Üniversiteye bakış hk.
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 77. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Mart 2006 · 700 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 21 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTEYE BAKIŞ HK.); konuşma 700 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Üniversiteye bakış hk”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 21 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2006-03-21-universiteye-bakis-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
YAKUP KEPENEK (Ankara)Yani, ekleyebilirseniz, öbüründen vazgeçebilirdim... Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, ikinci kez karşınızdayım. İkinci kez karşınızda olmak çok doğru olmasa da, ben, çok kısa ve özlü bir biçimde, görüşülmekte olan 1103 sayılı yasa tasarısının 11 inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu madde ve bu maddeye bağlı olarak yapılan yasal düzenlemeyi Grubumuz, hepimiz olumlu buluyoruz. Bununla birlikte, bu düzenleme doğrudur, yerindedir; ama, yapılanlar yetersizdir. Parasal tutar olarak da yetersizdir, değişik memur kesimlerine, sözleşmeli kesimlere bu paranın dağılımında da denge yoktur. Bu biçimiyle, elimizdeki tasarı, eşitlik anlayışından tümüyle uzaktır. Oysa, geçerli olan, var olan Anayasamızın 55 inci maddesi, ücretlerin yapılan işe uygun ve adaletli olması görevini devlete yüklemektedir.
Değerli arkadaşlar, bu bağlamda, bu çerçevede bakıldığında, kamu personelinin yeteneğe göre, çalışmaya göre, beceriye göre yükseltildiğini söyleme şansı yoktur. Ülkemizde memurların yükselmesinin değişik yöntemlerle, değişik etkilerle, değişik ilişkilerle olması, üzülerek belirtmek gerekir ki, memurların çalışma şevkini, emeğinin karşılığını alamamanın ötesinde, yükselmedeki yanlış tercihler nedeniyle büyük ölçüde kırmaktadır. Bu noktanın düzeltilmesi, büyük bir sorun olarak karşımızdadır. Bunun gibi, kamu hizmetlerinin etkin ve verimli yürütülmesi için, ülkemizde ne sayısal olarak memurlar yeterlidir ne de memurların ve bunlarla birlikte diğer çalışan personelin niteliği yeterlidir. Dolayısıyla, örneğin, çok kilit noktalarda öğretmen sayısının yetersizliği ülkenin geleceğini birinci derecede olumsuz etkilemektedir. Polis sayısının yetersizliği, ülkenin, halkın, toplumun güvenliği açısından büyük sakıncalar doğurmaktadır. Dolayısıyla, bu noktanın düzeltilmesi gerekir.
Bunun gibi, kamu personelinin işe alınmasında da, KPSS'ye rağmen keyfîlikten kurtulduğumuz, tam olarak kurtulduğumuz söylenemez. Görüşme ya da mülakat yöntemiyle işe alınmalarda kişinin yalnızca bilgisi değil ideolojik tutumu, görüşü, görüntüsü ve başka sübjektif, öznel nedenler de etkili olmaktadır ve bu çok sakıncalı bir durumdur. AKP Hükümetimizin memurları atama ve yükseltme ölçülerinde başka değişkenler de, üzülerek belirteyim ki, rol oynamaktadır. Bu, kadrolaşmayla ilgili yoğun tartışmalara sabahleyin bir ölçüde değindim gündemdışı konuşmada, yeniden gelmeyeceğim; ama… Sayın Maliye bakanımız burada yok; çok isterdim bulunsun, burada bulunmasını; şunun için bulunmasını isterdim: Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı için önerilen bir arkadaşımızın, çok üst düzeyde bir yöneticimizin bu atamayı yapan bakana yakınlığı nedeniyle atandığı, deneyimsiz olduğu bilinmektedir, kamuoyuna yansımıştır; ama, bunun ötesinde, ilgili şahsın, piyasalara inanmıyorum ya da piyasaya inanmıyorum; IMF bu ülkede krize yol açtı, özelleştirme, faiz dışı fazla ve tasarruf tedbirleri çözüm değil. İslamî ekonomi sadece faize indirgenemez. ABD (Amerika Birleşik Devletleri) hegemonyası üzerine görüşleri ile hükümetimizin görüş ve uygulamaları arasında çok büyük çelişki vardır… Nasıl olacaktır da, bu Merkez Bankası Başkanıyla, hükümetimiz, Maliyemiz, uyum içinde, ekonomiye yön verecektir? Bu sorunun çözümü, her şeyden önce, doğru yanıtlanması, ülkemizin, toplumumuzun geleceği, ekonominin geleceği açısından çok büyük önem taşımaktadır. Bu durum, ekonomi politikasında bir değişikliğe yol açacak mıdır? Bu kapalı söylem -yani, Türkiye'yi büyük ölçüde kapatan bir anlayış- bu IMF'ye karşı duruş, bu piyasa ekonomisine karşı duruş, kimilerine, kimi zamanlarda sevimli gelse bile, günümüzün gerçekleri ve küreselleşme ortamında ekonomimizin doğrultusu ve yönü bakımından ne derece sağlıklıdır ve doğrudur? Eğer, bu sorular gerçekçi ve doğru biçimde yanıtlanırsa, Merkez Bankası üst yönetiminin bu biçimde oluşmasını, bakanlarımızın imzasıyla oluşmasını nasıl yorumlayacağız, nasıl karşılayacağız?.. Bürokrasinin en tepe noktasında bu büyük yanlışlar yapılırken, daha alt kademelerde, orta kademelerde, buna benzer ve büyük yanlışların yapılmadığını söyleme olanağı, kanımca yoktur. Dolayısıyla, Türkiye'de kamu bürokrasisi, kendi yapılanması yönünden içinden rahatsızdır ve bu ayrışma, evet, bu ayrışma, hükümetin, iktidarın, kararlı, bilinçli, tek yanlı, ayırımcı tutumundan kaynaklanmaktadır. Bunu, üzülerek vurgulamakta yarar görüyorum.
Değerli arkadaşlar, çok önemli bulduğum, son günlerin bir gelişmesine daha değineceğim; o da şudur: Sayın Başbakanımız Erdoğan, geçtiğimiz, bu yasayı görüştüğümüz süre içinde, son iki üç hafta içinde önemli bir açıklama yaptı. Başbakanın açıklamaları her zaman önemlidir; ama, bu çok önemliydi. Başbakanımız "memurlar siyasetle uğraşmalı" dedi.
Şimdi, memurlar siyasetle uğraşmalı görüşü, kuşkusuz, önemli bir görüştür, Türkiye'de devrim niteliğindedir. Bu, memurların siyasî partilere üye olma yönündeki anayasa değişikliğini, Siyasî Parti Yasasındaki değişikliği de beraberinde getirecek bir düşüncedir.
Şimdi, burada, bu sözlerin, belli bir hazırlığın, belli bir altyapının, belli bir yapılabilirlik çalışmasının sonucu mu olduğu, yoksa, Başbakanın, kimi zaman yaptığı gibi, güncel koşulların, güncel eğilimlerin rüzgârı doğrultusundaki sözleri mi olduğu kamuoyunda boşlukta kalmıştır. Dolayısıyla, hükümetin, Sayın Bakanın, bu konuda -ki, hükümet sözcüsü Sayın Bakan burada; bu, çok önemli bir şanstır bizim için- hükümetin, memurların siyasetle uğraşabilmeleri konusunda ne gibi hazırlıkları vardır ve bu hazırlıklar hangi verilere, hangi gerekçelere, hangi temellere dayanmaktadır; bunların, burada açıklanmasının yararlı olduğunu düşünüyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
57 konuşma daha · 21 Mart 2006