İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

YAZILI SORU ÖNERGESİ · 7/32138 GEÇ CEVAPLANDI · 147 GÜN

Orman yangınları ile mücadeleye ilişkin

ÖNERGENİN YOLCULUĞU

  1. TBMM'ye verildi
  2. 15. gün
  3. Bakanlık cevapladı

Verilişten cevaba 147 gün. Tarihler TBMM kaydından.

Önerge metni

PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)

Aşağıdaki sorularımın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından Anayasanın 98 ve İç Tüzüğün 96. ve 99. Maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Öznur Bartin

2025 yılı bahar ve yaz aylarında ülke genelinde yaşanan orman yangınları, yalnızca doğal bir afet değil; aynı zamanda insan kaynaklı, yapısal ve politik bir ekolojik kriz olarak karşımızda durmaktadır. 1 Mayıs—28 Temmuz 2025 tarihleri arasında, ülkenin farklı coğrafi bölgelerinde—İzmir'den Hakkâri'ye, Muğla'dan Diyarbakır'a, Antalya'dan, Şırnak ve

Gerekçenin tamamını göster (21 paragraf daha)Gerekçeyi kısalt

Tunceli'ye kadar—çok sayıda büyük çaplı orman yangını meydana gelmiş; bu yangınlar | doğayı, canlı yaşamını, haklarımızı ve ülkemizin ekolojik bütünlüğünü ciddi biçimde tehdit etmiştir.

Bu süreçte ülke genelinde 47 ilde yangın bildirilmiştir. Söz konusu yangınlar özellikle İzmir'in Aliağa, Foça ve Torbalı ilçelerinde, Bursa'nın Osmangazi ilçesinde, Aydın'ın Çine ilçesinde, Antalya'nın Manavgat ve Kumluca bölgelerinde, ayrıca Karabük, Tunceli, Diyarbakır ve Şımak'ta yoğunluk kazanmıştır. 24-26 Haziran 2025 tarihleri arasında yalnızca üç gün içerisinde 8 büyük orman yangını meydana gelmiştir.

Bu yangınlar sonucunda resmi kayıtlara göre 14 yurttaş yaşamını yitirmiş, 96 kişi yaralanmış, 50.000'i aşkın yurttaş yerleşim alanlarından tahliye edilmek zorunda kalmıştır. Yangınların meydana geldiği bölgelerde tarım arazileri, zeytinlikler, seralar ve kırsal haneler zarar görmüş, halkın geçim kaynakları doğrudan etkilenmiştir.

2025 yılının ilk yaz aylarında çıkan yangınlar sonucunda toplamda 80.000 hektardan fazla ormanlık alan tahrip olmuştur. Bu alan, yaklaşık 110 bin futbol sahasına eşdeğerdir. Yangınlar, yalnızca ağaç örtüsünü değil; o ormanlarda yaşam süren kuşlar, sürüngenler, memeliler, böcekler, arılar ve diğer sayısız canlı türünü de yok etmiştir.

Resmi açıklamalara göre en az 84 çiftlik hayvanı (40 koyun, 37 küçükbaş, 7 büyükbaş) yangınlar nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Sayıları tespit edilemeyen çok sayıda yaban hayvanı da zarar görmüş veya ölmüştür. Ekologlara göre, yangınlar sonucunda yok olan bu ekosistemlerin yeniden dengelenmesi onlarca yılı bulabilecek bir süreçtir. Özellikle arı popülasyonunun azalması, tarımsal üretimde polinasyon (tozlaşma) mekanizmasını tehdit etmektedir.

Orman Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumların verilerine göre, ülkemizde meydana gelen yangınların 090'1 insan kaynaklıdır. Bunların bir kısmı dikkatsizlik sonucu meydana gelirken; önemli bir bölümü sabotaj, tarla açma, madencilik hazırlığı ve enerji projeleri ile doğrudan ilişkili olabilmektedir. 2025 yaz yangınlarının da çoğunlukla yerleşim alanlarına yakın bölgelerde ve enerji/maden faaliyetlerinin yoğunlaştığı noktalarda meydana gelmiş olması, bu olasılığı güçlendirmektedir.

Temmuz 2025'te yürürlüğe giren yeni Maden Yasası ile birlikte, zeytinlik ve orman alanlarının madencilik projelerine açılmasının önü yasal olarak açılmıştır. 2024 yılında 23.053 hektar ormanlık alan ormancılık dışı kullanıma tahsis edilmiş, bu alanların 1.427?'si madencilik ruhsatı ile ilişkilendirilmiştir. Bu uygulamalar, ormanların anayasal güvence altında olduğu gerçeğiyle çelişmekte; kamu yararı kavramı, çevre tahribatını meşrulaştırmak amacıyla yeniden tanımlanmaktadır. Zeytin üreticileri ve köylülerin yoğun tepkisine rağmen yapılan bu düzenlemeler, ekosistemlerin parçalanmasına ve yangın risklerinin artmasına neden olmaktadır.

2025 yılında yürürlüğe giren İklim Kanunu'nun, iklim krizine karşı etkili bir mücadele zemini yaratması beklenirken; uygulamada bu hedeflerden uzak bir seyir izlenmiştir. Kanunun merkezi, piyasa odaklı ve yeşil sermayeyi önceleyen yapısı, doğa koruma ve önleyici planlama mekanizmalarını ikincil düzeye itmiştir. Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından yalnızca yedi ay içinde, önceki yıllara oranla çok daha fazla sayıda ve genişlikte orman yangını yaşanmıştır. Bu durum, İklim Kanunu'nun iklim adaletine dayalı bir perspektiften değil; sermaye dostu projeleri kolaylaştırıcı yönde kullanıldığını göstermektedir.

AKP iktidarı öncesinde (2002 yılı) Türkiye'nin hava müdahale kapasitesi 73 ton seviyesindeydi. 2025 yılı itibarıyla, hükümet verilerine göre 27 yangın söndürme uçağı, 105 | helikopter, 6.000 kara aracı ve 25.000 personel görevlendirilmiştir. Buna karşın, gece görüşlü | hava araçları hâlen envantere dahil edilmemiştir. Bu eksiklik, gün batımından sonra başlayan | yangınların sabaha kadar kontrol altına alınamamasına yol açmakta ve müdahale kapasitesini ciddi şekilde sınırlandırmaktadır.

Ayrıca, 14 insansız hava aracı (İHA) ile yangın takibi yapılmasına rağmen, bu teknolojik üstünlük yeterli koordinasyon ve planlama eksikliği nedeniyle yangınların önlenmesinde ve büyümeden kontrol altına alınmasında etkin kullanılamamaktadır. Gözlemlenen gecikmeler, birçok yangının kısa sürede büyüyerek ormanları, yerleşim alanlarını ve insan hayatını tehdit etmesine neden olmuştur.

Orman Genel Müdürlüğü'nün bütçesi yıllar içinde görece azalmıştır. Örneğin 2019 yılında özel bütçeli kurumlar içerisindeki payı 904,48 iken, 2024 yılında bu oran "42,55 seviyesine gerilemiştir. Buna karşın, 2025 yılı ilk yarısında Diyanet İşleri Başkanlığı'na tahsis edilen bütçe yaklaşık 130 milyar TL olurken, Orman Genel Müdürlüğü'ne ayrılan bütçe yalnızca 45 milyar TL'de kalmıştır. Bu durum, devletin kurumsal önceliklerinin, doğayı ve yaşamı değil; ideolojik ve bürokratik alanları öncelediğini göstermektedir.

Yangınlara ilişkin pek çok ihalenin yeterince şeffaf yapılmadığı, yerel yönetimlerin ve meslek odalarının bu süreçlere dahil edilmediği de kamuoyuna yansımıştır. Merkeziyetçi yönetim anlayışı, yangınlara hızlı müdahale edilmesini engellemiş; yerel dayanışma ve planlama mekanizmalarının dışlanması sahada ciddi koordinasyon sorunları yaratmıştır.

Yangınlardan doğrudan etkilenen bölgelerde yaşayan yurttaşlar yerlerinden edilmiş, tarım ve hayvancılık temel geçim kaynaklarını kaybetmiştir. Yangın sonrası oluşan barınma, gıda ve | içme suyu krizleri, halk sağlığını tehdit etmektedir. Özellikle kadınlar, bu krizlerde hem | ekonomik hem de bakım yükü açısından en fazla etkilenen kesim olmuştur.

Ayrıca yangınlardan sonra ortaya çıkan göç dalgaları, kırsal bölgelerde sosyal dokuyu da sarsmış; bazı köyler tamamen boşalmış, çocukların eğitim hakkı sekteye uğramıştır. Bu tablo, yalnızca çevresel bir kriz değil; aynı zamanda toplumsal adalet ve insan hakları meselesi olarak ele alınmalıdır.

2025 yılı yaz yangınları, iklim krizi, çevre politikaları, yasa değişiklikleri ve kurumsal ihmalin bir bileşkesidir. Demokratik, ekolojik ve toplumsal haklar merkezli bir perspektifle, aşağıdaki taleplerin karşılanması aciliyet taşımaktadır: e" Zeytinlikler, ormanlık alanlar ve tarım arazilerinin madencilik ve enerji projelerine açılmasına olanak tanıyan tüm yasal düzenlemeler derhal iptal edilmelidir.

" Yanan alanların imara açılması kesin biçimde yasaklanmalı; buralarda yalnızca bilimsel, katılımcı ve kamusal denetimle yürütülen ekolojik restorasyon çalışmaları yapılmalıdır.

" Gece görüşlü hava araçları ve erken müdahale teknolojileri ivedilikle envantere alınmalı, yangın filoları güçlendirilmelidir.

" o Orman Genel Müdürlüğü'nün bütçesi ve personel sayısı artırılmalı, yerel yönetimlerle iş birliği içinde yangınlara karşı toplumsal seferberlik modeli geliştirilmelidir.

" Yangın yönetimi merkeziyetçi yapıdan çıkarılarak, halkın, ekoloji örgütlerinin, meslek odalarının ve kadın örgütlerinin katılımıyla planlanmalıdır.

Bu minvalde, ilgili Bakanlıkları yangınların yol açtığı ekolojik yıkımın tüm boyutlarını kapsamlı ve titiz bir şekilde araştırmaya; sorumluların net bir şekilde tespit edilmesine, benzer felaketlerin önlenmesine yönelik etkili ve uygulanabilir politikaların geliştirilmesine; ayrıca kamu kaynaklarının doğa ve yaşam lehine yeniden yapılandırılmasına yönelik derhal somut adımlar atmaya davet ediyoruz.

Bu bağlamda; 31 1 3

SORULAR

  1. 2025 yılında yürürlüğe giren İklim Kanunu'nun, orman yangınlarını önlemeye ve iklim krizine karşı dirençli bir doğa politikası oluşturmaya yönelik mevcut katkısı nedir? Bu kapsamda 2025 yılı içinde uygulamaya konan önleyici planlar, bütçe artışları, mevzuat değişiklikleri ve uygulama sonuçlarına ilişkin istatistiki veriler paylaşılabilir mi?

  2. Kanunun piyasa merkezli ve merkeziyetçi yapısının, yangın yönetimi, orman koruma ve doğa temelli adaptasyon politikaları üzerindeki etkilerine dair | Bakanlığınızca yapılmış herhangi bir etki analizi, performans raporu veya saha | araştırması var mıdır? Varsa bu raporların içeriği kamuoyu ile neden | paylaşılmamaktadır?

  3. 2025 yılı itibarıyla yanan orman alanlarının imar ve özel projelere açılmasına yönelik alınan kararlar nelerdir? Bu alanlarda verilen imar izinlerinin, madencilik veya enerji yatırımı ruhsatlarının il, ilçe ve hektar bazında dökümü nedir? | 4. Yanan alanların ekolojik restorasyonu amacıyla yapılan çalışmaların bilimsel niteliği, kamu denetimine açıklığı ve katılımcılığı hangi mekanizmalarla sağlanmaktadır? 2020-2025 yılları arasında yanan alanlarda yürütülen ağaçlandırma, toprak iyileştirme, su tutma ve biyoçeşitliliği geri kazandırma projelerine ayrılan kaynak tutarı nedir? Bu projelerde bağımsız çevre bilimcileri ve ekoloji örgütlerinin rolü ne olmuştur?

  4. Türkiye genelinde özellikle orman sınırına yakın yerleşim alanlarındaki plansız yapılaşma ve orman içi-kıyısı yerleşimlerin yangın riski üzerindeki etkilerine ilişkin Bakanlığınızın 2018-2025 yılları arasında yaptığı risk analizleri nelerdir? Bu bağlamda kaç yerleşim alanı riskli bölge ilan edilmiş, hangilerinde yapılaşmaya kısıtlama getirilmiştir?

  5. Bakanlığınızın, Tarım ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile birlikte yangınların önlenmesi, müdahale kapasitesinin artırılması ve doğa temelli iklim politikalarının oluşturulması noktasında hangi düzeyde kurumsal iş birliği yürütülmektedir? Bu iş birliklerine ilişkin yıllık toplantı sayısı, alınan kararlar ve uygulama sonuçları kamuoyuna açık mıdır?

Bakanlığın cevabı

Taranmış belgeden okundu · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)

Murat Kurum, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ·

Milletvekillerimiz tarafından şahsıma yöneltilen ve ilişik listede; TBMM Esas numaraları ve konuları belirtilen yazılı soru önergeleri incelenmiş olup, söz konusu önergelerde yer alan hususlara ilişkin cevaplarımız ekte sunulmuştur.

Bilgilerinizi ve gereğini arz ederim.

Bakan -Dosya (1 Takım)

Mustafa Kemal Mahallesi Eskişehir Devlet Yolu (Dumlupınar Bulvarı) 9. km. No: 278 Çankaya / Ankara İrtibat: Yurdagül GÜNEŞ Tel: 410 14 46

72129 Ge 11 SAYIN ÖZNUR BARTİN"İN TBMM 7/32138 ESAS SAYILI

, YAZILI SORU ÖNERGESİNE İLİŞKİN SORULAR VE CEVAPLARI

SORULAR

2025 yılı bahar ve yaz aylarında ülke genelinde yaşanan orman yangınları, yalnızca doğal bir afet değil; aynı zamanda insan kaynaklı, yapısal ve politik bir ekolojik kriz olarak karşımızda durmaktadır. I Mayıs-28 Temmuz 2025 tarihleri arasında, ülkenin farklı coğrafi bölgelerinde İzmir'den Hakkâri'ye, Muğla'dan Diyarbakır'a, Antalya'dan, Şımak ve Tunceli?ye kadar çok sayıda büyük çaplı orman yangını meydana gelmiş; bu yangınlar doğayı, canlı yaşamını, haklarımızı ve ülkemizin ekolojik bütünlüğünü ciddi biçimde tehdit etmiştir.

Bu süreçte ülke genelinde 47 ilde yangın bildirilmiştir. Söz konusu yangınlar özellikle İzmir'in Aliağa, Foça ve Torbalı ilçelerinde, Bursa'nın Osmangazi ilçesinde, Aydın'ın Çine ilçesinde, Antalya'nın Manavgat ve Kumluca bölgelerinde, ayrıca Karabük, Tunceli, Diyarbakır ve Şımak'ta yoğunluk kazanmıştır. 24-26 Haziran 2025 tarihleri arasında yalnızca üç gün içerisinde 8 büyük orman yangını meydana gelmiştir.

Bu yangınlar sonucunda resmi kayıtlara göre 14 yurttaş yaşamını yitirmiş, 96 kişi yaralanmış, 50.000'i aşkın yurttaş yerleşim alanlarından tahliye edilmek zorunda kalmıştır. Yangınların meydana geldiği bölgelerde tarım arazileri, zeytinlikler, seralar ve kırsal haneler zarar görmüş, halkın geçim kaynakları doğrudan etkilenmiştir.

2025 yılının ilk yaz aylarında çıkan yangınlar sonucunda toplamda 80.000 hektardan fazla ormanlık alan tahrip olmuştur. Bu alan, yaklaşık 110 bin futbol sahasına eşdeğerdir. Yangınlar, yalnızca ağaç örtüsünü değil; o ormanlarda yaşam süren kuşlar, sürüngenler, memeliler, böcekler, arılar ve diğer sayısız canlı türünü de yok etmiştir.

Resmi açıklamalara göre en az $4 çiftlik hayvanı (40 koyun, 37 küçükbaş, 7 büyükbaş) yangınlar nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Sayıları tespit edilemeyen çok sayıda yaban hayvan da zarar görmüş veya ölmüştür. Ekologlara göre, yangınlar sonucunda yok olan bu ekosistemlerin yeniden dengelenmesi onlarca yılı bulabilecek bir süreçtir. Özellikle arı popülasyonunun azalması, tarımsal üretimde polinasyon (tozlaşma) mekanizmasını tehdit etmektedir.

Orman Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumların verilerine göre, ülkemizde meydana gelen yangınların *090'1 insan kaynaklıdır. Bunların bir kısmı dikkatsizlik sonucu meydana gelirken; önemli bir bölümü sabotaj, tarla açma, madencilik hazırlığı ve enerji projeleri ile doğrudan ilişkili olabilmektedir. 2025 yaz yangınlarının da çoğunlukla yerleşim alanlarına yakın bölgelerde ve enerji/maden faaliyetlerinin yoğunlaştığı noktalarda meydana gelmiş olması, bu olasılığı güçlendirmektedir.

Temmuz 2025'te yürürlüğe giren yeni Maden Yasası ile birlikte, zeytinlik ve orman alanlarının madencilik projelerine açılmasının önü yasal olarak açılmıştır. 2024 yılında 23.053 hektar ormanlık alan ormancılık dışı kullanıma tahsis edilmiş, bu alanların 1.427'si madencilik ruhsatı ile ilişkilendirilmiştir. Bu uygulamalar, ormanların anayasal güvence altında olduğu gerçeğiyle çelişmekte; kamu yararı kavramı, çevre tahribatını meşrulaştırmak amacıyla yeniden tanımlanmaktadır. Zeytin üreticileri ve köylülerin yoğun tepkisine rağmen yapılan bu düzenlemeler, ekosistemlerin parçalanmasına ve yangın risklerinin artmasına neden olmaktadır.

2025 yılında yürürlüğe giren İklim Kanunu'nun, iklim krizine karşı etkili bir mücadele zemini yaratması beklenirken; uygulamada bu hedeflerden uzak bir seyir izlenmiştir. Kanunun merkezi, piyasa odaklı ve yeşil sermayeyi önceleyen yapısı, doğa koruma ve önleyici planlama mekanizmalarını ikincil düzeye itmiştir. Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından yalnızca yedi ay içinde, önceki yıllara oranla çok daha fazla sayıda ve genişlikte orman yangını yaşanmıştır. Bu durum, İklim Kanunu'nun iklim adaletine dayalı bir perspektiften değil; sermaye dostu projeleri kolaylaştırıcı yönde kullanıldığını göstermektedir.

AKP iktidarı öncesinde (2002 yılı) Türkiye'nin hava müdahale kapasitesi 73 ton seviyesindeydi. 2025 yılı itibarıyla, hükümet verilerine göre 27 yangın söndürme uçağı, 105 helikopter, 6.000 kara aracı ve 25.000 personel görevlendirilmiştir. Buna karşın, gece görüşlü hava araçları hâlen envantere dahil edilmemiştir. Bu eksiklik, gün batımından sonra başlayan yangınların sabaha kadar kontrol altına alınamamasına yol açmakta ve müdahale kapasitesini ciddi şekilde sınırlandırmaktadır.

Ayrıca, 14 insansız hava aracı (İHA) ile yangın takibi yapılmasına rağmen, bu teknolojik üstünlük yeterli koordinasyon ve planlama eksikliği nedeniyle yangınların önlenmesinde ve büyümeden kontrol altına alınmasında etkin kullanılamamaktadır. Gözlemlenen gecikmeler, birçok yangının kısa sürede büyüyerek ormanları, yerleşim alanlarını ve insan hayatım tehdit etmesine neden olmuştur.

Orman Genel Müdürlüğü'nün bütçesi yıllar içinde görece azalmıştır. Örneğin 2019 yılında özel bütçeli kurumlar içerisindeki payı 964,48 iken, 2024 yılında bu oran 942,55 seviyesine gerilemiştir. Buna karşın, 2025 yılı ilk yarısında Diyanet İşleri Başkanlığı'na tahsis edilen bütçe yaklaşık 130 milyar TL olurken. Orman Genel Müdürlüğü'ne ayrılan bütçe yalnızca 45 milyar TL'de kalmıştır. Bu durum, devletin kurumsal önceliklerinin, doğayı ve yaşamı değil; ideolojik ve bürokratik alanları öncelediğini göstermektedir.

Yangınlara ilişkin pek çok ihalenin yeterince şeffaf yapılmadığı, yerel yönetimlerin ve meslek odalarının bu süreçlere dahil edilmediği de kamuoyuna yansımıştır. Merkeziyetçi yönetim anlayışı, yangınlara hızlı müdahale edilmesini engellemiş; yerel dayanışma ve planlama mekanizmalarının dışlanması sahada ciddi koordinasyon sorunları yaratmıştır.

Yangınlardan doğrudan etkilenen bölgelerde yaşayan yurttaşlar yerlerinden edilmiş, tarım ve hayvancılık temel geçim kaynaklarını kaybetmiştir, Yangın sonrası oluşan barınma, gıda ve içme suyu krizleri, halk sağlığını tehdit etmektedir. Özellikle kadınlar, bu krizlerde hem ekonomik hem de bakım yükü açısından en fazla etkilenen kesim olmuştur.

Ayrıca yangınlardan sonra ortaya çıkan göç dalgaları, kırsal bölgelerde sosyal dokuyu da sarsmış; bazı köyler tamamen boşalmış, çocukların eğitim hakkı sekteye uğramıştır. Bu tablo, yalnızca çevresel bir kriz değil; aynı zamanda toplumsal adalet ve insan hakları meselesi olarak ele alınmalıdır.

2025 yılı yaz yangınları, iklim krizi, çevre politikaları, yasa değişiklikleri ve kurumsal ihmalin bir bileşkesidir. Demokratik, ekolojik ve toplumsal haklar merkezli bir perspektifle, aşağıdaki taleplerin karşılanması aciliyet taşımaktadır:

• Zeytinlikler, ormanlık alanlar ve tarım arazilerinin madencilik ve enerji projelerine açılmasına olanak tanıyan tüm yasal düzenlemeler derhal iptal edilmelidir.

• Yanan alanların imara açılması kesin biçimde yasaklanmalı; buralarda yalnızca bilimsel, katılımcı ve kamusal denetimle yürütülen ekolojik restorasyon çalışmaları yapılmalıdır.

• Gece görüşlü hava araçları ve erken müdahale teknolojileri ivedilikle envantere alınmalı, yangın filoları güçlendirilmelidir.

• Orman Genel Müdürlüğü'nün bütçesi ve personel sayısı artırılmalı, yerel yönetimlerle iş birliği içinde yangınlara karşı toplumsal seferberlik modeli geliştirilmelidir.

• Yangın yönetimi merkeziyetçi yapıdan çıkarılarak, halkın, ekoloji örgütlerinin, meslek odalarının ve kadın örgütlerinin katılımıyla planlanmalıdır.

Bu minvalde, ilgili Bakanlıkları yangınların yol açtığı ekolojik yıkımın tüm boyutlarını kapsamlı ve titiz bir şekilde araştırmaya; sorumluların net bir şekilde tespit edilmesine, benzer felaketlerin önlenmesine yönelik etkili ve uygulanabilir politikaların geliştirilmesine; ayrıca kamu kaynaklarının doğa ve yaşam lehine yeniden yapılandırılmasına yönelik derhal somut adımlar atmaya davet ediyoruz.

Bu bağlamda;

1. 2025 yılında yürürlüğe giren İklim Kanunu'nun, orman yangınlarını önlemeye ve iklim krizine karşı dirençli bir doğa politikası oluşturmaya yönelik mevcut katkısı nedir? Bu kapsamda 2025 yılı içinde uygulamaya konan önleyici planlar, bütçe artışları, mevzuat değişiklikleri ve uygulama sonuçlarına ilişkin istatistiki veriler paylaşılabilir mi?

2. Kanunun piyasa merkezli ve merkeziyetçi yapısının, yangın yönetimi, orman koruma ve doğa temelli adaptasyon politikaları üzerindeki etkilerine dair Bakanlığınızca yapılmış herhangi bir etki analizi, performans raporu veya saha araştırması var mıdır? Varsa bu raporların içeriği kamuoyu ile neden paylaşılmamaktadır?

3.2025 yılı itibarıyla yanan orman alanlarının imar ve özel projelere açılmasına yönelik alman kararlar nelerdir? Bu alanlarda verilen imar izinlerinin, madencilik veya enerji yatırımı ruhsatlarının il, ilçe ve hektar bazında dökümü nedir?

4. Yanan alanların ekolojik Testorasyonu amacıyla yapılan çalışmaların bilimsel niteliği, kamu denetimine açıklığı ve katılımcılığı hangi mekanizmalarla sağlanmaktadır? 2020-2025 yılları arasında yanan alanlarda yürütülen ağaçlandırma, toprak iyileştirme, su tutma ve biyoçeşitliliği geri kazandırma projelerine ayrılan kaynak tutarı nedir? Bu projelerde bağımsız çevre bilimcileri ve ekoloji örgütlerinin rolü ne olmuştur?

5. Türkiye genelinde özellikle orman sınırına yakın yerleşim alanlarındaki plansız yapılaşma ve orman içi-kıyısı yerleşimlerin yangın riski üzerindeki etkilerine ilişkin Bakanlığınızın 2018- 2025 yılları arasında yaptığı risk analizleri nelerdir? Bu bağlamda kaç yerleşim alanı riskli bölge ilan edilmiş, hangilerinde yapılaşmaya kısıtlama getirilmiştir?

6. Bakanlığınızın, Tarım ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile birlikte yangınların önlenmesi, müdahale kapasitesinin artırılması ve doğa temelli iklim politikalarının oluşturulması noktasında hangi düzeyde kurumsal iş birliği yürütülmektedir? Bu iş birliklerine ilişkin yıllık toplantı sayısı, alman kararlar ve uygulama sonuçları kamuoyuna açık mıdır?

CEVAPLAR

İklim değişikliği nedeniyle afetlerde artış görülebilmekte, bu afetlerle mücadelede de iklim değişikliğine uyum faaliyetleri ön plana çıkmaktadır. Bu kapsamda 7552 Sayılı İklim Kanunu'nun 6. maddesi iklim değişikliğine uyum faaliyetlerini düzenlemektedir. Söz konusu madde; "MADDE 6- (1) Ulusal Katkı Beyanı, net sifir emisyon hedefi ve Başkanlık tarafından yayımlanan veya güncellenen sirateji ve eylem planları doğrultusunda; ilgili kurum ve kuruluşlarca iklim değişikliği ile ilişkili mevcut veya olası kayıp ve zararları önlemeye, riskleri en aza indirmeye veya fırsatlardan yararlanmaya yönelik uyum faaliyetleri gerçekleştirilir.

(2) Ulusal Katkı Beyanında yer alan iklim değişikliğine uyum faaliyetleri, kurum ve kuruluşlara mevzuatla verilen görev ve sorumlulukları dâhilinde gerçekleştirilir. Ulusal Katkı Beyanında yer alan sektörel politikaların uygulanması ve hedeflere ulaşılması amacıyla ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda bu maddedeki esaslar da dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların mevcul görev ve sorumlulukları gözden geçirilir. Bu kapsamda Bakanlığın ve ilgili kurumların görüşü alınarak Ulusal Katkı Beyanı ve net sifir emisyon hedefi çerçevesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca düzenleme yapılabilir.

(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşları ulusal ve yerel ölçekte iklim değişikliğine uyumla ilgili planlama araçları ile etkilenebilirlik ve risk analizlerini; hazırlamak, hazırlatmak, hazırlanan bu araçları ve analizleri yatırım ve planlama faaliyetlerinde göz önünde bulundurmak ve bunları uygulamakla yükümlüdür.

