İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 108. BİRLEŞİM · SALI

Nazım hikmet'in ölümünün yıldönümü nedeniyle

Süleyman Gündüz

Sakarya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 108. Birleşim · 3. yasama yılı · 7 Haziran 2005 · 607 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Gündüz (AK Parti), 7 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: NAZIM HİKMET'İN ÖLÜMÜNÜN YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE); konuşma 607 kelime.

Süleyman Gündüz (AK Parti, Sakarya). “Nazım hikmet'in ölümünün yıldönümü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 7 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-gunduz-22-2005-06-07-nazim-hikmet-in-olumunun-yildonumu-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bundan 42 yıl önce, 3 Haziran 1963'te Anadolu'nun kasketli, kara, kavruk ve elleri nasırlı insanları yaza hazırlanıp buğday harmanlarken, bir adam, Selanik'te başlayan 61 yıllık yaşam öyküsünü memleketine, insanına ve özgürlüğe hasret bir şekilde Moskova'da tamamladı. O adam, 20 nci Yüzyıl Türk şiirinin dünyaca tanınmış büyük ustası Nazım Hikmet'ti.

"Farklı bir şekilde anlatabilmek mümkün mü Nazım Hikmet'i" Doç. Dr. Zeynep Dağı yayımlanan bir makalesinde böyle başlıyor ve devamla: "Mitleştirilen kimliğinin peşine takılmak ya da 'hain' deyivermek, Nazım'a ilişkin yapılabileceklerin en kolayı olurdu herhalde." Nazım, böyle de anlaşılabilir mi?"

Nazım'ın ölümünün 42 nci yılı. O, ideolojik kimliğin yanı sıra, bu ülkenin yakın tarihini de anlatan bir şair. 1902 yılında doğan Nazım, Osmanlı'dan devredilen bir bakiye. 19 uncu Yüzyılda 2 çocuğunu İstanbul'da bırakarak Paris'e resim kursuna gidebilen ressam bir annenin Osmanlı konaklarında büyüyen oğlu.

Nazım'ın devraldığı emperyal miras ve sonradan benimsediği enternasyonal sosyalist kimlik, onu besleyen ana kaynaklardan. Nazım'la birlikte, bu ülkenin Osmanlı'dan cumhuriyete geçiş sürecinin sancılarına, soğuk savaş siyasetinin kurbanlarına, yaşanan ideolojik kıskaca tanık olmak mümkün. Nazım, özelinde özellikle sistemle ters düşen insanların acısı ve bu ülkenin yakın tarihine damgasını vuran sorunlu devlet-toplum-birey ilişkisi de daha görünür oluyor. Her ne kadar sol kimlik onun önemli bir parçası olsa da, özgürlük sevdalısı bu adamı, ölümünün 42 nci yılında ideolojinin dar kalıplarının ötesinde düşünme ve tartışma zamanı. İdeolojinin zincirlerinden kurtararak Nazım'ın özgürleştirilmesi, Anadolu'nun bütününe ve zenginliğine dahil edilmesi artık daha da özel bir önem kazanıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memleket, hasret, aşk, direniş, Nazım'ın dizelerinde gerçekliğe kavuşur. Sisteme, iktidar odaklarına ters düşerek, vatan hainliği de dahil olmak üzere, pek çok suçlamayı hiç hak etmediği halde taşımak zorunda kalır. Vatan hainliği damgasının ağırlığını memlekete olan özlemiyle hafifletmeye çalışır.

Ortaasya'dan gelip Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan memleket, Nazım'ın dizeleriyle bir coğrafya olmanın çok ötesinde ete kemiğe bürünür. Karşı kıyıdan, Varna'dan "memleket, memleket" diye seslenişi, o ulaşamadıkça ulaşılmaz olan hasreti, muhalif olmanın somut diyetidir.

Nazım, memleketinin artık kendisine yıldızlar kadar uzak olduğunu bilerek, muhalif kimliğini ölünceye kadar taşır. Vasiyetinde dile getirdiği, öldüğünde Anadolusuna kavuşma özlemi ise hâlâ gerçekleşmedi; sürgünlerde ölüme mahkûm ettiğimiz insanların dönüşünü hak ettiğimizde gerçekleşmeli bu... Türkiye'den beslenmiş, bu topraklara emeği geçmiş insanların sırf "muhalif" kimliğinden ötürü topraklarından koparılışı artık imkânsız olduğunda gerçekleşmeli... Pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış bu toprakların kendi insanına ve farklılığına tahammül edemeyişi sona erdiğinde."

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, sevgili dostum ve kardeşim Nihat Genç'in dilinden, sizlere, yüzyılların içindeki halktan bir kısa hikâye anlatmak istiyorum.

"Hadise Serez'de gerçekleşir. Serez'de, ünlü isyancı, muhalif düşünceleriyle Sünnîleri kızdırıp idam edilen ve Anadolu tasavvuf tarihinde adı en çok geçen isimlerden Şeyh Bedreddin'in türbesi vardır.

Şeyh Bedreddin çok mühim adamdır. "Varidat" adlı kitabı, topraklarımızın son bin yılında dile getirilmiş, en aykırı, en serbest düşünceleri barındırır. Günümüzde kaleme alınmış gibidir. Allah, dünya, cennet, Kur'an, Peygamber, günlük hayat ve topluca şeriat hakkındaki fikirleri, topluca ortalığı yangın yeri gibi ayaklandırmış, peşinden isyanlar ve birkaç şehrin işgaliyle sonuçlanmıştır. Sonra? Bedreddin yakalanır ve işte o Serez'de idam edilir.

Şeyh Bedreddin, marjinal, aykırı ve aşırı düşünceleri temsil etmektedir. Görüşleri devlet tarafından sevilmedi ve idam edildi; yani, Bedreddin, günümüzün ifadesiyle dışlanmış, marjinal ve aşırı radikal bir insandı; ama, Şeyh Bedreddin'in idam edilmesinden 6 asır geçmesine rağmen, halkımız onu unutmadı. Üstelik, aradan geçen 6 asır Şeyh Bedreddin'in aleyhine söylenmedik söz kalmadı. Bir şeytan ve bir kâfirmiş gibi yazıldı ve çizildi kitaplarda.

İşte, bu denli dışlanmış ve şeytanîleştirilmiş Şeyh Bedreddin'in türbesi Serez'deydi; taa ki Balkan Savaşlarıyla ve Yunanların Anadolu'yu ele geçirmeye kalkmalarına kadar. Serez'de oturan halkımız, Şeyh Bedreddin türbesinin düşman ayağının altında kalacağını düşünerek, düşman ilerlerken ilk işi, türbesine koşup, mezarını açıp, Şeyh Bedreddin'in kemiklerini çıkarıp, unlanmış kemiklerini bir muhafazaya koyup İstanbul'a göndermek."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 7 Haziran 2005

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook