Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 93. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mayıs 2005 · 1.315 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 3 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 1.315 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2005-05-03-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri ve -varsa- izleyicilerimiz; görüşülmekte olan TÜBİTAK yasa teklifi üzerinde Sayın Kapusuz ve Sayın Denemeç'in verdikleri teklifin 2 nci maddesi üzerinde söz aldım; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, yasa önerisinin görüşülmesi sırasında, bundan önceki görüşmelerimizde, teklif sahiplerinden -eski öğrencim- Reha Denemeç, burada, TÜBİTAK'ın geçmişi, tarihçesi üzerinde bilgi verdi ve kurumsal yapısının nasıl değişmesi gerektiğini anlattı.
Ancak, Sayın Denemeç'in vurgulamadığı bir nokta var. TÜBİTAK, bu öneriyle, bu teklifle, tümüyle değişikliğe uğratılıyor; yani, kurumsal yapısının sağlıklı, olumlu, kendi iç dinamikleriyle gelişmesinin yolları açılmıyor, tam tersine, son iki yıldan bu yana yapılan yanlışlar kâğıda dökülüyor ve en tepe noktasından Kurum yok edilerek, Başbakan eliyle ve yalnız Başbakan eliyle, yerine yepyeni bir kurum konulmaya çalışılıyor.
Şimdi, böyle bir yaklaşımın, böyle bir önerinin, hiçbir bilimsel dayanağı ve kurumsal yapıların değişimi yönünden, tutarlı tarafı yok. Kaldı ki, bu teklifte, Başbakan Sayın Erdoğan'ın, iki yıl önce, 2003 Mayısında Kurumun yönetimini bir defalık değiştirme talebinin burada gerekçe yapıldığını görüyoruz. Bu da tümüyle yanlış. Yani, siz, önce suyu bulandırıyorsunuz, sonra da, su bulandı diye teklif getiriyorsunuz. Bunun, bilimle, bilimsel yaklaşımla, yasa tekniğiyle bağdaşır bir tarafı yoktur.
Değerli arkadaşlar, getirilen öneri, değişikliğe isimle başlıyor. Kurumun adı değiştiriliyor, "Bilimsel ve Teknik" yerine "Bilimsel ve Teknolojik" deniliyor ve bu konudaki gerekçeye bakın -çok enteresan bir gerekçe var burada sayın vekiller- şöyle deniliyor bu isim değişikliği için: "Ülkemizde veri ve bilgiden bilgeliğe, teknikten teknolojiye sıçramayı sağlayacak stratejik atılımın adımlarından biri olacaktır."
Şimdi, değerli arkadaşlar, bilen bilir -herhalde, bu işin uzmanları da bilir- "teknik" sözcüğü Yunanca "techne"den gelir ve sözcük anlamı, ustalık bilgisidir ve İngilizcesiyle de, ustalığı öğrenme işidir. Şimdi, "teknik"e "loji" takısını ekleyerek, son ekini ekleyerek, buradan bilgeliğe geçiş sağlanamaz. Bilgelik, başka bir iştir; bilgelik kendini bilmektir, bilgelik bilimi bilmektir ve her yönüyle güçlü olmaktır. Bununla, böyle, büyük laflar ederek, bilgiden bilgeliğe geçiyoruz, bilmem ne yapıyoruz demenin -bir şeyi saklamak değilse bunun amacı- gerçekle, doğrulukla hiçbir bağı kurulamaz.
Öneri, öyle anlaşılıyor ki -temel bilimler bir yana bırakılacak; bunun genel havası böyle söylüyor- çok önemli bir politika değişikliğiyle geliyor; yani, işin bilim tarafı, teknik tarafı bir yana bırakılıyor ve onun yerine, bilgelik kılıfı altında, kurumun -biraz sonra ayrıntılı şekilde değineceğim- ticarîleşmesi gündeme geliyor.
Şimdi, burada, bu isim değişikliğinin bir başka hukukî boyutu var, yasal boyutu var. Burada, bu, açıklık kazanmalı.
Şimdi, bu ad değişikliği, Kurumun, geçmiş bilim insanlarının, yöneticilerinin eğer hak arama yollarını tıkamaya yönelikse, bunun da burada açıkça söylenmesi gerekir. Bu isim değişikliğinin amacı nedir?
