Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)
Trabzon Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 87. Birleşim · 4. yasama yılı · 15 Nisan 2010 · 918 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP), 15 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 918 kelime.
Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP, Trabzon). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 15 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-latif-yunusoglu-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının yürütme maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Tasarının genel gerekçesinde de ifade edildiği gibi, Türkiye'nin genç nüfusunun yükseköğretim talebi yıldan yıla artmaktadır, vakıf üniversitelerinin bu talebi karşılamak için yardımcı olacağı öngörülmektedir.
Türkiye’de, 2002 yılında, 53’ü devlet üniversitesi, 23’ü vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 76 üniversite varken, şu anda, her ile bir üniversite kurulması kararından sonra 94 devlet üniversitesi, 45 vakıf üniversitesi olmak üzere 139 üniversitemiz bulunmaktadır. Bu kurulan üniversitelerle birlikte, vakıf üniversitesi sayımız daha da artacaktır.
Türkiye, son sekiz yılda, yükseköğretim kurumları açmaktadır. Üniversite kurulmasına ve gençlerimizin üniversite eğitimi almasına kimsenin itirazı olamaz. Her ilde bir üniversitenin kurulması tabii ki hepimizin arzusu ancak burada nitelikli nesiller yetiştirilmesi de hepimizin arzu ettiği bir durumdur. Ancak biz bu üniversiteleri hangi mantıkla, hangi altyapıyla kuruyoruz, bunlara bakmamız lazım.
Değerli milletvekilleri, bu üniversiteleri kuruyoruz ancak özellikle, Doğu ve Güneydoğu’daki üniversitelerin öğretim üyesi bulamama sorunlarını da basından takip ediyoruz. Öğretim üyesi sorunu öğretim üyesi yetiştirme programlarıyla ortadan kaldırılabilir ancak Hükûmetin, özellikle YÖK Başkanı değişinceye kadar, YÖK ve üniversite bütçelerinde kısıtlamaya gittiğini, araştırma görevlileri için ihdas edilen kadroları sınırladığını da biliyoruz. Öğretim üyesi sorunu, kaynak sorunu varken, kervan yolda düzülür mantığı ile kurulan üniversiteler tabela üniversitesi olmaktan kurtulamaz. 2008-2009 istatistiklerine göre, lisans programlarında öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı 27,7; ön lisans programlarında ise 450’dir. Bu 450 sayısı neyi ifade ediyor? Bu üniversitelerin tabela üniversitesi olmaktan öteye gidemeyeceğinin görüntüsünü veriyor. Daha ilköğretim okullarında, liselerde öğretmen açığı sorununu çözememiş bir iktidarın üniversitelerin öğretim üyesi sorununu çözmesini beklemek de saflık olur. Millî Eğitim Bakanlığı iç denetim raporuna göre, öğretmen açığımız da 133 bindir. Bir tarafta üniversitelerin eğitim fakültelerinden mezun olan işsiz öğretmenler, diğer tarafta 133 bin öğretmen açığı. Bu tablo kabul edilebilir bir tablo değildir.
Değerli milletvekilleri, bir diğer konu ise: Biz, bütün üniversiteleri aynı mantıkla, aynı bölümlerden, aynı programlardan oluşan üniversiteler olarak kuruyoruz. Yani bütün üniversitelerde iktisadi idari bilimler fakülteleri var, bütün üniversitelerde mühendislik fakülteleri var, fen edebiyat fakülteleri var, eğitim fakülteleri var. Şimdi, birçok üniversitemizin eğitim fakültelerinden yetişen, bugün işsiz olan yüzlerce beden eğitimi öğretmeni var. 1980’li yıllarda kırsal kesimdeki ilkokullarda, ortaokullarda müzik öğretmeni, beden eğitimi öğretmeni, resim öğretmeni yoktu, bu derslere diğer öğretmenler giriyorlardı. Bugün, açılan eğitim fakülteleriyle bu sayı artık aşmış, eğitim fakültelerinin beden eğitimi bölümlerinden mezun olan öğrenciler, öğretmen adayları beş yıl, altı yıl, yedi yıl kendilerine öğretmenlik sırasının gelmesini bekliyorlar. Öyleyse bizim eğitim programlarımızda bir aksaklık var demektir. Oysa dünyada eğilimler değişiyor, uzmanlaşan üniversiteler ortaya çıkıyor. Biz bu eğilimleri görmeden üniversite kuruyoruz. Bunun sonucu şudur: Elinde diploması ile işsiz kalan gençler.
Değerli milletvekilleri, işsizlik Türkiye'nin en can yakıcı sorunudur ancak iktidar bu sorunu görmezden gelmektedir. Gençler arasında işsizlik oranı yüzde 25’lere kadar çıkmış durumdadır. Vakıf üniversiteleri kuruyoruz. Vakıf üniversiteleri Anayasa’mıza göre kâr amacı gütmeseler bile öğrencilerden yüksek miktarda para almaktadırlar. Şimdi, bir genç düşünün, dört beş yıl boyunca ailesinin kıt imkânlarıyla vakıf üniversitesinde yüksek paralar ödeyerek okumuş olsun, okulunu bitirsin ve elinde diplomasıyla işsiz kalsın. Ruh sağlığı bozuk, gelecekten endişeli, umudunu yitirmiş, ailesine ve çevresine karşı ezik bir gençlik. İşte böyle bir gençliğin yetiştirilmesi arzu edilmiyor. Bu sebeple, Hükûmetin özellikle ve öncelikle üzerinde durması gereken nokta işte burasıdır. “İspanya’da da işsizlik var.” denilerek “İşsizlik bütün ekonomilerin sorunu.” denilerek Hükûmet sorumluluktan kaçmamalıdır.
Değerli milletvekilleri, üniversite öğrencilerimizin barınma sorunları da devam etmektedir. AKP döneminde, yeni üniversiteler açılmasına ve mevcut üniversitelerin kontenjanlarının artırılmasına rağmen, yurt kapasiteleri aynı oranda maalesef artırılamamaktadır. 2009 ÖSS’de üniversiteye yerleşen öğrenci sayısı 528 bindir. Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürü, müracaat eden öğrencilerin ancak 92 bininin yurtlara yerleştirilebileceğini açıklamıştır. 2003 yılında 182.628 olan yurt kapasitesi, 2008-2009 istatistiki verilerine göre ancak 208.869’a çıkartılabilmiştir.
Değerli arkadaşlar, hepimize, üniversite ve yüksekokulların her açılım sezonunda, bölgelerimizden, dostlarımızdan, üniversiteyi kazanan çocukları için yurt talebinde bulunuyorlar, hepimiz onlara yurt bulmakta güçlük çekiyoruz. Kredi ve Yurtlar Kurumu, maalesef, bu problemi henüz çözebilmiş değildir. Öğretim üyesi sorunu varken, barınma sorunu devam ediyorken, üniversite mezunları işsiz gezerken, Hükûmet “Üniversite sayısını artırdık.” şovunu bırakmalı ve bu sorunları çözmenin yollarını aramalıdır, hep birlikte aramalıyız.
Değerli arkadaşlar, ne yazık ki Türkiye’de, bu anlamda, son yedi buçuk yıldan bu yana AKP Hükûmeti döneminde eğitim, rakam cambazlığının, fason okul ve üniversite açılışlarının ipoteğine sokulmuştur. Bugün “Altmış üç üniversite açtık.” diye övünen AKP İktidarı, tabela asarak üniversite açılamayacağını anlamadığı gibi, bundan daha önemlisi, bu üniversitelerden mezun olan öğrencileri umutsuzluğa mahkûm etmiştir.
Eğitim bir misyon ve vizyon işidir değerli arkadaşlar. Bir ülkenin gelişmesi, kalkınması eğer eğitim üzerine inşa edilmiyorsa o ülkenin, temeli olmayan bir binadan farkı yoktur. Türkiye de ne yazık ki bu iktidar döneminde bu yanlışa sürüklenmiş, eğitim oy avcılığının bir esiri hâline getirilerek ülkemiz âdeta uçuruma doğru sürüklenmeye doğru gitmiştir.
Şimdi sormak istiyorum: Eğitim müfredatımız bizim millî, manevi değerlerimizi ne kadar yansıtıyor? Eğitim sistemimiz hangi ölçüde çağdaş standartları karşılıyor? Çocuklarımız, yavrularımız hangi şartlarda eğitimlerine devam edebiliyor? Çocuklarımızı ve ülkemizin geleceğini emanet ettiğimiz öğretmenlerimize ne kadar değer veriliyor? Bilim yuvası olan üniversitelerimiz dünyada hangi konumda, nerede bulunuyor? Üniversiteden mezun olan öğrencilerimizin sevinmesi, gururlanması gerekirken acaba neden “Eyvah, mezun oldum!” korkusunu yaşamak zorunda bırakılıyor? Bu ve benzeri soruları çoğaltabiliriz.
İşte bu soruların cevabı esasen AKP döneminde eğitimin nasıl yozlaştırıldığını çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Ümit ederim ki kurulacak üniversiteler, bu yozlaşmanın ortadan kaldırılması, yedi buçuk yıldır unutulan, ayaklar altına alınan millî ve manevi değerlerimizin tekrar hatırlanması için bir fırsat olur.
Şimdi bir örnek vermek istiyorum kıymetli arkadaşlar. Bir dostum kendi evinde oturmak maksadıyla bir sitedeki inşaata üye oldu ve zamanı geldi, evi bitti. Bir gün evine giderken iki tane plastik poşeti cebine koyduğunu gördüm.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
55 konuşma daha · 15 Nisan 2010