktasında ne kadar gerçekçilik varsa bu rakamın da o denli gerçekçi olabileceğini düşünüyoruz.

Tabii, millî gelirden payı böyle olan Tunceli’nin ne olduğuna bir bakmakta yarar var diye düşünüyorum. Sanayi ve ticaret alanında, iş ve istihdam alanında bu bütçede Tunceli’ne bir şey yok. Hizmetler alanında, KÖYDES yatırımları dâhilinde Tunceli’ne düşen pay yüzde 0,85. Tabii, buna da razı olmak durumundayız ancak bu KÖYDES hizmetleri dâhilinde bile gelen yatırımlar, yine etnik ve inanç kimliklerine göre, adaletsiz ve eşitsiz bir şekilde dağıtılıyor. Şimdi, Hükûmetin ya da devletin adaletsiz ve eşitsiz yaptığı bir hizmetten sonra oradaki insanların birbirine karşı çok dostça kalabileceklerini düşünüyor musunuz? Ama yine de orada insanlarımız dost; düşman olma gibi bir niyetleri yok ama bundan da rahatsızlar; bunun bilinmesinde yarar var.

Yapılan yollar ne yazık ki üzerinden bir kış geçtikten hemen sonra kullanılamaz hâle geliyorlar. İşte, bunun niye böyle olduğunu sorduğumuzda, “Altyapısı yoktu, sıkıştırılmamıştı, zemin iyi değildi, biz asfaltı döktük ama olmadı.” Şimdi, siz gider, sıkıştırılmamış zemin üzerine ya da ön çalışmaları yapılmamış zemin üzerine asfaltı döker, çeker giderseniz, bu, müteahhide para kazandırmak anlamına gelir ki Tunceli’de bugüne kadar yapılmış yolların ömrü ancak bir kış kadar, bir kışlık oldu.

Tabii, bütçelerin amacı, karnı tok sırtı pek bir toplum yaratmaktır. Karnı tok olsa bile sırtı pek değilse o toplumun huzurundan bahsedilemez çünkü biz sırtı peklikten, o ülkede insanların düşünceleriyle, düşündüklerini ifade etmeleriyle özgürce bir şekilde yaşamalarını anlıyoruz. Tabii, Tunceli’ne bakıyoruz: Tunceli’deki insanlar, karnı tok olsa bile ne kadar sırtı pek? Tunceli’ye hangi noktadan girerseniz girin, il sınırları içinde, mutlaka sizi bekleyen bir gümrük duvarı var. Orada, kim olursanız olun, sivil olarak, mutlaka sizin kimliğiniz, künyeniz sorulur. Nereden geldiğiniz, nereye gideceğiniz sorulur; hatta, nerede, kimde, nasıl misafir olacağınız sorulur. Öyle ki bu sorgu, dönem dönem, bizim il ve ilçe belediye başkanlarımıza da yapılır. Tabii, bir ülkede, düşünün, bir ülkenin belediye başkanlarının dahi arabaları aranıyorsa, kimlikleri soruluyorsa, oradaki insanların huzurunun ne olduğunu da iyi hesaplamak lazım.

Tabii, yalnız bunlar değil, ulaşımda ciddi sıkıntılar var. Ulaşımda gösterilen sıkıntılar yine iletişim alanında da var. Şehir merkezinde yine gezen jammer’ler yani frekans kırıcılar iletişimi çekilmez hâle getirmiştir. Bu, ister istemez bir yandan insanların iletişiminde sıkıntı yaratırken diğer taraftan da zaman açısından, harcanan kontörlerin de vatandaşın cebinden gittiğini herkesin bilmesi gerekiyor.

Tabii, ekonomik durum Tunceli’de sıfır noktasında. İşsizlik had safhada. Bundandır ki, ilimizde zaten çatışmalardan dolayı yaşamı olumsuz kılan bütün olanaklara bir de işsizlik eklenince, göç son derece yoğun şekilde kendisini göstermiş ve bu anlamda da kala kala orada yaşayan insanların hayvancılık yapma gibi bir seçeneği kalmıştır.

Tabii, hayvancılık deyince de koyunculuk ve arıcılık akla geliyor. Koyunculuk yapan insanlarımız da, bu insanlarımız da çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Yine meralar belli alanlarda güvenlik gerekçesiyle yasaklanıyor ve meralardan yararlanmak için, izin almak için daha doğrusu, izin veren merciyle koyun sahipleri arasında, üreticiler arasında bir simsarlar zinciri oluşuyor. Tabii, bir hukuk devletinin kendi meralarını kendi halkına yasaklaması bir yana, bir de simsarlar zincirinin oluşması çok daha kötü bir durum. Yine arıcılık ha keza. Arıcılığa olanak sunan bölgeler arıcılara kapatılıyor. Böyle olunca da arıcıların da bu üretiminde çok ciddi bir verimsizlik görünüyor.

Tabii, sorunların biri de köylerine yeni baştan dönmek isteyenlere, istemiş oldukları olanakları devletin sunmamasıdır. Sunulmuş olanakların da, bugüne kadar kıt kanaat olanakların da hem Maliye Bakanlığına hem İçişleri Bakanlığına takıldığını ve kısmi gelen paraların da yine valilikler aracılığıyla -bu bölge sadece Tunceli değil, bölge illeri için geçerli bir durumdur- bekletildiği ya da istedikleri köylere verdirtme gibi bir keyfiyeti gösterdiklerini görüyoruz. Bunun mutlaka önüne geçilmesi ve gerçekten mağdur olan bu insanlarımıza zarar, ziyanlarının mutlaka geri verilmesi gerekmektedir.

Şimdi böyle olunca, tabii on dakikada, eğitimden sağlığa kadar bir yığın sorunları olan böyle bir yerin sorunların tümünü anlatmanın olanağı yok. Ancak, ben eğitim bütçesinde okulların eğitim durumunu anlatmıştım, ama sağlık konusunda da çok ciddi zaaflar yaşanmaktadır. 92 sağlıkevi kapatılmış, bugün 15 sağlık ocağı bulunmaktadır ve 15 sağlık ocağında da kadrolu elemandan ziyade vekil ebe, hemşire bulundurulmaktadır. Yine 22 sağlık ocağından 14’ü çalışıyor. Şimdi, Sayın Başbakan, sağlık hizmetlerinde jet ambulans projesini burada sundu. Biz jet ambulans projesinden önce, sağlıkevlerimize ebe ve hemşire, sağlık ocaklarımıza mutlaka doktor ve bir arabanın verilmesi bölge ihtiyacına kısmen de olsa cevap olacaktır diye düşünüyoruz.

Sevgili milletvekilleri, tabii, bir bölge insanını sevmeyenin o bölgenin doğasını da çok sevebileceğini kimse iddia edemez. Bölgede dünya harikalarından biri sayılan, üzerinde 43 tane sadece o bölgede olan endemik bitki türünün bulunduğu, resmiyette millî park olarak da kabul gören Munzur Vadisi sulara boğdurulmak isteniyor. Şimdi böyle dünya harikası bir yerde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na göre de bir tek çivinin bile çakılmaması, oradaki yabani hayatı bozan, doğayı bozan herhangi bir faaliyetin mutlaka yapılmaması noktasındaki bir maddeye rağmen, orada sekiz baraj yapılmak isteniyor. Şimdi, düşünün Nil Nehri üzerinde bir tek baraj var. Siz tutuyorsunuz Tunceli’nin can damarı küçücük bir nehrin üzerine sekiz tane baraj inşa ediyorsunuz. Tabii uzmanlara soruyoruz, bu barajın ekonomik manada bir getirisi yok. Olsa olsa elli yıllık bir ömrü olur, elli yıllık bir ömür için böyle bir doğa parçası feda edilemez. Ama bu, böyle olmakla beraber Hükûmete… Bundan önceki hükûmetler döneminde de alınmış kararlar bu Hükûmet döneminde de devam etti. Yine keza, Ilısu Barajı noktasında da aynı zihniyet mevcut. Biz bu konuda da gerçekten, Hükûmetin duyarlı olmasını ve Munzur Vadisi’nin mutlaka kurtarılmasını istiyoruz.

Ayrıca, ormanları yakma sorunu var. Şimdi, “Bu vatanın her karış toprağı kutsaldır.” mantığı eğer gerçekten bir samimiyetin ifadesi olarak söyleniyorsa, doğudan batıya kadar, bu kutsallık aynı derecede önem arz etmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

138 konuşma daha · 25 Aralık 2008

138 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook