Karşılıksız çek ve protestolu senetler ile kredi kartları borçlarına ilişkin (ss.317)
Adana Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 37. Birleşim · 2. yasama yılı · 25 Aralık 2003 · 1.831 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Tacidar Seyhan (CHP), 25 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KARŞILIKSIZ ÇEK VE PROTESTOLU SENETLER İLE KREDİ KARTLARI BORÇLARINA İLİŞKİN (SS.317)); konuşma 1.831 kelime.
Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Karşılıksız çek ve protestolu senetler ile kredi kartları borçlarına ilişkin (ss.317)”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2003-12-25-karsiliksiz-cek-ve-protestolu-senetler-ile-kredi-kartlari-borclarina-i (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, biz, bu kanun tasarısını komisyonumuzda bir önceki gün görüştük, olumlu ve olumsuz yanlarını çok derin bir şekilde değerlendirdik. Kamuoyunda bu yasayla ilgili nispî rahatsızlıklar vardı, bunu değerlendirdik ve hâlâ değerlendiriyoruz.
Şimdi, ben, sizlerle birlikte, bu tasarı üzerindeki, hem Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini hem de kamuoyunda var olan rahatsızlıkları paylaşmaya çalışacağım; eğer uygun görürseniz, kanun tasarısı üzerinde nispî değişiklikler yaparak kanun tasarısının daha olumlu hale getirilmesi için hep birlikte çalışmalar yapacağız ve tasarıyı çıkaracağız.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, ben, burada, Cumhuriyet Halk Partisinin bir genel görüşünü belirtmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, genelde, af konusuna temkinli yaklaşmaktadır. Bu temkin şuradan kaynaklanmaktadır: Toplumun adalet duygusunu zayıflattığı, hukukun işlevine gölge düşürdüğü, mağdurların sosyal güven eksikliğine girdiği, siyasîlere duyulan güveni zayıflattığı ve sosyal anlayış, sosyal devlet anlayışıyla nispî olarak çeliştiği iddiasıyla ve gerekçeleriyle inancımız olarak, biz bu yıl veya daha önceki yıllarda buraya getirilmiş olan af tekliflerine karşı çıktık. Ancak, bildiğiniz gibi, bugün getirdiğimiz sicil affından esnaflar etkileniyor; tüketici kredisi alan mağdur vatandaşlarımız etkileniyor ve ticaretle uğraşan küçük ticaret erbabı etkileniyor, holdingler etkileniyor. Bu tasarı, hepsini birden kapsıyor. Şimdi, onlardan gelen sesi, burada, ben sizinle paylaşıyorum.
Bu insanlar, bir rahatsızlığı da beraberinde duymaktadırlar. Evet, Türkiye, geçtiğimiz yıllarda çok ciddî krizler yaşadı, bu krizde birçok vatandaşımız borcunu ödeyemedi, yetiştiremedi, ödemesini geciktirdi, dövizdeki dalgalanmalardan dolayı ödemesini yapamadı. Günlük problemler, doğal afetlerden dolayı, yine, bankalara yetişemedi ve ödemesini yapamadı. Fakat, birçok vatandaşımız, bu engellemelere rağmen, götürdü ödemesini yaptı. Ödemelerini yapmış olmalarına rağmen, Merkez Bankasında ve bankalarda vatandaşlarımızın, hâlâ, kaydı bulunmakta; yeniden kredilendirmenin önü açılmak istendiğinde, bu kayıtlar vatandaşlarımıza engel olmaktadır.
Bu şikâyetleri, kamuoyunda esnafımızdan, vatandaşımızdan çok sık duyduk ve bir çelişkiyi de bu vatandaşlara izah edemedik: Biz, bu çatı altında örgütlü terör suçlarını, naylon faturacıları ve diğerlerini birçok haksızlık yapmış insanı, adam öldürme, gasp suçundan yargılanmış insanlarımızı "topluma kazandırmak" adı altında affettik. Dolayısıyla, en son affedilmesi gerekenler ilk olarak affedildi. Bu arkadaşlarımızın, sadece, sicilinde, ödemelerini yapmış olmalarına rağmen, hortumcularla aynı yerlerde ticarî açıdan güvenilmez olarak afişe edilmesinin anlaşılır, savunulur hiçbir tarafı kalmadı. Asıl, biz, bu kadar affı çıkardıktan sonra, ödemesini yapmış namuslu insanların, o günkü krizden etkilendiği için, afişe edilip cezalandırılmasına hiçbir zaman müsaade etmemeliyiz. Ancak, burada önemli olan, ödeme koşuludur değerli arkadaşlarım.
Ben, tasarıyı şöyle bir gözden geçirdiğimde, nispî eksiklik görüyorum. Bunu, Adalet ve Kalkınma Partili değerli arkadaşlarımla birlikte dışarıda paylaştım. Dilerseniz, bu bölümlere birlikte bakarak gerekli düzenlemeleri yapalım, halkın önüne çıktığımızda "eksik bir yasa yaptık" diye orada dolaşıp, nispî eleştirilere de cevap vermek durumunda kalmayalım.
Birinci önerimiz -ki, Bankalar Birliği de bu konuda bizleri uyarmış- şudur: Tasarıda "kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer bankacılık işlemlerinde dikkate alınmaz" deniliyor; yani, sadece Merkez Bankası kayıtlarının dikkate alınmaması söyleniyor burada. Bankalar bunu gördü. Özel bankanın dikkate alıp almayacağı konusunda ben burada bir yaptırım uygulayamam. Ancak, buradaki ibare "ödenmiş olması koşuluyla silinir" şeklinde değiştirilmelidir. Bizim görüşümüz budur. Borcunu ödeyen namuslu vatandaşlarımızın o listede afişe edilmesine gönlümüz razı gelmiyor. Bu insanlar borcunu ödemişse, silinir. Buraya "silinir" ibaresini koyalım. Silinmediğinde ne olur; yapmış olduğumuz yasa amacına ulaşmaz. Eğer orada borcu kalacaksa, sicili duracaksa, bankalar bunu search ettiğinde, karşısında gördüğünde, özel bankalar verip vermemedeki tereddütünü yine koruyacaktır. Bankalar Birliğinin genel önerisi de budur "silinir" ibaresinin konulmasıdır. Bu tabirin çok daha haklı bir durum yaratacağı konusunda bizler de hemfikiriz. Bu konuda bir önergeyle bu değişikliğin yapılmasını sizin takdirlerinize sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, ikinci çekincemiz şudur: Bu yasa tasarısındaki ibareyi aynen okuyorum: "Ticarî faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce veya bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde ödenmiş veya yeniden yapılandırılmış olması kaydıyla" demişiz.
Değerli arkadaşlarım, burada, "yeniden yapılandırılmış olması" koşulu da ayrı bir haksızlığı gündeme getiriyor.
Şimdi, bir vatandaşımız var borcunu ödemiş, bir vatandaşımız var borcunu ödememiş; ama, bankaya giderek faiziyle birlikte borcunu ödeyeceğini taahhüt etmiş. Bu da güzel, bunu da kabul ediyoruz; ancak, buraya "yeniden yapılandırılan borçlar, ödemesi bittiği tarihten itibaren Merkez Bankası kayıtlarından silinir" ibaresini koyarsak, aynı adil uygulamayı burada yerine getirmiş oluruz. Buna hassasiyet gösterirsek, şu anda, borcunu ödemiş arkadaşlarımız ile borçları yeniden yapılandırılmış arkadaşlarımız arasındaki haksız muameleyi de önlemiş oluruz. Ödenmeyeceği anlamına mı geliyor? Tabiî, biz, tarihte yaşadık, bugüne kadar bakarsanız, Bağ-Kur borçları yeniden yapılandırılmadı mı arkadaşlar; yapılandırıldı. Kaç kişi buna uydu; bakıyorsunuz, yüzde 20'yi geçmiyor. SSK'da borçları yeniden yapılandırıyoruz, af çıkarıyoruz, faizleri biniyor üzerine, yüzde 20'si ödeniyor bunun. Biz, burada da, yeniden yapılandırılan borçların ödenmesi konusunda da aksaklık olabileceğini varsayarak, kanunla, daha bu borçlar ödenmeden onları aklamış olmanın önüne geçmek zorundayız; ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu daha adil olacaktır, daha hakkaniyetli olacaktır. Bilgilerinize ve takdirlerinize sunuyorum.
Evet, arkadaşım "önerge verilecek mi" diye sordu. Sanıyorum, değerli Müsteşarım bu konuda bir çalışma yapıyor. Bu önergeyi, eğer onlar da takdir ederlerse, birlikte, Meclis gündemine getirmek istiyoruz; bu arzudayız; biz de katılacağız.
Değerli arkadaşlarım, bir çekincem daha var tabiî; bakın, kanun tasarısında "ödeme tarihi 23.12.2003 tarihinden önce olup da kullandığı nakdî ve gayri nakdî kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzelkişilerin, ticarî faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer borçlarına ilişkin kayıtları, söz konusu borçların bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren" deniliyor. Yani, burada "diğer kredi borçları" ibaresini, ben, oldukça fazla buluyorum. "Nakdî ve gayri nakdî kredi" deniliyor; "kredi kartı borçları" deniliyor; bunun dışında "çek ve senetler" deniliyor; geriye bir şey kalmıyor; yani "diğer kredi borçları" tanımı, çok genel bir tanım; neyi alacaksınız bunun içerisine; belirlenmiş bir şey yok. Kapsamı her alanda değerlendirilebilecek bir ibareyi buraya koymayı da fazla buluyorum. Biz, kanun yapıyoruz değerli arkadaşlarım. Yaptığımız kanunun neyi kapsayacağı konusunda burada bir açıklık, şeffaflık içerisinde olmamız lazım. Uygulamada, bu, bize ciddî sıkıntılar yaratır.
Tabiî, Sayın Müsteşarımız diyor ki: "Burada 'diğer'i biz koyduk -ki, onun da haklılığı var- eğer, bu saydıklarımız dışında bir başka kapsamdan müracaat gelirse veya varsa, bunu ne yapacağız?" Nakdî ve gayri nakdî dedikten sonra, kredinin bir kapsamı kalmıyor; ben de onu anlatmaya çalışıyorum. Ya nakittir ya da gayri nakdîdir; başka bir şekilde kredi kullanılmaz. Sözlü kredi, sözel kredi, şifahen verilen kredi diye bir tanım yok ki. Bu nedenle, buradaki "diğer" tanımını çok yerinde bulmuyorum.
Tabiî, bu tasarıyı dün biz komisyondan geçirdikten sonra, televizyonlara şöyle bir baktım; birtakım kaygılar taşıyorlar. Bu kaygılar nedeniyle "işte, kanun çıkarsa, piyasalarda bir dalgalanma olur, piyasalarda iç işlem hacmi artar" deniliyor; ben, çok bir farklılık göstereceğini zannetmiyorum. Zaten, bankalar, istikrarlı bir çizgisi varsa, vatandaşlarımıza, protestolu çeki, senedi olsa dahi, yeniden kredi vermeye başladı, bir araştırmayla kredi verebiliyor. Belki, devlet bankaları nispî çekince koyuyorlar; ama, bu krediler zaten veriliyor. Ben, piyasada bir dalgalanma olacağı kanaatini taşımıyorum.
Cari dengede bir farklılaşma olur mu, çek senet girdileri artar mı, verme artar mı?.. Tabiî ki, bu, şu anlama gelmiyor değerli arkadaşlar; biz, bir sicil affı yapıyoruz burada. Sadece o kayıtların silinmesini ve kredi verilirken, esnafımızın, Türkiye'deki krizden dolayı mağdur olan vatandaşımızın önünün açılmasını istiyoruz. Bu nedenle, eğer piyasada bir pozitif dalgalanma olacaksa, biz, burada, bunun da yanında olmalıyız.
Bankalar Birliğinin bir endişesi var, diyorlar ki: "Bu, bizim risk yönetimi anlayışımızı biraz zedeliyor. Belli bir güvenle biz kredi vermediğimiz zaman, sicilde görmediğimiz zaman, ona ayıracağımız teminat da artıyor." Olabilir; haklı bir sancı, haklı bir endişe, arkadaşlarımızdaki. Ancak, biz, Türkiye'de piyasayı hareketlendirmek için diğer yapmış olduğumuz afları da düşünürsek, ticarî açıdan haksızlık yapmış insanlar cezaî müeyyideye tabi tutulmuş ise -cezaî olarak- onları affettik, neden malî sicilini Merkez Bankasından silmeyelim ki... Öyle ya, bu insanlar ceza aldı; cezasını affediyorsun, sicilini orada bırakıyorsun, o veya bu sebeple. Ama, bir de, sade vatandaşın bir hakkı var "evet, ben, ekonomik dengemi kuramadım, Merkez Bankası da benim sicilime onu işledi, orada duruyorum; fakat, beni, lütfen oradan çıkarın, ben, banka hortumlayanlarla, borcunu ödemeyenlerle, devlete zarar verenlerle aynı listede olmak istemiyorum" diyor. Bu da haklı bir taleptir. Bu iki talebi de dengede tutup, Bankalar Birliğinin de önerilerini dikkate alarak, bu kanunu doğru biçimde yapılandırmamız gerektiğine inanıyorum.
Değerli arkadalar, kanunun üzerinde konuştum, ama, tabiî, bir şey de yapmamız lazım. Bakın, uluslararası arenada bir şeyi çok duyarız; "Türkiye'nin kredi notu B artıya yükseltildi, B'ye yükseltildi, düşürüldü"gibi. Tabiî, şu, mantıklıdır: Dünyanın teknolojik dönüşüm yaşadığı bu süreçte, Türkiye'nin de, bir teknolojik dönüşüm yaşamaya ihtiyacı vardır; bu açık. Bilgi alma, insanı olduğu gibi değerlendirme, bilgi edinme kapsamında, insanların değerlendirilmelerinin kamuoyuyla paylaşılma hakkı da vardır; bu da tamam. Bunu yapalım, ama, sanki, bu alanda bir düzenlemeye de ihtiyacımız var. Vatandaş borcunu ödememişse, onun kaydını tutalım; ama, ödediği zaman da, biz, Merkez Bankasında mı buluruz, sanayi odasında, sivil toplum örgütlerinde mi buluruz, bir sistem koyalım, üzerinde çalışalım; borcunu ödeyen istikrarlı insanın kredi notunu yükseltelim, istikrarsızlığı devam edeninkini düşürelim; bunu da şeffaf bir biçimde internetten yayımlayalım: Bunun demokrasiyle çatışır hiçbir tarafı yok ve lütfen -Sayın Bakanım da burada iken- bu "ticarî sır" tanımlamasını da biraz değiştirelim. Şu anda, Bilgi Edinme Hakkı Kanununu çıkardık, çok tasvip ediyorum; ancak, bazı kanunlar bizi öyle bir çerçevelemiş ki, biz, bilgi edinme hakkımızı kullanamıyoruz.
Sayın Bakan burada diye söylüyorum; bundan yaklaşık iki ay önce,.bir şirketin yönetim kurulu üyeleri hakkında bilgi istedim. Sayın Unakıtan'ın imzasıyla gelen yazıda bana verilen cevap şu idi: "Ticarî sır kapsamında olduğundan, tüzelkişiliklerin isimleri vergi levhalarında yazılmaktadır; ancak, yönetim kurulu üyelerinin isimlerini açıklayamıyoruz." "Bakıldığında, bu şirketin tüzelkişiliğinin kim olduğu da vergi levhasında yazılmaktadır" denildi; hayli üzüldüm, şirketin adını bile tanımlamaktan çekinmişler; belki onu gütmemişler ama, en azından, cevap isteyen bir milletvekiline, şirketin adı şudur deselerdi... Vergi levhasında yazıyor demelerini, o orada duruyor, istersen gider bakarsın şeklinde anladım, hayli de üzüldüm; ama, bunu kastetmediğine de inanıyorum. Bir eksiklik olmuştur; ama, bir milletvekilinin de, şirket yönetim kurulu üyelerinin isimlerini bilme hakkı olduğuna inanıyorum. Eğer biz bunu bilemezsek, Türkiye'de, ticarî, sosyal ve siyasal açıdan bir şeffaflaştırmayı nasıl sağlayacağız değerli arkadaşlarım?! Onun için, malî durumları hakkında bilgi vermeyebilirsiniz, şirketlerin geliri hakkında insanları afişe etmek istemeyebilirsiniz, vergilendirmede onu sıralarken, sadece onu yayımlayabilirsiniz; ama, ben, bu ülkenin vatandaşıyım; vatandaşlarımızın, güvenilirlik açısından dahi, hangi alanlarda yatırım yapıp yapmadığı konusunda bilgi edinme hakkımı istiyorum; vatandaş adına istiyorum, milletvekili olarak istiyorum. En azından, bu kapsamın biraz daraltılmasının, hepimiz açısından, ülkemiz açısından sağlıklı olacağını düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, bu 48 saat meselesine çok girmeyeceğim, bu kanunun gelmesini ben de çok istemiştim, burada sadece şunu anlatmak istiyorum: Kanunlar gelsin, biz kanunların gelmesine karşı değiliz. Eğer, vatandaşın günlük yaşamını etkiliyorsa, vatandaş hakkında çözüme ulaştıracaksa, bu kanunları getirelim, beraber görüşelim burada; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında bunu da bir alışkanlık haline getirmeyelim, buranın da bir sistemle çalışmak zorunda olduğunu bilelim. Vatandaşlarımıza da, bizim, onların sorunlarına zamanında ve etkin bir şekilde müdahale ettiğimizi, çözmeye çalıştığımızı ispatlayabilmek için, zamanında görüşüp, zamanında getirelim; en doğrusu budur. Bu anlayışla hareket edileceğini düşünüyorum, umuyorum.
Bazı komisyonlarda Türkiye için çok önemli olan konuların beklediğini de görüyorum. Bizler, en azından Sanayi ve Ticaret Komisyonundan Elektronik İmza Kanunu Tasarısını geçirdik; bizden Adalet Komisyonuna indi; aradan yedi ay geçmesine rağmen, bu tasarıyı henüz Genel Kurulda görüşemedik. E-devletin yapılandırılması yolunda çok önemli bir yer tutan, o olmadan e-devlete geçişin hayal olduğunu bilen siz değerli milletvekilleri...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
48 konuşma daha · 25 Aralık 2003