Topluma kazandırma yasası tasarısı ile içişleri ve adalet komisyonları raporları hk (s.s.235)
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 112. Birleşim · 1. yasama yılı · 29 Temmuz 2003 · 1.140 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Tuncay Ercenk (CHP), 29 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TOPLUMA KAZANDIRMA YASASI TASARISI İLE İÇİŞLERİ VE ADALET KOMİSYONLARI RAPORLARI HK (S.S.235)); konuşma 1.140 kelime.
Tuncay Ercenk (CHP, Antalya). “Topluma kazandırma yasası tasarısı ile içişleri ve adalet komisyonları raporları hk (s.s.235)”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 29 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tuncay-ercenk-22-2003-07-29-topluma-kazandirma-yasasi-tasarisi-ile-icisleri-ve-adalet-komisyonlari (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA TUNCAY ERCENK (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumun tümünü ilgilendiren çok önemli bir tasarıyla karşı karşıyayız, çok önemli bir tasarıyı görüşüyoruz; ancak, bu tasarının önemine uygun bir hazırlık yapılıp yapılmadığı konusunda kuşkularımız var. Yine, aceleye getirilmiş, belirli çevrelere şirin görünmek için, sanki birtakım şeylerden mal kaçırırcasına düzenlenmiş bir tasarıyla karşı karşıyayız. Bu konuda ihtiyaç var mı, yok mu; bu tasarı hazırlanırken altyapısı var mı, yok mu, bütün kesimlerin görüşü alınmış mı, alınmamış mı; bunların hepsi bizce meçhul. Dolayısıyla, böylesine gelişigüzel hazırlanan bir tasarıyla nasıl bir sonuca varacağımızı gerçekten merak ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, hükümetin getirdiği her tasarıda uyarıyoruz. Her konuyla ilgili tasarı getirilirken, lütfen, o konuyla ilgili kesimleri arayın, soruşturun, inceleyin, düşüncelerini alın, onlar bu konuda ne düşünüyor, acaba böyle olursa daha mı iyi olur, artısı ne olur, eksisi ne olur diye uyarıyoruz; ama, bunların hiçbiri maalesef dinlenmiyor ve sonuçta, zaman kaybı, Cumhurbaşkanından geri dönüşler, Anayasa Mahkemesinden geri dönüşler. Bunlara bir son vermek gerekir diye düşünüyorum. Bu tasarı da bunun son örneği.
Değerli arkadaşlarım, doğu ve güneydoğuda, uzun yıllardır, onbeş yıldır çok büyük bir sorun yaşıyoruz; 30 000 vatandaşımızı kaybettik, nice şehitler verdik. Şimdi, böylesine önemli bir konuyu çözme noktasında, acaba, gelişigüzel bir tasarı mı hazırlanmalıydı, yoksa toplumun bütün kesimlerinin, bu konuyla ilgili bütün kesimlerinin görüşü alınarak ortaya bir tasarı mı çıkarılmalıydı?
Değerli arkadaşlarım, bu tasarının sorunu çözmeyeceği açıktır. Bu tasarının, sorunu çözmeyi bir kenara bırakın, terörü özendireceği açıktır. Bakın, bunun nedeni, bunun bu şekilde çözüm getirmeyeceği, bizzat tasarının gerekçesinde açıklanıyor değerli arkadaşlarım: "Çeşitli tarihlerde af ya da benzeri yasa çıkarılmış; ancak, beklenen amaca ulaşılmamıştır" deniliyor bu tasarının gerekçesinde. Bu, peşinen, bu tasarı da yasalaşırsa, bunun da amaca ulaşması mümkün değildir demektir. Bunu kabul etmek lazım. Şimdi, bu tasarının yasalaşması halinde, peşinen bunu kabul etmenin bizim açımızdan gerekçesi nedir? Bu konuda yedi tane yasa çıkarılmış. En son yasa 24.2.2000 tarihinde çıkmış, yürürlük süresi altı ay ve 29.8.2000'de de süresi dolmuş. Bu süre içinde bu yasadan yararlanmak için başvuranların sayısı 832.
Değerli arkadaşlarım, hangi sosyal yapı değişti de o tarihten bu yana, bu başvuruların beklentisi ortaya çıktı?! Hangi terörist, hangi amaçla ve ne sıfatla gelecek "efendim, ben, 2000'de başvuramadım; ama, şimdi başvuruyorum" diyecek; bunu anlamak mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, başvurmama gerekçesi olarak, Sayın İçişleri Bakanı -dün bir televizyon programında izledim- "o, kapsamın dar tutulmasından dolayı idi" diyor. Dar tutulan bir kapsamda başvuru azsa, geniş tutulduğu zaman ve militanlarını da ve hatta yöneticilerini de içine alan bir tasarıda, bu başvuru nasıl sağlanacak; onu, gerçekten anlayabilmiş değilim.
Şimdi "PKK militanlarını topluma kazandırma" adı altında affedeceksiniz. Bunun yanında, insanları katletmiş Hizbullah sanıklarını, insanları yakan Sıvas sanıklarını, hükümlülerini affedeceksiniz ve bunun adına da toplumun huzur ve dayanışmasını güçlendirmek diyeceksiniz. Bunu, gerçekten, anlamak mümkün değildir. İnsanları öldürmüş, katletmiş, yakmış bir insan, zaten, toplumun huzurunu bozmuş insandır. Bunu, hangi sıfatla, hangi gerekçeye dayanarak, hangi toplumsal barışa dayanarak affedeceksiniz?
Değerli arkadaşlarım, bu örgütlerin militanları, zaten, toplumun huzurunu ve dayanışmasını hedef alarak bunları işlemişlerdir. Toplumun huzurunu ve dayanışmasını hedef alarak, onu bozarak, toplumun büyük kesiminin huzurunu ve dayanışmasını bozan insanların affı, toplumun bütününün dayanışmasını ve huzurunu sağlamaz. Eğer, bunları affederseniz, toplumun bütünün huzurunu ve dayanışmasını sağlamış olmazsınız. Bunu kabul etmek lazım.
Değerli arkadaşlarım, bunu yaparken, terör mağdurlarının, şehit ailelerinin, yakılan, katledilen insanların yakınlarının huzurunu nasıl sağlayacaksınız? Bunu ortaya koymadan, bunu dengelemeden, bunu bir proje haline getirmeden çözmeniz mümkün değildir. Dolayısıyla, bu tasarı hiç iyi bir şey yapmıyor değerli arkadaşlarım.
"Efendim, toplumsal barış için şarttır"; "devlet şefkat elini uzatırsa iyi olur"; "barış, sosyal demokrasinin temel ilkelerinden birisidir". Biz de barıştan yanayız. Şimdi, buna ihtiyaç var mıdır, yok mudur; zamanı mıdır, değil midir; iyi tespit edilmeden böyle bir tasarının getirilmesi, toplumun bırakın huzur ve dayanışmasını sağlamayı, tam aksine, bozacaktır diye düşünüyoruz. Terör mağdurlarını, şehit yakınlarını, yakılan, yıkılan, katledilen insanların yakınlarını, hatta dağdan indirmeye uğraştığınız kişilerin ailelerini bir araya getirerek bu konuda bir çözüm bulabildiniz mi? Kalıcı, sürekli bir çözüm aramanın tek şartı budur. Toplumun konuyla ilgili bütün kesimlerini bir araya getirerek çözüm üretmek zorundasınız; ama, sizin, suç işlemiş, insan katletmiş teröristleri affederek toplumun huzurunu sağlama olanağınız yoktur değerli arkadaşlarım.
Şiddete başvurmuş militanların affını sağlarken, bunun yanında, bu terör nedeniyle evlerinden, yurtlarından, yuvalarından, ailelerinden, dostlarından uzaklaştırılmış, değişik illere göç etmeye zorlanmış insanların köye dönüşünü de sağlamak gerekmez mi?! Bu konuda niye bir düzenleme yoktur; onu da anlayabilmiş değilim.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir tasarının altyapısının hazırlanmadığı ortaya çıkmıştır. Tasarı af mıdır, değil midir? Tasarının af olduğunu biz söylüyoruz zaten Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak; bizim yanımızda, bir de, AKP Grubu söylüyor. AKP Grubu da, bunun, af yasası kapsamında olduğunu söylüyor. Nasıl söylüyor; geçen oturumda bu yasa tasarısı görüşülürken bir önerge verdi AKP Grubundaki arkadaşlarım. Efendim, işte, şu şu suçu işleyenlerin cezası dokuz yıldan on yıla çıksın, bir kısmı da dokuz yıldan oniki yıla çıksın, diğerleri de beşte bir civarında bir anlayışla önerge getirildi. Önergenin gerekçesini okuyorum şimdi: "Gerekçe: Cezalar arasında orantı sağlamak ve tam bir affa dönüştürmemek için ceza miktarlarında artırma yapılmıştır." Yani, AKP Grubu, bu gerekçeyle, zaten bunun af tasarısı olduğunu kabul ediyor. Bunun artık tartışılacak yanı var mıdır?! Demek ki daha önce görüştüğümüz yarım af yasasıydı veya şimdi görüştüğümüz yarım af yasası; ama geçmiş, eğer, ceza artırılmadan uygulanmış olsaydı tam af tasarısı olabilirdi; onun için, biz, bunu, yarım af tasarısı haline getiriyoruz demektir. Bakın, önergenin gerekçesi önümde.
Değerli arkadaşlarım, işin bir başka yönü de, bu yasa tasarısının, siparişle Türkiye Büyük Millet Meclisinin önünü getirilmesidir. ABD büyükelçisi diyor ki: "Biz, konuyu inceledik, baktık; Kuzey Irak'ta 5 000 PKK teröristi var. Irak'ı da kontrol altına aldık, güzel bir düzen kurmaya çalışıyoruz; ama, bunlar bizim başımıza iş açabilir. Siz, gelin, bunları alın, bunları bir affediverin, toplumsal barış adına affediverin. Biz de bu işi çözelim." Peki, sen niye enterne etmiyorsun; sen, tüm dünyadaki teröristlere uyguladığın yaptırımı, o teröristlere niye uygulamıyorsun?! Ben sana El Kaideyi al da barıştır diyor muyum; ABD içine koy, barıştır diyor muyum?! (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, ABD büyükelçisi diyor ki: "Biz, bunu hallettik, siz de bunları affediverin; bekliyoruz, salı günü bu kararı çıkarın" veya söz verilmiş; öyle duyuyoruz.
Şimdi, bakın, bunu söylemek, Türkiye Büyük Millet Meclisine hakarettir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, ordu kurmuş, cumhuriyet kurmuş bir Meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmuş bir Meclistir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, büyük dönüşümleri sağlamış, çağdaş demokrasiye adım atmış ve bu konuda üstüne düşen bütün görevleri yerine getirmiş bir Meclistir; Ulusal Kurtuluş Savaşını vermiş bir Meclistir. Şimdi, bu Meclise, bir başka devlette kotarılan, bir başka yerde kotarılan, karar altına alınan bir tasarıyı, "al bunu kabul et demek" Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına gölge düşürür diye düşünüyorum ve buna tepki gösterecek ilk milletvekilleri de 22 nci Dönem milletvekilleri olacaktır diye düşünüyorum. Bu konudaki duyarlılığınıza güveniyorum değerli arkadaşlarım.
Şimdi, sorunu biz yaşadık, sıkıntıları biz çektik; bunu, biz çözeriz, bunu biz hallederiz; ama, bir beyaz sayfa açılacaksa, onu da biz açarız. Başkasının dürtüsüyle, başkasının talimatıyla, hele ABD gibi bütün dünyanın hâkimi olarak kendini kabul eden bir ülkenin talimatıyla hiç yapmayız. Bunu, bütün dünyaya ilan ediyorum değerli arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 29 Temmuz 2003