2006 merkezi bütçe kan.tas.(diyanet işleri, sosyal hizmetler, özürlüler idaresi, aile ve sosyal araştırmalar, kadının statüsü ) vıı tur
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 35. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Aralık 2005 · 977 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Türkan Miçooğulları (CHP), 18 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(DİYANET İŞLERİ, SOSYAL HİZMETLER, ÖZÜRLÜLER İDARESİ, AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR, KADININ STATÜSÜ ) VII TUR); konuşma 977 kelime.
Türkan Miçooğulları (CHP, İzmir). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(diyanet işleri, sosyal hizmetler, özürlüler idaresi, aile ve sosyal araştırmalar, kadının statüsü ) vıı tur”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/turkan-micoogullari-22-2005-12-18-2006-merkezi-butce-kan-tas-diyanet-isleri-sosyal-hizmetler-ozurlule (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özürlüler İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Yüce Heyetinizi ve umutla bizi izleyen yurttaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Özürlülük, doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık ya da kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yetileri çeşitli derecelerde kaybetme ve normal yaşamın gereklerine uymama durumudur. Bizlerin de yarın bir özürlü olamayacağını kimse garanti edemez.
Sağlıklı doğmak ve yaşamak en temel insan hakkıdır; ancak, yüzyıllardan beri toplumda var olan özürlülük sorunu insanlık tarihi kadar eskidir.
Özürlülüğün ortadan kaldırılmasına yönelik gayretlerin hiçbirisi, bu sorunu ortadan kaldıramamıştır; ama, son yıllarda, özürlülerle ilgili politikalar uluslararası düzeyde gelişme göstermiş ve bu doğrultuda, bütün dünyada özürlülerle ilgili politikalar, ayrımcılıkla mücadele kanunlarıyla yürütülmeye başlanmıştır. Bu çerçevede, ırk, dil, din, cins gibi ayırımcılık yapılamayacak alanlara özürlülük de eklenmiştir; çünkü, günümüzde savaşlar, terör olayları, depremler, yangın, doğal afetler, kazalar, ilaç, uyuşturucu madde, besin ve kimyasal madde zehirlenmeleri ile uygarlığın beraberinde getirdiği sayısız birçok nedenin, özellikle gelişmekte olan ülkelerde özürlülerin sayısını hızla artırdığı gözlenmektedir. Bu nedenlerden dolayı, çıkarılacak yasalarda yapılacak düzenlemelerde, bu son derece hassas konuların dikkate alınması büyük önem taşımaktadır.
Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de özürlüler, diğer insanlar gibi toplumsal yaşama aktif bir biçimde katılmak ve yaşamın tüm nimetlerinden yararlanmak istiyorlar. Bu, onların insan olmalarından doğan en tabiî haklarıdır. Onların bu haklarını, bu taleplerini yerine getirmek, çağdaş, sosyal devlet için, çağdaş toplum için de bir görevdir ve günümüzde özürlü nüfusun yaşam düzeyi ile özürlülere sunulan hizmet kalitesi, çağdaşlık ve gelişmişlik göstergeleri arasında önemli bir yer tutmaktadır.
Devlet İstatistik Enstitüsünün yakın zamanda açıkladığı araştırma sonuçlarına göre, nüfusumuzun yüzde 12,29'u; yani, 8 500 000'i özürlü insandan oluşuyor. Bu insanlarımızın yüzde 47'si, o güne kadar özrüyle ilgili hiç sağlık hizmeti almamış, yüzde 36,34'ü okuryazar dahi değil, yüzde 50'den fazlasının sosyal güvencesi yok, yüzde 34'ü doğuştan, yüzde 66'sı sonradan özürlü, yüzde 80'i çalışma hayatı dışında.
Özürlüler ve özürlü aileleri, toplumun en mağdur kesimini oluşturmakta. Özürlülüğün nedeni, elbette, yoksulluk değil; ama, hem özürlülük hem yoksulluk yan yana gelince hayat özürlüler ve özürlü aileleri için dayanılmaz oluyor. İşte, o zaman, tüccar devletin değil ama sosyal devletin gereği tüm şiddetiyle anlaşılıyor. Bu kadar insanî, bu kadar önemli bir konu, ailelerini de düşünürsek, neredeyse nüfusumuzun üçte 1'ini etkilemekte. Toplum yaşamını bu kadar derinden etkileyen bu sorunun yıllarca bu kadar sahipsiz kalmasının nedeni, sosyal devlet politikalarının tam hayata geçirilememiş olmasıdır diye düşünüyoruz. Artık, Türkiye'de, özürlülerin gerçek sayısını ve hangi özürlü grubundan ne kadar özürlünün hangi ilimizde, hangi ilçemizde, hangi mahallemizde, hangi köyümüzde yaşadığını bilmek zorundayız. Bunları bilmeliyiz ki, ancak bu şekilde onlara hizmet götürebiliriz; rehabilitasyon merkezlerimizi, okullarımızı ancak buna göre planlayabiliriz. 2002 yılında özürlülerle ilgili yapılan araştırma sonucu belli başlı verilere ulaşılmış olsa da, bu, planlama ve politikalar açısından yeterli değildir.
Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; AKP Hükümeti, 2003 yılında, önceki hükümetler döneminde gündeme gelen yasa taslaklarını sivil toplum kuruluşlarının da katkılarıyla yeniden düzenleyerek, 94 maddelik bir yasa taslağını kamuoyuna açıkladı. Doğal olarak bu durum özürlüler arasında büyük bir sevinç yarattı; ama, iki yılı aşkın bir süre bu konu gündemden uzak tutuldu, âdeta uyutulmaya çalışıldı. Başta Türkiye Sakatlar Konfederasyonu olmak üzere, sivil toplum kuruluşları, çeşitli toplantılarla, eylemlerle taleplerini gündemde tuttular. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hemen hemen her Grup toplantımızda özürlülerin sorunlarını konuştuk ve hükümeti verdiği sözleri yerine getirmeye çağırdık. Bütün bu baskılar sonucunda, tasarı, Meclis gündemine taşındı. Maliye Bakanının neredeyse her maddesine itiraz ettiği tasarı, aylarca Mecliste komisyonlarda tartışıldı. Maliye Bakanının itiraz etmesini de anlamak mümkün değil; Özürlüler Yasasını çıkarıp parasını vermedikten sonra, ekonomik yönden onu güçlendirmedikten sonra, bu yasanın işe yarar hiçbir yanı olmaz; çünkü, hem Çocuk Esirgeme Kurumunu hem özürlüleri ilgilendiren konular, daha çok, toplumumuzda parayla çözülecek konular.
Nihayet, 1 Temmuz 2005 tarihinde yasalaştı; ama, nasıl yasalaştı; 95 maddelik tasarı kuşa çevrilerek, 40 maddesi, malî gerekçelerle geri çekilerek yasalaştı. Her ne kadar, Cumhuriyet Halk Partisinin hazırladığı önerinin çok uzağında olsa da, özürlülerimize ilişkin bazı adımlar atıldı. Yasanın kabul edilmesi nedeniyle, 2 Temmuzda, AKP Genel Merkezinde bayram yapıldı. Sanki, özürlülere, çok fevkalade, onların hiç hayal edemeyecekleri bir yasa sunulmuş gibi gösteriler yapıldı. Oysa, 3 Temmuz 2005 tarihinde, yani, bir gün sonra, özelleştirme uygulamalarına ilişkin kanun, CHP'nin terk ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edildi. Bu kanunun 7 nci maddesiyle 4046 sayılı Özelleştirme Kanununun 21 inci maddesi değiştirilerek, özelleştirilen kamu kurumlarının kapatılması ya da tasfiyesi hariç, sakat kadrolarında çalışanların işten çıkarılmalarını engelleyen düzenleme ortadan kaldırıldı; yani, artık, özelleştirilen kurumları alanlar, özürlülerimizi işten çıkardılar, işsizliğe mahkûm ettiler. Öte yandan, bir başarı olarak gösterilen Özürlüler Yasası, hem dünya normlarının çok altında hem de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin altına imza attığı uluslararası anlaşmaların çok gerisindedir. Bu yasal düzenlemeyle, ikinci derecede engellilerin emeklilik hakkı onsekiz yıla, üçüncü derecede engellilerinki ise yirmi yıla çıkarılmıştır.
Yasada, insanlara, özürleri dolayısıyla ayırımcılık yapılamayacağının yer alması son derece önemli bir kazanım; ancak, nelerin ayırımcılık sayılacağı belli değil. Başta Sağlık Başkanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Özürlüler İdaresi olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşları arasında olması gereken eşgüdüm, yasada yeterince belirlenmemiş. Özürlülerin sosyal güvenlik kurumları, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığıyla yaşadıkları sorunlara çözüm getirilemedi. Bu çözüm getirilememesinin sonuçlarını, toplum içerisinde gezdiğimiz, yurttaşlarımızla dertleştiğimiz zamanlarda da duyuyoruz. Daha dün, Bağ-Kurlu bir yurttaşımız, çocuğunun tedavisini yaptıramadığından şikâyet ediyordu. 2022 sayılı Kanuna göre maaş alırken evlenen özürlü kadınlardan, evliyken aldıkları maaşlar faiziyle birlikte geri isteniyor. Mahkemeler, icralar sürüyor. Erkekler için böyle bir uygulama yok. Kadın-erkek eşitliğine aykırı bu durum düzeltilebilir, özürlü kadınların mağdur olması önlenebilir.
Özürlülerin en büyük sorunları işsizlik. Buna da bir çözüm getirilememiş. Yasada, sosyal güvenliği olmayan özürlülere bakım güvencesi getiriliyor; ama, sosyal güvencesi olan özürlülere böyle bir hak yok.
Daha önce 572 sayılı Kararnamede yer alan, AKP İktidarında kaldırılan, belediyelerin ulaşım araçlarından özürlüler ve refakatçilerinin ücretsiz ya da indirimli yararlanmaları, belediyelerin büfe, otopark ve bu gibi küçük işletmelerinin öncelikle özürlülere tahsisi bu yasada yer almadı.
Ayrıca, bu hükümetin özürlülere yönelik bakış açısını dile getirmek için çok çarpıcı bir örnek vermek ve Sayın Bakana sormak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 18 Aralık 2005