Grup önerisi hk.
Tunceli Milletvekili ·
Genel Kurul, 125. Birleşim · 4. yasama yılı · 29 Haziran 2010 · 620 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Şerafettin Halis, 29 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HK.); konuşma 620 kelime.
Şerafettin Halis (Tunceli). “Grup önerisi hk”. TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2010-06-29-grup-onerisi-hk (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de verilmiş olan önergenin lehinde konuşmak istiyorum.
Tabii, otuz yıldır ülkemizde, insan yaşamına ve insan yaşamının insana dair tüm alanlarda acılar üreten bir savaş var, otuz yıllık bir savaş. Belki “savaş” derken “Neyin savaşı?” diyenler oldu bugüne kadar, “Bunun neresi savaş?” diyenler oldu ama biz, Kurtuluş Savaşı’nda zorlamalı rakamlarla 30 bin insanın yanında, 41 bin küsur insanın öldürüldüğünü düşünürsek buna “savaş” dememenin bir nedeni ve anlamı yok.
Daha geçen gün bir gazetede yayınlandı. Kaynak: Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü. Yaşamını yitiren yurttaşlarımızın sayısı 41.828. Bunlardan 6.653’ü asker ve polis yani gencecik insanlar. Tabii, bu savaş, insan yaşamı ve insan emeği üzerinde yürüyor. 40 bin insanın yaşamını verdiği bu savaşta, 4 bin köy boşaltılmış, 3 milyon insan göç ettirilmiş, 300 milyar dolara mal olan nakdî bedeline karşılık ekonomiye dolaylı ve direkt darbelerini de hesaplamak mümkün gibi görünmüyor.
Tabii, savaş, her şeyden önce, Mustafa Kemal’in dediği gibi eğer bir halkı tehdit etmiyorsa cinayettir. Bugün gencecik insanların ölümüne neden olan bu savaşa, neden öldürdüklerini, neden öldürüldüklerini bilmeyen bu gencecik insanların cinayetine tanıklık ediyoruz ve bu tanıklığı ederken de ne yazık ki yine bu siyasi mercilerde, siyasi makamlarda hamaset nutukları atılıyor ama hamaset nutukları atanlar, kimin çocukları üzerinde nutuk attıklarının farkında olmasalar gerek ki alabildiğine yarış içindeler. Bu kürsüde sormuştum ben: “Bugüne kadar kaç tane bakanın, kaç tane büyük iş adamının, kaç tane diplomatın ve kaç tane generalin çocuğu bu savaşta yaşamını yitirdi?” Hiç. Cevabını ben vereyim.
Yine bu kürsüde söylemiştim. En fazla kanın akıtıldığı 90’lı yıllarda Genelkurmay Başkanının oğlu diskoteklerde, gece eğlencelerinde bulunurken aynı saatlerde dağ başlarında gencecik çocuklar öldürülüyordu. Yine o dönemin Başbakanının çocuğu su altı komandosu olarak terhis edilmişti ve bunu da bütün gazeteler yazmıştı.
Bugün kan akıyor, savaş insanlığı çürütüyor, ahlakı çürütüyor, erdemi çürütüyor. Tabii, insanlık ve erdem çürüdükçe de biz de bundan, birinci derece sorumlu olanlar, nasibimizi alıyoruz ve böyle olunca da savaşın olduğu yerde bütün yasalar susar, savaşın yasaları boy verir ve savaşın yasaları “daha çok nasıl insan öldürürüm”ü esas aldığından kendi koymuş olduğu savaş kurallarına ve yasalarına da uymaz. İşte bundandır ki ölen gencecik çocuklar, sadece cephe çatışmalarında ölmüyor, çatışmalarda ölmüyor. Askerde, bugüne kadar, bulunduğu çatışma gerisi alanlarda ölen yüzlerce kuşkulu ölüm var. Basına yansıyan yüzün üzerindeki ölümü biz otuz sayfalık araştırma önergesi olarak vermiştik ve bunların tek tek, nasıl öldürüldüklerini, ailelerine nasıl haber edildiklerini anlatmıştık.
Tabii, öldürülen ya da kuşkulu ölen bu gencecik insanların ailelerine muhtelif cevaplar, çelişkili cevaplar veriliyor. Nedir bu cevaplar? Yıldırım çarptı, ranzadan düştü, intihar etti, kaza kurşunu, bomba patladı vesair. Tabii böyle olunca da inandırıcılığını daha da yitirir duruma geliyor.
Biraz önce, benden önce konuşan arkadaşım birkaç örnek verdi. Ben de dikkatinize sunmak için birkaç örnek daha vermek istiyorum: Serhat Yıldız’dan bahsetti, Sivaslı bir asker; intihar deniyor, kurşun arkadan, sırtından giriyor ve göğsünden, göğsünü parçalayarak çıkıyor; nasıl intiharsa aklımız ermiyor. Yine Burhan Güzelaydın adlı bir asker, otopsi raporunda iç organları parçalanmış, çok kuşkulu bir şekilde intihar deniyor. Mehmet Karataş adlı bir asker, askerî cezaevinden hastaneye götürülüyor ve hastanede her ne hikmetse yine intihar ediyor. Sait Özdemir adlı asker intihar olarak ailesine sunuluyor ama yine her ne hikmetse altı kurşunla intihar etmiş olduğu görülüyor. Yine Feyzullah Işık adlı asker, karnından vuruldu iddiasıyla ailesine bildiriliyor. Ama biz bunların hepsinin kuşkulu olduğunu biliyoruz, hepsinin -intihardan ziyade- öldürüldüğünü biliyoruz. Hadi diyelim ki intihardır, o zaman şöyle sormak lazım: Bu gencecik çocuklar niye intihar ediyor? Terhislerine üç ay beş ay kala, terhislerine üç hafta beş hafta kala, hatta üç beş gün kala neden intihar ediyorlar? Bunun da mutlaka soruşturulması gerekiyor.
Bu savaşı durdurmanın yol ve yöntemi bizim ellerimizdedir, güç bu Meclistedir, çözüm bu Meclistedir.
Ben bu duygularla sizleri selamlıyorum ve konuğumuz olduğu için de konuşmamı kısa kesmek durumunda kaldım.
Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
58 konuşma daha · 29 Haziran 2010