İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 95. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Çalışma saatleri ve konuları hk.

Ümmet Kandoğan

Denizli Milletvekili ·

Genel Kurul, 95. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Mayıs 2005 · 869 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ümmet Kandoğan, 5 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 869 kelime.

Ümmet Kandoğan (Denizli). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 5 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ummet-kandogan-22-2005-05-05-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının, ülkemize ve milletimize hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. İnşallah, bu kanun tasarısı burada kanunlaştıktan sonra, Türkiye'nin çok büyük bir potansiyele sahip olduğu kaynaklarını harekete geçirip, hem ülke ekonomisine hem de ülke insanına büyük faydalar getirir.

Değerli milletvekilleri, bu başlangıçtaki güzel temennilerden sonra, şunu da ifade etmekten kendimi alamıyorum: Bu kanun, 15.6.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuluyor ve 28.6.2004 tarihinde de komisyonlara havale ediliyor. Yaklaşık onbir ay öncesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelen bir kanun tasarısı bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilemedi. Bunun sebeplerini de, burada, mutlaka tartışmamız lazım. Genel gerekçeye bakınca, hakikaten, son derece iyi niyetle, güzel duygularla, üzerinde çalışılmış, hazırlanmış bir kanun tasarısı; ancak, ne gariptir ki, bu kadar güzel genel gerekçelere sahip olan ve uygulandığında da, ülkeye, hakikaten büyük katkılar sağlayacak olan bir kanun tasarısı, hangi gerekçeyle, hangi nedenle, onbir ay süreyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilememiştir?

Tabiî, bu konuyla ilgili, basında, televizyonda, yalanlanmayan, inkâr edilmeyen birçok sözler yer aldı. Mesela, Sayın Ali Babacan'ın şu sözleri, basında ve televizyonda, çeşitli kereler yer aldı; Sayın Babacan'ın ifadelerinin şu olduğu söylendi: "Ben, uluslararası petrol şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle görüştüm. Amerikan Enerji Ajansıyla da görüştüm. Yenilenebilir enerji olayı çok önemli bir şey değil Türkiye için. Daha önemli yatırımlar var. Buna öncelik vermeye gerek yok."

Ben, bu sözlere inanmak istemiyorum; ancak, bunlar, aylar öncesinde Türkiye'nin gündeminde yer alan sözler. Eğer bir Sayın Bakan, Türkiye için çok yararlı olacak bir kanun tasarısının, uluslararası petrol şirketlerinin arzusu istikametinde, onların yönlendirmesi neticesinde Türkiye için faydalı olamayabileceğini ifade ediyorsa, bunun üzerinde çok ciddî ölçüde durmamız gerektiği inancındayım. Elbette, uluslararası petrol şirketleri, bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de yenilenebilir enerji kaynaklarından istifade etmemizin önüne geçmek için bir gayret içerisinde olabilirler. Bunu yapmaları, kendileri açısından son derece tabiî, doğal; ancak, bir Sayın Bakanın, bunu, bu şekilde ifade etmiş olması... Ülke menfaatlarını savunma noktasında en ön sırada olması gereken bir bakanın bu ifadelerinin söylenmemiş olduğunu, yanlış olduğunu, yanlış değerlendirmeler olduğunu kabul etmek istiyorum.

Niye bunu söylüyorum; çünkü, yenilenebilir enerji kaynakları açısından, Türkiye, hakikaten, son derece büyük bir potansiyele sahip. Yaklaşık 2 600 saat civarında güneş enerjisinden istifade eden bir ülke. Rüzgâr enerjisi bakımından, Avrupa'da, İrlanda'dan sonra ikinci sırada olan bir ülke ve çok çarpıcı bir örnek, örneğin Norveç, petrol ihraç eden bir ülke; ancak, elektrik üretiminin yüzde 100'ünü hidrolik santrallardan elde ediyor. Kendisi petrol ihraç ediyor, petrol rezervleri son derece fazla olan bir ülke; ancak, petrol ihraç eden bir ülke, elektrik enerjisini hidrolik santrallardan sağlıyor. Mesela, Danimarka, elektrik üretiminin yüzde 20'sini rüzgâr enerjisinde sağlıyor ve yine Yunanistan'da, komşumuzda, bu rakamlar son derece yüksek oranlarda.

İşte, şimdi, Türkiye, böyle bir potansiyel yakaladı; böyle bir güce sahip olan bir ülke, getirilebilen bir kanun tasarısıyla da ayaklarını sağlam olarak yere basmak üzere; ancak, bu konuyla ilgili eleştireceğimiz, eksik gördüğümüz bazı hususların olduğunu da ifade etmek istiyorum. Mesela, Almanya, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili kanunu yürürlüğe koyduktan sonra, bunun toplam enerji içerisindeki payını yüzde 8'lere ulaştırmıştır.

Dünya ve Türkiye kirleniyor, çevre açısından hiç arzu etmediğimiz neticelerle karşı karşıyayız. Çevremiz, geleceğimiz, gelecek nesillere emanet olarak bırakacağımız bir şey değil, onlardan emanet olarak tertemiz onlara bırakmamız gereken bir çevre. Öyleyse, biz de ülke olarak, Türkiye olarak güneş enerjisini, rüzgâr enerjisini, jeotermalimizi, hidrolik kaynaklarımızı, eğer ciddî bir şekilde harekete geçirebilirsek, bunlardan azamî ölçüde yararlanmanın yollarını bulabilirsek, ben, öyle inanıyorum ki, önümüzdeki onbeş yirmi yıl içerisinde bu sahada çok ileri gitmiş olan bir Türkiye'yle karşı karşıya kalacağız.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu kanun tasarısı, eğer arzu ettiğimiz şekilde buradan geçer ve eleştirdiğim hususlar burada değerlendirilir, ele alınacak olursa, bunun neticesinde Türkiye'nin enerji noktasında dışa bağımlılığı azalacak. İşte, kıt kaynakların nerelere, nasıl harcandığını hepimiz biliyoruz. İşte, petrol fiyatları 50 doların üzerine çıkınca, enflasyondaki bir miktar yükselmeyi, petrol fiyatlarındaki artışla izah ediyoruz; ancak, hemen şunun da altını çizmek istiyorum: Bakınız, dünyadaki petrol fiyatları, reel olarak, hâlâ 1980'deki fiyatların çok altındadır değerli milletvekilleri. 1980 yılındaki petrol fiyatlarının, reel olarak hâlâ altındayız ve 1980 yılındaki petrol fiyatlarını reel olarak 2005 yılına yuvarlayacak olursak, buna tekabül eden rakam 85 dolar civarındadır.

Değerli milletvekilleri, işte, dışa bağımlılığın azalacağı, kaynak çıkışının azalacağı ve sera gazı emisyonlarının azalacağı bir Türkiye'yle karşı karşıya kalacağız ve bunun neticesinde, eğer bu kaynakları harekete geçirecek olursak, Türkiye'deki istihdamın artacağını da, hep beraber büyük bir mutlulukla göreceğiz ve her şeyden önemlisi, fosil rezervlerinin de, eğer bu kaynaklar harekete geçirilecek olursa, bunların muhafazası ve ileride çok acil ihtiyaçlar ortaya çıktığında bunların kullanılması da son derece olumlu olacaktır.

Sayın Tacidar Seyhan da bahsettiler, bu artı eksi 5 (euro) sent meselesi hakikaten son derece önemlidir, üzerinde ciddî bir şekilde durulması gerekmektedir. Ben, Sayın Bakanımdan da, özellikle bu konunun üzerinde yoğunlaşmalarını kendilerinden istirham ediyorum. Bu şekildeki bir belirsizliğin, Türkiye'ye yatırım yapacak olanların önünü keseceğini ve yatırım açısından bir belirsizlikle ülkemizi karşı karşıya bırakacağına inanıyorum. Yine, bununla ilgili iletim ve dağıtım katkı paylarının, bu yatırımları yapanlar tarafından muaf tutulmasının da son derece yararlı olacağını ifade ediyorum.

Dün, Sayın Taner Yıldız'ın konuşmalarındaki bazı rakamlarda da, tabiî, birçoğu son derece doğru; ama, bir iki rakamda mutabık olmadığımızı da ifade etmek istiyorum ve şunu da ifade etmeden geçmek istemiyorum: Bu son düzenlemeyle, Devlet Su İşlerine ait olan barajların, herhangi bir ödeme yapılmadan, Elektrik ve Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne devri meselesinin de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 5 Mayıs 2005

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook