İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİ · 10/2747 GÜNDEMDE

Pestisit kullanımının halk sağlığı, çevre, tarımsal üretim ve topluma etkilerinin tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi

İlk imza: Sümeyye Boz Çakı Muş · DEM Parti ve 19 milletvekili ·

Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.

Önerge metni

PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)

Pestisit kullanımının halk sağlığı, çevre, tarımsal üretim ve toplumsal eşitsizlikler üzerindeki etkilerinin tüm yönleriyle araştırılarak gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri uyarınca araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

GEREKÇE

Türkiye, yıllardır ciddi bir tarımsal dönüşüm süreci yaşarken, bu dönüşüm neoliberal tarım politikalarının, şirket odaklı üretim zincirlerinin ve denetimsiz kimyasal müdahalelerin hâkimiyetinde şekillenmiştir. Bu sürecin en çarpıcı sonuçlarından biri ise, kontrolsüz pestisit (zirai mücadele kimyasalı) kullanımı nedeniyle ortaya çıkan, halk sağlığını, çevreyi ve gıda güvenliğini doğrudan tehdit eden çok boyutlu bir krizdir.

Metnin tamamını göster (7 paragraf daha)Metni kısalt

2025 yılının başından bu yana Avrupa Birliği'ne ihraç edilen çok sayıda tarım ürününün, yapılan laboratuvar analizleri sonucu yüksek pestisit oranları nedeniyle geri gönderilmesi; 28 Nisan 2025 tarihinde Greenpeace Türkiye tarafından yayımlanan analizlerde ise market ve pazarlardan alınan her üç gıdadan birinde mevzuata aykırı pestisit tespiti yapılması, zehirli gıdanın yalnızca ihraç değil, iç pazarda da sistematik biçimde dolaşımda olduğunu gözler önüne sermektedir.

Pestisit kullanımı, yalnızca bir teknik sorun değil; tarım politikalarının, halk sağlığının, çevresel sürdürülebilirliğin ve toplumsal eşitliğin bir kriz alanına dönüştüğünün göstergesidir. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası ve Tarım Orkam-Sen gibi meslek örgütlerinin son açıklamaları da bu durumu doğrular niteliktedir. Pestisit kalıntıları; karaciğer, böbrek ve sinir sistemi hastalıkları, çocuklarda gelişim bozuklukları, kısırlık, solunum yolu hastalıkları ve kanser türleri ile ilişkilendirilmektedir. Ancak bu zararlar yalnızca tüketiciyle sınırlı kalmamaktadır.

Tarım işçileri, özellikle mevsimlik, kayıt dışı ve sosyal güvenceden yoksun çalışanlar, pestisitlerin en yoğun maruz kalıcılarıdır. Bu kişiler, koruyucu ekipman olmaksızın günlerce kimyasal ilaçlanan tarlalarda çalışmakta, sağlık hizmetlerine erişimleri ise yok denecek kadar sınırlıdır. Bu durum, tarım işçilerinin sadece emek sömürüsüne değil, doğrudan yaşam hakkı ihlallerine maruz kaldığı anlamına gelmektedir. Pestisit uygulamaları, işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatlarının açıkça ihlal edilmesine rağmen büyük ölçüde denetimsizdir.

Bu kimyasallar ayrıca toprakta birikerek tarımsal verimliliği düşürmekte, yeraltı ve yüzey sularına karışarak su kaynaklarını zehirlemekte, arılardan kuşlara kadar ekosistemin tozlaşma, döngü ve tür çeşitliliğini bozmakta, yani yalnızca insan değil, tüm canlı yaşamını ve geleceği tehdit etmektedir. Bu gerçek, pestisit kullanımının yalnızca bugünkü kuşaklar için değil, gelecek kuşakların yaşam hakkı açısından da ihlal edici bir boyut taşıdığını göstermektedir. Üstelik Türkiye'de kullanılan pestisitlerin pek çoğu, Avrupa Birliği'nde yıllar önce yasaklanmış maddeler arasında yer almakta; buna rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı, mevzuat güncellemelerini ya hiç yapmamakta ya da şirket baskıları nedeniyle geciktirmektedir. Şirketler, pestisit lobileri aracılığıyla tarım politikalarının belirlenmesinde asli aktör haline gelmiş; çiftçiler, tüketiciler, sağlıkçılar ve çevreciler gibi doğrudan etkilenen grupların söz hakkı sistematik biçimde dışlanmıştır. Bu durum, yalnızca bir halk sağlığı sorunu değil, aynı zamanda katılımcı demokrasinin tasfiyesi anlamına gelmektedir.

Tarımsal üretimde "gıda egemenliği" ilkesi yerine "gıda endüstrisinin çıkarı" merkeze alınmakta; şirketlerin karı için doğa, insan ve kamu sağlığı feda edilmektedir. Gıda krizi derinleşirken, çiftçiler kimyasal kullanımına mahkûm edilmekte; alternatif, agroekolojik ve sürdürülebilir yöntemler desteklenmemektedir.

Bugün geldiğimiz noktada, pestisit kullanımı artık sadece bir kimyasal tercih değil; bir ekolojik yıkım, sınıfsal adaletsizlik ve halk sağlığı krizidir. Bu mesele, yalnızca gıdaların sağlıklı olup olmadığıyla sınırlı değildir; ülke çapında yaşam hakkının, çevresel adaletin ve gıda egemenliğinin tehdit altında olduğunun göstergesidir.

Türkiye'de pestisit kullanımına dair üretimden tüketime tüm süreçlerin; gıda güvenliğinin sağlanması, halk sağlığına yönelik etkilerin belirlenmesi, çevresel tahribatın tespiti, maruz kalan toplumsal gruplar üzerindeki etkilerin ortaya konması, teknik personel ve denetim mekanizmalarındaki yapısal eksikliklerin giderilmesi ve demokratik katılımın sağlanması amacıyla; konunun tüm yönleriyle araştırılarak kamuoyuna şeffaf biçimde raporlanması ve kalıcı, denetlenebilir önlemler geliştirilmesi için bir Meclis Araştırması açılması elzemdir.

Metin TBMM’deki PDF’ten otomatik okundu. Yanlış okunan bir yer görürseniz bildirin. Hata bildir

ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

20 İMZA
DEM Parti 20

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.