Enerji sektörü ve yap işlet devret yöntemleriyle kurulan ve işletilen santraller konusunda
Adana Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 97. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Mayıs 2006 · 991 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Tacidar Seyhan (CHP), 3 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ENERJİ SEKTÖRÜ VE YAP İŞLET DEVRET YÖNTEMLERİYLE KURULAN VE İŞLETİLEN SANTRALLER KONUSUNDA); konuşma 991 kelime.
Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Enerji sektörü ve yap işlet devret yöntemleriyle kurulan ve işletilen santraller konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2006-05-03-enerji-sektoru-ve-yap-islet-devret-yontemleriyle-kurulan-ve-isletilen (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
TACİDAR SEYHAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî bu konuşmalar yapılınca, ya ben Türkçeyi anlamıyorum ya Türkçe konuşamıyorum diye düşünmeye başladım ya da başka bir yerden geldim ben buraya. Herhalde bir de algılama güçlüğüm var.
Sayın Bakan geldi… Sayın Bakandan önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına bir milletvekili arkadaşım geldi, "her şeyi basından değerlendirmeyin -bir de çok böyle aşağılayıcı bir üslupla… Sanki köşe yazılarından muhalefet yapıyoruz biz burada- ben size hazırlanan taslak şartnameyi okuyayım; bu, öyle demiyor" dedi. Burada -tutanaklara bakın- 3 madde de okudu. Sayın Bakan da arkasından çıktı, dedi ki: "Ne taslak var ortada ne şartname var; siz burada neyi konuşuyorsunuz?" Böyle bir şey mümkün mü ya?!
HALUK KOÇ (Samsun)Hangisi doğru?!
TACİDAR SEYHAN (Devamla)Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, komisyonun üyesi, bu işleri bilen bir milletvekili "taslak şartname var" diyecek, gelecek, burada 3 maddesini okuyacak ve bizi de cehaletle suçlayacak! Sayın Bakan da çıkacak, kendi milletvekiline cahil demeyecek, bunları gündeme getirene cahil diyecek! Böyle bir şey var mı; bu çatı altında böyle bir çelişki gördünüz mü?! Ben şimdi neyi konuşacağım?! Önce siz aranızda bir karar alın, böyle bir şey var mı, yok mu; sonra, burada konuşalım.
İkincisi… Diğerlerine değinmeye gerek yok, neresinden tutsam elimde kalıyor. Yine, söylüyorum, bu kanun çıkar ve yerinde kalır, hiçbir şey yapamazsınız, kanun ölü doğuyor. Çıkmış olması için çıkarılan bir kanun, Türkiye'nin başına da çorap örer.
Yine, diyor ki Sayın Milletvekilimiz, AK Parti Hükümeti Sayıştayın raporunun tarafı değildir; Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulunun raporu var; deniliyor ki "Türkiye zarara uğratılmıştır." Sayıştayın raporu var "bu şirketler, yap-işlet-devretlerle Türkiye'yi 2,3 trilyon zarara uğratmıştır" diyor. Enerji Bakanlığı bir kurul kuruyor "bu şirketler Türkiye'yi zarara uğratmıştır" diyor. Milletvekili çıkıyor "hükümet, bu raporun tarafı değildir" diyor. Siz neye tarafsınız?! Bana söyler misiniz; yolsuzluğa seyirci kalmaya mı tarafsınız?! Halkın, milletin parasını pulunu onlar çalacak, sorgulamamaya mı tarafsınız?! Bana, neye taraf olduğunuzu söyler misiniz?! Hükümet neye taraf olacak? Umuyorum, bu bir dil sürçmesidir.
"Tarafı değiliz" diye, şayet "bu işler bizim dönemimizde olmadı" diye bir ifadede bulunuluyor ise, onun da haklı tarafı yok. 2002 yılından beri, siz ne yapıyorsunuz üçbuçuk yıldır? Ne yaptınız? Hangi incelemeleri yaptınız? Burada oluşan kamu zararı, her yıl üstüne binerek devam ediyor. Hangi önlemi aldınız siz? Vatandaşın parası, pulu yanlış fizibilite raporlarıyla oraya akarken, siz bakanlık olarak hangi çözümleri koydunuz insanların önüne? Böyle bir şey olur mu?!
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Kendi işiyle uğraşıyordu.
TACİDAR SEYHAN (Devamla)Bunu, en ciddî kurumun başındaki milletvekilleri söylerse, biz, bu Meclisin altında nasıl birlikte kanun çıkaracağız?! Hayretler içindeyim ya, böyle şey, böyle konuşma olur mu?!
Yine geliyor, deniliyor ki: "Karşılıklı anlaşmalarda statü değiştirilebilir." İyi, değiştirilebilir. Ne yapacaksınız bu anlaşmalarda? Efendim, bu anlaşmalarda… "Anlamıyorum sizin nasıl değerlendirdiğinizi" diyor milletvekili. "Bunun başka yöntemi yok ki; biz, buradaki araziyi vereceğiz, satacağız. Araziyi satarken de -tabiî ki, bu adam almış onu, üstüne yatırımını yapmış- üstündekiyle birlikte satarsak, iki kere satış yapmış oluruz."
Arkadaşlar, yani, milletvekilim, biz altı aydır bas bas bağırıyoruz, karşı çıktığımız şeyin, bu kanun, bu işin yapılma yöntemi açısından sorunu çözer mi çözmez mi olduğu noktasında, bir şeyi çözer, çözmez diyorsak, bunu anlamışsa, yine çok üzülürüm. Bizim derdimiz, yapılmak istenen, ha arsayı satarak vermişsin, ha üstündekiyle satarak vermişsin, senin yaptığın… Bir anlaşma yapmışsın, yap-işlet-devret demişsin; ama, ben, senden, ilk yedi yıl, 6 sent, 7 sent, 8 sentten alacağım -her neyse, anlaşmalara göre değişik- ondan sonraki sürelerde 2,5 sentten alacağım demişsin, yirmi yıl sözleşme yapmışsın. Aradan, pahalı aldığın süre geçmiş, tam ucuz alacağın döneme gelmişsin, vatandaşa ucuz enerji olarak yansıyacak bu, sen diyorsun ki, ben artık özelleştiriyorum, gel sana üstündekiyle birlikte vereceğim; sen, arazi satış kurallarını yerine getir -bunun yöntemi de arazi satışıdır- ben sana orayı vereyim.
Şimdi, el vicdan!.. Türkiye'yi 2,3 milyar dolar sadece 2002 yılı sonuçlarına göre zarara uğratan firmaya, ben diyeceğim ki, ucuz enerji alacağım zamandan ve hakkımdan vazgeçiyorum, gel sana üstündekini, sadece arazi değeri karşılığında vereyim! Var mı böyle bir şey?! Biz, halkın önüne nasıl çıkacağız?! Dayatma da şey "Yenilenebilir Enerji Kanununda var böyle bir şey…" Ya, orada olan kiralama, orada olan intifa. Böyle bir şey yok; karıştırmayın bunu, yasal çerçeve hazırlıyorsunuz siz. Bu yap-işlet-devretleri, tam vatandaşın ucuz alacağı sürede, götürüp özel sektörün kucağına atacaksınız. Üstelik, bunu yaptınız mı, geçmişe dönük hesap sorma hakkınız da ortadan kalkar.
Arkadaşlar, böyle bir şey… Biz, altındakiyle meşgul değiliz; altındaki araziyi satacağız derken, üstündeki araziyi, vatandaşın, milletin alınterini hediye edeceksiniz; karşı çıktığımız nokta budur. Fakir fukara diye bir şeyi ağzımıza alırken, onun sorumluluğunu da üstümüzde hissediyoruz. Yöntemi konusunda arkadaşım haklı; onlara, üstündeki yap-işlet-devret santrallarını vermenin en acil ve en şartsız yöntemi budur. Bu yöntem doğrudur; ama, buradaki malî varlıkları hediye etmek için doğrudur, yolsuzluğa göz yummak için doğrudur. Siz, vatandaşın çelişkisini, vatandaşın geçim sıkıntısını savunmaya öncülük edecekken, ona seyirci kalmak istiyorsanız, bu yöntem onun için de doğrudur; ama, bu yöntem Türkiye için doğru değildir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Masum gerekçelerin arkasına sığınarak, özelleştirmede farklılıklar yapacağız, insanların önünü açacağız diyerek, yandaşlarının önünü açacak, elini kolunu sallayarak keyfiyete dayalı özelleştirme yapacak hiçbir hukukî gelişmeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kabul etmemiz mümkün değildir! Mümkün değildir!.. İçim kan ağlıyor! Böyle şey olur mu ya! Bu kadar basit değil ki bu! (CHP sıralarından alkışlar)
Arkadaşım diyor ki okuduğu belgede, hani Sayın Bakanın "yok böyle bir şey", Sayın Milletvekilinin de "var böyle bir şey" dediği belgede, bir de "41 tane şirket var bu taslak şartnameye göre" diyor. Ooo, vekilim şirket sayısını hesaplamış, Sayın Bakan şartnameden bilgi sahibi değil! Her neyse… Arkadaşlar, bu teknik şartname var, dolaşıyor, herkesin elinde var. Her neyse…
Burada benim anlatmak istediğim şu: Biz, ihaleye giremez demiyoruz. Bu ihale koşullarıyla, yerli firmalar bu ihaleyi alamaz; alsa dahi, bu şartnamenin gereği, yabancı firmalardan yönetim sözleşmesi veya yönetim danışmanlığı sözleşmesi yapmak zorundadır. Bu, bir teslimiyettir. Siz, bunu görmezden gelebilirsiniz. Siz, buradaki yerli şirketleri bir başka şirketin taşeronu haline getirebilirsiniz; ama, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, hiç kimseye özel çıkar sağlanmasına, hiç kimsenin malî menfaatlarının gözetilmesini ve hiç kimseye özel ayrıcalık tanınarak yandaşlık yapılmasını görmezden gelemeyiz, biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, sonuna kadar karşı çıkacağız.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 3 Mayıs 2006