Grup önerisi hk.
Trabzon Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 137. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Temmuz 2010 · 923 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP), 20 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HK.); konuşma 923 kelime.
Süleyman Latif Yunusoğlu (MHP, Trabzon). “Grup önerisi hk”. TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim tutanağı, 20 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-latif-yunusoglu-23-2010-07-20-grup-onerisi-hk (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğu Karadeniz’in en önemli ürünlerinden birini teşkil eden çay ürününün üreticilerinin problemlerinin araştırılması, çözüm yollarının bulunması amacıyla vermiş olduğumuz Meclis araştırma komisyonu kurulması önergesi için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Konuşmama başlamadan evvel, hain terör saldırıları neticesinde Çukurca’da şehit verdiğimiz Mehmetçiklerimizin ailelerine başsağlığı diliyor, kendilerine Yüce Allah’tan rahmetler temenni ediyorum. Yüce Türk milletinin de terörün sonlandırılması için üzerine düşen görevi en iyi şekilde yapacağı inancıyla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün, başta Rize olmak üzere Artvin, Trabzon, Giresun illerimizde geçimlerini çay üretimine bağlamış bulunan üreticilerimiz yaş çay kampanyasında ikinci sürgün dönemini yaşamaktadırlar. Önceki yıllarda çayın en verimli dönemini teşkil eden ikinci sürgünde kazancını ve evlerine ekmek götürmenin huzurunu yaşayan Doğu Karadenizli müstahsiller bugün büyük bir sıkıntı içerisinde bulunmakta, ülkede yaşandığı söylenen bolluk ve refah onların hanelerine uğramamaktadır. Asıl konunun, başta Türk çiftçisi olmak üzere vatandaşlarımızın yaşadığı sıkıntılar olması gerekirken, bunun yerine ülkenin gündemi suni başlıklar ile işgal edilmekte, gizli ajanda ve okyanus ötesi projeler ile halkın yönlendirilmesi ve amaca hizmet edecek şekilde speküle edilmesi amaçlanmaktadır.
Diğer yandan, 2010 çay sezonu çay üreticileri açısından son yıllarda her dönem olduğu gibi yine sıkıntılarla başlamış, Milliyetçi Hareket Partisi ve üretici birliklerince yapılan açıklamalar ve bunların dayanağı hesaplamalara göre kilogram fiyatının en az 1,25 TL olması gereken yaş çaya verilen fiyat üreticinin beklentisinin çok altında kalırken, başta gübre fiyatları olmak üzere girdilerin aşırı zamlanması üreticileri maalesef zor durumda bırakmıştır. Ayrıca, hava şartlarından dolayı rekoltede düşme yaşanması, toplanmanın çok zor geçmesi çay üreticilerini bu yıl da oldukça mağdur etmiştir. Bütün bu sorunların üzerine bir de konulan dekar başına günlük 10 kilo kota veya kontenjan eziyetleri işin tuzu biberi olmaktadır. Doğu Karadeniz yöremizin vazgeçilmez ekmek teknesi olan çayda yaşanan tüm bu sorunların AKP İktidarının en önemli gündem maddelerinin birini teşkil etmesi gerekirken Sayın Tarım Bakanı, Türk çayını ve ÇAYKUR’u ortadan kaldırmayı kendini şiar edinmiş bir zihniyetin çok önceden belirlediği düşük ve üreticiyi mağdur eden bedeli açıklamak için Rize’ye gidebilmektedir.
Diğer yandan Avrupa Birliği ile müzakere yürüten bir ülkenin Tarım Bakanının bilmesi gereken en önemli husus, küresel ekonominin beraberinde getirdiği şartlar sebebiyle tarımın devlet desteği olmadan yaşayamayacağıdır. Her fırsatta Türk milletinin yararına olmayan amaçları için AB mevzuatına sığınanlar, her ne hikmetse iş Türk müstahsiline gelince bunun örneklerini görmezden gelmektedirler.
Avrupa Birliği sağladığı destekleriyle çiftçisini refah içerisinde yaşatıp stratejik tarımsal ürünlerini emniyet altına alırken AKP İktidarı Türk tarımını yok etmek, her şeyi ithal getirip yandaşlarına kâr sağlayıp ülkeyi de tamamen bağımlı kılmak için ne gerekiyorsa yapmaktadır.Dün mısır, pirinç, şeker şurubu ithalatıyla başlatılan oyun, Yunanistan’dan pamuk alımıyla devam ettirilmiş, tütün piyasası tamamen yabancılara teslim edilmiş; bugün yurt dışından et getirilirken yarın çay ithalatıyla işe devam edileceği de açık bir şekilde ortaya konmuş bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, yaş çaya 2008 yılında 11,3 kuruş, 2009 yılında 11,5 kuruş ve 2010 yılında ise gene 11,5 kuruş olarak verilen ve hiçbir artışa gidilmeyen destekleme priminin bütün bunların dışında açıklanması mümkün değildir. Bazı kesimler için sonuna kadar seferber edilen kaynaklar, Doğu Karadeniz insanından esirgenmekte, halkımız açlığa ve göçe mahkûm edilmektedir. Ayrıca, tüm olumsuzluklara ve kısıtlamalara rağmen ÇAYKUR’un müstahsiller açısından ne denli önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Fırsattan istifade eden özel sektör, üreticiden aldığı yaş çayın bedelini 50-60 kuruş düzeylerine düşürmüş, ödeme vadelerini ise neredeyse bir yıla çıkarmış bulunmaktadır. Bu bağlamda yaş çay fiyatı içerisinde yer alan destekleme priminin düşük kalmasındaki sakıncalar bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Bütün bunlardan, üç acil konuda girişim yapılmasının önemi ortaya çıkmaktadır. Birincisi, yaş çay destekleme primi artırılmalı ve yaş çay üretimini sağlıklı bir şekilde teminat altına alacak olan, kilogramda asgari 40-45 kuruş düzeyine çıkarılmalıdır. İkincisi, ihmal edilen ve verimleri düşen yaşlı çaylıkların yenilenmesi projesine devlet tarafından acilen başlanmalıdır. Üçüncüsü, çay konusunda bugüne kadar ihmal edilen ARGE faaliyetlerine hız verecek, sektörün sorunlarına akademik düzeyde çözüm üretecek bir araştırma enstitüsü Rize Üniversitesi bünyesinde kurulmalı, başta Rize Ticaret Borsası olmak üzere yetkisiz, konu ile ilgisi bulunmayan ve art niyetli kuruluşların eline düşen kaynak ile imkânlar acilen kurtarılarak bu enstitüye devredilmeli, çay üretimi ve çay üreticisi odaklı proje çalışmalarına bir an evvel başlanmalıdır.
Değerli milletvekilleri, 1 milyonu aşkın Türk insanının ekmek teknesi olan çay sektörü acil çözüm beklemektedir. Bu bakımdan bu önergemizin dikkate alınmasını yüce Meclisten istirham ediyorum.
Bu arada, çay üreticisinin mağdur edilmesinde, çayın problemlerinin başında, ülkemizin tükettiği çayın neredeyse yüzde 30’unun kaçak yollarla Türkiye’ye gelmesi ve kaçak olarak tüketilmesi gelmektedir.
27 Mart 2010 tarihinde Şanlıurfa’daydım. Urfa’yı gezerken çok enteresan bir durumla karşılaştım. Kapalıçarşı’da bir esnafın dükkânı önünde bir çay çuvalı, üzerinde de bir etiket vardı. Bu etiket dikkatimi çekti. Bu etikette aynen şu yazıyordu: “Garantili kaçak çay.” O esnaf arkadaşa sordum: “Garantili kaçak çay ne demek?” “Garantisi var, kesin kaçak, karışığı yok.” dedi. Maalesef, Güneydoğu halkımız ÇAYKUR çayının lezzetini bilmiyor. O gün oradan çıktım ve bir lokantada yemek yedikten sonra garson bir çay getirdi. Çayı içtikten sonra, ikinci çay için “Bir daha çay arzu eder misiniz?” dediğinde “Bu ne çayı?” dedim. “Kaçak çay efendim.”dedi. “Peki, Rize çayı yok mu?” dedim. “Hayır efendim, burada kimse istemiyor.” “Patronuna söyle, bir demlik de Rize çayı demlesin. Bir dahaki sefer Şanlıurfa’ya geldiğimde o çaydan isteyeceğim.” dedim. “Siz yapın, bakalım vatandaşlar istiyor mu istemiyor mu?” Acilen devletin, kaçak çayı önlemesinin tedbirlerini alması gerektiğine inanıyoruz. O bakımdan da bizim araştırma komisyonumuz çok büyük ehemmiyet ifade etmektedir.
Çay fiyatları konusundaki açıklamalar da dikkate alınması gerekiyor zannediyorum. Rize eski Milletvekilimiz Sayın Ahmet Kabil, bu en son verilen fiyat üzerinde yapmış olduğu açıklamada “Verilen fiyat göçü tetikler.” demektedir. Evet, çay üreticisi alın terinin karşılığını alamayınca, memleketinden, topraklarından büyük şehirlere göçü düşünmekte ve büyük şehirlerde sağlıksız bir hayat devam ettirme peşine düşmektedir. Bu, mutlaka engellenmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
80 konuşma daha · 20 Temmuz 2010