İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 120. BİRLEŞİM · SALI

Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

Sıdıka Sarıbekir

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 120. Birleşim · 3. yasama yılı · 28 Haziran 2005 · 1.144 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sıdıka Sarıbekir (CHP), 28 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.144 kelime.

Sıdıka Sarıbekir (CHP, İstanbul). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 28 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sidika-saribekir-22-2005-06-28-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA SIDIKA SARIBEKİR (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Hâkim ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 45 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Demokratik hukuk devletlerinde vazgeçilmesi mümkün olmayan sacayağından bir tanesi de yargı erkidir. Kanımca, en önemli erk olan yargıya bugüne değin yeteri ölçüde önem verilmemiş, bu nedenle de yargıdaki sorunlar giderek daha da ağırlaşarak bugüne kadar gelmiştir.

Üzülerek söylüyorum ki, yargının iyileştirilmesi, hızlandırılması ve daha etkin hale getirilmesi için gerekli önlemler alınamamış, gerekli adımlar atılamamıştır.

Yargıda da insan unsuru vardır. Önce insan tezinden hareketle, yargıda görev alan hâkimlerimizin, savcılarımızın ve yardımcı personelin fizikî koşullarının iyileştirilememesi, malî ve sosyal haklarla donatılamaması, yargıyı daha da travmatik hale getirmiştir.

Hepimiz biliyoruz ki, en iyi yargı, hızlı olanı, adil olanı, kaliteli olanı ve ucuz olanıdır. Anayasamızın emrettiği de bu, bizlerin istediği de bu, doğru olanı da bu; ama, nasıl olacak?

Devlet olarak, hâkimlerimizden, savcılarımızdan, sürekli, tek taraflı olarak talepte bulunuyoruz; hâkimlerimize, savcılarımıza neyi, ne kadar verebiliyoruz?

Şöyle bir göz atalım değerli arkadaşlarım: Hâkim ve savcılarımız çok kötü fizikî koşullarda çalışmaktadırlar. Kötü ve bakımsız yapı, mefruşat ve teknik bakımdan son derece yetersiz binalarda hizmet vermeye gayret etmektedirler. Birçok hâkim ve savcımıza oda bulunamamakta, bazen de iki hâkim veya iki savcı aynı odada çalışmak zorunda kalmaktadır.

Bir diğer önemli sorun da adliyelerde hizmetli kadrolarının bulunmaması ya da yetersiz olmasıdır.

Son derece elverişsiz fizikî koşullar içinde görev yapan hâkim ve savcılarımız, bir de toz, duman, kir içerisinde görevlerini ifa etmeye çalışmaktadırlar. Fizikî bakımdan yetersiz ve hijyen olmayan bu ortamlarda çalışan hâkim ve savcılarımızın mutlu, sağlıklı ve verimli olmaları ne kadar mümkündür, bunu sizlerin takdirlerine bırakıyorum.

İvedilikle, hâkim, savcı ve yardımcı personelimiz için uygun çalışma koşulları yaratılmalı; yargı binası olarak yeni binalar inşa edilmeli, modern araç ve gereçlerle donatılmalı; binaların bakım ve temizliği yapılmalı; yargı hizmetinde çalışanların sayısı artırılmalı, cari harcamaları karşılanmalıdır.

Yargıda diğer önemli bir nokta da hâkimlerimizin ve savcılarımızın büyük bir iş yüküyle karşı karşıya olmalarıdır. Öyle ki, bu ağır iş yükü nedeniyle, hâkimlerimiz ve savcılarımız duruşmalar için çok kısa bir süre ayırmak zorunda kalmakta, tarafları gerektiği ve yeteri kadar dinleyememekte, dosyalara hazırlanmadan çıkmak zorunda kalmakta, karar vermekte güçlük çekmekte, hatta hatta evlerine dosya taşıyarak dava dosyası incelemek zorunda kalmaktadır.

Hâkim ve savcılarımızın taşıyamayacakları kadar yükün altında ezilmesine süratle son verilmelidir. Yeterli sayıda hâkim ve savcı atanmalıdır; ancak, bu atamaların da, kafalarda hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak biçimde olması gerekmektedir. Bu atamaların, mülakatın nasıl yapılması gerektiği yasada belirtilmelidir. Bu büyük bir yanlıştır. Atamalar siyasîlerin ellerine terk edilemez. Yargının siyasallaşması demek; büyük bir kaos demek; Türkiye'nin demokratikleşmesine dinamit koymak demektir. Bu konuda, çarpıcı bir örnek vermek istiyorum:

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 1981 tarih 2 nolu kararı gereğince, bir hâkimin yıllık bakabileceği iş durumları, mahkemelere göre belirlenmiştir. Bu karara göre, bir ağır ceza mahkemesi 300 ila 350 dolayında davaya bakması gerekirken, bu sayı, İstanbul Adliyesinde 1 136'dır. Bir asliye ceza mahkemesinin 700 ilâ 800 civarında davaya bakması gerekirken, bu sayı 4 805'tir. Bir sulh ceza mahkemesi 1 000 ilâ 1 200 davaya bakması gerekirken, bu sayı 1 923'tür. 300 ilâ 350 davaya bakması gereken bir ticaret mahkemesi, 4 529 dava dosyasına bakmaktadır. 1 000 ilâ 1 200 davaya bakması gereken icra ceza mahkemesi, 10 195 dava dosyasına bakmak zorunda kalmaktadır. Bu veriler 2003 yılına aittir. Hızla artan nüfus artışı da gözönüne alındığında, bu rakamlar, bugün, daha da büyümüştür.

Bu tablo karşısında, hangi hâkim ve savcı kendi arzusuyla İstanbul'da çalışmak isteyebilir ki değerli arkadaşlarım. Lojman sayısı yetersiz olduğu için hâkim ve savcılarımız ev kiralamak zorunda kalıyorlar. Ev kiralarının İstanbul'da ne rakamlara ulaştığını herhalde bilmeyeniniz yoktur. İstanbul'da hayat pahalı, İstanbul'da iş yükü ağır. Bir de, hâkim ve savcılarımızın aldığı ücret de, daha sonra açıkça izah edeceğim şekilde, yoksulluk sınırı altında ise, herhalde pek yakında İstanbul'da çalışmak isteyen hâkim ve savcı bulamayacağız.

Yargıda diğer önemli bir husus da, gerek hâkim ve savcılarımızın gerekse yardımcı personelin yaptıkları görevin önemine yaraşır biçimde malî ve sosyal haklara kavuşturulması konusudur. Değerli arkadaşlarım, hâkim ve savcılarımızın malî ve sosyal hakları ivedilikle iyileştirilmelidir. Hiçbir hâkimimiz karar verirken geçim sıkıntısı içerisinde olduğunu düşünmemeli, düşündürtmemeliyiz.

Gerek fizikî çalışma koşulları bakımından gerekse ağır iş yükü altında kalması bakımından zaten morali bozuk olan hâkimlerimiz ve savcılarımızdan nasıl adil ve etkin olmalarını, nasıl süratli olmalarını bekleyebiliriz?! Az önce Sayın Muharrem Kılıç belirtti. Tekrar olsun istemiyorum. Hâkim ve savcılarımızın aldıkları maaş yoksulluk sınırı altında bulunmaktadır. Keza, yardımcı personelin aldığı maaş ise açlık sınırı altında kalmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu durum çok üzüntü vericidir. Bunu dillendirirken bile yüzüm kızarıyor. Bu tablo karşısında, çok değerli hâkimlerimizin, savcılarımızın, icra müdürlerimizin, yardımcı personelimizin ne kadar özveriyle çalıştığı aşikârdır. Kendilerini ve ailelerini yürekten kutluyorum ve teşekkür ediyorum bu fedakârca çalışmalarından dolayı.

Bir hukukçu olarak, bir hususu gururla ve onurla altını çizerek belirtmek istiyorum. Hal böyle olduğu halde değerli arkadaşlar, yine de yargı, Türkiye'de ayakta kalmış, leke getirmemiş tek kurumdur. Bunun böyle devam etmesi de en büyük dileğimizdir.

Böylesine büyük özveri içerisinde çalışan hâkim ve savcılarımıza bir yük de Ceza Kanununda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda ve İnfaz Kanununda yapılan değişikliklerden geldi. Hem hâkimlerimiz yeni yasaları inceleyecek, sindirecek hem de uygulamasını gerçekleştirecek! Bu, ayrı bir mesai işi arkadaşlarım. Bunca iş yükü içerisinde ne zaman vakit bulacakları, vakit yaratacakları konusunda endişelerim var, ciddî olarak endişelerim var.

Ayrıca, cezaevlerinde yatan ve davası kesinleşmiş birçok mahkûm da, yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve İnfaz Yasası uygulamalarını bekliyor. Bu işleri de, yine ellerinde taşıyamayacakları kadar yük bulunan hâkim ve savcılarımız yapacak. Bu işin de ayrıca mesaisini harcayacak hâkim ve savcı ataması düşünülmediğinden, hâkim ve savcılarımız, ellerinde yürüyen dava sayısından çok daha fazla dava için zaman yaratmak zorunda bırakılmışlardır.

Değerli arkadaşlarım, hâkim ve savcılarımızın, arz edebildiğim köklü sorunları, ancak yargıda köklü bir reformla giderilebilir. Yıllardan beri, gelmiş geçmiş tüm hükümetler, seçim öncesi, hâkimlerimize, savcılarımıza, yardımcı personeline bir göz kırparlar, bütün saydıklarımı gerçekleştireceklerini, yargıda reformun şart ve kaçınılmaz olduğunu söyleyip dururlar; ama, iş başına gelince, nedense unutuverirler.

Değerli arkadaşlarım, büyük paralar ayırıp yargı reformunu gerçekleştirmeden yargının bağımsızlığından, hukukun üstünlüğünden, haktan, adaletten, dürüstlükten, yeterlikten bahsetmek herhalde mümkün olmasa gerek. Sadece hâkim ve savcı sayısının artırılmasına ilişkin bu yasa tasarısı, umarım bir adım olur. Diliyorum ki, çok kısa bir süreçte, hâkimlerimizin, savcılarımızın, icra müdürlerinin, yardımcı personelin ve ailelerinin yüzünü güldürecek, morallerini yükseltecek, yaşama sevincine kavuşturacak daha önemli adımlar, atılımlar, yenilikler, iyileştirmeler gerçekleştirilir.

Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 46 ncı maddesi üzerindeki görüşlerimize gelince; değerli arkadaşlarım, yürürlükte bulunan 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, seçim kurullarının oluşumunda derecesi en yüksek olan hâkimlerin görev yapmasını esas almıştır. Bu düzenleme şekli, derece bakımından yüksek olmalarına karşılık almış oldukları ceza nedeniyle daha alt sınıftaki hâkimlerin seçim kurullarında başkan veya üye olarak görev yapmalarına neden olmakta ve bunun sonucunda, demokrasi açısından büyük önem arz eden seçim işlerinde bazı sorunlar yaşanmaktadır. Bu nedenle, seçim kurulu başkan ve üyelerinin belirlenmesinde hâkimlik kıdeminin esas alınması müspet olmuştur.

Konuşmama son verirken, tekrar, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 28 Haziran 2005

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook