Türkiye futbol federasyonu kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.343)
Tunceli Milletvekili ·
Genel Kurul, 84. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Nisan 2009 · 1.294 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Şerafettin Halis, 30 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.343)); konuşma 1.294 kelime.
Şerafettin Halis (Tunceli). “Türkiye futbol federasyonu kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.343)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 30 Nisan 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2009-04-30-turkiye-futbol-federasyonu-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-343 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’yla ilgili Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Spor dalları arasında yayılarak küresel bir boyut kazanan futbolun, kadından erkeğe, yaşlıdan gence, yoksuldan zengine herkesi kendi pençesine alacak kadar güç kazandığını biliyoruz. Geniş kitleleri etkileyen bir evrensel faaliyet olan futbol, uluslar arası ilişkiler açısından derin bir önem arz ettiği gibi, ekonomi dünyası için de bir o kadar önem arz ediyor. Bu önemden dolayıdır ki tüm dünyada futbolu daha da geliştirmek, yaymak ve daha da kurumsallaştırmak için çaba harcanmakta ve örgütlenmeler yapılmaktadır. Bu alanla ilgili ulusal örgütlenmeler uluslar arası örgütlenmelere entegre olarak kural belirlemeye çalışmaktadır. Türkiye’de de Türkiye Futbol Federasyonu futbol faaliyetlerini yürütmek, geliştirmek ve yurt sahasına yaymak, bu konularla ilgili her türlü düzenlemeyi yapmak, kararları almak ve uygulamalarla yetkili bir kurumdur.
1923 yılında başka bir adla kurulmuş olan Federasyon, yine aynı yıl Uluslar arası Futbol Federasyonları Birliğine, FIFA’ya başvurmuş ve yirmi altıncı üye olmuştur. Profesyonel futbol liglerinin kurulmaya başlandığı 1950’li yıllardan sonra, 1962 yılında Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) Türkiye Futbol Federasyonunu tam üyeliğe kabul etmiştir.
Tüm futbol faaliyetlerinin düzenlenmesi ve yönetilmesi gibi önemli bir görevi yerine getiren, futbol konusunda Türkiye'nin tek yetkili kurumu olan Türkiye Futbol Federasyonunun, ne yazık ki, hukuki niteliği hâlâ tartışılır durumdadır. 2007 yılının son ayında yürürlüğe giren 5719 sayılı Kanun’la bu tartışmalı konuma son verilmek istenmişse de tartışmalı konumdan bir türlü kurtarılamamıştır. Öyle ki, özellikle son yıllarda Türkiye Futbol Federasyonu Kanunu Meclis gündeminden düşmez olmuştur. Bu durum, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporunda da Türkiye Büyük Millet Meclisinin Türkiye Futbol Federasyonu Kanunu’yla meşgul edilmesinin doğru olmadığı, dört yıl içinde TFF Kanunu’nda 5 kez değişiklik yapıldığı, bu değişikliğin son olması için siyasetin futboldan tamamen elini çekmesi gerektiği belirtilmiştir.
İlk çıktığı günkü felsefesinden farklı olarak, ne yazık ki, profesyonel futbol, bugün, masumane bir eğlence aracı olmaktan çıkarılarak bir spor dalı olma niteliğinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Futbol, endüstrileşmiş küresel bir güç olarak, neredeyse farklı sosyal katmanlara ait her bireyi afyonlamış gibi etki kapsamına almış, yüzlerce milyon doların döndüğü bir alan olarak güç sahibi her kesimin ilgi odağı olmuştur. Siyaset, bu alanda varlık göstermekten vazgeçmemiş, bir yandan holdinglerin öte yandan mafyanın iştahını kabartan bir rant alanı olarak dizayn edilmeye çalışılmıştır. Futbol, siyaset-holding-mafya üçgeninde, ne yazık ki, sıkışıp kalmıştır. Doğaldır ki, böyle olunca da Futbol Federasyonunun kurallarını da bu güçler koymak için devreye gireceklerdir ve girmeye çalışacaklardır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Futbol Federasyonu kanunu tasarısında hem Hükûmetin teklif ettiği metinde hem de Komisyonun kabul ettiği metinde “Türkiye’de FIFA, UEFA ve TFF himayesinde gerçekleştirilen müsabakalar ile bu kanun kapsamında organize edilen müsabakalardan elde edilecek gelirler ve TFF’nin diğer tüm gelirleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.” denilmiştir. Her ne kadar bu maddeye Komisyon metninde ek bir açıklamayla “Bu muafiyet, TFF’ye ait iktisadi işletmeleri, ilgili kanunlar uyarınca yapılacak kesintileri kapsamaz.” dese de vergiden açık bir muafiyet sağlandığı gün gibi aşikârdır.
Profesyonel müsabakalar kim tarafından, nasıl yapılıyor olursa olsun, Türkiye’de gelir getiren her türlü faaliyette olduğu gibi vergiden muaf tutulmamalıdır. Hele hele bugün ülkemizde açlık sınırı altında ücretle geçimlerini sağlayan asgari ücretli işçiler vergi muafiyetinden yararlanamıyorsa gelir sahibi hiçbir kurum ya da kesim de vergiden muaf tutulmamalıdır. Anayasa’nın 73’üncü maddesi “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” der. Vergiden muafiyet bir istisna olacaksa, bu, asgari ücretliler ve yaşam standartları düşük dar gelirliler için olmalıdır.
Çağdaş bir mantalite içinde bir utanç tablosu olarak karşımıza çıkan asgari ücrete bir bakalım: 2009 yılının ilk altı ayı için brüt 660 TL maaş alan on altı yaş üstü çalışanlardan toplam 188 TL kesinti sağlanarak, ellerine net olarak 478 TL geçiyor. On altı yaş altı çalışanlara ödenen net ücret 406 TL’dir.
Ülkemizde yapılan araştırmalara göre dört kişilik bir ailenin aylık açlık sınırı 738 TL’dir, dikkatinize sunulur. Oysaki bu tasarıyla bazı etkinlikleri vergiden muaf tutulmak istenen Futbol Federasyonunun Fatih Terim’e ödediği ücret Türkiye’nin bir başka ayıbı ve utancı olarak karşımıza çıkıyor.
Geçen yıl, futboldan sorumlu Devlet Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu’nun bir önergeye verdiği cevapta Terim’in maaşının 135.595 TL olduğu belirtiliyor. Bu miktarın Cumhurbaşkanı maaşının 8 katı, Başbakanın maaşının 15 kat fazlası olduğu açığa çıkıyor. Bu açıklamalardan bir süre sonra Fatih Terim’in maaşı yaklaşık 206 bin TL’ye çıkarılıyor. Bu maaş bu ülkede Öğretmenler Günü’nde görevinin kutsallığından dem vurulan öğretmen maaşının 230 katı. Asgari ücretlinin aldığı maaşın da kaç katı olduğunu siz hesaplayın!
Değerli milletvekilleri, futbol siyaset-mafya-holding üçgeninden kurtarılmadıkça Futbol Federasyonu ne Meclisin gündeminden ne de yargının gündeminden düşmeyecektir. 12 Eylül ülkemizde sadece demokrasiyi darbelemekle kalmadı, insan yaşamını yok etmenin ötesinde demokrasilerde olmayan, olmaması gereken bir sürü kirli, karanlık ortamların ve uygulamaların yaşanmasına da alan yarattı.
Köşeyi dönmek için her yolun mübah olduğu 80’li yıllarda Türkiye'de yüzlerce milyon doların döndüğü futbola karanlık güçler müdahale etmeye başlıyor. Öyle ki kongrelerde kendilerini açık açık göstermekten kaçınmıyorlar. Örneğin 84 yılında yapılan kongrede Beşiktaş Kulübünün güvenliğini Alaattin Çakıcı sağlıyor, Süleyman Seba Başkan oluyor. Daha sonraki yıllarda Alaattin Çakıcı’nın Beşiktaş Kulübü adına aldığı pasaportla yurt dışına nasıl kaçtığı biliniyor. Aynı yıllarda diğer kulüpler de müdahale görüyor. Mafya sadece Birinci Lig’le sınırlamıyor kendisini, İkinci ve Üçüncü Liglerde de hâkimiyet sağlamaya çalışıyor. Bu güçler futboldan tek sorumlu kurum olan Futbol Federasyonuna da müdahale etmekten geri kalmıyorlar.
Şimdi çok yakın bir geçmişe dönelim. 1997 Futbol Federasyonu seçimlerinde eski Beşiktaşlı Mustafa Kefeli ile Haluk Ulusoy yarışıyor. Seçim Sheraton Oteli’nde yapıldığı için delegeler orada konaklıyor. Ancak otelin bir katında Sedat Peker ve adamları, diğer katında Alaattin Çakıcı’nın kardeşi Gencay Çakıcı ve adamları, diğer katında Korkut Eken ve adamları kalıyor. Peker ve Çakıcı, Mustafa Kefeli’yi; Korkut Eken ise Haluk Ulusoy’u destekliyor. Seçimi Haluk Ulusoy yani Korkut Eken kazanıyor; kaybeden ise Peker ve Çakıcı oluyor.
Sonrası var. Sonrasında Çakıcı, Haluk Ulusoy’u ve Federasyon Başkan Vekili Hadi Türkmen’i ölümle tehdit ediyor. Hadi Türkmen istifa ediyor. Ulusoy, Çakıcı’yla anlaşma yolu arıyor. Sonuçta Çakıcı şart koşuyor: “Bir dönemden fazla Başkanlık yapmayacaksın. Senin kanını dökmediğim için 100 koyun kesip cezaevindeki adamlarıma göndereceksin.” diyor. Bunun üzerine Haluk Ulusoy Eyüp Sultan’da 50 koyun keserek işi kapatıyor. Değerli milletvekilleri, bu bilgiler, Mustafa Kefeli’nin DGM dosyasında olduğu gibi yer alıyor.
Mafyanın futbol alanındaki fonksiyonu bu kadarla sınırlı değil tabii. 80’li yıllarda hayalî ihracatın patlamasıyla futbolcular üzerinden de kara para aklanmaya çalışılıyor. Maçlarda her türlü şikeye rastlanıyor ve taraflara, yenilmeleri için tehditlerde bulunuluyor. Etik olmayan bir sürü yol ve yönteme başvuruluyor. Bu ilişkiler dönem dönem yargıya yansımasına rağmen, medyada duyulmasına, çeşitli kesimleri rahatsız etmesine rağmen değişen bir şey olmuyor.
Bir futbol eleştirmeni “Eskiden, Millî Takım kamp yaptığı zaman, içilen bir şişe maden suyunun hesabını sorardı müfettişler. Biz Türkiye’de futbolun özerk olmasını istedik maalesef özel oldu. Başarı için her şey mübah oldu.” diyor. Yani açıkçası, futbolu mafya oynuyor biz seyrediyoruz, futbolu holdingler oynuyor biz sömürülüyoruz ve siyaset bu işin bir ucundan tutuyor biz kirleniyoruz.
Bir gazeteci, bir önceki dönem futboldan sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin’e “Futbol-mafya ilişkisi neredeyse resmîleşti. Futbol dünyasından mafyayı temizlemek için bir projeniz var mı?” diye soruyor. Tabii Mehmet Ali Şahin “Evet, var. Kamuoyuna yansıyan telefon görüşmeleri belki on işten sadece biridir.” diyor ve devam ediyor: “Bu olayların üstüne gidilme konusu bizim gündemimizde. Ben şimdiki noktada teftiş kurullarını görevlendirme yetkimi kullanabilirim, nitekim kullandım da ama denetimin daha yetkili olabilmesi için Futbol Federasyonu içinde sürekli görev yapacak, futbol-mafya bağlantılarının üstüne gidebilecek bir birimin kurulmasına ve bu birime, yargıçlara, savcılara ve emniyete tanınan gizli telefon dinleme gibi delil toplama yetkilerinin tanınmasına ihtiyaç var.” diyor Sayın Bakan. O gün bunları söyleyen futboldan sorumlu Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin şimdi Adalet Bakanı. Artık Türkiye’de dinlenmeyen hiç kimse kalmadığına göre, futbol dünyası da mafya güçlerinden çoktan kurtulmalıydı ama bu işin hâlâ neresindeyiz bilemiyoruz.
Değerli milletvekilleri, “Spor ahlaktır, centilmenliktir, sağlıktır, kötü alışkanlıklardan kurtulmaktır.” algısıyla futbolun evrenselleşen gücünü uluslar arası ilişkilerde ve ülkemizde barışa katkı sunabilecek, insana hizmet edebilecek özel yapıya kavuşturmak, siyaset, holding, mafya kıskacından kurtarmak görev, yetki ve sorumluluğumuz dâhilindedir.
Bu inançla, sizleri tekrardan saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
30 konuşma daha · 30 Nisan 2009