İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİ · 10/2897 GÜNDEMDE

İstanbul'da kuraklık ve su yönetiminde yaşanan yapısal sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi

İlk imza: Cengiz Çiçek İstanbul · DEM Parti ve 19 milletvekili ·

Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.

Önerge metni

PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)

İstanbul'da derinleşen su krizi, kuraklık tehlikesi ve su yönetimindeki yapısal sorunların araştırılması; kamusal, demokratik ve sürdürülebilir çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM Içtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.

GEREKÇE

İstanbul, yaklaşık 17 milyonluk nüfusuyla Türkiye'nin en yoğun kentidir ve bu durum su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. İklim değişikliği, düzensiz yağış rejimi, altyapı eksiklikleri ve plansız kentleşme bu baskıyı daha da derinleştirerek İstanbul'un bugünkü ve gelecekteki su güvenliğini tehdit eden çok boyutlu bir krizi ortaya çıkarmaktadır. 29 Haziran 2025 itibarıyla İstanbul genelindeki barajların toplam doluluk oranı yalnızca %66,62'ye gerilemiştir. Elmalı Barajı %81,94 ile en yüksek doluluğa sahipken, Istrancalar Barajı %23 seviyesinde kalmıştır. Bu oranlar, yaz aylarında yaşanabilecek olası kuraklık koşullarında İstanbul'un içme suyunda ciddi sıkıntıların yaşanabileceğine işaret etmektedir.

Metnin tamamını göster (7 paragraf daha)Metni kısalt

Kentin en önemli su kaynaklarından biri olan Melen Çayı'nda debi düşüşleri kritik seviyelere ulaşmış; İSKİ'nin Melen Terfi Merkezlerinde çalıştırabildiği motor sayısı üçe inmiş, bu nedenle İstanbul'a aktarılan su miktarında ciddi bir azalma yaşanmıştır. Öte yandan, Düzce Organize Sanayi Bölgesi'ndeki yaklaşık 200 fabrikanın büyük bölümünün arıtma tesisi olmadan Melen'e atık su boşalttığı ve kanalizasyon hatlarının içme suyu kaynaklarına karıştığına dair kamuoyuna yansıyan bilgiler, suyun yalnızca miktar değil, nitelik bakımından da ciddi tehdit altında olduğunu göstermektedir. Bu tablo, halk sağlığı açısından son derece riskli bir duruma işaret etmektedir.

İstanbul'un su varlıkları; yalnızca içme suyu değil, aynı zamanda enerji üretimi, tarım, sanayi ve ekosistemlerin sürdürülebilirliği açısından stratejik önemdedir. Ancak bugüne kadar izlenen su politikaları, suyu yaşam hakkı ve ortak kamu varlığı olarak değil; piyasa için metalaştırılan bir kaynak olarak ele almıştır. Bu anlayış, sınırsız büyümeyi esas alan, merkeziyetçi ve sermaye odaklı bir yönetim biçimini dayatmaktadır. Büyük altyapı projelerinin yerel ihtiyaçlar gözetilmeden, merkezi kararlarla hayata geçirilmesi; bakım, denetim ve arıtma yatırımlarının sistematik biçimde ertelenmesi ya da gevşetilmesi, su yönetimini son derece kırılgan ve adaletsiz hale getirmiştir.

Kuraklık artık yalnızca fiziksel bir su eksikliği değil; gıda güvenliği, enerji arzı, halk sağlığı, toplumsal eşitsizlikler ve ekosistemlerin devamlılığı üzerinde derin etkiler yaratan yapısal bir krizdir. Türkiye genelindeki 25 su havzasından 7'si halihazırda su stresi altındadır. Kişi başına düşen yıllık su miktarının 1.000 m'"ün altına gerilemesi durumunda Türkiye, "su fakiri" ülkeler sınıfına girecektir. Bu bağlamda Trakya, Iç Anadolu ve Batı Anadolu bölgeleri ile Susurluk, Kuzey Ege, Sakarya ve Asi havzaları ciddi risk altındadır. İstanbul'un da içinde yer aldığı Marmara Havzası bu tablo dışında değildir.

İklim krizinin etkileri; seller, kuraklıklar, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları gibi afetlerle daha sık ve yıkıcı biçimde ortaya çıkmakta, tatlı su kaynaklarını her yönden tehdit etmektedir. Ancak mevcut su politikaları bu tehdidi bütünlüklü biçimde ele almak yerine, kısa vadeli, parçacı ve günü kurtarmaya yönelik uygulamalarla sınırlı kalmaktadır. Bilimsel veriler, kamusal denetim ve demokratik katılım temelinde oluşturulmuş bütüncül bir su politikası ise hâlâ hayata geçirilememiştir.

Oysa su; altyapı, tüketim ya da ekonomik bir kaynak olarak değil, bir yaşam hakkı ve doğanın ortak değeri olarak ele alınmalıdır. Suyun korunması, paylaşımı ve kullanımı yalnızca teknik değil; sınıfsal, ekolojik ve kuşaklar arası adalet meselesidir. Su kaynaklarının ticarileştirilmesi, kirletilmesi veya eşitsiz biçimde dağıtılması; ekolojik yıkımı derinleştirdiği gibi, özellikle yoksul ve kırılgan toplulukların yaşam hakkını doğrudan tehdit etmektedir. Bu nedenle su krizini teknik raporlarla geçiştiren, sermaye öncelikli yatırımları esas alan ve kamu denetimini zayıflatan yaklaşım derhal terk edilmelidir.

İstanbul'da ve Türkiye genelinde derinleşen su krizi; rant odaklı büyüme, merkeziyetçi yönetim ve ekolojik yıkımın doğrudan sonucudur. Bu krizin tüm boyutlarıyla ele alınması ve ivedilikle kamusal, toplumsal ve ekolojik önlemlerin hayata geçirilmesi, tüm canlıların ortak geleceği açısından hayati önemdedir. Suya adil, eşit ve ekolojik ilkelere dayalı erişim; kamusal bir sorumluluk ve anayasal bir yükümlülüktür.

13 BUL 17 i Kum

Metin TBMM’deki PDF’ten otomatik okundu. Yanlış okunan bir yer görürseniz bildirin. Hata bildir

ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

20 İMZA
DEM Parti 20

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.