(4) İklim değişikliğinin etkilerine karşı su kaynaklarının etkin yönetimini sağlamak üzere planlama araçları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca hazırlanır ve uygulanır.

(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından iklim değişikliğinin ekosistemlere ve biyolojik çeşitliliğe etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir ekosistem yönetimi için tedbirler alınır, denizel ve karasal korunan alanların muhafazası sağlanarak korunan alanların niteliği ve oranı yükseltilir ve iklim değişikliğinden etkilenen veya etkilenmesi muhtemel alanlarda arazi tahribatının dengelenmesi sağlanır. Çölleşme ve erozyonla mücadele ile ağaçlandırma ve toprak muhafaza kapsamında orman dışı alanlarda oluşturulan yutak alanların net sifir emisyon hedefi doğrultusunda sürdürülebilir yönetimi sağlanır.

(6) İlgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından; tarım sektörünün sürdürülebilirliğini teminen iklim değişikliğine dirençli ürün deseni ile gıda güvenliğinin sağlanması hedefleri doğrultusunda; doğal kaynakların, ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin koruma kullanma dengesinin gözetilmesi ile ihtiyaç duyulan tekniklerin ve teknolojilerin yaygınlaştırılması suretiyle, tarım sektöründe ekosistem temelli uyum yaklaşımını, doğa temelli çözümleri ve su bütçesini dikkate alan planlama araçları geliştirilir ve buna uygun iklim değişikliğine dirençli uygulamalar yaygınlaştırılır.

(7) İklim değişikliğine bağlı afetlerin neden olduğu kayıp ve zararların azaltılması amacıyla risk değerlendirme, izleme, bilgilendirme ve erken uyarı sistemleri; bütünleşik afet yönetimi esas alınarak geliştirilir." Şeklinde olup ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına kendi görev alanları ile ilgili yükümlülükler getirmektedir. Kanun'un atıf yaptığı, Ulusal Katkı Beyanı, 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, Başkanlık koordinasyonunda hazırlanan iklim değişikliğine uyum strateji ve eylem planları ile uzun dönemli iklim değişikliğine uyum politikalarının ülke politikalarıyla bütünleştirilmesi sonucu iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve iklim değişikliğine yönelik tedbirlerin alınması ile risk faktörlerinin yönetilmesi hedeflenmektedir. İklim değişikliğine uyum çok disiplinli yaklaşım içerdiğinden sürecin tek bir kamu kurumu marifetiyle vürütülmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle Kanunla, ülkemizin açıkladığı 2053 yılı Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın ve ilgili kurumların görüşü alınarak kapsayıcı bir bakış açısıyla kamu kurum ve kuruluşlarının iklim değişikliğine uyum politikalarını kendilerinin belirlemesi, etkilenebilirlik ve risk analizlerini yapmaları amaçlanmaktadır.

Ayrıca, Kanunu'nun 5. maddesinin 5. fıkrasında "Net sıfır emisyon hedefinin sağlanmasına yönelik emisyonların dengelenmesi için orman, tarım, mera ve sulak alanlarda karbon yutağı kayıplarını engellemek üzere ilgili kurum ve kuruluşlarca tedbirler alınır, yutak alanların ve korunan alanların korunarak artırılması sağlanır." hükmü yer almaktadır. Ayrıca İklim Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fikrasında "Kurum ve kuruluşlarca hazırlanan plan, program, strateji, eylem planı ve sair politika belgelerinde; yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi kapsamında iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik Başkanlık tarafından yayımlanan strateji ve eylem planları ile bu Kanunda belirlenen esaslar dikkate alınır." hükmü yer almaktadır.

Bu bağlamda, Bakanlığımız tarafından hazırlanan İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı (İDASEP, 2024-2030) ve Uzun Dönemli İklim Stratejisi belgeleri kapsamında Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (AKAKDO) sektörü, yedi sektörden biri olarak detaylı şekilde ele alınmıştır. Bu planlar, ilgili tüm kurumlarının, temsil edildiği İklim Değişikliğine Uyum Koordinasyon Kurulu tarafından oybirliği ile kabul edilmiş ve 2024 yılında resmi olarak yayımlanmıştır.

Bahsi geçen strateji ve eylem planlarında, AKAKDO (Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık) sektörü için proaktif sürdürülebilir orman yönetimi ile iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı dirençli ekosistem yapılarının oluşturulmasını, ormanların biyolojik verimliliğinin artırılmasını ve orman alanlarının diğer arazi kullanım baskılarından korunmasını hedeflemektedir. Aynı zamanda, ormanların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi ve karbon yutak alanlarının genişletilmesi yoluyla sera gazı tutumunun her yıl düzenli olarak artırılması amaçlanmaktadır.

Söz konusu strateji ve eylem planlarının AKAKDO (Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık) Bölümünde orman yangınlarının önlemesine yönelik ilgili eylemler ve sorumlu kurumlar ile ilgili kurumlar tanımlanmış olup Tarım ve Orman Bakanlığı ile yakın eşgüdüm içinde çalışılmaktadır. Yangınla mücadele kapsamında; kentsel alanlara yakın ormanlar, sulak alanlar ve çevresinde ekosisteme zarar verebilecek insan faaliyetlerini sınırlayıcı düzenlemelerin etkinliğinin artırılması (L-S.1.9), orman yangınlarının önlenmesi, erken tespiti ve hızlı/etkili müdahale sürecinin güçlendirilmesi (L-S.1.21), orman yangınlarıyla mücadelede yapay zekâ destekli karar destek sistemleri ve yeni teknolojilerin kullanımının yaygınlaştırılması (L-S.1.22) ve orman kayıpları ve yangın gibi zararlarla mücadelede toplumsal farkındalığın artırılması (L-S.4.2) Tarım ve Orman Bakanlığı'nın sorumluluğunda yürütülecek önleyici uygulamalar olarak yer almâktadır. İlgili plana ve göstergelere https://iklim.gov.tr/eylem-planlari-i-19 linkinden ulaşılabilmektedir.

Ayrıca, yine Bakanlığımız tarafından "Türkiye'de İklim Değişikliğine Uyum Eyleminin Güçlendirilmesi" kapsamında, 180 kamu kurum ve kuruluşunun işbirliğiyle hazırlanan 2024- 2030 İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı yayımlanmıştır. Plan; Kent, Su Kaynakları Yönetimi, Tarım ve Gıda Güvencesi, Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri, Halk Sağlığı, Enerji, Sanayi, Turizm ve Kültürel Miras, Ulaşım ve İletişim, Sosyal Kalkınma ve Afet Risk Azaltma olmak üzere 11 sektör ve yatay kesen konuları içeren toplam 12 bölümden oluşmaktadır. Planın hazırlanması sürecinde, çeşitli kurumlarca geliştirilen bölgesel iklim projeksiyonları kullanılarak, iklim değişikliğinin gelecekteki tehlike potansiyelleri etkilenebilirlik ve risk analizleri çerçevesinde değerlendirilmiş, aşırı sıcaklık ve kuraklık başta olmak üzere bazı risklere ilişkin haritalar oluşturulmuş ve kamuoyuyla paylaşılmıştır. Bununla birlikte, mevcut planda yangın riskine yönelik spesifik bir haritalandırma yer almamaktadır. Ancak, yangın riski kuraklık ve aşırı sıcaklık gibi iklim değişikliği kaynaklı faktörlerle yakından ilişkilidir, dolayısıyla mevcut kuraklık ve sıcaklık haritaları yangın riskinin dolaylı göstergeleri olarak kullanılabilmektedir. İlgili plana ve göstergelere https://iklim. gov.tr/db/turkce/içerikler/files/Iklim20Degisikligine20Uyum9420Stratejisi 20ve620Eylem*420Plan6C44B1.pdf linkinden ulaşılabilmektedir. Yangın riskine yönelik kapsamlı haritaların geliştirilmesi ise gelecek dönem iklim projeksiyonları ve yerel verilerin entegrasyonu ile ilerleyen dönemde mümkün olacaktır.

Bilindiği üzere, Türkiye ormanları 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı Orman Genel Müdürlüğü sorumluluğunda korunmakta, rehabilite edilmekte ve genişletilmektedir.

Bakanlık olarak, hazırlanan İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı (İDASEP, 2024-2030) kapsamında yer alan AKAKDO (Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık) sektörü altında ormanlar başta olmak üzere tüm ekosistemlerde birim alandaki canlı biyokütlenin zaman içinde artırılması, korunması ve karbonun uzun ömürlü odun ürünlerinde depolanması ve orman yangınlarıyla mücadeleye yönelik iklim dostu ormancılık anlayışına uygun hedefler belirlenerek, ormanların sadece korunmasını değil aynı zamanda aktif bir şekilde iklim değişikliğiyle mücadele eden bir yapıya dönüştürülmesi esas alınmıştır.

Söz konusu strateji ve eylem planlarının AKAKDO Bölümünde orman yangınlarının önlemesi, müdahale kapasitesinin artırılması ve doğa temelli iklim politikalarının oluşturulmasına yönelik eylemler, sorumlu kurumlar ve ilgili kurumlar tanımlanmış olup Tarım ve Orman Bakanlığı ile yakın eşgüdüm içinde çalışılmaktadır. i

Metin otomatik okundu. 5 yer belgede seçilemedi. Yanlış okunan bir yer görürseniz bildirin. Hata bildir