İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 9. BİRLEŞİM · SALI

10/127, 10/10,10/11,10/36 ve 10/39 sayılı meclis arşt.önergeleri hakkında

Yakup Kepenek

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 9. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Ekim 2003 · 834 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yakup Kepenek (CHP), 21 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 10/127, 10/10,10/11,10/36 VE 10/39 SAYILI MECLİS ARŞT.ÖNERGELERİ HAKKINDA); konuşma 834 kelime.

Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “10/127, 10/10,10/11,10/36 ve 10/39 sayılı meclis arşt.önergeleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim tutanağı, 21 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-10-21-10-127-10-10-10-11-10-36-ve-10-39-sayili-meclis-arst-onergeleri-hakki (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli izleyenler; 3 Şubat günü arkadaşlarımla verdiğimiz araştırma önergesinin öngörüşmesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Yine, bankacılık sisteminin faiz kıskacında ezilen, tasarruflarını, kimi zaman, istediğinde geri alamayan, mağdur edilen, kimi kez de faizsiz bankacılık uygulamalarıyla soyulan yüce halkımızı da saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bankalar, para ticareti yapar, sermayenin dolaşımının birleştiği noktalardır. Para dolaşımı, ekonomi için kan dolaşımı gibidir; yaşamsaldır, ekonominin canlılığını sağlar.

Türkiye bankacılık sistemi, üç dört yıldır iyice hastadır, hastalığın ağır sonuçları her gün yaşanmaktadır. Bakın, nasıl; ekonomi büyüyor, ulusal gelir büyürken, bankacılık küçülüyor. 2000 yılında ekonomi yüzde 6,3 oranında büyümüş, bankacılık yüzde 1 oranında büyümüş. 2001'de, ekonomi yüzde 9,5 dolayında küçülmüş, bankacılık yüzde 10'a yakın küçülmüş. Aynı şey 2002'de geçerli; ekonomi yüzde 7,8 oranında büyümüş, bankacılık yüzde 7,1 oranında küçülmüş. 2003'te durum değişmiyor ve ekonomi -7,4; 3,7 gibi- ortalama yüzde 5,5 dolayında büyürken, bankacılık yüzde 8 oranında küçülüyor.

Bankacılık bunalımı nedeniyle, Türkiye, çok şey kaybetti, kaybediyor. 8 500 000 000 dolara kurşun atıyoruz, Irak'a asker gönderiyoruz; ama, 50 000 000 000 doların üzerinde bir dolandırıcılıkla, bir hortumlamayla karşı karşıyayız. Bunu saptamamız gerekiyor.

Hükümet, var olan yasalara uygun davranırsa, tasarruf sahipleri, örneğin İmar Bankasında parası olanlar mağdur edilmez, edilmemelidir.

Bu olurken, bir taraftan, Sayın Başbakan, onlara dönüp "bana mı sordunuz; neden devlet bankalarına yatırmadınız" diyebiliyor; öbür taraftan da, devlet bankalarının en başına, faizi haram sayan bir bankacıyı atayabiliyor. Bu arada bir parantez açalım; o kamu bankalarının nasıl yönetildiği, yönetim yapısı, çağdaş bankacılığın, internet bankacılığının özelliklerini kazanıp kazanmadıklarını da sorgulamak durumundayız diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bankacılık, yıllardır, üniversiteyi bitirenlerin, yetenekli gençlerimizin iş alanıydı. Bunalımla birlikte bu gitti ve şöyle bir durum ortaya çıktı: Devletin resmî kayıtlarına göre, bu kesimden, 2000 yılında 7 000 kişi, 2001 yılında 21 000 kişi ve 2002 yılında 31 000 kişi işsiz kaldı. Halktan para toplama ve doğru kullanma işini yapan bankacılık yıkıma uğradı; ama, bu yıkımın, sadece şu çalışanlara yönelik boyutu üzerinde hiçbir şey yapılmadı, yapılmıyor ve 60 000'i aşan işsiz bırakılmış insanımız için hiçbir önlem alınmıyor. Bu durumun irdelenmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bankacılıkta güven esastır. Güveni sağlayacak olan, devletin etkin denetimidir.

2000 Eylülünde faaliyete başlayan BDDK kurulduktan sonra, sistemin, halk adına, doğru dürüst ve etkin denetlendiği söylenemez.

BDDK kuruluş aşamasındadır; yönetimi sıkça değiştirilmiş, 7 kişilik yönetiminin atanmasında siyasî çekişmeler yaşanmış; kurum, hükümetlerin gölgesinden bir türlü kurtulamamıştır. Şimdi, bu yapıdan şikâyet etmeye hakkımız yoktur. Yapılması gereken çok temel bir iş vardır; bu kurulu ve diğer bağımsız kurulları etkin ve verimli çalıştırmak.

Değerli arkadaşlar, burada, bir noktanın altını çizmeme lütfen izin veriniz: Hükümetin, hukuk ile temsilî demokrasi ya da siyasal irade anlayışı arasında bir çelişki olduğu ortadadır. Hükümet, bağımsız kurul kavramını bir türlü kabul etmek istemiyor; her kurumu ben denetlerim, kontrol ederim mantığından yola çıkıyor. Bu tutum, çağdaş yönetim anlayışıyla bağdaşamaz. Bunlara, BDDK'nın dışında, TÜBİTAK da bir örnektir.

Bağımsız kurullar, önce kendi içdenetimleriyle, saydam, doğru çalışır bir yapıda olmalıdır. Sonra, yine bu bağımsız kurullar, halka, topluma hesap verebilir bir durumda olmalıdır. Bunun için, mutlaka hükümetin denetimine, mutlaka yöneticilerinin hükümet tarafından atanmasına ve sabah akşam kontrol edilmelerine gerek yoktur. Böyle bir durum, kimi alanlarda -bankacılık böyledir, kilit alandır; bilim dünyası böyledir- hükümeti çok daha zor durumda bırakır, çok daha güç durumda bırakır.

Ülkemizde bankacılıkla ilgili yasal düzenlemelerin yetersizliği ortadadır. Biraz evvel de söyledim; bu, faizsiz bankacılık uygulamalarının, çağdaş, rekabetçi kurallara, saydamlık ve açıklık ilkelerine bağlanması kesinlikle sağlanmalıdır.

Değerli arkadaşlar, kapitalist sistemin temel bir kuralı var; girişimciler, banka kredi olanağına eşit yakınlıkta olmalıdır; yani, yarış eşit başlamalıdır; bunu sağlamak zorundasınız, sağlamak zorundayız. Banka sahibi olan ya da egemen olan sermayedarın denetiminde, kendi çıkarına, bankalarının kullanılması, sistemin en temel yarasıdır ve bu durum kesinlikle düzeltilmelidir; bunu biz zorunlu görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel, Tokat Milletvekili arkadaşımız Mehmet Dağcıoğlu, burada bir İktidar partisi mensubu gibi değil, bir muhalefet partisi mensubu gibi konuştu -ki, kendisine teşekkür ediyorum- ama, iktidarın yapması gereken, şikâyet değildir. İktidarın yapması gereken, önlem almak, çözüm üretmek ve bu önemli kaybı, bu yarayı bir an önce onarmaktır, düzeltmektir. Toplumun da, ekonominin de, ahlakın da, doğruluğun da, erdemin de, siyasetin de beklentisi budur.

Değerli arkadaşlar, çok önemli bir nokta var; Türkiye bankacılığı, bu durumdan bir an evvel kurtulmalıdır; ancak, burada önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum. Bankacılıkta güven esastır dedik. Banka sahiplerinin bir bölümünün aynı zamanda medya sahibi olması, gazete ve TV sahibi olması nedeniyle medyada yaşanan, çoğu kez yanlış, çoğu kez tek yanlı ve dayanaksız suçlamaları, bir başka deyişle, medya kavgalarını çok iyi biliyorsunuz. Halk, gazeteden, köşeyazarından, TV yorumcusundan kendisini bilgilendirmesini ister, kamu hizmeti bekler; o hizmetler kamusaldır. Gazete sütunu, TV yorumu, hiç kimsenin özel çıkarı için kullanılmamalıdır. Halka, doğru bilgi verilmelidir. Bu kamu hizmetinin doğru işlememesi, bu toplumun en önemli sorunlarından biridir ve bu durum, mutlaka düzeltilmelidir; çünkü, bu, birikimli güvensizlik yaratmaktadır. Banka patronu kendi çıkarını savunacak, çalıştırdığı medya mensubu onu savunmak zorunda kalacak; bu yapı, topluma hizmet verme anlayışından uzaklaşmak anlamına gelir; biz, bunu düzeltmek zorundayız.

Türkiye Halkı, bu, bilimkurgu, Kafka romanlarını andıran, bilimkurgu çalışmalarına taş çıkartan; içeriği, yapısı, belirsiz banka hortumlamalarına ve buna dayalı medya gücüne bundan sonra katlanmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

12 konuşma daha · 21 Ekim 2003

12 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook