İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİ · 10/4029 GÜNDEMDE

Munzur Üniversitesi öğrencisi bir kadının kaybolması üzerine yürütülen soruşturmaya yönelik iddiaların tüm yönleriyle araştırılarak sorumlu kişilerin tespit edilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi

İlk imza: Gülizar Biçer Karaca Denizli · CHP ve 27 milletvekili ·

Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.

Önerge metni

PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)

Kadın cinayetlerinin, şüpheli kadın ölümlerinin, kayıp kadın dosyalarının ve kadına yönelik şiddetin yıllar içinde veriye dayalı olarak giderek ağırlaştığı ülkemizde; Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku'nun 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli'de kaybolmasının ardından geçen altı yılı aşkın sürede ortaya çıkan delil karartma, delil yok etme, soruşturmanın belirli bir ihtimale sıkıştırılması, kamu görevlilerinin kasta ve ihmale dayalı sorumluluğu, dijital veriler ve haberleşme kayıtları üzerindeki müdahale iddiaları ile son günlerde yaşanan gözaltı, tutuklama, adli kontrol ve idari işlemlerin tüm yönleriyle incelenerek maddi gerçeğin ve tüm sorumluların adil biçimde ortaya çıkarılması amacıyla, Anayasa'nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzüğü'nün 104'üncü ile 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

GEREKÇE ÖZETİ

Gülistan Doku'nun 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli'de kaybolmasının üzerinden altı yılı aşkın süre geçmesine rağmen dosya aydınlatılamamış; aksine soruşturmanın ilk aşamalarından itibaren delil güvenliğine ilişkin ciddi kuşkular, kamera kayıtları ve dijital veriler bakımından boşluklar, şüphelilere ilişkin işlemlerde gecikmeler ve kamu görevlilerinin olası sorumluluğuna dair ağır iddialar ve hatta sabit tutumlar daha da belirgin hale gelmiştir. Dosyada Gülistan Doku'nun kaybolmadan önce en son görüştüğü kişiler arasında erkek arkadaşı Zeinal Abakarov'un, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel'in ve onun yakın arkadaşı Umut Altaş'ın adının geçtiği; ayrıca bazı eski polisler, kamu görevlileri ve güvenlik personeli hakkında da delil gizleme, bilgi saklama ya da yardım etme şüphesi bulunduğu ileri sürülmektedir. Son dönemde dosyaya yansıyan tanık beyanlarında Gülistan Doku'nun bir eve götürüldüğü, cinsel saldırıya uğradığı, ateşli silahla öldürüldüğü, cesedinin gizlendiği, gömüldüğü yerin birden fazla kez değiştirildiği ve bu süreçte bazı kamu görevlilerinin devreye girdiği yönünde son derece ağır iddialar bulunmaktadır. Son bir haftada yürütülen operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar ve adli işlemler, dosyanın yıllar sonra cinayet şüphesiyle yeniden ele alındığını göstermiş; son olarak Mustafa Türkay Sonel'in "kasten öldürme" suçundan tutuklanması, Zeinal Abakarov, Engin Yücer, Cemile Yücer, dönemin koruma polisi Şükrü Eroğlu ve başka bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararları verilmesi, Munzur Üniversitesi'nin güvenlik kameralarından sorumlu bazı görevliler ile bazı şüpheliler hakkında adli kontrol tedbirine başvurulması ve eski vali Tuncay Sonel hakkında açığa alma ile gözaltı işlemlerinin uygulanması, soruşturmanın kamu görevlilerine uzanan boyutunu daha da görünür hale getirmiştir. Gülistan Doku dosyası artık yalnızca katledilen bir kadının kayıp dosyası değil; kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve kayıp kadın vakalarında cezasızlık pratiğinin, soruşturma zaaflarının ve güçlü olanın korunup korunmadığına ilişkin kuşkuların en görünür dosyalarından biri haline gelmiştir. İşbu nedenler doğrultusunda dosyanın tüm yönleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılması zarureti hasıl olmuştur.

Metnin tamamını göster (16 paragraf daha)Metni kısalt

GEREKÇE

Munzur Üniversitesi Tunceli Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinde Tunceli'de kaldığı yurttan ayrılmış, kentteki MOBESE kameralarına bir minibüse bindiği yansımış ve o andan sonra kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Ailesi 6 Ocak 2020 tarihinde kayıp başvurusunda bulunmuş, olayın ardından Uzunçayır Baraj Gölü çevresinde günlerce, hatta aylar boyunca arama çalışmaları yürütülmüştür. Dosyaya ve kamuoyuna yansıyan anlatımlara göre, dalgıçlar, sonar cihazları ve çeşitli arama ekipleri bölgede çalışmış; uzun süre baraj hattında yoğunlaşan aramalara rağmen Gülistan Doku'ya ait herhangi bir bulguya ulaşılamamıştır. Buna rağmen olayın ilk döneminde valilik ve güvenlik birimleri eliyle soruşturmanın ağırlıklı olarak "intihar" ihtimali üzerinden yürütüldüğü, ailenin ise başından beri buna itiraz ederek cinayet ihtimali ve delil karartılması şüphesi üzerinde durduğu bilinmektedir.

Dosyanın ilk evrelerinde, olayın neredeyse bütünüyle Uzunçayır Barajı çevresine sıkıştırılması, soruşturmanın bütün ihtimaller üzerinden değil, belirli bir senaryo etrafında şekillendirildiği yönünde güçlü bir kanaat yaratmıştır. Gülistan Doku'nun intihar etmediği, aksine baskı altında olduğu, bazı kişiler tarafından kötü bir şeye zorlandığı ve kendisine yapılan bir şeyi açıklamakla tehdit ettiği için öldürülmüş olabileceği yönünde aile tarafından uzun süredir dile getirilen iddialar bulunmaktadır. Esasen tam da bu nedenle dosyada en baştan itibaren bütün olasılıkların etkili biçimde soruşturulması gerekirken, yıllar boyunca hakikatin baraj hattına ve intihar ihtimaline mahkum edildiği yönünde son derece ciddi eleştiriler vardır.

Gülistan Doku'nun kaybolduğu gün ve bir gün öncesinde eski erkek arkadaşıyla görüştüğü, bu kişinin babasının polis memuru olduğu ve ailenin bu hatta yeterli araştırma yapılmadığı, gerekli hukuki tedbirlerin son derece geç alındığı yönünde şikayetleri. bulunduğu belirtilmiştir. Aynı süreçte Gülistan Doku'ya ait bazı notların, evrakların ve arkadaşından ödünç aldığı belirtilen bir makasın arama bölgesinde bulunduğu kamuoyuna yansımıştır. Ayrıca dosyada gizlilik kararı bulunmakla birlikte, bilirkişi raporlarının farklı ihtimalleri değerlendirdiği ve HTS kayıtlarından da yeni bulgulara ulaşılmaya çalışıldığı bilinmektedir. Bütün bunlar, dosyanın ilk andan itibaren açık, tutarlı ve ikna edici bir soruşturma yürüyüşüne sahip olmadığını göstermektedir. Kaldı ki o dönemde verilen araştırma önergelerinin de gereği yerine getirilmiş olsa, Gülistan Doku dosyası altı yıl beklemeden çözülmüş olacak, diğer şüpheli kadın ölümlerinin araştırılması açısından da bir milat niteliği taşıyacaktı. Altı yıl sonra gelinen noktada görülen odur ki, o dönemde dillendirilen ihtiyaç ortadan kalkmamış; tam tersine, delil karartma, dijital veri müdahalesi, kamu görevlilerinin rolü ve soruşturmanın yönlendirilmesi iddiaları nedeniyle çok daha ağır hale gelmiştir.

Dosyada adı geçen kilit kişiler arasında Gülistan Doku'nun kaybolmadan önce en son görüştüğü kişi olarak erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ve onun yakın arkadaşı Umut Altaş bulunmaktadır. Araç hareketlerinin ve HTS kayıtlarının incelendiği, gece saatlerinde ıssız bölgelerde dolaşım tespit edildiğine ilişkin iddialar da kamuoyuna yansımıştır. Umut Altaş hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, yurt dışında bulunduğu ve bazı işlemlerin sürdüğü yönünde bilgiler bulunmaktadır. Soruşturmada adı geçen diğer isimler arasında Engin Yücer, Cemile Yücer, Uğurcan Açıkgöz ile bazı kamu görevlileri ve güvenlik personelinin de bulunduğu; bu kişilerin olay sonrası delilleri karartma, bilgi gizleme ya da yardım etme şüphesiyle dosyada yer aldığı ileri sürülmektedir.

Dosyanın en ağır boyutlarından biri, son dönemde kamuoyuna yansıyan tanık beyanları ve soruşturma bulgularıdır. İddialara göre Gülistan Doku'nun bazı kişiler tarafından bir eve götürüldüğü, burada cinsel saldırıya uğradığı, ardından ateşli silahla öldürüldüğü, cesedinin gizlenmesi için bazı kamu görevlilerinin yardım ettiği, gömüldüğü yerin birden fazla kez değiştirildiği iddia boyutundan çıkarak failler ve fiilleri açısından sabit bir noktaya doğru evrilmektedir. Yine bu kapsamda, Mustafa Türkay Sonel'in çevresiyle bağlantılı kişiler, Umut Altaş ve bazı başka şahıslarla ilişkilendirilen, bir Uzi marka silahtan, cesedin bir süre gizlendiğinden ve dönemin valisinin koruma ekibinden bir kişinin devreye girdiğinden söz eden iddialar yakın dönemde kamuoyuna yansımıştır. Bu iddialar henüz yargı kararıyla kesinleşmiş olmamakla birlikte, soruşturmanın neden yeniden ve daha geniş biçimde açıldığını gösteren temel başlıklardan biridir. Bu ölçüde ağır iddiaların varlığı karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin neredeyse sabit kabul edilebilecek bu güçlü iddiaları doğrudan araştırma konusu yapması gerekir.

Diğer kritik boyut olarak, ailenin avukatı tarafından da gündeme taşınan örtbas, kamu görevlisi sorumluluğu ve dijital deliller başlığıdır. Dosyada "örtbasçı fail" olarak nitelenen üst düzey kamu görevlisinin eylemlerinin delillerle ortaya konulacağı açıklanmış; bu kişinin eski vali Tuncay Sonel olduğu açıkça ifade edilmiştir. Yine soruşturma dosyasında 13'ten fazla kişi hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldığı, üst düzey kamu görevlisinin ivedi şekilde gözaltına alınmasının soruşturma açısından hayati önemde olduğu, aksi halde diğer şüphelilere umut vereceği ve Doku ailesi için ciddi güvenlik sorunu yaratacağı kamuoyunda tartışılmıştır. Nitekim son günlerde eski vali Tuncay Sonel hakkında İçişleri Bakanlığınca açığa alma işlemi uygulanmış, ardından "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" şüphesiyle gözaltı kararı verilmiştir. Ek olarak; Gülistan Doku'ya ait SIM kartın başka bir polis tarafından kullanıldığı ve bazı dijital verilerin silindiği yönündeki son derece ağır iddiaların yanı sıra, 31 Aralık 2019 tarihli Tunceli Devlet Hastanesi giriş kaydının silindiği bilgisinin de dosyaya girmesi, dijital deliller ve kayıt sistemleri üzerindeki müdahale kuşkusunu daha da ağırlaştırmıştır. Bu anlatımlar, meselenin yalnızca bir kayıp ya da olası cinayet dosyası değil, aynı zamanda dijital deliller, haberleşme kayıtları, sağlık kayıtları ve kamu görevlilerinin soruşturma üzerindeki etkileri bakımından da ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Ailenin kamuoyuna yaptığı açıklamalar da soruşturmanın baraj hattına neden ve nasıl yönlendirildiğine dair çok ciddi kuşkular içermektedir. Aile, dönemin valisinin kendilerini sürekli ısrarla baraj bölgesine yönlendirdiğini; polislerin, jandarmaların ve dalgıçların sonuçsuz biçimde yıpratıldığını ve intihar tezinin topluma ve aileye kabul ettirilmeye çalışıldığını dile getirmiştir. Aramaların 220 gün sürdüğü, barajın iki kez boşaltıldığı, dalgıçların o durgun suda bir cisme rastlanmamasının dikkat çekici olduğu ve buna rağmen intihar tezinin ısrarla sürdürüldüğü yönündeki anlatımlar da kamuoyuna yansımıştır. Bu anlatımların tümü, soruşturmanın daha ilk andan itibaren hakikati açığa çıkarmaktan çok belirli bir ihtimali topluma ve aileye kabul ettirme çizgisinde yürütülüp yürütülmediği sorusunu doğurmaktadır.

Aygül Doku'nun son açıklamalarında dönemin valisini, emniyet müdürünü ve asayiş müdürünü açıkça işaret ederek yıllarca kandırıldıklarını söylemesi; Mustafa Türkay Sonel'i fail olarak açıkça suçlaması; dönemin valisinin kendi oğlunu korumak için devletin bütün imkanlarını kullandığını, aileyi ve kamuoyunu intihar ihtimaline inandırmak için baraj hattında ısrarlı bir yönlendirme yapıldığını ileri sürmesi, bu dosyada kamusal gücün nötr ve şeffaf biçimde kullanılıp kullanılmadığı sorusunu daha da büyütmüştür. Bedriye Doku'nun "Tuncay Sonel bana kızımın cenazesini versin" sözleri ve babanın adalet vurgulu açıklamaları da dosyanın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ağır bir vicdani ve toplumsal kırılma ürettiğini göstermektedir.

2026 Nisan ayında soruşturmanın cinayet şüphesiyle yeniden genişletildiği, 7 ilde operasyon yapıldığı ve 13 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldığı kamuoyuna resmi kaynaklarca duyurulmuştur. Gözaltına alınanlar arasında Mustafa Türkay Sonel, Zeinal Abakarov ve bazı polislerle kamu görevlileri de bulunmaktadır. Son gelişmelerle birlikte, Zeinal Abakarov, Engin Yücer, Cemile Yücer, dönemin koruma polisi Şükrü Eroğlu, SIM kart verilerini sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok ve başka bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararları verilmiş; Mustafa Türkay Sonel de 18 Nisan 2026 tarihinde "kasten öldürme" suçundan tutuklanmıştır. Böylece soruşturmada tutuklu sayısı 10'a yükselmiş, Munzur Üniversitesi'nin güvenlik kameralarından sorumlu iki görevli ile Uğurcan A. hakkında ise adli kontrol uygulanmıştır. Eski vali Tuncay Sonel'in açığa alınarak gözaltına alınmış olması da kamu görevlileri bakımından soruşturmanın ulaştığı yeni aşamayı göstermektedir. Altı yıl boyunca sonuç alınamayan bir dosyada, son günlerde bu kadar çok işlemin bir arada yapılması, yıllar boyunca neden aynı irade ve kapsamın gösterilmediği sorusunu da zorunlu olarak gündeme getirmektedir.

Netice itibariyle olayın tüm hatlarıyla aydınlatılması için kamu görevlileri, dijital materyaller, delil gizleme ve soruşturmanın ilk aşamasındaki savcılık pratiği üzerinde durulması gerektiği açıktır. Gülistan Doku dosyası bu nedenle artık yalnızca bir kişinin kaybolmasıyla sınırlı değerlendirilemez. Bu dosya, kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve kayıp kadın vakalarında devletin koruma yükümlülüğünün, etkili soruşturma ödevinin ve kamu görevlilerinin tarafsızlığı ile hukuka bağlılığının sınandığı simgesel bir dosya haline gelmiştir. Delillerin korunmaması, olayın baştan dar bir senaryoya sıkıştırılması, ailelerin yıllarca yalnız bırakılması, faillerin ya da ihmali bulunanların gölgede kalması ve kamuoyu baskısı olmadan dosyaların ilerlememesi, ne yazık ki bu ülkenin artık tanıdığı bir örüntüdür.

Bu bağlamda Gülistan Doku dosyası, Rabia Naz Vatan ve kamuoyunda infial yaratmış başka şüpheli kadın ölümü ve kayıp kadın dosyalarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Kamuoyuna malolmuş diğer dosyalarda delillerin nasıl toplandığı, hangi ihtimallerin daha en başta dışlandığı, hangi kamu görevlilerinin sorgulanabildiği ya da sorgulanamadığı, hangi ailelerin yalnız bırakıldığı ve hangi ilişkilerin soruşturmayı gölgelediği meselesidir. Gülistan Doku dosyasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, yalnızca bu dosyanın aydınlatılması anlamına gelmeyecek; benzer şekilde karanlıkta bırakılmış birçok dosyada da cezasızlık zincirinin kırılması bakımından emsal oluşturacaktır.

Kadın cinayetleri politiktir. Çünkü bu dosyalarda hakikatin ortaya çıkarılıp çıkarılmaması, delillerin korunup korunmaması, faillerin ve ihmali bulunanların görünür kılınıp kılınmaması, doğrudan doğruya kamusal irade, kurumsal yaklaşım ve siyasal sorumlulukla ilgilidir. Kadınların yaşam hakkını koruyamayan, koruyamadığı durumda ise hakikati zamanında ve eksiksiz ortaya çıkaramayan bir düzen, yalnızca adaleti geciktirmemekte; aynı zamanda yeni suçların, yeni örtbas girişimlerinin ve yeni cezasızlık örneklerinin de önünü açmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulacak bir araştırma komisyonu; Gülistan Dokü'nun kaybolduğu günden bugüne kadar yürütülen tüm adli ve idari süreçleri, baraj hattına yönlendirilen soruşturma stratejisini, kamera kayıtları ve MOBESE görüntülerini, HTS ve diğer haberleşme verilerini, dijital materyaller üzerindeki müdahale iddialarını, SIM kart kullanımı iddialarını, delil toplama ve muhafaza süreçlerini, Gülistan Doku'nun son görüştüğü kişilerle ilgili işlemlerin neden zamanında ve etkili yürütülmediğini, Mustafa Türkay Sonel, Zeinal Abakarov, Umut Altaş ve dosyada adı geçen diğer kişiler bakımından yürütülen soruşturma işlemlerini, Engin Yücer, Cemile Yücer, Uğurcan Açıkgöz ve kamu görevlileri ile güvenlik personeline uzanan şüpheleri, valilik, emniyet, savcılık ve diğer kamu makamlarının süreç içerisindeki rolünü, aile ve yakınlarının itirazlarını ve bütün bunların kadınlara yönelik şiddet ile şüpheli kadın ölümleri bakımından doğurduğu yapısal sonuçları bütüncül biçimde inceleyebilecektir.

Özetle; Gülistan Doku olayında cevapsız hiçbir soru kalmamalıdır. Gülistan Doku'nun kaybolmadan önce kimlerle görüştüğü, neden "korkuyorum sadece" dediği, neden soruşturmanın yıllarca intihar ihtimaline sıkıştırıldığı, neden baraj hattında sonuçsuz aramalarla zaman kaybedildiği, neden dijital ve fiziki delillerin yeterince korunmadığı, neden bazı tanık beyanlarının ve bazı kamu görevlilerinin ancak yıllar sonra dosyanın merkezine girebildiği, neden aile ve kamuoyu yıllarca başka ihtimallerden uzak tutulduğu ve neden bugün hala üst düzey kamu görevlilerinin sorumluluğu tartışılıyorsa, bu soruların tamamı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılmalıdır.

Yukarıda değinilen nedenler ve yer verilen tüm olgular çerçevesinde, kadın cinayetlerinin, şüpheli kadın ölümlerinin, kayıp kadın dosyalarının ve kadına yönelik şiddetin giderek ağırlaştığı ülkemizde, Gülistan Doku olayındaki tüm detayların eksiksiz biçimde incelenerek maddi gerçeğin, delil karartma ve örtbas iddialarının, kamu görevlilerinin olası eylem ve ihmallerinin ve tüm sorumluların adil biçimde ortaya çıkarılması amacıyla işbu önergemiz vasıtasıyla Meclis Araştırması açılması zarureti hasıl olmuştur.

Metin TBMM’deki PDF’ten otomatik okundu. Yanlış okunan bir yer görürseniz bildirin. Hata bildir

ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

28 İMZA
CHP 24TİP 2EMEP 2

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.

AYNI KONUDA

Aynı konuda verilen diğer önergeler

TBMM, aynı konudaki araştırma önergelerini birleştirerek görüşebilir; tek bir araştırma komisyonu kurulabilir.