2006 yılı programının hazırlanmasına dair kan.tas. (ss:872)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 91. Birleşim · 3. yasama yılı · 28 Nisan 2005 · 886 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 28 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 YILI PROGRAMININ HAZIRLANMASINA DAİR KAN.TAS. (SS:872)); konuşma 886 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “2006 yılı programının hazırlanmasına dair kan.tas. (ss:872)”. TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim tutanağı, 28 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2005-04-28-2006-yili-programinin-hazirlanmasina-dair-kan-tas-ss-872 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 2 nci maddesi üzerinde, Grubum adına söz aldım.
Hemen, sözlerime başlarken söyleyeyim; tasarının adı "2006 Yılı Programının Hazırlanmasına Dair Kanun Tasarısı" diye geliyor, oysa, burada yapılan, dokuzuncu beş yıllık kalkınma planının ertelenmesidir. Biraz evvel görüştüğümüz madde, bunu, çok net, çok açık olarak söylüyor; söz konusu olan bir ertelemedir.
Ancak, ne yazık ki, tasarının başlığı ile içeriği tam bir uyuşmazlık içindedir ve bunun düzeltilmesi gerekirdi; bu yapılmıyor.
Peki, bu ertelemenin nedeni nedir? Bu ertelemeyle ilgili hiçbir açıklama getirilmiyor. Getirilen açıklama şudur: "Avrupa Birliği bağlamında, Devlet Planlama Teşkilatının yükü ağırdır, görevi fazladır, bir; ikincisi, yine o bağlamda, biz, iş yapmak için bunu erteliyoruz" deniliyor.
Değerli arkadaşlar, bu, tam anlamıyla, siyasetin, hükümetin beceriksizliğinin bir göstergesidir.
Türkiye'nin kırk yıllık planlama tarihinde üç kez erteleme olmuştur; 1978, 1984, 1995. Bu yıllara bakın; bu yılların ikisi ekonomik bunalım yıllardır; 1978'de öyledir, 1995'te öyledir. 1984 ise, 12 Eylülün faşizan rejiminden demokrasiye geçiş dönemidir ve plan hazırlığı olamamıştır.
Peki, sayın hükümet, bu yılın, 2005'in suçu nedir? Neden bu erteleme yoluna gidilmektedir?
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Avrupa Birliği.
YAKUP KEPENEK (Devamla)Söyleyeceğim.
Bu, siyasetin -DPT'nin değil, orada çalışanların, Başkanın değil, siyasetin- başarısızlığıdır. Önce bunun altını çizelim, bunu saptayalım.
Türkiye, 1963'ten bu yana, planlamayla birlikte, Avrupa Birliğiyle ilişkilere girmiştir ve Türkiye, planlı dönemin tamamında, Avrupa'yla uyumlu gitmiştir; bakınız, nasıl: 1973'te, Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı, yirmiiki yıllık stratejiyle hazırlandı. Bu ne demekti; bu, 1995'te Avrupa Birliğiyle yeni bir aşamaya gelinmesi demekti ve çok iyi bileceksiniz Sayın Aydoğan, bu, gümrük birliği demektir. Türkiye, 1995'te, tek taraflı olarak gümrük birliğine, 1974'te verdiği sözleri tutarak girdi. Şimdi, buraya gelip, biz, Avrupa'yla yeni ilişkilere giriyoruz, dolayısıyla, ona uyum sağlamak için bu işi erteliyoruz demenin, başarısızlığı kapatmak isteğinden başka hiçbir gerekçesi olamaz.
Değerli arkadaşlar, doğrusunu isterseniz, Türkiye'de kalkınma planı ve planlı kalkınma anlayışı, 1980'li yıllarda sona erdi; bunu teslim edelim. Planlama 1980'e kadar geçerli oldu. Ama, ilginçtir, şu anda, yürürlükte bulunan Anayasa, planlamayı, çok kapsamlı, çok düzgün tanımlıyor. O zaman, şöyle bir soru gündeme geliyor: Hükümetimizin -bir yıl erteleme istediğine göre- çok başarıyla, çok kapsamlı, çok düzgün hazırlayacağını beklediğimiz, umduğumuz, dokuzuncu kalkınma planı, hangi felsefeyle, hangi düşünceyle, hangi dayanaklarla hazırlanacak? Burada ne yapılacak, bu hazırlıkla ilgili burada hiçbir ipucu yok.
Şimdi, bakınız, ne yapılıyor; şu yapılıyor; deniyor ki, yeni planın, dokuzuncu planın 7 yıllık mı olup olmayacağına henüz karar vermedik; 3 + 4 de olabilir... Sanki biz hiç toplama bilmiyoruz; 4 + 3 de olabilir. Peki, gerçeklere bakalım. Türkiye'de, bütçeleri artık üç yıllık yapıyoruz, plan bütçe, program bütçe yapıyoruz; çok doğru bir yaklaşımdır. Avrupa'daki bütçe yapısı 6 yıllıktır. Peki, bu 7 yıl nereden çıktı? Hangi mantığa dayanıyor? Kesinleşmemiş henüz; ama, bundan sonra; ama, bizim kırk yıllık bir plan geleneğimiz var, 1930'lu yıllardan bu yana gelen bir plan anlayışımız var. Biz, bütün bu geleneğimizi, yapımızı, kimliğimizi bir tarafa bırakacağız ve 7 yıllık bir plan anlayışıyla, 2007'den başlayan bir anlayışla, gündeme geleceğiz. Avrupa 6 yıllık yapıyor, bu niye 7 yıllık? Bu soru burada tartışılmalı; tartışılmıyor. Benim asıl şikâyetlerimden biri bu.
Devam ediyorum. Şimdi, yarın, bu uyum ve bu çalışmalar incelendiğinde, ortaya çıkacak olan tablo şudur:
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği planını, programını ve sairesini az uygulayan, çok uygulayan ülkeler var; ama, bizim durumumuz farklı. Bizim ekonomimiz, kişi başına gelirimiz, Avrupa Birliğinin onda 1'i. Ama, varlıklı yerlerimizin, yani Kocaeli, İstanbul, Marmara yöresinin kişi başına geliri de, Doğu Anadolunun, Güneydoğu Anadolunun 10 katı, yani orada da büyük bir uçurum var. Biz, sanayileşme gidişinin, köprüsünün, merdiveninin yarısındayız. Dolayısıyla, bizim ekonomimizin çok daha ciddî, çok daha sağlam bir planlama anlayışına ihtiyacı var. Üzülerek görüyorum ki, burada getirilen erteleme talebinde bunların hiçbir izi, maalesef, yok. Şimdi soruyorum. Herhalde hükümetimiz burada bir şeyler söyleyecek. Gerçi, sanıyorum, ilgili bakan yok; ama, hükümet adına bir bakan arkadaşımız var. Şimdi, hükümetimizin planlama anlayışı nedir? Bu ertelemenin gerekçesi olan düşüncede ne var? Hükümetimiz, sıcakparanın ya da para, sermayenin dolaşımıyla ilgili ne düşünüyor? Sermayenin üretime yönelmesiyle ilgili ne yapabilecektir? Çünkü planlama bu demek. Planlamanın anlamı, sermayeyi üretime yönlendirmek demek. Şimdi, bunu yapmak için neler düşünülmektedir, hangi önlemler düşünülmektedir, ne yapılmak isteniyor; bunu bilmek durumundayız. Çünkü, planlamanın terk edildiği 1980 sonrası dönemde Türkiye ekonomisi borç batağına batmıştır; para, sermayenin oyuncağına dönüştürülmüştür "özelleştirme" adı altında "yabancılara satış" adı altında üretim temelini, üretimin tepe noktalarını elinden çıkarmıştır ve Türkiye, borç, yüksek faiz ve borsa oyunlarının sermayeyi yönlendirdiği bir yapıya kavuşmuştur. Şimdi, hükümetimiz bir yıl erteleme istiyor. Bu bir yıl ertelemeyle yapması gereken, hükümetin yapması gereken... Kuşkusuz, 1960'lı yıllara dönemeyiz, 1930'lu yıllara hiç dönemeyiz; ben, bunu, birkaç kez burada söyledim. İleriye bakmak zorundayız, yarınlara bakmak zorundayız, küresel dünyaya bakmak zorundayız ve dünyada hızla uçan, Brezilya'dan Endonezya'ya, Çin'den, Japonya'dan Avrupa'ya koşan para, sermaye kuşunun Türkiye'ye konuşlanmasını nasıl sağlayacağımızı doğru hesap etmeli, onun çerçevesini düzgün oluşturmalı ve planımızı, programımızı ona göre yapmalıyız.
Öyle görünüyor ki, hükümetimizin elinde bu tür bir anlayışın, bu tür bir çalışmanın, bu tür bir hazırlığın izleri yoktur. Bu hazırlığı yapabilmek için, yalnız -7 yıllık diyorsunuz şimdi- 5 yıllık plan hazırlığı yetmez. Bunu yapabilmenin yolu, en az 15-20 yıllık uzun dönemli bir genel çerçeveyi ortaya çıkarmak ve yalnız fiziksel sermayenin değil, insangücünün de yetişmesine yönelik olarak gerekli önlemleri almak ve bu uzun dönemli çerçeve içinde ayrıntılı yıllık planlar, programlar hazırlamak olmalıdır diye düşünüyorum.
Bu anlayışla, bu tasarının -üzgünüm- ne adı ne sanı ne içeriğiyle uyuşmadığımı üzülerek belirtiyor, yine de, oylarınızla geçeceği için başarılı olmasını diliyorum, hayırlı olmasını diliyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 28 Nisan 2005