İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 33. BİRLEŞİM · PAZAR

Vı.tur (ulaştırma bak.,denizcilik müst.,sağlık bak.)

Züheyir Amber

Hatay Milletvekili ·

Genel Kurul, 33. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Aralık 2003 · 946 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Züheyir Amber, 21 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VI.TUR (ULAŞTIRMA BAK.,DENİZCİLİK MÜST.,SAĞLIK BAK.)); konuşma 946 kelime.

Züheyir Amber (Hatay). “Vı.tur (ulaştırma bak.,denizcilik müst.,sağlık bak.)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zuheyir-amber-22-2003-12-21-vi-tur-ulastirma-bak-denizcilik-must-saglik-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ZÜHEYİR AMBER (Hatay)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, televizyonları karşısında bizleri izleyen sevgili vatandaşlarım; Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinize saygılarımı sunarım.

Bir ülkede sağlık hizmetlerine ayrılan pay, temel olarak, ülkenin kalkınmışlık düzeyiyle doğru orantılıdır. Eğer, bir ülkede, çocuklarda beslenme bozukluğu varsa, koruyucu sağlık hizmetleri durmuşsa, bebek ve anne ölümleri artmışsa, sağlık personeli yetersizse, ülke nüfusunun yarısı sağlık güvencesinden yoksunsa, sahte hekimlik varsa, reçetesiz ilaç veriliyorsa "bıçak parası" adı altında halktan rüşvet isteniliyorsa, halka sağlık eğitimi verilemiyorsa, bozuk ve denetimsiz besin maddeleri satılıyorsa, kullanma ve içme suları mikroplu ve sağlıklı olmayan barınma koşulları varsa, bu ülkede, sağlık hizmeti verildiğini söylemek çok güçtür. Ne yazık ki, bu saydığımız olumsuzlukların hepsi, ülkemizde mevcuttur.

Değerli milletvekilleri, bir sorunun ya da bir hastalığın çözümü için en önemli olan unsur, tanıdır. Eğer, tanıyı doğru koyarsak, tedavi etmemiz daha kolaydır. Tanıyı doğru koyabilmek için, sağlık hizmetlerinin sorunlarını masaya yatırmak gerekmektedir.

Sağlık hizmetlerinin sorunlarını 6 ana başlık altında topladım. Bunlar; örgütlenme, yönetim ve işletme, insan kaynakları, finansman, enformasyon ve değerlendirme ve hizmet sunumudur. Bu saymış olduğumuz sorunları kısaca açtığımızda, görüyoruz ki, Sağlık Bakanlığının kuruluş kanunu yoktur, kanun hükmünde kararnamelerle örgütlenmiştir, karmaşık bir örgütlenme mevcuttur.

Birçok kamu kurumu, kendi hizmetlerinin yanı sıra sağlık hizmeti sunmakta ve hatta, hastane işletmektedir. Hizmeti sunan ve finanse eden kurumlar, birbirine karışmış durumdadır. Birinci basamak hizmetler için; yani, sağlık ocağı ve dispanserler bir kent tipi modeline uygun biçimde kurulamamış olmasından dolayı, insanlar, maalesef, direkt hastanelere başvurmaktadır.

Sağlık mevzuatının eski olması yüzünden, günün koşullarına uymamakta ve sağlık hizmeti veren kurumlar arasında koordinasyon sağlanamamaktadır.

Yeni başlatılan ve deminden beri övülen, SSK ve Sağlık Bakanlığı hastaneleri arasındaki ortak çalışma, ön hazırlık ve altyapı çalışması yapılamadığından, ortada bir karmaşa mevcut olup, bu karmaşa hâlâ giderilememiştir. Uygulama başladığından bu yana, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının daha şimdiden Sağlık Bakanlığına 45 trilyon lira borcu birikmiştir.

Yöresel farklılıklar dikkate alınmadan standart hizmet verilmeye çalışılması, hizmeti pahalı ve verimsiz hale getirmektedir.

Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında gereğinden fazla personel çalıştırılmaktadır. Bu, ana hizmet birimleri arasında yetki çakışmalarına neden olup, koordinasyon sağlanmasını güçleştirmekte, personel atamalarında gerçek gereksinmeler dikkate alınmadan, siyasî etkiler, maalesef, önplana çıkmaktadır.

Eğitimli ve nitelikli yönetici yerine yetersiz yöneticilerin görevlendirilmesi, hastanelerde ciddî sıkıntılar yaratmaktadır. Araştırılmadan, plansız ve siyasî amaçlarla yapılan sağlık evi ve hastaneler yüzünden personel dağılımı dengesiz olup, eğitimleri ve nitelikleri düşüktür. Bu da, etkin bir hizmet anlayışını aksatmaktadır.

Son yıllarda, toplam kamu harcamalarında artış görülmekle beraber, koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan pay azalmakta, tedavi edici hizmetlere ayrılan payın artmakta olduğu gözlemlenmektedir. Oysa, yapılan araştırmalara göre, koruyucu sağlık hizmetleri harcamaları, tedavi edici harcamalara göre daha az maliyetli, etkili ve verimli olmaktadır.

Sağlık ocaklarında hasta kayıtları yetersiz, hasta kodlamaları yapılamamakta, istatistikler tam doğru hesaplanamamakta olup, merkeze bilgi akışı sağlıklı ve yeterli olmamaktadır. Bu yüzden de, ülke çapındaki sağlıkla ilgili istatistikler tam sonucu verememektedir.

Değerli milletvekilleri, özellikle şu konuyu ayrıca belirtmek istiyorum. Bildirimi zorunlu hastalıklardan tüberküloz, çok sıkı takip edilip kontrol altında tutulması gerekli bir hastalıktır. Son yıllarda verem savaş dernekleriyle ilgili yanlış uygulamalar yüzünden hasta sayısında artış gözlenmekte ve bu, ülkemiz için büyük bir risk taşımaktadır.

Ben bir göğüs hastalıkları uzmanı olarak ve verem savaş derneklerinde uzun yıllar çalışmış bir hekim olarak görüşlerimi sizlere ve özellikle Sağlık Bakanlığına iletmek istiyorum.

Verem savaş dispanserlerindeki yapı kesinlikle korunmalı. Bütün bulaşıcı hastalıklar gibi, verem hastalığında da ulusal kontrol sistemi gereklidir. İki yıl önce yayımlanan yönergede alınmış olan karar gereğince, il tüberküloz sorumluları hemen atanmalıdır. Bütün birinci basamak sağlık kuruluşları verem savaşına entegre edilmeli, tedavinin günlük takibi esas alınarak, sağlık ocakları ve diğer birinci basamak sağlık kuruluşları tarafından yürütülmelidir. Böylelikle, tüm hastalar, tek bir organizasyon içerisinde tedavi ve takip edilebileceklerdir.

Halen, verem savaş dernekleri mücadeleye önemli katkıyı, gönüllü ve ücretsiz sağlamaktadırlar. Verem savaş dernekleri geçmişte olduğu gibi, önümüzdeki dönemde de önemli işlevler görmelidir ve hak ettiği yeri bulmalıdır.

Tedavinin düzensiz olmasına bağlı olarak gelişen ve toplumumuzu tehdit eden dirençli veremin önlenmesi için, bir yandan gözetimli tedavi yaklaşımı benimsenirken, diğer yandan ilaçların kullanımı da kontrol altına alınmalıdır. Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği gibi, tüberküloz ilaçları serbest piyasada satılmamalı, sadece ilgili sağlık birimleri tarafından hastalara verilmelidir. Eğer, bu önlemler alınmazsa, bu hastalık, AIDS veya SARS'tan daha büyük tehlike arz etmektedir. Ben, özellikle bunu burada vurgulamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sağlık ekonomisi genel ekonomiden ayrı düşünülemez; ancak, sağlık hizmetlerinin, serbest piyasa ekonomisine konu edilmesini engelleyen kendine özgü bir özelliği vardır. Sağlık hizmeti tüketimi rastlantısaldır; yani, nerede, ne zaman, ne ölçüde ve kimlerce istenileceği kolayca saptanamaz. İstemin boyutunun da kestirilmesi güç olup, yerine başka hizmet konulamaz. Hizmetin, boyutunu ve kapsamını, hizmeti kullanan değil, hekim saptar. Bu yüzden de, sağlık hizmetlerinin sunumunda hekimlerin ve sağlık personelinin önemi çok büyüktür. Bu personelin, gerekli sosyal refaha ve özlük haklarına kavuşturulması bir zorunluluktur. Bu yüzden, Türk Tabipler Birliği tarafından yapılan eylemlerle ilgili olarak onlarla kavga etmek yerine, ortak bir noktada buluşmak gerekmektedir.

Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı programını anlatırken, sadece hamasi söylemler içerisinde bulunmuştur; ancak, bu söylemler, hepimizin bildiği, düşündüğü, gerçekleştirmeye çalıştığı güzel şeylerdir; fakat, halkımız, somut icraatlar görmek istemekte, özellikle sağlık sektöründe daha da fazla beklemeye tahammülü bulunmamaktadır.

Yaklaşık bir senedir ülkeyi yöneten 58 ve 59 uncu Hükümet, sağlık sorunlarıyla ilgili Acil Eylem Planındaki maddelerden ancak bir tanesini hayata geçirebilmiştir. O da "zamanla düzene girecek, düzenleyeceğiz" söylemlerine rağmen, sağlık sorunlarının büyük bir kısmını çözememiş, örneğin, tüm hastanelerdeki hasta yığılmasını hâlâ önleyememiştir. Önümüze gelen 2004 bütçesinde de görüyoruz ki, Sayın Bakanın da Sağlık Bakanlığının payını genel bütçeden artırmaya gücü yetmemiştir. Bu hükümetin yapması gereken, kulağa hoş gelen vaatler vermek değil, somut adımlar atarak sorunları çözmektir. En kısa zamanda söylemlerinizi hayata geçirmenizi umut ediyorum.

Bu arada, değinmeden geçemeyeceğim, daha önce Sayın Kaptanoğlu'nun konuşmasını dinledim; konuşmasında denetim yapan bir milletvekili olmaktan çok, sanki, Sayın Bakanın veya Sayın Müsteşarın sözcüsü gibi konuşmuştur. Bu da kamu nezdinde sanki iş takipçiliği üslubunu hatırlatmıştır.

Hepinize saygılarımı sunarım. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 21 Aralık 2003

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook