İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 111. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sosyal sigortalar kurumu kanunu tasarısı (s.s. 247)

Şerif Birinç

Bursa Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 111. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Temmuz 2003 · 1.813 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şerif Birinç (AK Parti), 24 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR KURUMU KANUNU TASARISI (S.S. 247)); konuşma 1.813 kelime.

Şerif Birinç (AK Parti, Bursa). “Sosyal sigortalar kurumu kanunu tasarısı (s.s. 247)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 24 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serif-birinc-22-2003-07-24-sosyal-sigortalar-kurumu-kanunu-tasarisi-s-s-247 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞERİF BİRİNÇ (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 247 sıra sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu Tasarısı hakkında AK Parti Grubu adına konuşmak üzere söz aldım.

Öncelikle şunu belirteceğim; bu tasarı, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna ilk gelen tasarıdır ve ilk görüşmelerden sonra altkomisyona havale edilmiştir. Altkomisyonda yeterli inceleme ve tetkiklerden, düzeltmelerden sonra normal komisyona gelmiş ve incelenmiştir. Sayın Bayram Meral, hem altkomisyonun hem de komisyonun bir üyesidir. Bizden sonra Plan ve Bütçe Komisyonunda da yine altkomisyon kurulmuş, bu tasarı detaylı olarak orada da incelenmiş, Plan ve Bütçe Komisyonundan çıkarak Meclisimize gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, kişilerin temel ihtiyaçları vardır; bunlar da, yaşama hakkı, yeme, içme, barınma, sağlık gibi temel haklardır. Bu hakların elde edilmesi yeterli değildir. Bu haklar sürekli olmalıdır, korunmalıdır ve günün şartlarına uygun olarak geliştirilmelidir.

İnsanlar, tarih boyunca karşılaşabilecekleri çeşitli tehlikelere, dış ve iç etkenlere karşı sürekli güvenlik arayışı içinde olmuşlardır. İnsanlar, açlık, sefalet, hastalık, sakatlık, yaşlılık ve benzeri çeşitli sosyal, kültürel ve ekonomik sorunlarla baş edebilmek için, aile içi dayanışmadan organize sivil toplum kuruluşlarına kadar çeşitli kuruluşlar oluşturmuşlardır.

Sosyal güvenlik sisteminin de en ilkel modelini yardım sandıkları oluşturur. Yardım sandıkları, toplumun belirli bir kesimin, bir meslek grubunu kapsayacak şekilde oluşmakta; ayrıca, sağladıkları yardımlar da yetersiz kalmaktaydı. Bunlara, Roma'dan Anadolu Selçuklularına, Osmanlılardaki esnaf loncalarına kadar rastlamak mümkündür.

Sosyal güvenlik kavramı, ilk olarak, 1918 yılında Sovyetler Birliğinde ve 1935 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde kullanılmıştır. Diğer taraftan, sosyal güvenlik kavramı, İkinci Dünya Savaşından sonra yaygınlaşan bir kavramdır. Günümüzde ise, sosyal güvenlik, sosyal adaletin gerçekleşmesinde, sosyal hukuk ve sosyal devletin oluşumunda en önemli araçtır. Sosyal güvenlik, ayrıca, çağdaş uygarlığın en önemli simgesidir. Hal böyleyken, sosyal güvenlik, günümüzde dahi tam olarak uygulanamamaktadır. Bu uygulanamamanın altında yatan neden, mevzuatlar, kurumlar ve sistemler gibi geniş bir yelpazeyi kapsaması ve bütün bu unsurların zaman ve mekâna göre değişiklik göstermesidir. Bu nedenle, sosyal güvenlik, geçirdiğimiz son yüzyıl içinde en hızlı gelişen sosyal alanı oluşturmuştur. Sosyal güvenliğin temelinde, bireyleri etkileyen, ancak bireyler tarafından taşınması olanaksız olan birtakım sosyal risklere karşı bilinçli bir karışma, düzenleme ve güvence düşüncesi bulunmaktadır.

Sosyal güvenlik sisteminin oluşmasını etkileyen ilk olgu, sanayi devrimidir. Burada, işçilerin içinde bulunduğu ekonomik ve fizikî güvensizlik ortamının yanı sıra, bireyin çalışma hakkı, ulusal gelirden pay alma hakkı, siyasal ve ekonomik eşitlik gibi kavramlar, o günlerde sosyal güvenlik sisteminin oluşmasını sağlamıştır. Daha sonraki yıllarda, iş kazaları, meslekî hastalıklar, yaşlılık ve sakatlık durumları, sosyal güvenlik kavramını genişletmiştir.

Dünyada ve yurdumuzda sosyal güvenlik, ortaya çıkışından günümüze değin, teknik olarak, özel sigorta tekniğine dayanmakta ve yapılan katkılarla sağlanan sosyal karşılıklar ücretle orantılı olmaktadır.

Sosyal güvenliğin finansman kaynağı başlangıçta işçidir; daha sonraki yıllarda işçi-işverendir; günümüzde ise, işçi-işveren primlerine ek olarak devletin katkısı da söz konusudur. Devletin sosyal güvenliğin finansmanına katılması, sosyal sigortanın ulusal refaha yaptığı katkının bir bedelidir.

Sosyal güvenliğin, çalışmanın niteliğinde iyileştirmeler sağlaması, verimlilik artışları yaratması, diğer taraftan emek-istikrar, emek-sermaye ilişkilerine uyum getirmesi, işveren lehine sonuçlar yaratmıştır.

1930 yılında ortaya çıkan ekonomik bunalımdan sonra, toplumun önemli bir kesiminin yaşama imkânları kötüleşmiş ve toplumun geniş kesimlerini içine alan işsizlik ortaya çıkmıştır; bu da, ekonomik liberalizm ve koruyucu devlet anlayışının yerini sosyal devlet anlayışına bırakmasını sağlamıştır. Neticede de devletler, ekonomik ve sosyal yaşama müdahale etmeye başlamışlardır.

İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda, hastalık, işsizlik ve yaşlılık gibi bireysel sorunların çözümü yerine, ekonomik sistemin neden olabileceği risklere karşı, tüm nüfusu kapsayacak geniş kapsamlı bir koruma hedeflenmiştir. Bunun için de, sosyal korumanın amaçlarını belirleyen sosyal güvenlik politikaları ve bu politikalara işlerlik kazandıran kurumsal yapı oluşturulmuştur. Ayrıca, sosyal risklerin sonuçlarını gidermek kadar, bu risklerin ortaya çıkmasını önleyici tedbirlerin alınması da öngörülmüştür.

Sosyal güvenlik sisteminde olması gereken sosyal riskler, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO tarafından 28.2.1952 tarih 102 sayılı Sözleşmeyle belirlenmiştir. İlgili Sözleşmede belirlenen başlıca 9 sosyal risk şunlardır: Hastalık -parasal yardımlar; tıbbî yardımlar- analık, sakatlık, yaşlılık, iş kazası ve meslek hastalığı, ölüm, ailevî yükler ve işsizliktir.

Değerli milletvekilleri, günümüzde sosyal güvenlik, çeşitli ülkelerde, 3 farklı modelde uygulanmaktadır. Bunların birincisi, klasik sosyal sigorta modelidir; ikincisi, evrensel modeldir; üçüncüsü, bu her iki modelden etkilenerek ortaya çıkan karma modeldir.

Sosyal güvenliğin sosyal sigortalar modeliyle karşılanıldığı ülkelerde, sistem, temelde belirli bir meslekî aktiviteye sahip olanları kapsam dahiline almıştır. Model, özel sigorta tekniği esaslarına göre işler. Finansman kaynağı, işçi ve işverenden alınan primler ile devletin katkısından oluşur. Model, kapsama alınanlar için zorunludur, kapsam dışında kalanların sosyal güvencesi ise kamu yardımları ve sosyal yardım teknikleriyle sağlanmaktadır. Uygulama farklılıkları olmakla beraber, Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa, Hollanda, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya ve yurdumuzda bu model uygulanmaktadır.

Evrensel model, kamu yararından yola çıkarak, sosyal korumanın tüm bireyleri kapsamasını hedefler. Finansman, genel ve özel vergilerle karşılanır. Performanslarına bakılmaksızın, bütün bireyler eşit olarak yardım alır. Bu model, günümüzde Avustralya ve İzlanda'da uygulanmaktadır.

Günümüzde, bu iki modelin karşılıklı etkileşmeleriyle karma bir model ortaya çıkmıştır. Bu model de, hem meslekî hem de ulusal dayanışma ilkesini önplana çıkarmaktadır. Bu modelde, sosyal güvenlik yardımları iki basamakta sağlanmaktadır. Birinci basamakta, devlet, tüm bireylere, finansmanı genel bütçeden karşılanan belirli bir yardım yapmaktadır. İkinci basamakta ise, işçi ve işverenin ödediği primler karşılığında, sadece prim ödeyenlere bir gelir sağlanmaktadır. Karma model de, İsveç, Norveç, İngiltere, Danimarka, Japonya, Kanada gibi ülkelerde uygulanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, dünyada sosyal güvenlik harcamalarının millî gelir içindeki payı, değişik ülkelerde farklılıklar gösterir. Bu oran, gelişmiş ülkelerde yüzde 19- yüzde 35'lerdedir, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 10'lardadır. Maalesef -maalesef diyorum- yurdumuzda ise bu oran yüzde 5'lerdedir. Bu, dünya standartlarına göre oldukça düşük bir orandır.

Gelişmiş ülkelerin, İkinci Dünya Savaşından 1970'li yıllara kadar hızlı bir sermaye birikimi ve yoğunlaşma süreci yaşamaları, sosyal güvenlik harcamalarını, gayri safî yurtiçi hâsılalarından daha hızlı artırabilmelerini sağlamıştır. Yani, ekonomik gelişmeye paralel olarak, sosyal güvenlik sistemlerinin gelir kaynakları da artmıştır. 1970'li yıllardan sonra, ekonomik büyümedeki zayıflama ve enflasyonist baskıların artması, diğer taraftan da sosyal güvenlik sistemindeki genişleme, sistemin finansman kriziyle karşı karşıya gelmesini sağlamıştır.

Krizdeki ana etkenler şöyledir: Sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi, erken emeklilik uygulaması, prim tahsilatının zamanında yapılamaması, prim tabanındaki yetersizlik, yeni sosyal yardım türlerinin ortaya çıkması, tıp alanındaki teknolojik gelişmelere paralel olarak sağlık harcamalarının artması, işsizliğin artması ve kayıtdışı işçilik, ekonomik olumsuz gelişmeler, son olarak da, sigorta tekniğiyle bağdaşmayan siyasî tasarruflardır.

Sosyal Sigortalar Kurumunun kuruluşundan 1994'te zarar etmeye başladığı güne kadar, kurumun, sigorta tekniğiyle bağdaşmayan siyasî tasarruflardan dolayı olan zararı 23 milyar dolar civarındadır. Ayrıca, erken emeklilik ve diğer nedenlerle, çalışanın emekliye oranının bozulması da, yurdumuzda, kurumun güç duruma düşmesinin ana etkenlerinden biridir.

Sosyal güvenlik krizini aşmaya yönelik bazı önlemler de mevcuttur. Bunları 4 başlık altında toplamamız mümkündür:

1- Gelir artırıcı önlemler,

2- Harcamaları azaltıcı önlemler,

3- Tamamlayıcı ekonomik programlar,

4- Özelleştirme.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik kavramı, zaman içinde değişim gösteren bir kavramdır. Bu nedenle, cumhuriyet döneminden günümüze kadar, sosyal güvenlikle ilgili 25'in üzerinde kanun çıkarılmıştır. Bu kanunların bellibaşlılarından -özelliklerinden dolayı- bahsetmek istiyorum.

1926 yılında çıkarılan Borçlar Kanunu, işçi sağlığının korunması ve iş kazalarının önlenmesi yönünde maddeler içermektedir. 1930 tarihinde çıkarılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, çocuk ve kadın işçileri koruyucu hükümler içermekte ve hastalık, analık, kaza anında işçilere sağlık yardımı yapılması yönünde hükümler taşımaktadır. Dikkat ederseniz, bu her iki kanun da, sosyal güvenlik kanunu olarak çıkarılmamıştır.

Bu hususta çıkarılan ilk kanun, 1936 yılında çıkarılan 308 sayılı İş Kanunu, Sosyal Sigortaların kurulmasını öngörmüş ise de, işlerin ve işçilerin tamamını kapsamadığı için yetersiz kalmıştır. Bu kanun, Sosyal Sigortaların aşamalı olarak kurulmasını öngörmekteydi.

1945 yılında çıkarılan 4772 sayılı Kanun, iş kazaları, meslek hastalıkları ve analık sigortasını kapsamaktaydı.

Sosyal güvenlik açısından çıkarılan ilk önemli kanun, yine, 1945 yılında çıkarılan 4792 sayılı İşçi Sigortaları Kurumu Kanunudur. Bu kanuna göre, kurum, malî ve idarî bakımdan özerktir ve tüzelkişilikte bir devlet kurumudur.

1961 Anayasasında, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu hükme bağlanmış ve bu hakkı sağlamak da devlete bir görev olarak verilmiştir.

1965 yılında kabul edilen 506 sayılı Kanunla Sosyal Sigortalar Kurumu kurulmuştur. Bu kanun, prim rejimi açısından bir reform niteliğindedir. Bu kanuna göre, primler, işçi ve işveren tarafından ödenmektedir.

Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilgili son değişiklik, 24.8.2000 gün, 616 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının Kurulması ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle yapılmıştır. Bu kanun hükmünde kararname, Anayasa Mahkemesinin 2000/38 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Bu kanun hükmünde kararname, 29.6.2000 gün, 4558 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak çıkarılmıştır. Yetki yasası, Anayasa Mahkemesinin 2000/27 sayılı kararıyla iptal edilmiş; böylece, 616 sayılı bu yasa, yasal ve anayasal dayanaktan yoksun kalmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik temel bir insan hakkıdır. Sosyal güvenlik de diğer temel haklar gibi sağlanmalıdır, korunmalıdır ve günün şartlarına uygun olarak geliştirilmelidir.

Sosyal Sigortalar Kurumunun oluşumunda iki temel unsur vardır. Bunlardan birincisi işveren, ikincisi işçidir. Bu her iki unsur, işveren ve işçi, et ve kemik gibidir; bir arada düşünülmesi ve yaşatılması bir zorunluluktur.

Diğer taraftan, Sosyal Sigortalar Kurumu, mutlaka çalışanların ve prim ödeyenlerin etkisine açık olmalıdır. Geçmişte uygulanan Sosyal Sigortalar Kanunu ve şu anda görüştüğümüz kanun tasarısı, bunu sağlayacak öğeleri içermektedir.

Diğer taraftan, Sosyal Sigortalar Kanunu, hem sosyal devlete hem de ilgili sivil toplum örgütlerine gerekli desteği sağlamalıdır.

Yurdumuzda, vatandaşlarımızın takriben yarısı, sosyal güvenlik ve sağlık problemleri yönünden Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlıdır. Yurdumuzun en ücra köşelerinde bile, Sosyal Sigortalar Kurumundan, gerek sosyal güvenlik gerekse sağlık açısından faydalanan vatandaşlarımız mevcuttur.

Sosyal Sigortalar Kurumu, sosyal güvenlik açısından ülke nüfusunun yüzde 53'ünü kapsamaktadır. Uzun vadeli olarak, yaşlılık, malullük ve ölüm sigortalarını, kısa vadeli olarak, iş kazası, meslek hastalığı, analık ve hastalık sigortalarını kapsar.

Sosyal Sigortalar Kurumu, ülke çapında yaygın sağlık tesisleriyle 33 000 000'un üzerinde kişiye sağlık hizmeti vermektedir.

Geniş bir kitleye sosyal güvenlik hizmeti veren Sosyal Sigortalar Kurumunun hizmet üretiminde zaman zaman aksaklıklar çıkmış ve bu aksaklıkların düzeltilmesi için kanunî düzenlemeler yapılmıştır. Bu alanda, 1945 yılından günümüze kadar 20'nin üzerinde kanunî düzenleme yapılmıştır.

Sosyal Sigortalar Kurumundaki aksaklıkların temelinde, malî ve idarî özerkliğe sahip olmasına ve ülke çapında yaygın hizmette bulunmasına rağmen, yetkilerin merkezde toplanması, sigortacılık ve sağlık hizmetlerinin, gerek idarî gerekse malî yapısının ayrı ayrı olması gerektiği gerçeğine karşın, günün şartlarına uygun düzenlemeler, maalesef, bugüne kadar yürürlüğe konulamamıştır.

Mevcut yapının artık ihtiyaca cevap vermediği, ülkemizin sosyal ve ekonomik gelişmelerine uyum sağlamadığı gün gibi aşikârdır. Günün şartlarına göre, kurumun malî yapısının güçlendirilmesinde gerçekçi bir yaklaşım, özerk yapısının korunması anlayışı içerisinde, Sosyal Sigortalar Kurumunun yeniden yapılanması bir zaruret olmuştur.

Diğer taraftan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Sosyal Güvenlik Kurumu, günün şartlarına uygun olarak yeniden yapılanmaya giderek, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ - Kur ve Türk İş Kurumunu tek bir çatı altında toplamaktadır. Burada temel amaç, bu kurumlar arasında norm ve standart birliği ve koordinasyonun sağlanmasıdır.

Bugüne kadar, dünyanın ve ülkemizin içerisinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullara bağlı olarak, 20'ye yakın kanunî düzenleme yapılan Sosyal Sigortalar Kurumu, İşçi Sigortaları Kurumu olarak, 32 kişiyle hizmete başlamıştır. Günümüzde, 11 038 sigorta, 55 169 sağlık çalışanı, toplam 66 207 personelle, takriben 33 000 000 vatandaşımıza hizmet vermektedir. Sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri veren Sosyal Sigortalar Kurumu, yeniden yapılandırma sırasında, hizmette bütünlük, uzmanlaşma ve özerklik anlayışından taviz vermeden, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı adı altında, bir; Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü, iki; Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü olarak örgütlenmektedir.

İleride de, ortaya çıkacak ekonomik ve sosyal şartlara bağlı olarak, sosyal güvenlik sisteminde yeni kanunî düzenlemeler gündeme gelebilecektir.

Bu kanunun, öncelikle SSK çalışanları, SSK'dan hizmet alanlar ve tüm ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 24 Temmuz 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook