İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİ · 10/3872 GÜNDEMDE

Kadına yönelik şiddetin ve kadın ölümlerinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi

İlk imza: Dilan Kunt Ayan Şanlıurfa · DEM Parti ve 19 milletvekili ·

Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.

Önerge metni

PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)

Türkiye'de son dönemde artan kadın cinayetlerinin ulaştığı vahim boyutun ve son 24 saatte 6 kadının erkekler tarafından katledilmesinin, kadınların yaşam hakkını sistematik biçimde tehdit eden femicid (cinskırım) niteliği taşıyıp taşımadığının araştırılması; 6284 sayılı Kanun'un uygulanmasındaki aksaklıkların tespit edilmesi; uzaklaştırma ve koruma kararlarının neden etkili sonuç doğurmadığının ortaya konulması; kolluk, yargı ve idarenin koruma yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin incelenmesi; kadınların şiddete karşı başvuru mekanizmalarına erişimde karşılaştıkları engellerin belirlenmesi ve kadın cinayetlerinin önlenmesine yönelik etkili ve kalıcı politikaların geliştirilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve İçtüzüğün 104'üncü Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve önlenmesine yönelik etkili ve kalıcı politikaların geliştirilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci teklif ederiz. 20.02.2026

GEREKÇE

Türkiye'de kadına yönelik erkek şiddeti ve kadın cinayetleri, münferit olaylar değil; kadınların yaşam hakkını hedef alan, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden beslenen ve kamusal sorumluluk doğuran yapısal hale gelmiş sosyal ve toplumsal bir krizdir. 24 saat içerisinde altı kadının erkekler tarafından öldürülmesi, bu şiddetin ulaştığı vahim boyutu ve mevcut koruma mekanizmalarının etkisizliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Metnin tamamını göster (28 paragraf daha)Metni kısalt

Uluslararası literatürde "femicide", Türkçe kullanımda ise "kadın kırımı" veya "cinskırım" olarak adlandırılan bu olgu; kadınların kadın oldukları için, toplumsal cinsiyet temelli saiklerle öldürülmesini ifade etmektedir. Bu yönüyle kadın cinayetleri, sıradan adi suçlar değil; devletlerin önleme, koruma ve etkili soruşturma yükümlülüğü altında bulunduğu ağır bir insan hakları ihlalidir.

Türkiye'de bir gün içerisinde altı kadının öldürülmesi, kadınların yaşam hakkının sistematik biçimde korunamadığını göstermektedir. Bu cinayetlerde;

İstanbul Arnavutköy'de Filiz Şağbangül, boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından üç çocuğunun gözü önünde defalarca bıçaklanarak öldürülmüştür. Filiz Şağbangül'ün sığınma evinde kaldığı, çocukları için eve döndüğü sırada saldırıya uğradığı anlaşılmaktadır.

• Gebze'de Aylin Polat Dağ, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan erkek tarafından, kamuya açık bir alanda ateşli silahla öldürülmüştür.

• Van'da Gönül Alkan, hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı erkek tarafından gece saatlerinde öldürülmüştür.

• Osmaniye'de ilknur Kor, boşandığı erkek tarafından ateşli silahla öldürülmüştür.

Aksaray'da Kübra Kılıç ve kuzeni Zeynep Ayaz, Kübra Kılıç'ın boşandığı erkek tarafından silahla öldürülmüştür.

Kadınların bir kısmının boşanma sürecinde veya sonrasında öldürülmesi, erkek şiddetinin kadınların kendi yaşamları üzerinde karar verme hakkına yöneldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Fail hakkında uzaklaştırma kararı bulunmasına rağmen cinayetlerin işlenebilmiş olması ise devletin koruma yükümlülüğünün fiilen yerine getirilmediğini göstermektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadelede temel yasal çerçeve olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, etkin uygulanmadığı takdirde kadınlar için gerçek bir güvence oluşturamamaktadır. Uygulamada;

• Kadınların kolluk birimlerine yaptıkları başvurularda ciddiye alınmaması,

• "Barıştırma" veya "ikna etme" yoluyla şiddet ortamına geri gönderilmesi,

• Şiddetin derecesinin öznel değerlendirmelerle küçümsenmesi,

• Koruyucu ve önleyici tedbirlerin zamanında ve yeterli şekilde alınmaması,

• Sığınma, ekonomik destek ve psikososyal destek mekanizmalarının yetersizliği kadınların korunmasız bırakılmasına yol açmaktadır.

Öte yandan, uzaklaştırma kararlarının etkin biçimde denetlenmemesi, faillerin ateşli silahlara erişiminin engellenmemesi, elektronik izleme gibi araçların yaygın kullanılmaması ve karar ihlallerine karşı caydırıcı yaptırımların uygulanmaması, hukuki tedbirlerin fiilen işlevsiz kalmasına neden olmaktadır.

Savcılıkların ve aile mahkemelerinin tedbir kararlarını gecikmeli veya sınırlı biçimde vermesi, kurumlar arası koordinasyon eksikliği, risk analizi yapılmaması ve ihmaller karşısında kamu görevlileri hakkında etkili soruşturma yürütülmemesi de kadın cinayetlerinin önlenememesine yol açan yapısal sorunlar arasındadır.

Son yıllarda izlenen politikalar, kadınların bireysel hak ve özgürlüklerinden ziyade "aile" kurumunun korunmasını önceleyen bir yaklaşımın benimsendiğini göstermektedir. Geçtiğimiz yılın "Aile Yılı" ilan edilmesi, kadınların güvenliğini ve eşitliğini güçlendiren politikalar üretmek yerine, şiddet içeren aile yapıları içinde dahi kadınların itiraz etmemesini telkin eden, boşanmayı olumsuz ve kaçınılması gereken bir sonuç olarak sunan bir söylemi kurumsallaştırmıştır.

Oysa kadınların önemli bir bölümü tam da boşanmak istedikleri veya boşandıkları için öldürülmektedir. Bu nedenle boşanmayı zorlaştıran, nafaka hakkını tartışmaya açan veya arabuluculuk gibi uygulamalarla kadınları şiddet ortamına geri dönmeye zorlayan politikalar, kadınların yaşam hakkını doğrudan tehlikeye atmaktadır. "Aile Yılı" politikalarının kadın cinayetlerini azaltmadığı, aksine kadınların şiddet karşısında daha fazla korunmasız kaldığı yönündeki kaygılar giderek artmaktadır.

Kadın cinayetlerinin bu ölçekte ve süreklilik içinde gerçekleşmesi, yalnızca bireysel faillere indirgenemeyecek bir sorumluluğa işaret etmektedir. Etkin önleme ve koruma mekanizmalarının işletilmemesi, ihmallerin yaptırımsız kalması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren politikalar, bu cinayetlerin zeminini güçlendirmektedir. Yaklaşan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadınların yaşam hakkının korunması konusunda söz değil, somut adımların atılması gereken bir dönüm noktası olmalıdır. Kadınların şiddet korkusu olmadan yaşayabildiği bir ülke, demokratik ve eşitlikçi bir toplumun en temel göstergesidir.

Bu nedenle;

• Kadın cinayetlerinin femicid/cinskırım niteliği taşıyıp taşımadığının,

• 6284 sayılı Kanun'un uygulanmasında yaşanan aksaklıkların,

• Kolluk, yargı ve idarenin koruma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin,

• Uzaklaştırma ve koruma kararlarının neden etkili sonuç doğurmadığının,

• Faillerin silahlara erişiminin nasıl sürdüğünün,

• Risk altındaki kadınların korunmasına yönelik mevcut mekanizmaların yeterliliğinin,

• Kadınların başvuru süreçlerinde karşılaştıkları ihmal ve caydırıcı uygulamaların,

• "Aile odaklı" politikaların kadınların yaşam hakkı üzerindeki etkilerinin,

• Kadın cinayetlerinin önlenmesine yönelik kamu politikalarının etkinliğinin tüm yönleriyle incelenmesi ve kalıcı çözüm önerilerinin ortaya konulması amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasını, gerekli yasa ve politika çalışmalarının ivedilikle yapılmasını arz ve teklif ederiz.

Metin TBMM’deki PDF’ten otomatik okundu. Yanlış okunan bir yer görürseniz bildirin. Hata bildir

ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

20 İMZA
DEM Parti 20

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.

AYNI KONUDA

Aynı konuda verilen diğer önergeler

TBMM, aynı konudaki araştırma önergelerini birleştirerek görüşebilir; tek bir araştırma komisyonu kurulabilir.