Bir altın işletmesinin çeşitli projelerine ilişkin
ÖNERGENİN YOLCULUĞU
- TBMM'ye verildi
- 15. gün
- Bakanlığa iletildi
- Bakanlık cevapladı
Verilişten cevaba 84 gün, bakanlığa iletilmesinden cevaba 57 gün. Tarihler TBMM kaydından ve cevap yazısından.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Aşağıdaki sorularımın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan BAYRAKTAR tarafından Anayasanın 98. İçtüzüğün 96 ve 99. maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim. , Çiçek OTLU İstanbul Milletvekili
13 Şubat 2024 tarihinde İliç'te meydana gelen yığın liçin kayması sonrası 9 işçinin hayatını kaybetmesiyle altın madenlerinin yıkımları bir kere daha Türkiye gündemine gelmiştir. Her ne kadar sebep oldukları çevresel, sosyal ve ekonomik zararlar hükümet tarafından çok iyi bilinse de son yıllarda sayıları hızla artan altın madeni projeleri ÇED süreçlerinden hızla onay almakta ve bunların neden olacakları kümülatif yıkımlara dahi bakılmadan en kısa sürede işletmeye geçirilmeleri için destek verilmektedir. İncelediğimiz Koza Altın İşletmelerinin ÇED süreçleri bunu açıkça göstermektedir. Altın madenlerinin yıkımlarına ana hatlarıyla göz atarsak;
Ucuz emek gücü ve düşük maliyetli yığın liç prosesi ile yüksek kazançlar elde eden şirketler, geride rehabilite edilmesi olanaksız cehennem çukurları ve toksik atık tepeleriyle distopik bir coğrafya bırakırlar.
Gerekçenin tamamını göster (17 paragraf daha)Gerekçeyi kısalt
Altın madeni işletmelerinin bir kere devreye girdikten sonra kazançlarını yükseltmek için kapasite artırımlarıyla proje sahasını genişlettikleri gözlenmektedir. Üstelik kazılan toprağın 9099,9*undan fazlası atık olarak ayrılır. Yani muazzam bir düzeyde doğa katliamı söz konusudur.
Altın aramak için yapılan sondajlarda çok sayıda ağaç kesilerek ormanlar parçalanır, ekosistem zayıflatılır.
Altın madenlerinde atık su havuzlarının çökmesi ender rastlanan bir durum değildir. Bir kaza, yıkıcı etkileri geniş bir coğrafyayı yüzlerce yıl etkileyecek ekokırım demektir. En son İliç'ye yığın liçin çökmesi sonucu Fırat nehrine siyanürlü. kimyasalların karışmasıyla uluslararası sınırları aşan etkileriyle sebep olunan ekokırım bunun bir örneğidir.
" o Açık ocakaltın madenlerinde yığın liçten buharlaşarak havaya karışan hidrojen siyanür ve kazılan topraktan etrafa yayılan tozlar akciğer kanseri, silikozis ve solunum yolu hastalıklarına yol açar. Maden işçilerinde ve civarda yaşayan halkta erken ölüm oranları çok yüksektir.
Altın madenleri her sene milyonlarca ton siyanür ve ağır metal kapsayan tehlikeli atik üretirler. Bu atıkların maden kapatıldıktan sonra binlerce yıl takibi gerekir: zehirli kimyasalların toprağa ve suya karışmalarını tam olarak engellemek olanaksızdır.
Altın madenciliği yeraltı ve yerüstü su varlıklarını kirletir. Yığın liç işlemi milyonlarca ton su tüketerek su fakiri Türkiye'de kuraklığı artırmaktadır.
Acele kamulaştırmayla verilen madencilik ruhsatları, maden işletme sahası içinde kalan köyleri yok etmektedir. Geçimlik koşullarını, yaşam alanlarını kaybeden köylüler göçe ve proleterleşmeye zorlanır.
Bölgede yaşayan halkın onayı alınmadan açılan altın madenleri açıkça insan hakları ihlalidir.
Altın madenlerinde çalışan işçiler, yığın liçteki siyanür, havadaki hidrojenle temas ederek hidrojen siyanür gazı oluşturur. Bunu soluyan işçiler, civarda yaşayan halk ve diğer canlı türleri ciddi sağlık sorunlarına maruz kalırlar ve erken ölüme mahkum edilirler.
Altın madeni işletmesinin yerleştiği bölgelerde geçimlik ekonomisi yok edilen, yaşam alanlarına acele kamulaştırmayla el konulan, tarım alanları, meraları zehirlenen köyler birer birer haritadan silinerek, buralara özgü yaşam bilgisi de yok edilir.
Altın madenciliğinde ülkenin yeraltı varlıkları paraya çevrilerek kazançlara sermaye tarafından el konulmakta, tüm ekolojik-sosyal yıkımların bedeli ise topluma ödetilmektedir. Kirletilen havanın, suyun, toprağın, yok edilen doğal varlıkların bedelini sadece burada yaşayan insanlar ödemektedir.
"Kamu yararı", "sürdürülebilir kalkınma", "ekonomik büyüme?, "çevreyle uyumlu madencilik?" söylemleri ile altın madenciliğinin desteklenmesi gerçekleri yansıtmamaktadır. Şirketlere sağlanan indirimler, muafiyetler sonrası altın madenlerinde devletin eline geçen oran "01 'lere kadar düşmektedir.
Altın madenciliğinin yarattığı istihdam oldukça düşük kalmakta, maden faaliyeti sona erince sektör çalışanları işsiz kaldıkları için istihdâm kısa süreli olmaktadır. Bunun
: örneği yine faaliyetine mahkeme tarafından son verilen İliç'teki maden işletmesinde binin üzerinde işçinin işten çıkarılmasıyla yaşandı. Altın madenciliği, sadece yerin altından hammadde çıkarılmasına yönelik olduğu için diğer sektörlerde de bir istihdam oluşturmamaktadır.
Yukarıda sıralanan zararlarıyla altın madenciliğinin yıkımları açıkça bilindiğine göre kamu yararı ve anayasadan gelen toplumun sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı dikkate alınarak tüm alın madeni işletmelerinin kapatılması, altın aramaların, altın madeni projelerinin iptal edilmesi gerekmektedir. Buna karşılık, halen kayyım yetkileriyle TMSF tarafından yönetilmekte olan ve bunca yıldır yönetim kurulu komitesi oluşturulmamış bulunan Koza Altın İşletmelerinin 01.01.2020 tarihinden bugüne kadar ÇED süreci devam eden 54 adet altın madeni projesi bulunmaktadır.
Bu bağlamda;
I-Koza Altın İşletmelerinin altın madeni projelerinin AKP hükümeti tarafından büyük bir gayretle desteklenmesinin gerekçesi nedir?
SORULAR
Koza Altın'ın henüz ÇED süreci başlamayan Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nden (MAPEG) aldığı altın madeni ihale alanlarının bilgisini kamuoyu ile paylaşacak mısınız?
Koza Altın'ın henüz ÇED süreci başlamayan arama(sondaj) alanlarının bilgisini kamuoyu ile paylaşacak mısınız?
Koza Altın İşletmelerinin 05.08.2024 tarihinde Balıkesir-Burhaniye Avunduk köyünde ÇED süreci başlayan altın madeni projesinin Proje Tanıtım Dosyasında yer altı madenciliği yapılacağı belirtilmiş ve cevherin tenörü 1.75 gr./ton olarak öngörülmüştür. Bir altın madeni işletmesinin bu kadar düşük bir cevher tenörü ile altın madenciliği yapmasının maliyetlerin karşılanması yönüyle inandırıcı olmadığı iddiasına ilişkin açıklamanız var mıdır?
Koza Altın İşletmeleri 2023 yılı faaliyet raporunda enflasyon düzeltme sonrasında 2022 yılı için 3.304 milyon TL net dönem zararı açıklamıştır. Koza Altın İşletmeleri, 2024 yılı ilk çeyreğini de 182,8 milyon TL net zararla kapatmıştır. Halen 5 adet altın madeni işletmesi bulunan ve her türlü devlet desteğini alan Koza Altın İşletmeleri neden bazı dönemlerde zarar açıklamaktadır? Bedeli halka ödetilen bunca ekolojik ve sosyal yıkıma ilaveten devlet neden zarara uğratılmaktadır?
19 Ağustos 2024 tarihinde 8857 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile içinde Koza Altın İşletmelerinin de bulunduğu İpek grubu şirketlerinin hazineye ait hisselerinin tamamı Türkiye Varlık Fonuna aktarılmıştır. Koza Altın'ın Sayıştay tarafından denetlenmeyen Varlık Fonuna aktarılmasının gerekçesi nedir? Dönemsel olarak zarar açıklayan bir şirketin Varlık Fonunda yer almasından kimler nasıl bir fayda sağlayacaktır?
Bakanlığın cevabı
Taranmış belgeden okundu · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Alparslan Bayraktar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ·
Maden sahalarında arama ve işletme ruhsat süreçlerinden sonra ruhsat sahipleri tarafından madencilik faaliyetlerine başlanabilmesi için "işletme izni" alınması gerekmekte olup, mevcut sahaların çok küçük bir alanına tekabül eden ve fiili olarak madencilik faaliyetinin yürütüldüğü alanı ifade eden işletme izinli alanlarda faaliyete başlanabilmesi için izin alanına yönelik olarak 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7'nci maddesinde belirtilen; mülkiyet izninin (orman/mera/tapulu arazi vb.), ÇED Belgesi'nin, İş Yeri Açma ve Çalışma Ruhsatı'nın ve ilgili Bakanlık/Kurumlardan alınması zorunlu olan diğer tüm izinlerin (Sit, Milli Parklar, Turizm Bölgeleri Alanları ve Merkezleri ile Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve duyarlı bölgeler için vb.) tamamlanması gerekmektedir.
Yapılacak olan madencilik faaliyetinin çevreye olan etkilerinin yerel halkla beraber ilgili kurumlarca etraflıca değerlendirildiği söz konusu izin süreçlerini tamamlayamayan hiçbir ocağın açılmasına ise Bakanlığımızca müsaade edilmemekte olup, bu bağlamda tek başına arama ve/veya işletme ruhsatına sahip olunması fiili olarak madencilik faaliyetlerinin başlatılabilmesi için yeterli olmamaktadır.
Madencilik faaliyetlerine başlanabilmesi için gerekli olan izinler de dahil olmak üzere maden ruhsatları ile ilgili tüm iş ve işlemler ise 3213 sayılı Maden Kanunu ve Maden Yönetmeliğinde yer alan hükümler çerçevesinde yürütülmektedir. Bu çerçevede herhangi bir şahıs veya şirkete özel bir uygulama yapılması söz konusu değildir.
Bununla birlikte siyanür; sadece altının cevher olarak üretimin yapıldığı tesis sürecinde kullanılan bir madde olup, altın dahil hiçbir madenin aranması aşamasında siyanür kullanımı söz konusu değildir. Siyanürün kullanım kıstasları ise 2872 Sayılı Çevre Kanunu kapsamında Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirlenmektedir.
Maden sahaları 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamında madencilik faaliyetleri bakımından Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından, 2872 Sayılı Çevre Kanunu kapsamında çevresel etkiler bakımından Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında iş sağlığı ve güvenliği bakımından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından periyodik olarak denetlenmekte olup, yapılan bu denetimlerde mevzuata uygun çalışılmadığının tespiti halinde MAPEG tarafından çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen madencilik faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulmaktadır.
Maden sahalarının tenör değeri bağlamında işletilmesinin ekonomik olup olmamasıyla ilgili olarak; her maden sahasının nitelik olarak farklılığı (sahaların kendine özgü farklı cevher yapısı, rezerv miktarı, başka cevherler de barındırma durumu, çevresel faktörleri ve altyapı durumu gibi) sebebiyle sadece tenör bilgisi üzerinden ekonomik olup olmadığının belirlenmesi mümkün olmamaktadır.
Maden Yönetmeliği'nin "Sicilin incelenmesi" başlıklı 97'nci maddesinde "... İlgisini inanılır kılan herkes, sicil kayıtlarının maden sicil memurlarından biri huzurunda gösterilmesini isteyebilir" şeklinde düzenleme yer almakta olup, bu çerçevede işletmelerin isimleri ve ruhsat bilgileri doğrudan açık bilgi şeklinde paylaşılamamaktadır. Nitekim aynı konuya ilişkin daha önce Bakanlığımız aleyhine açılan dava üzerine Ankara 16. İdare Mahkemesi tarafından verilen E:2016/2684, K:2018/177 sayılı kararda özetle; "...4982 sayılı Kanunun 23'üncü maddesiyle ve Yönetmeliğin 34'üncü maddesiyle "ticari sır" kapsamındaki bilgi ve belgeye erişimi kısıtlayan kuralın, bir ticari işletme veya şirketin Jaaliyet alanı ile ilgili yalnızca belirli sayıdaki mensupları ve diğer görevlileri tarafından bilinen, elde edilebilen, özellikle rakipleri tarafından öğrenilmesi halinde zarar görme ihtimali bulunan ve üçüncü kişilere ve kamuya açıklanmaması gereken, işletme ve şirketin ekonomik hayattaki başarı ve verimliliği için büyük önemi bulunan; iç kuruluş yapısı ve organizasyonu, mali, iktisadi, kredi ve nakit durumu, araştırma ve geliştirme çalışmaları, faaliyet stratejisi, hammadde kaynakları, imalatının teknik özellikleri, fiyatlandırma politikaları, pazarlama taktikleri ve masrafları, pazar payları, toptancı ve perakendeci müşteri potansiyeli ve ağları, izne tâbi veya tâbi olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin veya bu gibi bilgi ve belgeler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
YAZILI SORU ÖNERGESİNE İLİŞKİN CEVAPLAR : 282 ! 7/16298
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile ticari sır kavramının birlikte değerlendirilmesinden; şirketlerin pazar payları, müşteri potansiyeli ve ağlarına, izne tâbi veya tâbi olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin bilgilerin ticari sır kapsamında kaldığı, ticari sır olarak nitelendirilebilecek belgelerin ise 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında değerlendirilmeyeceği açıktır." denilmek suretiyle şirket isimlerinin ve ruhsat bilgilerinin ticari sır kapsamında olduğu ve kamuya açıklanmaması gerektiği ifade edilmiş olup, açılan bu davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar üzerine yapılan istinaf başvurusu da Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin E.2018/836, K.2018/1092 sayılı kararıyla reddedilerek karar kesinleşmiştir.
Önergede yer alan ve diğer bakanlıkların görev alanına giren hususlara ilişkin bilgilerin ilgili kurum/kuruluşlardan alınmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.
Alparşfân BAYRAKTARBakan