İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 55. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

Yakup Kepenek

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 55. Birleşim · 4. yasama yılı · 26 Ocak 2006 · 1.312 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yakup Kepenek (CHP), 26 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 1.312 kelime.

Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 26 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2006-01-26-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesine Dair Tasarının yürürlük maddesi üzerinde, hem CHP Grubunun hem de kişisel olarak kendi görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Daha önce, bu yasa tasarısının bir maddesi üzerinde görüşlerimi açıklarken, tasarının gerekçesinde yer alan temel felsefenin öğretimin birliği kavramından hareket ettiğini ve bu nedenle de tasarıyı olumlu bulduğumu vurgulamıştım. Ancak, bu çerçevede, sıra yürürlük maddesine geldiğinde, tasarının bütünü üzerinde, daha doğrusu millî eğitimin genel yapısı, bütünü üzerinde kimi önemli noktalara değinmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, eğitim yapımız, eğitimimiz, gelişmiş ülkelerdeki gelişmelere, ilerleyen giden ülkelerin eğitimine yaklaşacak bir atılımı, bir çabayı, bir beceriyi bir türlü gösteremiyor. Uluslararası karşılaştırmalar şunu kanıtlıyor ki, eğitimin, gerek öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, gerek öğrenci başına yaptığımız harcama ve diğer bakımlardan ve özellikle de niteliği yönünden, gelişmiş ülkelerle kıyaslanması olanağı bulunmuyor.

Bakanlık, işbaşına geldiği günden bu yana, dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, millî eğitimimizin temel eğitim kısmını, yani zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmak gibi bir programı ve mesleğe yönelme konusunu o çerçevede çözümlemek gibi bir programı bir türlü aklına getirmiyor ve çağımızın insangücü anlayışından, çağımızın eğitim anlayışından uzak duruyor ve böyle olunca da, eğitimin gelişmesi bir türlü istenilen düzeyde olamıyor ve sağlanamıyor.

(x) 1009 S. Sayılı Basmayazı 30.11.2005 tarihli 25 inci Birleşim Tutanağına eklidir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde, Fatma Özcan adlı bir çocuğumuz, bir genç kız, 12 yaşında, kuş gribi diye bilinen bir hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Fatma Özcan hiç okula gitmemişti. Bu eğitim-öğretim yılında da okula gitmemişti. Bakanımızın işbaşına geldiği günden bu yana, temel eğitime devam edemeyen, yani okula gidemeyen kaç öğrencimiz olduğunu, bunların kaçının kız çocuklarımızdan oluştuğunu, sayılarını ve bölgesel dağılımlarını sorduğum halde, hiçbir zaman bu soruya doğru yanıt alamadım. Şimdi, tekrar soruyorum Sayın Bakan: Üçüncü yılını tamamlayan, dördüncü yılına giren yönetiminiz döneminde, Türkiye Cumhuriyetinin kaç çocuğu okula gidememektedir? Gidenleri söylemeyin, o zaten, göreviniz icabı; onlar, gitmek zorunda.

Yine, bu bağlamda, eğitimin temel eksikleri bağlamında çok ciddî bir sorunla karşı karşıyayız. Bizim eğitim sistemimiz, üzülerek belirteyim ki, meslek insanı ya da nitelikli insangücü yetiştirilmesi konusunda tam anlamıyla başarısızdır. Türkiye'nin ekonomik yapısı, Türkiye'nin girişimcileri, Türkiye'nin toplumsal yapısı, yıllardır, ara eleman, uzman, teknisyen arayışı içerisindedir. Kimi ülkelerde iki yılda çok daha önemli uzmanlık konularında eğitim verilebilirken, Türkiye'nin ara eleman yetiştirmede bu derece yetersiz kalması, doğrudan doğruya eğitimin bir başarısızlığıdır. Bir tarafta, ara eleman bekleyen, isteyen üretim birimleri, mal ve hizmet üretimi birimleri, bir tarafta da milyonlarca işsiz… Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığı, bu sorunu çözme yönünde hemen hemen hiçbir adım atmamış ve meslekî ve teknik eğitimi geri bırakmış; bunun yerine, bunu, meslekî ve teknik eğitim kavramını, üzülerek belirtmek gerekir ki, imam-hatip liselerine feda etmiştir. Aslında, yapılan tam tersi olması gerekir. Aslında, imam-hatip okulları aracılığıyla, meslekî öğretim yok edilmektedir ve bu yaklaşım, bu tutum tamamıyla yanlıştır ve ülkemizin gelişiminde, ekonomik ve toplumsal gelişiminde çok büyük bir eksikliğin, büyük bir açığın, yetersizliğin süreklilik kazanmasına yol açmaktadır.

Değerli arkadaşlar, eğitim, süreklilik isteyen bir bütündür. Üzülerek belirteyim ki, Millî Eğitim Bakanlığı, fili yoklayan kör örneğinde olduğu gibi, bu bütünün tamamını görmekten çok uzaktır; işine gelen noktalarına, işine geldiği zamanlarda dokunmaktadır yalnızca.

Bakın, bir hafta sonra, 1 Şubatta üniversite girişleriyle ilgili yeni bir yarış dönemi başlıyor, ÖSS sınavı gündeme geliyor. Peki, ÖSS yoluyla bu ülkenin ailelerinin milyarlarca doları yok yere giderken; ÖSS, dershane sistemini güçlendirir, ortaöğretime büyük darbe vururken ve ortaöğretim öğrencilerinin yükseköğretime hazırlanmasında çok büyük eksikler yaşanırken -örneğin, tıpta, mühendislikte, hukukta- üniversiteler, liselerden gelenleri yeniden eğitmek zorunda kalırken ve üniversitelere giriş tam bir yarışmaya, gençlerin birbirini ezmesine dönüşürken, Millî Eğitim Bakanlığı, bu konuda da, dördüncü yılında da hiçbir yapıcı öneriyle gelmemekte, hiçbir sonuca ulaşamamaktadır.

Yine, bilimsellikten uzaklığın çok temel bir göstergesi, geçtiğimiz günlerde kurulan ve 10 yenisinin kurulacağı belirtilen üniversite kurulması olayıdır.

Değerli arkadaşlar, o konuda yeniden vurgulamak isterim ki, Türkiye'de üniversitelerin kurulması, yapılabilirlik, öğretim elemanı yeterliliği, diğer altyapı ihtiyaçları ve eğitimin bütünü içinde, tam bir yetersizlik içindedir; yani, bu konularda Bakanlık ön hazırlıklarını tam olarak yapmamaktadır.

Bunun da ötesinde, üniversitelerin tıp fakülteleri, kamu kurumlarından, Emekli Sandığından, SSK'dan, Bağ-Kurdan alacakları olan parayı alamamakta ve bu nedenle de çalışamaz duruma gelmekte, yatırım yapamamakta, araç-gereç alamamaktadır.

Ben, şimdi Sayın Bakandan soruyorum: Anadolu'daki tıp fakültelerinin çalışamaz duruma gelmesi hangi amaca hizmet etmektedir? Ne için yapılmaktadır? Oralardaki özel hastanelerin güçlenmesi isteniyorsa, onların güçlenmesine kimse karşı değil; ama, taşrada, Anadolu'da, üniversite hastanelerini yok etmenin, zayıflatmanın, bu topluma, bu ülkeye, bu eğitime hiçbir yararı olmaz.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanımızın yönetimi döneminde, eğitim ve öğretim adım adım kamu hizmeti olma özelliğini yitirmekte ve gittikçe özelleşmektedir. Şimdi, hemen, mal bulmuş Mağribî gibi, CHP özel eğitime karşıdır demeyin; orada durun.

HASAN KARA (Kilis)Siz diyorsunuz, biz demiyoruz ki. Biz öyle bir kelime kullanmadık.

YAKUP KEPENEK (Devamla)Bizim, özel okullarla bir sıkıntımız yoktur, özel öğretimle bir sıkıntımız yoktur. Sıkıntı şuradadır, anlayış farkı -Sayın Vekilim, iyi dinleyin- şuradadır…

HASAN KARA (Kilis)İyi dinliyoruz; hiç merak etmeyin.

YAKUP KEPENEK (Devamla)Anlayış farkı şuradadır: Eğitim, A'dan Z'ye, baştan sona bir kamu görevidir, bir kamusal alandır. Bu kamusal alan, esas olarak devlet eliyle yürütülür. Bu alanı özele devretmek için, bir bakanın, bir bakanlığın çaba harcaması kadar çelişik, ters ve yanlış bir tutum olamaz.

Üzülerek belirteyim ki, Millî Eğitim Bakanlığı, ana işlevlerini özele devretmenin büyük çabası içindedir ve çocuklarımıza ve gençlerimize daha iyi eğitim verilmesinden başka bir şey düşünmeyen hepimiz için, bizler için, bu, tam anlamıyla yepyeni bir yaklaşımdır. Şöyle, yeni bir yaklaşımdır: Eğitim ve öğretim, temel insan hakkıdır ve bu insan hakkını sağlamakla görevli olan toplumsal yapının kendisidir, kendisi olmak zorundadır, bütçe olanaklarıdır. Bu nedenle, eğitim ve öğretimde egemen olması gereken temel görüş, ana düşünce, ana yapı, ana eksen -adına ne derseniz deyin- kamusal yatırımlar ve kamu hizmeti niteliği olmalıdır. Bu durum, savsaklanamaz, savsaklanmamalıdır.

Eğitim ve öğretim, toplumun geleceğini belirler ve eğitim ve öğretimin ana harcı bilgidir, ana harcı insandır ve öğretimin birliğini temel alan bir anlayışın, bu konularda duyarlı olması, bu konularda ileriye bakması, bu konularda daha geniş, daha ileri, daha çağdaş, daha ufuk açıcı olarak işlev görmesi, görev yapması gerekmektedir.

Şimdi, bu başarısızlıkların ana nedeni nedir; bu başarısızlıkların ana nedeni şudur: Sayın Bakanın ve çalışma arkadaşlarının, bir eğitim felsefesi, bir eğitim anlayışı, derli toplu bir eğitim politikası ufku, görüşü bulunmamaktadır; varsa da, bunu, şimdiye kadar, ne bütçe görüşmelerinde ne yasa görüşmelerinde, toplumla ve Yüce Meclisle paylaşmış değildir.

Okulöncesinden başlayarak, yükseköğretimin sonrasına uzanan, yani yaşam boyu dediğimiz, yani beşikten mezara dediğimiz eğitimin şu andaki durumu, bu bütüncül, bu tüme yönelik, tamama yönelik anlayışın yetersizliğinden doğmaktadır.

Değerli arkadaşlar, eğitim ve öğretimin toplumsal yapının bütün öğelerini kapsaması, aileden dine, gelenekten hukuka, psikolojiden ekonomiye, evrimden yaradılışa ve adını sayabileceğimiz pek çok alana uzanan kapsamlı bir dünya görüşüne oturtulması ve o anlayışla, çağdaş bir alana, çağdaş bir bilgi üretimi sürecine yönelmesi zorunludur. Bu düşünce, bu anlayış, bu felsefe, çok uzağa gitmeye gerek yok, öğretimin birliği olarak bu yasaya kaynak teşkil eden 1924 tarihli yasada ve sonrasının uygulamalarında vardır; ancak, bu felsefe, bu anlayış ve düşünce son yıllarda giderek zedelenmekte, giderek sığlaşmakta, giderek gözardı edilmektedir. O değerlere yaklaşımda, Bakanlığın çok ciddî kusurları vardır. Bakanlığın, dinsel öğelerle bilgi üretiminin örtüştüğü veya örtüşmediği alanlar konusunda somut bir dünya görüşü, çağdaş bir anlayışı sergilediğini söylemek olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, toplumun geleceğine güven veren ve toplumun geleceğini emanet ettiğimiz eğitim sisteminin, böyle bir büyük birikime, böyle bir büyük geçmişe sahip olan cumhuriyet eğitiminin bu yoksulluğa, bu yoksunluğa, bu sığlığa, bu zavallılığa sürüklenmesi, hepimiz için acı vericidir. Böyle olmamak gerekirdi.

Millî Eğitim Bakanlığının niteliği diğer bakanlıklardan çok farklıdır. Herhangi bir bakanlığın başarısızlığı yalnız o günleri, o dönemi kapsar; ama, Millî Eğitim Bakanlığının başarısızlığı toplumun geleceğinin başarısızlığı demektir ve buna hiçbirimizin izin vermemesi gerekir. Bütün bu bağlamda olaya bütünüyle baktığımızda, toplumun geleceğinin tehlikeye atılmaması için, topluma zarar verecek gidişten uzaklaşılması için, ülke eğitiminin gelişmesinin önünde engel durumuna gelen bu bakanlık yapısının değişmesi gerekmektedir. Bunun için de yapılması gereken, Sayın Bakan, bir tek şey vardır; o da sizin istifa etmenizdir. Bu topluma da, bu ülkeye de yapacağınız en büyük hizmet o olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 26 Ocak 2006

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook