İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 51. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Türkiye cumhuriyeti ile kuveyt devleti hükümeti arasında işgücü değişimi hakkında anlaşma (s.s.430)

Sırrı Sakik

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 51. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Ocak 2010 · 983 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sırrı Sakik, 21 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE KUVEYT DEVLETİ HÜKÜMETİ ARASINDA İŞGÜCÜ DEĞİŞİMİ HAKKINDA ANLAŞMA (S.S.430)); konuşma 983 kelime.

Sırrı Sakik (Muş). “Türkiye cumhuriyeti ile kuveyt devleti hükümeti arasında işgücü değişimi hakkında anlaşma (s.s.430)”. TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim tutanağı, 21 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-01-21-turkiye-cumhuriyeti-ile-kuveyt-devleti-hukumeti-arasinda-isgucu-degisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında ben uluslararası anlaşmalardan çok devletin ve vatandaşın arasındaki anlaşmaların daha çok kutsal olduğuna inanıyorum. Ben şimdi sokaktan geliyorum; otuz sekiz gündür insanlar, Ankara’nın göbeğinde ve gittim, gördüm, yaşadım, bütün çadırları tek tek. Ne olur siz de gidin, insanlık adına gidin, partiyi bir tarafa bırakın, partinin çıkarlarını bir tarafa bırakın, o kucağındaki daha altı aylık bebekle orada aş, iş, ekmek için oturan insanları gidin, görün. Eğer siz onları görürseniz, emin olun ki, akşamleyin evinizde çocuklarınızla rahat bir gece geçiremezsiniz.

Şimdi, sokaklar bu kadar perişan ve her taraftan feryatlar var, kadınlar, çocuklar orada kendi hakları gasp edilmiş. Bu gaspın iade edilmesini istiyorlar. “Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız.” diyorlar ama ne yazık ki, Parlamentoda bu konuyu muhalefet zaman zaman seslendiriyor, iktidar bu noktada duymuyor. Hani hakkaniyet, hani hukuk, hani inanç? Yani, eğer inanan bir insan, ben eminim ki, o sokakta gördüğü tablodan dolayı akşam evinde huzurlu bir şekilde uyuyamaz. Bu insanlar bu ülkenin vatandaşlarıdır. Bakın, ben gittim, gördüm, orada işte Kürt, Türk, bilmem ne, herkes kucak kucağa, herkes orada hak, hukuk, adalet için mücadele ediyor. Ne olursunuz, bu konuda bu insanların sesini, feryadını duyun. Otuz sekiz gündür bu sokaktadırlar.

Siz, evinizden buraya kadar geldiğinizde büyük bir sıkıntı içerisindesiniz, üşümemek için palto, pabuç, eldivenler takıyorsunuz, ama o insanlar orada gerçekten büyük bir sıkıntı içerisinde ve bu noktada sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız. Devlet ile vatandaşın hukuku gelişmezse, uluslararası hukuk oluşmuş kimseyi çok fazla ilgilendirmez.

Bakın, bir taraftan “açılım” bir taraftan “millî mutabakat” diyorsunuz, “Kürt açılımı” diyorsunuz ama bir taraftan da Kürtlerin yaşadığı coğrafyada neredeyse tel örgüler örerek gece gündüz operasyonlar yapılıyor. Aylardır bölgede bizden intikam alırcasına bizim yöneticilerimiz tutuklanıyor. Bugün de Iğdır İl Başkanımız hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alındı. Batman’da 60’a yakın gözaltı var bugün ve birçok belediye başkanımız içeride. Bu belediye başkanlarımız akçeli işlerden dolayı içeride değil. Bu belediye başkanları, siz ne kadar halkın iradesiyseniz onlar da bu kadar halkın iradesidirler ama siz bir taraftan kardeşlikten, bir taraftan hukuktan, iç barışımızdan bahsederken bir taraftan dağdakileri hayata dâhil etmek için operasyonlar, projeler ürettiğinizi söylüyorsunuz ama demokratik zeminde siyaset yapan insanları hiçbir gerekçe göstermeden apar topar alıp götürüp cezaevine tıkıyorsunuz. Bununla iç barışı sağlayamazsınız. Bununla kardeşliği sağlayamazsınız. Gerçekten, eğer bu konuda etkili ve yetkili değilseniz, çıkın kamuoyuna şunu söyleyin: “Sevgili kardeşlerim, biz etkili, yetkili değiliz, bizim irademizin dışında oluyor.” Çünkü bazı konularda bunu söylüyorsunuz, ikili sohbetlerde… Demokratik Toplum Partisi kapatılırken, televizyon kanallarını dolaşan Başbakan Yardımcısı, Anayasa Mahkemesinin kararını Anayasa Mahkemesi Başkanından önce kamuoyuyla paylaşıyordu; partinin nasıl kapatılacağını, nasıl bir gerekçe uydurduğunu hep birlikte gördük. Anayasa Komisyonu Başkanı da kanal kanal dolaşıyordu, bunları söylüyordu. Sonra ne oldu? Parti kapatılınca, döndünüz “Vallahi bizim irademizin dışındadır.” Şimdi, kimse buna inanmaz. Eğer sizin iradenizin dışındaysa o zaman bu görevi üstlenmeyeceksiniz.

Biz biliriz, bize karşı nasıl birlik oluştuğunu biliriz, hatta Parlamentoda da bunu gördük. Bizim dışımızda, zaman zaman, bize karşı ittifakları biliriz. Kurumlar da öyledir, kurumlar kendi aralarında çatışır. AKP’nin kapatılması gündeme gelince Anayasa Mahkemesinin nasıl dengeyi tutturduğunu biliriz ama sorun Kürtler ve Kürtlerin temsilcisi olduğu zaman nasıl bir ulusal ittifakın oluştuğunu da biliriz. Şimdi, bununla, dönüp bize “Bu ülkede yargı bağımsızdır.” diyemezsiniz. Sayın Başbakan dönüp diyor ki “Bu yargı biliyor musunuz bize ne yaptı?” Eğer siz yargıdan şikâyet ederseniz biz Kürtler komple intihar etmemiz lazım çünkü bize yargı adil bir şekilde uygulanmıyor, çocuklarımıza uygulanmıyor, partimize uygulanmıyor, belediye başkanlarımıza uygulanmıyor, halkımıza uygulanmıyor. Böyle, eğer tarafsa, bir ülkede mağdurların sığınabileceği alanlar bile taraf olmuşsa, bizim sığınabileceğimiz bir alan kalmamışsa ne yapmalıyız?

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonu var; bu kadar haksızlığa uğrayan bir coğrafyada yaşıyoruz, 15 Aralıkta Muş’ta, seçim bölgemde Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasını protesto eden ve bir basın açıklaması yapmak isteyen 10 bin insanın üzerine ateş açıldı; 2 insan yaşamını yitirdi, 8 insan da yaralandı. O insanlar bir buçuk saat içerisinde ateş altında kaldılar -hukuk devletinden bahsediyoruz- ve ilk ölen insanla ikinci ölen insan arasında tam bir buçuk saatlik bir mesafe var ve o süre içerisinde güvenlik güçleri ateş açan adamı izliyor; bu, ne zaman görevini bitiriyorsa -bir buçuk saat izliyor- sonra bir panzerle gidiyorlar, içeriden onu ve kardeşini alıp götürüyorlar; sonra gidip, evindeki insanları da helikopterle alıp, götürüp devletimiz bu katilin hukukunu koruyabiliyor ama orada masum olan insanların üzerine saatlerce ateş açılıyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor ve Sayın Başbakan ve Muş Valisi… Buradan geldim, sizin yetkililerle konuştum, “Muş Valisi, katilleri koruyor.” dedim, “Oradaki güvenlik birimleri katilleri koruyor, katilleri masumlaştırıyorsunuz.” dedim; Sayın Başbakan çıkıp diyor ki: “Saldırı oldu.” Hayır, saldırı yok. Ne zaman? Saldırı olsa o adam oradan sağ çıkmaz, eğer orada bir yağma olsa adam orada linç edilir ama bu saldırı yok. Katilleri masumlaştırmayın, hukuk hepimiz için geçerlidir. O katilleri masumlaştırdınız, sokakta insanların üzerine ateş açan insanları da masumlaştırırsanız iç barışımızı sağlayamayız. Bakın, yanı başımızda, Yunanistan’da, 2008 yılında on altı yaşındaki çocuğu polis öldürdü, sonra Yunanistan’da halk ayaklandı, binlerce iş yeri, binlerce araç yakıldı. Polis, güvenlik güçleri bir tek insanın üzerine ateş açtı mı? Hayır ve Sayın Başbakanımız dönüp oradaki Yunanistan Başbakanına “Geçmiş olsun” dileklerini iletiyor. Yunanistan Başbakanına İçişleri Bakanı ve yardımcısı istifasını sunuyor, “Biz, burada, görevimizden… Evet, bu noktada suçluyuz.” diyorlar ama benim ülkemde onlarca insan ölürken, onlarca insanın üzerine ateş açılıyorken Sayın Başbakan Yunanistan’daki insan için başsağlığında bulunuyor ama Muş’un Bulanık’ında öldürülen masum Kürt için arayıp ailesine “Başınız sağ olsun.” demiyor; katilleri koruyan, katilleri masumlaştıran Muş Valisini görevden almıyor. Böyle bir hukuk yok, böyle bir demokrasi yok. Buna seyirci kalamazsınız, kalırsanız o ölen insanların elleri yakanızda olur. İnançlı olduğunuzu söylüyorsunuz, mahkemei kübrada o insanlar sizin yakanıza yapışır.

Ben buradan sesleniyorum: Hukuk ve adalet hepimiz için geçerlidir. Hukukun ve adaletin ülkesini yaratmak hepimizin boynunun borcudur ama hukuk ve adalet yoksa iç barış da yok. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bunları araştırmak için gitmez, Sakarya’daki, Kızılay’daki insanların hakkını, hukukunu araştırmak için gitmez -alın, açın, bakın- ama Avrupa’ya 7 kez seyahate giderler. Kendi ülkesindeki hak, hukuk, adalet mağduru olanların hukukunu savunmayan bir anlayış burada bizi temsil edemez. Görüyorum… Evet, temsilcilerini burada görünce acı çekiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

16 konuşma daha · 21 Ocak 2010

16 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook