İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 86. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

Soner Aksoy

Kütahya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Nisan 2010 · 599 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Soner Aksoy (AK Parti), 14 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 599 kelime.

Soner Aksoy (AK Parti, Kütahya). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/soner-aksoy-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SONER AKSOY (Kütahya)Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri; ben de 487 sıra sayılı Yasa Tasarısı üzerinde görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım. Sözlerime başlarken hepinize saygılar sunarım.

Efendim, sözlerime başlarken, Profesör Doktor Mümtaz Turhan’ın bir sözünü hazırlatarak başlamak istiyorum. Benim talebe olduğum dönemlerde kendisi konferanslarında şöyle bir cümlede, ifadede bulunuyordu: Türkiye’nin en büyük sorununun ilköğretim sorunu değil son öğrenim, öğretim sorunu olduğunu ifade ederdi. Buradan hareketle, kalkınmakta olan ülkelerin özellikle birtakım hamleler yapmak, sıçramalar yapmak, siyasi, ekonomik, ticari, kültürel kimliklerini yeniden kazanmak ve belli bir kademeye ulaşabilmek arzusunda olan ülkelerin son öğrenime çok değer vermeleri ve bu istikametteki girişim ve aktivitelerde hayli titizlik göstermeleri gerekir. Bu çerçeve içerisinden bakarken ve mevcut mevzuatlar içerisinden bakarken muhalefetin bu son öğretime bakış tarzında devletçi bir yaklaşım olduğunu görüyorum. Tabiatıyla bu yaklaşım diğer partilerde de var, AK PARTİ’de de var. Yani bizim her vilayete üniversite kurmuş olmamızda, bir noktada, son eğitimde devletçiliği veyahut da devlet üniversitelerinin çokluğundan medet umma istikametinde bir hamle var. Burada iktidar ve muhalefet örtüşüyor ama benim şahsi kanaatime göre, burada kurulmakta olan üniversiteler vakıf üniversiteleri olarak devlet üniversitelerinden biraz daha farklı bir nitelik taşımaktadır ve bu farklı nitelik de bugünkü içinde bulunduğumuz ve uygulanmakta olan ekonomik ve kültürel politikalarla örtüşen bir politikadır. Yani devlet üniversitelerinin sağlamış olduğu imkânlar veyahut da sağlayamadığı imkânları telafi edici mahiyette ve devlet üniversiteleriyle de rekabet edebilecek nitelikte olmayı göze alarak ortaya çıkan üniversitelerdir.

Bence, bu üniversiteleri teşvik etmek, desteklemek bizim için bir zarurettir çünkü bunlar, Türkiye'nin kalkınması için en önemli ve bizim için en eksik olan “bilimde rekabet” dediğimiz kavramı ortaya getireceklerdir. Zaten görüyorsunuz, gazetelerde, mecmualarda Batı ülkelerinde olduğu gibi ilanlar başlamıştır: “Benim üniversiteme gel, benim okulumda oku.” İşte, bu çağrı ne kadar çok artarsa okullar arasında yarış ve rekabet de o kadar fazla olacaktır. Bunu temin etmek için, hatta bunu temin etmemek için biz maalesef Anayasa’mıza, vakıf üniversitesi bile kurarken bir kanun çıkartmaya mecbur hâle gelmişiz ve bir özel üniversite kurma hakkını da insanlarımıza vermemişiz. Eğer Amerika gibi olsaydı, insanlarımız özel üniversite kurmak isteseydi Türkiye’de bunu başaramazlardı ve buna da muazzam bir reaksiyon olurdu, özellikle muhalefetten.

Bence, bunlar doğru şeyler değil çünkü bilimde rekabeti sağlamak için insanların mutlaka belli bir yarışa girmeleri gerekir. Kaliteyi de bu yarış esnasında meydana getireceklerdir.

1773 yılında kurulan “Mühendishane-i Berri-i Hümayun” dediğimiz üniversitenin, İstanbul Teknik Üniversitesinin bugün eksikleri yok mudur? Bugün, hâlâ, dünyadaki sayılı 500 üniversitenin içerisine girememiş durumdadır. Amerika’da 3.500’ün üstünde üniversite var. Bunların kaç tanesi kaliteli üniversitedir ve dünya çapında ilk 500 üniversiteye girmektedir? Dolayısıyla, üniversitenin, hiçbir zaman gökten zembille her şeyi mükemmel olarak inip kurulması mümkün değildir. Zaman içerisinde, özellikle bilim ve teknolojide girdikleri yarışla, kendilerini tanıtmalarla ancak varlıklarını ifade edebilirler. Bu bakımdan, keyfiyet ancak bu hâliyle önem arz eder. Yani “bir tabela, bir mühür, bir sandalye” gibi ifadeler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Aksoy, konuşmanızı tamamlayınız.

SONER AKSOY (Devamla)…çok isabetli ifadeler sayılmaz.

Ben küçük bir anekdotumu anlatmak istiyorum: İngiltere’de bulunduğum bir sürede -bundan takriben on iki-on üç yıl önce- televizyonda bir program gördüm, master dersi veriyorlar televizyondan. Yanımdakilere sordum “Bu nedir? Yani, bu, akademik bir kariyer sayılır az çok master. Niye bunu televizyonda veriyorsunuz?” dedim. Dediler ki: “Bu sosyoekonomiyle alakalı ve kültürel değerlerle alakalı bir derstir. Dolayısıyla, bu ders, televizyonda veriliyor ama bunun sonunda toplumun vasfı gelişiyor. Gelişen vasıf bizim için son derece önemlidir.” Ne gibi faydaları olur?” dedim. “Mesela trafik kazaları azalır.” dedi. “İsraflar azalır.” dedi. “Yani ekonomiyi toplu olarak düşünen insanların sayısı artar.” dedi. Bu bakımdan, üniversitelerin, adetlerinin artmasından korkmayalım arkadaşlar. Üniversite mezunlarından işsizler varsa ilkokul mezunlarındaki işsizlerden daha şanslıdır onlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SONER AKSOY (Devamla)Sayın Başkan bir dakika daha süre verirseniz...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 14 Nisan 2010

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook