İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · SALI

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

Sevahir Bayındır

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 89. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Nisan 2010 · 837 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sevahir Bayındır, 20 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 837 kelime.

Sevahir Bayındır (Şırnak). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 20 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2010-04-20-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa değişikliği üzerine sunulan değişiklik teklifi üzerine partim adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz küçükken de hep “Bugün 23 Nisan, neşe dolar insan.” derdik. O çocukluk düşümüzle hakikaten neşeli olduğumuzu varsayıyorduk. Bugün 20 Nisan, cumhuriyetin kuruluşu yıl dönümü. Belki kuruluş günü ve zamanı itibarıyla kısmen sevinçliydik. Ancak 1924’ten itibaren ne yazık ki bu sevinci paylaşamıyoruz, üzüntülüyüz. Hele 21’inci yüzyılın şu ilk on yılında cezaevlerinde çocuklar mahkûmken, çocuklar ana dilinde konuşamazken, çocuklar emeğiyle sömürülüyorken, çocuklar sokaklara terk ediliyorken, çocuklar cinsel saldırılarla yüz yüzeyken ne yazık ki sevinç dolmuyoruz; bu bir yanılsama, bir kandırmaca. Artık uyanmak gerekiyor. “Uyanın” diyoruz artık. Biz neşeli değiliz, üzüntülüyüz. Çünkü biz bugün çocuk haklarının bu pakette bir istismar konusu olarak pazarlanmasını doğru bulmuyoruz, vicdani bulmuyoruz, hukuki bulmuyoruz, adil bulmuyoruz. Bu mudur adaletiniz?

Çocuk haklarının evrensel bir hak olarak korunması gerekir. Sözleşmeye imza atmışsınız. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamışız ama 17, 29 ve 30’uncu maddelere de çekince koyarak tabii, kerhen. Nedir o çekinceler? Yeri geldiğinde Sayın Başbakan da dâhil “Kürtler bu ülkenin asli kurucularındadır. Azınlık değil onlar, çoğunluktur.” diyor ama bu çoğunluk azınlık haklarından dahi yararlanamıyor; ana diliyle konuşamıyor, ana diliyle okuyamıyor, ana diliyle yazamıyor, ana diliyle siyaset yapamıyor, yani suçlu, yasaklı pozisyondadır hâlâ. Dolayısıyla bugün siz bu Anayasa’nın 41’inci maddesine bir kelime ilave ederek düzelttiğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü biz sizi şuna davet ediyoruz: 2005’te Terörle Mücadele Yasası’nı çıkararak Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ihlal edip suç işlediniz, hâlâ bu suçu işliyorsunuz. Ne yaptınız? “On beş yaşla on sekiz yaş çocuğu çocuk değil.” dediniz. Bunu ne hakla, hangi akılla ve hangi vicdanla yaptınız, sorarız size. Kürt oldukları için mi? Kürt çocuklarıysa çocuk değildir, onlar zulmün pençesinde erken büyürler diye mi bunu yaptınız? Onlar, bu sistemin bütün zorbalıklarına, haksızlıklarına ve hukuksuzluklarına tanıklar.

Ahmet Arif’in dediği gibi “Tanıdılar ve erken büyüdüler” diye mi çocuk saymıyorsunuz? Bu sebeple mi Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirerek çocukları erişkin yaptınız, erken büyüttünüz, ağır ceza mahkemelerinde yargıladınız? Dünyanın hiçbir yerinde çocuklar ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaz. Çocuklar, Medeni Yasa’ya göre, Medeni Kanun’a göre… Çocukları korumak üzere, çocukların kendini gerçekleştirmesini sağlamak, eğitiminin tamamlanması, travmadan, şiddetten uzak durması, kendini kişilik olarak, bilinç olarak geliştirmesini korumakla yükümlü bir Hükûmet, bir sistem nasıl oluyor da çocukları koruması gereken yerde çocuklara bu kadar zalimane davranabiliyor, çocuk da olsa, kadın da olsa “vurun” diyebiliyor? Böyle bir şey oluyor da siz nasıl samimi olabilirsiniz, nasıl inandırıcı olabilirsiniz ki? Siz, Kenan Evren cunta yasasına dokunmadan önce kendinizin çıkardığı yasalara dokunun. O inkâr eden, yok sayan, çocukları kendi yaşından daha büyük cezalara çarptırmadan önce, önce o çocuklardan özür dileyin, önce o cezaevlerinin kapılarını açın. O çocukların annelerinin yanında, babalarının yanında, kardeşlerinin yanında, mahallesinde, arkadaşlarıyla kendi dilinde okumasını sağlayın; kendi okulunda, çevresinde okumasını sağlayın.

Nedir suçumuz? “Yeter” diyoruz artık, yıllardır “yeter” dedik artık. Kürtler bu coğrafyada vardı, bölücü değiller, bin yıl önce bu topraklarını bölüştüler. “Bölücü” diyenler, Kürtlere de, Anadolu’daki tüm halklara ihanet ediyorlar. Kürtler neyi böldü? Evet, paylaştı; toprağını paylaştı, evini paylaştı, kültürünü paylaştı, geleceğini paylaştı, inancını paylaştı. Suç değil mi Kürtlere “bölücüdür” demek? Suç değil midir Kürdü yok saymak? Gelip bu bağdakini kovmak suç değil mi, günah değil mi? Nereye kadar? Ne zamana kadar? Neyin antrenmanını yapmaya çalışıyorsunuz?

O nedenle, biz, bu maddenin bu şekilde, sadece bir Anayasa değişikliği sunuluyor gibi, çocukların hakkını koruyoruz gibi çok hileli bir yaklaşımınızı hiç samimi bulmuyoruz çünkü önce düzeltmeniz gereken şeyler var.

Yine, Meclisimiz, kayıp çocuklar sebebiyle bir Meclis araştırma komisyonu oluşturdu. UNICEF’in Komisyonumuza verdiği bilgiler vardı. Dünyanın Hindistan’dan sonra 2’nci büyük iç göçü yaşayan ülkesi Türkiye. Kim göç etti? Kimler göç ettirildi? Büyük çoğunluğu Kürt coğrafyasından Kürtler ya ekonomik ya da savaş koşullarından dolayı köyleri yakılarak zorunlu göçe tabi tutuldu ve peki, bu göçün maliyeti nedir? Bir, zaten kimliği, toprağı, hakları elinden alınmış bir topluluk yeniden göçe maruz bırakılarak gittiği yerde çocukları da dâhil en büyük risk altındadır. Yani göç ettirilmiş topluluk gittiği yerde ekonomik olarak zorluk yaşamakta, çocuklarına zaman ayıramamakta, çocuklarını koruması gereken aile kendisi de korumasız bir pozisyonda. Yani, bugün kaçırılan, sokakta suç örgütleri aracılığıyla kullanılan çocuklar, istismar edilen çocuklar, bütün bunlar bu ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve hukuki haksızlıkların yarattığı devasa bir sorundur ve ciddi tehlikeleri barındırıyor.

UNICEF’in de ısrarla, Komisyonumuza da sunduğu bilgiler ve yaptığı çağrılar budur.

Eğer Türkiye’de ekonomik kriz bu şekilde devam ederse, işsizlik bu hızla devam ederse, yoksulluk bu kadar derinleşirse ve çalışmak için yirmi dört saat sömürülmek zorunda kalırsa aileler, ne yazık ki çocukları da korumasız kalacak ve çocuklar her türlü suç karşısında korumasız bir şekilde hayatlarını sürdürmek zorunda kalacaklar.

Bu nedenle biz diyoruz ki AKP Hükûmeti öncelikle şu verilerine bakarsa bile… Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin’e verdiğimiz soru önergesine verdiği cevapta… “2002’den bu yana çocukların hem yargılanması hem de tutuklanması nedir? diye. Örneğin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’ndan kaynaklı çocuklara dönük açılan dava sayısı 2002’de 472, sanık sayısı 975. Peki, altı yıl sonra, 2008’de nasılmış bu veri? Açılan dava sayısı 2.643, sanık sayısı 6.688. Kaç bin kat artırmışsınız çocuklara dönük. Peki, on sekiz yaş altı sanık sayısı: 2002’de 27, 2008’de 496 kişi. Adaletiniz bu mu?

Çocuklara dönük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

76 konuşma daha · 20 Nisan 2010

76 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook