İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 81. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)

Genel Kurul, 81. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Nisan 2010 · 940 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi), 1 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)); konuşma 940 kelime.

Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi, Tunceli). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 1 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2010-04-01-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu sabah Ankara’ya girmek isteyen Tekel işçileri, Ankara düşmandan korunurcasına, Ankara’ya sokulmak istenmediler. Tabii, öncelikle biz bunu, AKP her ne kadar antidemokratik uygulamalarıyla tanınıyorsa da 1 Nisan şakası zannettik ama sonradan öğrendik ki gerçekten Tekel işçileri Ankara’ya sokulmak istenmiyor. Kızılay’a indik, her taraf polis kuşatmasında, âdeta polis devleti görüntüleri sergileniyor.

Tekel işçileri ocak ve şubat aylarında, soğuğun en yoğun olduğu dönemde, hak aramak için Ankara’ya toplanmışlardı. O dönem yine sistemin baskı ve uygulamalarıyla karşılaştılar; biber gazıyla, copla bastırılmaya çalışıldılar. Tabii, limon üreticilerini çok etkilemese bile, limon satışlarında bir artışın yolunu açtılar.

Biz, burada, haklarını arayan, işçi statüsünden 4/C statüsüne düşürülen… 4/C ki, büyük haklarından yoksun bırakılan bir statü. Bu statünün insanca bir yaşam için doğru olmadığını biliyoruz ve söylüyoruz. Zaten konu, Anayasa Mahkemesinde. Öyle umuyor ve inanıyorum ki Anayasa Mahkemesinden gerekli haklı sonuç verilir ve işçilerin hakları alınır.

Ben buradan Tekel işçilerini Barış ve Demokrasi Partisi adına selamlıyorum ve onların haklı direnişinin yanında olacağımızı söylüyorum.

Tabii, değerli milletvekilleri, Alman üniversitesine geçmeden önce Türkiye'nin kanayan yarası olan cezaevleri sorununu sizinle paylaşmak istiyorum, Neredeyse 12 Eylül koşullarındaki gibi cezaevlerinde var olan mevcudun yarım katına yakın bir mevcutla cezaevleri dolmuş durumda. Yaklaşık 70 bin kapasiteli Türkiye cezaevleri bugün 120 bin kişinin üzerinde mahkûm barındırıyor. Bugüne kadar her yıl cezaevleri yapıldı, dönem dönem aflar çıkarıldı ama her ne hikmetse cezaevlerinin kısa sürede dolması engellenemedi. Siz bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin arayışını terörle mücadele algısı içinde değerlendirirseniz, yine sizler yoksulluk ve geri bırakılmışlık içinde olan bir halkın ne yapacağının hesabını tutmazsanız haliyle cezaevleri dolar taşar.

Her şeyden önce Terörle Mücadele Kanunu’nda ve Türk Ceza Kanunu’nda bir değişikliğin yapılması, kişilere trilyon kazandıran uygulamalardan vazgeçilerek yaşam koşullarının düzeltilmesi esastır diyoruz. Cezaevlerinde bulunan mahkûmların, tutuklu ve hükümlülerin en ağır sorunu bugün hasta ve yaşlı mahkûmların durumudur. Bugüne kadar cezaevi koşullarında tedavi imkânı bulamayan, bugün, İHD’nin raporları dahilinde 49 isim vardır. Biz bunu bugüne kadar çeşitli defalarca hem Adalet Bakanının hem Sayın Cumhurbaşkanının dikkatlerine sunmuştuk ama bizim tüm dikkatlere sunmamıza rağmen, İHD’nin 2009 raporuna göre, Mustafa Elelçi, Gurbet Mete, Hasan Kert, Beşir Özer, Recep Çelik, İsmet Ablak adlı hükümlüler, mahkûmlar yaşamlarını yitirmişlerdi. Oysaki bunlar cezaevi koşullarında olmayıp da dışarıda özgür koşullar içinde tedavi bulmuş olsalardı, bugün, öyle inanıyorum ki, yaşıyor olacaklardı.

Kamuoyunun gündemine düşer Güler Zere olayı vardı. Hepimiz hassasiyet gösterdik. Güler Zere Sayın Cumhurbaşkanının hassasiyetiyle son anda cezaevinden çıkarıldı, bugün tedavisi devam etmektedir. Güler Zere’ye gösterilen hassasiyet, bugün cezaevlerinde bulunan, bizim elimizdeki sayısı 49 olan diğer mahkûmlara da gösterilmelidir diye düşünüyoruz.

Ben, 49 mahkûm içinden sadece Taylan Çintay adlı mahkûmun sizinle durumunu paylaşmak istiyorum: Otuz üç yaşında, on iki yıldır Gaziantep Cezaevi’nde. Yaşına göre çok erken tutulmuş olduğu bir hastalığı var, mesane kanseri. İki defa ameliyat olmuş. Üç aylık periyotlarla yeniden tıbbi operasyon görmesi gerekiyor bu hastalığın. Cezaevi koşullarında bunun mümkün olmadığı biliniyor ve her defasında başvurusu reddediliyor. Durumun kötüleşmesi üzerine Adana Balcalı Hastanesi Üroloji Servisi’ne getiriliyor, genç bir doktor muhatap ediliyor. Genç doktorun uzman olup olmadığı da kuşkulu ve “Dosyan kayıp, işlemlere yeni baştan başlayacağız.” deniyor kendisine. Bunun üzerine hasta Çintay “Hastalığım belli, gerekli uygulamaları yapın, raporumu verin, ben gideceğim.” diyor. Dosyasının kaybolduğunu tekrardan söyleyerek, dosyan kayıp, biz sana hiçbir uygulamaya yapamayız, sana rapor vermemiz için, heyete çıkarmamız için de hastalığın bütün vücuduna yayılması gerektiği kendilerine söyleniyor ve tedavi yaptırılmadan gerisin geriye cezaevine gönderiliyor.

Şimdi, burada, suçu her ne olursa olsun cezaevlerine düşmüş her yurttaşımızın can güvenliği devletin sorumluluğu dâhilindedir. Cezaevine düşmüş insanların, yurttaşların can güvenliğini, oraya düşme nedenleri ve suç tasnifine göre yaparsanız, bu adil bir durum olmaz devlet için. Bu, olsa olsa öç alma olur ki, bugün hasta ve tutuklular üzerinde yapılmak istenen budur, siyasi tutsaklar üzerinde yapılmak istenen budur ve öç alma durumudur. Adalet Bakanlığının ve Cumhurbaşkanının bu konuya biraz daha hassasiyet göstererek, gerçekten cezaevleri koşullarında tedavisi yapılmayan hasta ve tutukluların tedavi görme olanakları yaratılmalıdır.

Yine, belediye başkanlarımıza yönelik gözaltı sırasında, gözaltına alınıp tutuklanan Diyarbakır Sur Belediye Başkanımız Sayın Abdullah Demirbaş da yine hasta. Bugün her ne kadar tedavisi Dicle Hastanesinde sürüyorsa da kısa süre sonra yine cezaevine döndürüleceğini biliyoruz. Ancak Sayın Demirbaş’ın hastalığının, sürekli tedavi edilmezse, bir kan pıhtılaşmasından dolayı çok daha büyük bir boyuta taşınacağını ve yaşamını riske edeceğini de biliyoruz. Bu konuda da hassasiyet bekliyoruz.

Tabii, Alman Üniversitesi yapılacak. Değerli milletvekilleri, garip bir durum var: Külfeti bizden, ne hikmetse bu halkın parasıyla bir Alman Üniversitesi yapılıyor. “Bunun altındaki neden ne olabilir?” diye düşünüyoruz. Fethullah Gülen okullarına Almanya’da liseler, okullar açtırmanın bir yolu mu açılmaya çalışılıyor? Bugün haberlere bakıyoruz, 56 milyon euroluk bir tank alımı sözleşmesi var. Şimdi, burada bakıyoruz, farklı soru işaretleri kafamızda peydahlanıyor. Eğer biz oradan tank alacaksak kendi tanklarını bize satmaları için onların bize rüşvet vermeleri gerekiyor. Ama ne hikmetse biz bu Alman Üniversitesini kendi paramızla yaptırarak bir nevi biz onlara rüşvet vermiş durumuna geliyoruz.

Bu konuda biz Alman Üniversitesini yaparken, yaptırırken mutlaka eşit, dengeli bir ortaklık temelinde yapılması noktasında bir yapıma karşı değildik ve özellikle de, dünyanın neresinde olursa olsun her insanın kendi ana dilinde eğitim yapmasının karşısında olmadığımızı söylemiştik. Ama ondan önce de Türkiye’deki -zamanım daraldı ama- üniversitelerde okuyan öğrenciler üzerindeki baskıların ne olduğuna bir bakalım.

Ocak, şubat, mart aylarında Ankara, Balıkesir, İstanbul, Elâzığ, Muğla, Antep, yine Ankara, yine İstanbul, Eskişehir, Kocaeli, Sivas, Antep, yine Eskişehir, yine Adana’da öğrencilere baskılar yapıldı, sivil gruplarca saldırılar yapıldı. Bu saldırılarda polis ve özel güvenlik dönem dönem destek oldular saldırılara.

Çok ilginç bir durum var: Bugün haklarını arayan Tekel işçilerine destek sunan Sarıgazi Mehmetçik Lisesi öğrencilerine polis saldırıyor. Çok ilginçtir, yine Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesinde Tekel işçilerinin haklı mücadelesini desteklemeye çalışan Cumhuriyet Üniversitesi öğrencileri basın açıklaması yaptıkları gerekçesiyle soruşturulmaya tabi tutuluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 1 Nisan 2010

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook