İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 86. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

Sevahir Bayındır

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Nisan 2010 · 847 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sevahir Bayındır, 14 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 847 kelime.

Sevahir Bayındır (Şırnak). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun değişikliği teklifi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken öncelikle, iki gün önce Samsun’da, siyaseten yasaklanmış, kapatılan Demokratik Toplum Partimizin Eş Başkanı ve Kürt halkının yüreğinin değişmeyen Eş Başkanı Sayın Ahmet Türk’e yönelik geliştirilmiş olan saldırıyı kınıyorum ve bu zihniyeti yaratan tüm kurumları, siyasetçileri bir an önce bu mayınlı zeminin ortadan kaldırılmasına dönük sorumluluğa davet ediyorum.

Ve yine, bugün 14 Nisan. 14 Nisanın artık Kürtler için çok önemli bir anlamı var. Nasıl ki, 29 Mart 2009, Kürtler açısından kendi haklarını korumak, yerelde özgürce siyasete katılmak, kendi idaresini özgürce gerçekleştirmek ve idare ettiği toplumun dilini, kültürünü geliştirmek ve yeni bir zihniyetle, yeni bir anlayışla bir sistem geliştirmeye dönük katettiği bir aşama idiyse, bu aşamanın -yani Kürtlerin seçimde kazandığı bu gelişmenin- birilerini rahatsız ettiğini gördük, hemen 29 Mart arifesinde ve yine işbaşındaydılar Kürtlerin iradesini kabul etmeyenler, seçilmişine tahammül etmeyenler, Kürtlerin kimlikleriyle, inançlarıyla, emekleriyle, varlıklarıyla, tarihleriyle, dilleriyle, bin yıllardır yaşadıkları kadim topraklarda özgürce yaşamalarına tahammül geliştirilmedi ve bu tahammülsüzlüğün sonucu, o gün, içinde partimizin örgütlenmeden sorumlu Eş Başkan Yardımcısı Sayın Kamuran Yüksek, yine yerel yönetimlerden sorumlu Eş Başkan Yardımcımız Sayın Bayram Altun, yine gençlik mücadelesinin öncülüğünü yapmış ve yine merkez yürütmede bizi temsil eden Sayın Mazlum Tekdağ ve yine kadın temsilcimiz, kadın sözcümüz Sayın Besime Gonca ve yine daha önce DTP’de bir dönem eş başkanlık yapan Sayın Selma Irmak ve pek çok arkadaşımız, merkez yöneticisi, il yöneticisi ve büyük bir çoğunluğu da 29 Mart yerel seçimler zaferinin, başarısının imzacısı olan arkadaşlarımız hâlen cezaevinde ve bir yıl geçti, hâlen iddianameleri yok ortada. Neyle suçlandığı belli değil. Rahmetli Ahmet Kaya’nın dediği gibi: “Diyarbakırlıymış, adı Bahtiyar, suçu saz çalmakmış sadece öğrendiğimiz kadar.” Şu anda cezaevinde bulunan çocuklar da dâhil Kürt siyasetçisi, Kürt aydını, Kürt yazarı, insan hakları savunucusu, “Demokratım.” diyen insanlar suçsuz bir şekilde içerideler. Tek suçları özgürlük istemeleriydi, tek suçları insanca “Varız.” demeleriydi, tek suçları insan hak ihlallerine karşı kör-sağır olmamalarıydı, tek suçları bu ülkede herkesin eşit, özgür bir şekilde yaşamalarını sağlamak ve bunun gerçekleşmesi için de kendilerini adamaktı ve daha önceleri gibi, onların öncülüğünü yapan Mehmet Sincarlar gibi, Vedat Aydınlar gibi, Ape Musalar gibi Kürtlerin sesini duyurmak, Kürtlerin uğradığı haksızlığı bir nebze de olsa çığlık hâline getirip hem Kürt’e hem Kürt’ü kabul etmeyen resmî ideolojiye, bütün hükûmetlere, bütün Türkiye’nin kurumsal mekanizmalarında yer alan herkese, bütün herkese, tek amaçları Kürtlerin de var olduğunu, bir halk olduğunu; dilinin, kültürünün yasak olduğunu ve yirmi sekiz defa bu haksızlığa isyan ettiklerini ve yirmi dokuzuncu defa da bu isyanı yürüttüklerini, sürdürdüklerini anlatabilmekti tek kusurları. Tek suçları insan olmak istemekti ve bu suçlarının bedeli de maalesef, işte, belediye başkanları peşi sıra gözaltına alındı, tutuklandı, 29 Mart sürecinden sonra geliştirilen müdahale dinmeden, aralık vermeden devam etti. 14 Nisanda tutuklanmalar, mayısta İl Genel Başkanımız da dâhil… Diyarbakır İl Genel Başkanı demek, valinin de bütçesini denetleyen insan, yerel irade demek. O halka hizmetin, o halkın seçtiği kutsal emek ve değeri korumakla görevli o irade, o günden beri hâlâ cezaevinde ve 7 belediye başkanımız 29 Martta seçildiler, halkımız onları seçtiler ama hâlen cezaevindeler.

Çocuklarımız, Yahya Menekşe’nin arkadaşları, “Yahya Menekşe niye katledildi?” diyen arkadaşları cenaze törenlerine katıldı diye… Yahya Menekşe, 17 yaşındaki Yahya Menekşe’nin cenaze törenlerine katıldılar diye hâlâ suçlular, hâlâ yargılanıyorlar. “Bu çocuklar niye taş atıyor?” diye kimse sormuyor. Bu çocuklar taş atan çocuklar değil; bu çocuklar annesi öldürülen, kardeşi kaybedilen; babasından haber alamayan ve dili yasaklı, işkenceyi görmüş çocuklardır, bu çocuklar zulmün tanıkları çocuklardır. Bu çocukları tanıyın da büyüyün, tanıyın da karar verin. Suçlarken önce, bu çocuklara uygulanan haksızlığı, bu çocukların ait olduğu toprakların, bu çocukların ait olduğu halkın dilinin, kültürünün yasaklığına o yürekleriyle, o beyinleriyle isyanı olarak görmek gerekiyor.

Bu nedenle, bir yılı geçmiş ve bu bir yıl içinde siyasi partimiz kapatıldı, DTP cezalandırıldı. Eş başkanlarımız, DTP’nin kurucu eş başkanları cezalandırıldı, hedef hâline getirildi ve bugün Samsun’da gelişiyorsa bu müdahale ya da başka yerde gelişiyorsa, bunun tek müsebbibi, bu süreç içinde idareyi elinde bulunduran, Türkiye’yi yürüten yürütme gücüdür. Siyasal sorumluluk siyasal aktörlerindir ve AKP Hükûmeti bütün bu yaşananların ortağıdır, uygulayıcısıdır ve sorumlusudur. Üzerinden atamaz. İktidar kavgasına düşerek, “Ergenekon’la çatışıyorum.” diyerek sadece yürütme erkini eline almak ama halkın ekmek, su kadar ihtiyacı olan özgürlüğe, eşitliğe, demokrasiye, istihdama hiçbir şekilde eğilmeyeceksiniz, adım atmayacaksınız ama iktidarınızı elinize geçirmek için hiç dinmeden, yılmadan mücadele edeceksiniz. Samimiyete davet ediyoruz herkesi.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Ayıp ediyorsun ama Sevahir Hanım.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla)Herkesi samimiyete davet ediyoruz. Arkadaşlarımız suçsuz günahsız, Siirt’te, Midyat’ta, Diyarbakır’da, Urfa’da ve her yerde, Mersin’de, İstanbul’da, İzmir’de, her yerde bugün haksız bir şekilde cezaevindeler. Bir an önce bu halkımıza karşı sorumluluğun gereği olarak Hükûmet -hem Kürt- Sayın Ahmet Türk şahsında Kürtlerin onuruna müdahale edilmiş bu olay karşısında idari ve adli sorumluluğunu mutlaka yerine getirmelidir. Bu nasıl bir sistem ki, bu nasıl bir düzen ki katili, Muş’un Bulanık ilçesinden helikopterle alıp güvenliğini sağlayacaksınız ama katledilenin, mağduru, oğlunu, evladını kaybedeni ve siyasi parti üyesini, kaybettiği üyesini savunmak ve hakkını korumak için Samsun’a gidiyor ve orada Hükûmetin, haberi olmasına rağmen, tedbirini almıyor. Güvenlik güçleri sanki dublör kullanmışlardı orada! Sanki o yumruk hepsinin yumruğu gibiydi sayın vekiller, görüntüleri izlediniz sizler de.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 14 Nisan 2010

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook