Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile rusya federasyonu hükümeti arasında türkiye cumhuriyetinde akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanması hk. (s.s.538)
Tunceli Milletvekili · Barış ve Demokrasi Partisi
Genel Kurul, 134. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Temmuz 2010 · 559 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi), 14 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE AKKUYU SAHASINDA BİR NÜKLEER GÜÇ SANTRALİNİN TESİSİNE VE İŞLETİMİNE DAİR İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASI HK. (S.S.538)); konuşma 559 kelime.
Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi, Tunceli). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile rusya federasyonu hükümeti arasında türkiye cumhuriyetinde akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanması hk. (s.s.538)”. TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2010-07-14-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-rusya-federasyonu-hukumeti-arasinda-t (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sizleri saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce Hükûmet partisinden nükleer enerjiyi savunan konuşmacının Çevre Komisyonu Başkanı olduğunu öğrendik. Tabii esasında şaşırılması gereken bir durum ama ben şaşırmadım. Bugüne kadar yaptıklarıyla alıştık, ciğeri kediye, kuzuyu kurda teslim etme konusunda çok mahir politikalar geliştirdiler. Çok daha ötesi, akçeli işlerde sicili en bozuk kişiyi hazineden sorumlu vezir yaptılar ve hazinenin kilidini verdiler, anahtarını verdiler kendilerine. Tabii, durum böyle olunca da bugün dünyada tehlike ve risk potansiyeli taşıyan böyle bir enerjiye, dünyada gelişmiş ülkelerin günden güne vazgeçtiği böyle bir enerjiye Türkiye’de ihtiyaç olduğunu sunarak böyle bir enerjiyi, nükleer santralleri ülkeye taşımak bu ülkeye bir felaketi taşımaktan başka bir anlam ifade etmez diye düşünüyorum.
Her ne kadar nükleer enerji atom bombası yapmak için başlatılmışsa da esasında 1970’li yıllarda petrol darboğazından dolayı bu enerjiye ihtiyaç duyulmuş ama akabinde tek tek ülkeler bu enerji biçiminden vazgeçmiş. Tabii, bugün, gelişmiş ülkeler bu nükleer enerji üretiminden vazgeçerken de geri kalmış ülkelere kendi teknolojilerini satıyorlar ve kendi teknolojilerini satarlarken de bilim adamı, bilim insanı adına insan eksenli değil, kapital eksenli bakan bazı akademisyenleri de kendi politikalarının hizmetine alıyorlar.
Tabii, burada “nükleer enerji” derken Çernobil’i her şeyden önce hatırlamak gerekiyor. Her ne kadar benden önce konuşan partili arkadaşım Çernobil’in ne olduğunu anlattıysa da ben önemine binaen burada bir daha tekrarlamak istiyorum.
1986 yılında Çernobil faciası patladığından dört gün sonra dünya olayı duydu. Akabinde 125 bin insan öldü, 9 milyon insan etkilendi ama o gün de yine Hükûmetin sorumsuzluğu vardı. Hükûmetin Sanayi Bakanı, Karadeniz baştan başa etkilenmiş olmasına rağmen, televizyonlar karşısında “Radyasyon bize bir şey yapmaz, radyasyon bu ülkeyi etkilemez.” diye çay yudumlamıştı ve bugün de aynı duyarsızlık var ve yine bu ülkede koli basili taşıyan sular kullanılmaması dahi rapor edilmişken bir belediye başkanı yine bardak bardak musluk suyu olduğunu iddia ettiği bir su içiyordu ama aynı belediye başkanı -ne büyük mahremiyetse- gazetecilerin bütün ısrarına rağmen kendi buzdolabının kapısını bir türlü açmamıştı.
Şimdi Avrupa’ya bakıyoruz. Avrupa’da en iyimser rakamlarla nükleer santrallerin yüzde 16 risk taşıdığı söyleniyor, en sofistike teknolojilerde bile risk oranı bunun altına düşmez diye görüşler bildiriliyor. Şimdi, böyle olunca Türkiye’de Rusya’nın yapacağı bir nükleer santralin bir Çernobil’e yol açmamasını bize kim söyleyebilir? İşte Avrupa Parlamentosunda Almanya kırk yıllık, altmış yıllık politikaları dâhilinde, programları dâhilinde çalışıyor ve “2050 yılında Almanya’da yenilenebilir enerjiye geçmek zorundayız.” diyor ve 2050 yılında mutlaka yenilenebilir enerjiye geçeceklerini programlamışlar.
Türkiye’ye bakıyoruz, Türkiye bir güneş cenneti, Türkiye bir rüzgâr cenneti, sonsuza kadar kullanılması mümkün. Bugün kaynağı tükenen enerjilere baktığımızda nükleer enerjinin kaynağı olan uranyum da bir gün tükenecek çünkü doğada en az bulunan maddelerden biri. Şimdi, kaynağı tükenen, bu kadar risk teşkil eden bir enerji üretimi noktasında bu kadar ısrarlı olmanın nedenini ben doğrusu anlamış değilim. Gelişen teknolojiler yenilenebilir enerjilerin artık daha ucuz maliyetini sağlama noktasında olanak sunuyorken böyle bir ısrarda hâlâ bulunmak çok doğru değil diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)Kaldı ki nükleer santrallere elli yıllık bir ömür biçiliyor ve sonuçta, kalan atıkların, radyasyon taşıyan atıkların iyi muhafaza edilmesi, korunması, büyük külfetlere, büyük maliyetlere yol açıyor. Yani burada maliyeti, getirisi götürüsünden çok daha az olan, külfetli bir iş yapılmış oluyor ve dünya içinde binlerce yıl, yüz binlerce yıl bela olabilecek bir tehlikeyi bağrında barındıran bir dünya bırakıyor.
Ben nükleer enerjiye karşı olma umudunu taşıyorum ve bu umudumu yaşatmaya devam etmeye çalışıyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum tekrardan. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
96 konuşma daha · 14 Temmuz 2010