Bunun ötesinde, bir başka şey daha var; değerli arkadaşlar, TÜBİTAK, eskiden başbakana bağlıydı. Şimdi, başbakana bağlılık kaldırılıyor, başbakanla ilgili kurum haline getiriliyor. Nedir bunun içeriği, neden bu şey değişikliği? Eğer, Kurumun, daha da özerkleşmesi öngörülüyorsa, biraz sonra geleceğimiz 3 üncü maddede, böyle bir şey yok; tam anlamıyla, teslim alma var. Şimdi, o zaman,"başbakanla ilgili" demenin neyi anlatmak istediği, ne söylemek istediği açık değil. Burada yapılanla, aslında, TÜBİTAK önemsizleştiriliyor, küçültülüyor ve bilim ve teknolojinin öneminin çok arttığı günümüzde, bu Kurum, Başbakanlığın bürokratlarına ve önemsiz çalışma sürecine terk edilmiş oluyor.
Burada belirtilmesi gereken bir nokta daha var; o da şu: Son iki senedir, TÜBİTAK, hem yasasız yönetiliyor hem de başka bir şey daha yapılıyor; TÜBİTAK'ın eski yöneticileri ve Türkiye'nin bilim insanları, yargı süreciyle mahkemelerde süründürülüyor.
Değerli arkadaşlar, bunun, bilimle, bilime saygıyla uzaktan yakından bir ilgisi yok. 28 yönetici ve bilim insanından trilyonlarca lira isteniyor. Bunların arasında bakanlar, rektörler var, başkaları var.
Şimdi, burada iki nokta var; sayın milletvekilleri, banka hortumcularından bu halkın parasını geri alamayan hükümet, kendi bakanlarının imzasıyla verdiği parayı geri almaya uğraşıyor o bilim insanlarından. Bu tam bir haksızlıktır ve üzülerek belirteyim; teklif veren arkadaşlarımızdan hiçbirinin aklına, bir geçici maddeyle, bu tür takibatın yapılmaması gerektiği, devletin devamlılığının esas olduğu gelmiyor. Böyle bir şey de yapılmıyor ve Türkiye'nin bilim insanları mahkemelerde süründürülüyor. Bunun etikle, erdemle, hukukla hiçbir ilgisi yok.
Bir başka şey daha var. Bu davalılardan bir bölümünü bir taraftan mahkemeye veriyorsunuz, bir bölümünün de Bilim Kurulunda hâlâ görevlerini sürdürmesine devam ediliyor. Şimdi, böyle şey olur mu?! Yani, bu çelişkinin burada açıklanması gerekir. Ancak, konumuz bu değil, konumuz teklif; bu teklifle ne yapılmak isteniyor.
Değerli arkadaşlar, günümüzde yönetim bir bilim haline gelmiştir. Yönetimin bir bilimsel tarafı vardır, bir bilimsel yönetim anlayışı vardır. Burada bilimsel yönetim anlayışı bir yana bırakılıyor. Yerine ne geliyor; yerine şu geliyor: Biz burada bu Kurumu -bilimi daha doğrusu- ve bunun yapacağı işleri siyasetin emrine veriyoruz. Çok aşırı bir biçimde veriyoruz. Daha da öte, siyasetin de değil, başbakanın emrine veriyoruz. Böyle bir anlayış dünyanın hiçbir yerinde yoktur ve olamaz zaten. Çünkü, tek başına bu düşünce, bilimsel uğraşı, bilimsel özerklik, araştırma özgürlüğü anlayışıyla bağdaşmamaktadır, ters düşmektedir. Bu derece mutlak bir yetki olmaz ve burada sözü edilen, örnek verilmek istenen ne Amerika'da ne Fransa'da ne Avusturya'da ne Finlandiya'da ne başka bir yerde, hiçbir yerde bilim kurullarının oluşumunda siyasetçiye mutlak yetki verilmez. En aşırı diye örnek verilen Amerika'da bile, Başkanın önereceği adaylar, Senatonun o bildiğiniz yorucu, komisyonlarda aşırı ölçüde yorucu, sorgulayan, değerlendiren bir süreçten, oluşumdan geçer. Fransa'da ise, kurumsal oy vermeyle oluşur.
Şimdi, bir başka nokta daha var değerli arkadaşlar; bu yasanın mantığıyla getirilen şey şudur: TÜBİTAK ticaretle uğraşacaktır.
Şimdi, hükümetin temel düşüncesinde devlet ticaret yapmaz diye bir kural var; özelleştirme buna dayanıyor. Peki, bu çelişki niye? Yani, TÜBİTAK'a gelince, devletin ticaret yapmasının yolu açılıyor; ancak, burada bir başka şey daha unutuluyor değerli arkadaşlar; ticaretin yönetimi ile bilimin yönetimi farklıdır. Dolayısıyla, bu ayırıma, bu kurumun yapılanmasında, bu öneride, bu tasarıda hiçbir biçimde yer verilmemektedir.
Bir başka nokta daha var. TÜBİTAK'a, bu yıl bütçeden -doğru bir tutumla- 450 trilyon TL -eski parayla- ayrıldı. Bu, günde yaklaşık 1 000 000 dolar demek. O zaman burada uyardık; bu paranın nasıl desteklemeye gideceği, nasıl dağıtılacağı konusunda, ne tasarıda bir düzenleme var ne bu konuda herhangi bir şey var. Oysa, bu paranın dağıtımının, projelerin değerlendirilmesinin, doğru dürüst, yetkin kurullarca, uzman kurullarca yapılması gerekirdi, bu noktanın özenle altının çizilmesi gerekirdi. Bu yapılmıyor; bunun yerine, kendiliğinden dağıtmaya yönelik bir düzenleme ortaya çıkıyor.
Bütçe görüşmeleri sırasında burada uyardım. Dedim ki, eğer kurumsal altyapı doğru olmazsa, bu para, bizim Osmanlı Padişahı Deli İbrahim'in, belki yerler diye havuzdaki balıklara altın atmasına benzer.
Tabiî, bu böyle olmayacak, burada şu olacak; üniversite dünyasının, bilim dünyasının asıl kaygısı şurada değerli arkadaşlar: Bu para, yandaşlara, hükümeti destekleyenlere, hükümete iyi bakanlara mı dağıtılacak kaygısı orada da egemen. Niye bu böyle; çünkü, ikibuçuk senedir hükümetimizin iş dünyasıyla ilişkilerinde çıkara dayanmayan, net, açık, tutarlı bir yapılanma gözlemlenmiyor; burada kuşku duyulmasını gerektirecek çok şey var.
Bir şey daha var; hükümetimiz, işin başından beri, nedense, bilim kurullarıyla, bilim kurumlarıyla, üniversiteyle, YÖK'le ve başkalarıyla kavgalıdır; işbaşına geldiği günden beri bu böyle gidiyor. Peki, neden kavgalı, durup dururken hükümet neden bilim kurumlarıyla kavgalı olsun? Bu kavganın arkasında şu var değerli arkadaşlar: Öbür yönleriyle, kuşkuları, sorguları bir tarafa bırakalım, bu kurum ve kuruluşlar ele geçirilmek isteniyor, teslim alınmak isteniyor; bütün mesele bundan ibarettir. Şimdi, tarih kanıtlıyor ki, bilimle kavgaya giren, sürekli kavga eden ülkelerin geleceği parlak olmaz, kavga eden siyasetçinin de geleceği parlak olmaz. Dolayısıyla, bu tasarıyla varılmak istenen nokta, gidilmek istenen yol, bilimi, bilimsel araştırmayı, geliştirmeyi teslim almaya yöneliktir. Eğer, bu tasarı gerçekleşirse...
Burada bir noktanın daha önemle altını çizeyim değerli arkadaşlar. Bilimsel araştırmada, bilimsel çalışmada, üretimde zaman önemlidir, anlık gelişmeler önemlidir. İkibuçuk yıldır -iki yıldır diyelim- Mayıs 2003'ten bu yana Türkiye'nin TÜBİTAK'ına, en tepedeki bilimsel kurumuna darbe vurulmuştur, bu Kurum çalışamaz haldedir. Peki, bu iki yılın kaybını, maliyetini... Yani, TÜBİTAK'ın iki yıldır felç edilmesinin, kaybının, maliyetinin sorumlusu kimdir; siyasetçidir. TÜBİTAK'ı bu hale getiren Başbakan ve yanındakilerdir. Bunun başka bir açıklaması olamaz. Peki, bu yasayla ne olacak; bu yasayla yeniden bir hukuk tartışması, yeniden gelgitler, iptaller, karşı yargılamalar başlayacak; son, onca dava gibi, bir dizi bilimsel mahkemelik durumlar ortaya çıkacak ve Türkiye'de bilimsel ortam kurumlaşamayacak, gelişemeyecek ve bundan zarar gören de yalnızca toplum olacaktır. Oysa, bilimin güçlenmesi, çocukların ve gençlerin yaratıcı yeteneklerini özgür bir bilimsel ortamda geliştirmeleri, uluslar ve uluslararası düzeyde Türkiye'nin yükselmesinin de asıl anahtarıdır. Bu gidişle, bu yasayla bunlar olmayacak ve Türkiye toplumu, gelişimi, ekonomisi büyük bir darbe yiyecektir.
Bu konuya öbür maddede devam edeceğiz.
Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 3 Mayıs 2005