İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 111. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Basında sansürün kaldırılışının yıldönümü

Yakup Kepenek

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 111. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Temmuz 2003 · 844 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yakup Kepenek (CHP), 24 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASINDA SANSÜRÜN KALDIRILIŞININ YILDÖNÜMÜ); konuşma 844 kelime.

Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Basında sansürün kaldırılışının yıldönümü”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 24 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-07-24-basinda-sansurun-kaldirilisinin-yildonumu (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli izleyenler; bugün ülkemizde sansürün kaldırılışının 95 inci yılında basın bayramını kutluyoruz; hepimize, basın çalışanlarına, ülkemize kutlu olsun.

Değerli milletvekilleri, insan gelişiyor; gelişmek, özgürleşmektir; gelişmek, giderek daha çok bilgi sahibi olmaktır, daha çok duyarlı olmaktır, daha çok toplumsallaşmaktır ve insan beyni, yalnız ve ancak bilgiyle, kültürle özgürleşir, gelişir. Bu nedenle, bilgi kaynağı olan kurumların, basın-yayın kuruluşlarının, medyanın bağımsız ve tarafsız olması en temel ilkedir. Basın, doğru ve güvenilir bilgi vermelidir. Kamuoyunun sağlığı bunu gerektirir, toplumun gelişmesi bunu gerektirir; ancak, ülkemizde basınla ilgili gelişmeler bu söylediğimiz doğrultuda gitmemektedir. Özellikle 1950'li yıllardan başlayarak hükümetler ile basın arasındaki ilişkiler "besleme basın", "sarı basın" gibi gelişmelere, bağımlılıklara konu olmuştur.

Günümüzde, basın üzerinde doğrudan sansür uygulanmıyor; ancak, başka şeyler yapılıyor, toplu sansür yapılıyor; gazeteler toplanıyor, toplatılıyor. Lütfen, iyi dinleyin! İlgililerden aldığım sayıları veriyorum: 2001 yılında, Türkiye'de, 1 200 adet yayın toplatılmıştır. 2002 yılında toplatılan yayın sayısı 1 107'dir ve 2003 yılında, yani, bu yılın 24 Temmuzuna kadar, bugüne kadar toplanan basılı yayın sayısının 610 olduğunu söylersem, ne menem bir bayram kutlamakta olduğumuz açığa çıkar. Bunlar çok önemli sayılardır. Sansüre gerek yok, topluca hallediyoruz; sansüre gerek yok, başka bir şey oluyor...

Değerli arkadaşlar, yine, elimdeki kayıtlara göre, Türkiye'de, 60 gazeteci düşüncesi nedeniyle şimdiye kadar öldürülmüştür ve bu 60 gazetecinin -sıkı durun, bunu iyi dinleyin- 42'si 1990'da ve sonrasında öldürülmüştür. Ölüm, en büyük sansürdür; en acı, en acımasız sansürdür; dolayısıyla, önce şunu vurgulayayım, bu sabah bir toplantıda da söyledim: Bu öldürme olayı, öldürülen gazetecinin sadece yok edilmesi sonucunu vermiyor, başka bir şey yapıyor; yerine yenileri gelmiyor. Öldürülenlerin hepsini sayma olanağım yok; ama, şunu söyleyeyim: Türkiye toplumu, Uğur Mumcu gibileri yetiştiremiyor; korkudan yetiştiremiyor, endişeden yetiştiremiyor, başka nedenlerle yetiştiremiyor.

Burada, acı bir gerçek var değerli arkadaşlar: Basın özgürlüğüne kastedenlerin, bu cinayetleri işleyenlerin çok büyük çoğunluğu, kimi tetikçilerin dışında, bunların gerisindekiler bulunmuş değildir. Bu cinayetler, öncelikle, açığa çıkmalıdır, failleri bulunmalıdır, Meclisin, üyesi olmaktan onur duyduğum Meclisin ve hükümetimizin birinci görevi, ilk görevi, Türkiye'de faili meçhul cinayet bırakmamaktır. Bunların çok büyük çoğunluğu da basın mensuplarıdır.

Yine, aynı şekilde, bugün, 100 dolayında insanımız, yalnızca düşünceleri nedeniyle hapistedir. Bu ortamda, basın bayramını kutluyoruz ve kutlu olsun diyoruz.

Değerli arkadaşlar, gelelim asıl önemli olan sansür öğesine. Türkiye'de basın-yayın; yani, medya, üzülerek belirteyim ki, sermaye çevreleriyle, iş dünyasıyla, bankacılık, enerji, petrol dünyasıyla iç içedir ve siyasetle de iç içedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun.

YAKUP KEPENEK (Devamla)Bu üçlünün ve buna, kimileri için, mafyayı da katarsak, bu dörtlünün zincirleri kırılmadıkça, Türkiye'de, ne basın bayramı kutlanabilir ne basın özgürlüğünden söz edilebilir.

Türkiye'de, basının, medyanın olması gereken düzeyde olmadığının bir başka sansürcü göstergesi, medyanın kendi içinde yaptığı kavgalardır. Hiçbirimizi, toplumu ilgilendirmeyen, sorunlarımızla ilgili olmayan konularda, değişik basın holdingleri, grupları içsavaşa giriyorlar, birbirlerini suçluyorlar "tencere dibin kara" türünden birbirlerini yerin dibine batırıyorlar ve sonra da, topluma, demokrasi, doğruluk, onur, dürüstlük dersi vermeye kalkıyorlar; Türkiye, bu çelişkiyi aşmalıdır.

Değerli arkadaşlar, son on, onbeş yıl boyunca yaşadığımız bu ünlü medya savaşlarının, kimi köşe yazarlarının, kimi yöneticilerin, özel haber almak üzere, hükümet çevresine, bürokrasinin üst düzeyine yakınlaşma yarışı içinde olduğu bilinen bir gerçektir. Gece yarısı telefonla aranmayla karşılıklı sohbetlerden çıkan haberler Türkiye kamuoyunu işgal etmektedir. Oysa, hükümet edenlerin, yönetenlerin görevi, basına olabildiğince açık ve eşit durmak ve bilgileri gece yarısı, birileriyle değil, toplumla, Meclisle paylaşmaktır.

Basın-yayının her türlü nesnelliğini yok eden haberde doğruluk, dürüstlük öğelerini, ahlak öğelerini hiçe sayan bir durumdan, bir an evvel kurtulunması sağlanamaz ise, ülkemizde, ne hortumlamanın sonu gelir ne toplumun gözünde siyaset ve basın aklanır; dolayısıyla, Meclisin bu bilinçle davranması gerekir.

Değerli arkadaşlar, çok kısa olarak, basının önemli sorunlarının altını çizmek istiyorum. "Yerel basın gelişemiyor" dedi değerli arkadaşım; doğrudur. Yerel basın ikili baskı altındadır, ayrıca baskı altındadır, yerel yöneticilerin keyfî baskısı altındadır. Basın-yayın sektöründe işsizlik ileri boyutlardadır.

Yine, basın-yayın kuruluşlarının pekçoğunda, tamamına yakınında -birkaçı hariç- çalışanların sendikalaşma hakkı yoktur, olanağı yoktur. Çalışanları sendikalaşamayan bir basın-yayın kuruluşunun, kurumunun, gazetenin, televizyonun topluma dönüp, haktan, hukuktan, demokrasiden söz etmesinin ne derece inandırıcılığı olabilir, ne derece anlamı olabilir?!

Bir şey daha söyleyeyim ve bunu da çok önemsiyorum: Türkiye basını, haberleri, hiçbir süzgeçten geçirmeden, büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri kökenli kanallardan alıyor. Yani, küreselleşmenin bu boyutu, Amerika Birleşik Devletlerinden gelen bilgilerin hiç süzgeçten geçirilmeden bu topluma sunulması oluyor. Burada, büyük yanlışlar yapılıyor. Türkiye basınının, medyasının özgün ve düzgün gelişmesi için yapılması gereken, basın çalışanlarının haklarını sağlayacak girişimlerde bulunmak, bu yönde yasal düzenlemeleri yapmaktır.

Gencecik insanlar, basın kurumlarına stajyer diye alınıyor, geçici olarak alınıyor ve bunlar, belli bir süre sonra, üstelik çalışma süreleri de dikkate alınmadan buradan çıkarılıyor. Sonuçta, basın ne hale geliyor; basın, medya, toplumdan ve sorunlarından uzak bir konuma geliyor, kendi deyimleriyle "light" programlara önem veriyor, onları yayınlıyor. Tinerci çocuklar, evlerinden kovulanlar, kaçmak zorunda kalanlar, işsizler ve tecavüze uğrayanlar, oralardan bir basın mensubu, bir televizyon mensubu geçerse, kamuoyunun gündemine gelebiliyor. Bu anlayışın, bu durumun en kısa zamanda düzeltilmesi, basının, toplumun sorunlarına daha yakın olması, bunları görmezlikten gelmemesi, bunları görür duruma gelmesi gerekiyor.

Bu doğrultuda, gerek Basın Yasasının değiştirilmesi gerekse bilgi edinme hakkı yasasının bir an önce çıkarılmasıyla, Yüce Meclisin, Türkiye'de basının sorunlarını da düzeltecek adımları atmış olacağına inanıyorum.

Basın çalışanlarının bayramını, bu çerçevede, bu anlayışla kutluyor; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 24 Temmuz 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook