İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
GENEL KURUL · 82. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle

Yasin Öztürk

Denizli Milletvekili · İYİ Parti

Genel Kurul, 82. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Nisan 2025 · 557 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Yasin Öztürk (İYİ Parti), 30 Nisan 2025 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 557 kelime.

Yasin Öztürk (İYİ Parti, Denizli). “Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 30 Nisan 2025. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yasin-ozturk-2025-04-30-bazi-kanunlar-ile-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yap (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=134630

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ'si iktidarının son dönemlerde Meclise sunduğu yasa teklifleri sadece teknik değişiklikleri değil aynı zamanda Türkiye'nin kamu yönetimi anlayışındaki temel deformasyonu gözler önüne seriyor. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname başta olmak üzere birçok yasal düzenlemeye yönelik bu son teklif, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği düzenlemeleri kanun hâline getirerek yargı denetimini aşma pratiğinin yeni bir örneğini sunmaktadır. Bu teklif, sadece yasaların lafzını değil devletin hafızasını, kurumsal yapısını ve milletin devlete olan güvenini de aşındıran birçok içerik barındırmaktadır. Dikkatle bakıldığında, 32 maddelik bu teklifin neredeyse tamamı, daha önce kanun hükmünde kararname yoluyla getirilen, ancak Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen düzenlemeleri içeriyor. Bu durum, yürütmenin yasama ve yargı üzerindeki tahakküm kurma çabasının açık bir göstergesidir. Devletin temel kurumları, liyakat sistemleri, kamu yönetimindeki şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleri her geçen gün daha da tahrip ediliyor. Bu yasa teklifi de tam olarak bu bozulmanın yasal kılıfıdır.

Özellikle 5'inci madde üzerinden açılan yol son derece çarpıcıdır. Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığının adı "Genel Sekreterlik" olarak değiştirilmektedir ancak mesele sadece bir isim değişikliği değil, bu birimin denetimden tamamen muaf hâle getirilmesidir. Cumhurbaşkanlığı, Harcırah Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Taşıt Kanunu gibi kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağını düzenleyen temel mevzuatların dışına çıkarılmak isteniyor. Böylece, milletin vergileriyle şekillendirilen bütçeler, ne şeffaflığa ne de hesap verebilirliğe tabi tutulacak. Bu madde, açıkça, yürütmenin kendisini hukukun dışına çıkarma çabasıdır. Bir zamanlar "Devlet yönetmek ciddiyet ister." diyen bir partinin devleti şahsileştirmesi ve kamusal kaynakların kullanımını denetimsiz hâle getirmesi anayasal düzene doğrudan tehdittir. Bu düzenlemelerle sadece hukuk sistemi değil aynı zamanda yönetim anlayışı da çökertilmektedir.

Bakan müşavirlikleri gibi pozisyonlar için hiçbir sınav, liyakat ya da kariyer şartı aranmadan atamalar yapılabilmekte, bu da devlet kadrolarının siyasi bağlılığa göre şekillendirilmesi anlamına gelmektedir. Özellikle genç kamu çalışanları ve kariyer meslek grupları için bu düzenleme emeğin, liyakatin ve adaletin bütünüyle hiçe sayılmasıdır.

Yasa teklifinde öne çıkan başka bir sorun da uzman ve uzman yardımcılarına verilen denetim, soruşturma ve teftiş yetkileridir. Müfettişlik gibi ciddi sorumluluklar gerektiren pozisyonların denetim kültürüne ve etik kodlara sahip olmayan kişilere verilmesi devletin iç denetim mekanizmalarını tamamen işlevsiz hâle getirme riski taşımaktadır. Bu durum, aynı zamanda kamuda denetimsizliğin ve keyfîliğin yaygınlaştırılmasına neden olacaktır. Ayrıca, teklif, sendikal hakları sınırlayan, belirli kurum çalışanlarına sendika yasağı getiren, üst kademe yöneticilerine istisnai haklar tanıyan hükümlerle, toplumsal eşitsizliği ve yönetsel adaletsizliği kurumsallaştırmaktadır. Sendikal haklar anayasal güvence altındayken belirli kurumların sendikal faaliyetten muaf tutulması eşit vatandaşlık ilkesine doğrudan aykırıdır. "Herkes için adalet." ilkesi bu teklifin her satırında delinmiştir.

Sonuç olarak bu yasa teklifi yalnızca kamu kurumlarında teknik düzenleme yapılması amacı taşımamakta, aynı zamanda Türkiye'de devlet olgusunun içini boşaltmaktadır; kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmakta ve milletin temel haklarını zayıflatmaktadır. Her yasa teklifinde derinleşen eşitsizlik milletin kamudan beklentisini yıpratmaktadır. AK PARTİ'sinin kurduğu bu yeni sistem ne liyakati önceleyen bir devlet yönetimi sunuyor ne de hukuki güvenliği garanti altına alıyor. Bu teklif, devletin sadece iktidara ait bir aygıt olarak yeniden tasarlandığını, milletin ise bu yapıdan dışlandığını net bir şekilde göstermektedir. Artık sorulması gereken soru şudur: Bu sistem kime hizmet ediyor? Adaletin olmadığı, şeffaflığın hiçe sayıldığı, kurumların kişiselleştirildiği bir yapıda devlet artık sadece bir iktidar aracı hâline gelmiştir. Oysa devlet milletin, hukukun ve eşitliğin teminatı olmak zorundadır. AK PARTİ'si kurumsal hafızayı yok ederken geriye devletten çok bir otorite gölgesi bırakmaktadır. Bu gidişata sessiz kalmak sadece bugünümüzü değil yarınlarımızı da ipotek altına almaktır. AK PARTİ'si iktidarı artık bir siyasi tercihten çok sistematik bir bozulmanın adıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

105 konuşma daha · 30 Nisan 2025

Günün kaydı →
105 konuşmanın tamamı →