İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KANUN TEKLİFİ · 2/2 GERİ ALINDI

Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi

1 milletvekilinin imzasıyla sunuldu · 3 madde

Kaynak göster

2/2 esas numaralı kanun teklifi 12 Haziran 2023 tarihinde TBMM Başkanlığına sunuldu; ilk imza: Murat Bakan (CHP); 1 imza. Son durum (TBMM): GERİ ALINDI (F).

Murat Bakan (CHP, İzmir). “Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”. TBMM 28. Dönem kanun teklifi 2/2, 12 Haziran 2023. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/kanun-teklifi/2-2-maden-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kanun-teklifi (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/35e27651-1a28-4989-94ea-0188afa2f755

Sade metin (Markdown) →

SÜREÇ

Teklifin yolculuğu

Tarihler TBMM kaydından
  1. TBMM Başkanlığına sunuldu
    1 imza
  2. tarih kaydı yok
    Esas komisyona havale
    Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu
  3. tarih kaydı yok
    Komisyon görüşmesi
    Görüşme kaydı yok
  4. tarih kaydı yok
    Genel Kurul
    Henüz gelmedi
  5. tarih kaydı yok
    Geri alındı
    GERİ ALINDI (F)

TEKLİFİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

1 İMZA

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.

İLK İMZA

İlk imza sahibi

MADDELER

Neler düzenleniyor? — 3 madde

Tam metin (PDF) ↗ (yeni sekmede açılır)
MADDE 14/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Il inci derece…

4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Il inci derece sit alanları" ibaresi "arkeolojik, doğal, tarihi, kentsel sit alanları ve tarım arazileri" ibaresi şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiş, maddenin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

"Özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, arkeolojik, doğal, tarihi, kentsel sit alanlarında ve tarım arazilerinde hiçbir surette madencilik faaliyeti yapılamaz."

Gerekçe: Madde ile, özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, arkeolojik, doğal, tarihi, kenisel sit alanlarında ve tarım arazilerinde madencilik faaliyeti yapılmasının engellenmesi amaçlanmıştır.

MADDE 2Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Gerekçe: Yürürlük maddesidir.

MADDE 3Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Gerekçe: Yürütme maddesidir.

Genel gerekçeyi oku (12 paragraf)Genel gerekçeyi kapat

MRBaolan

Tali Komisyon Oo (Çevre

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii

Esas Komisyon Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji

Tarih: 16-6-2023 İEsas No:2/2

KANUNLAR ve KAFARLAR ESK.LIĞI —— ARARLAR

Lİ siren 7ğ7$

No: Â O 20.8

Küresel iklim krizi çağında, doğanın ve tabiatın cömertçe sunduğu kaynaklar sınırsızmış gibi tüketilmeye devam etmektedir. Doğanın kaynaklarının sınırsızca tüketilmesi sonucunda dünyamız çoklu çevresel tehditlerle karşı karşıya kalmaktadır. İçinde yaşadığımız Akdeniz Havzası, dünyada bu değişikliklerden en fazla etkilenecek bölgelerin başında gelmektedir. İklim krizi ele alınırken bazı ekosistem bileşenleri ise göz ardı edilmektedir. 2018 yılına ait TUİK verileri, Türkiye'de sera gaza salınımlarının sektörler bazında dağılımına bakıldığında enerji sektörünün 672 paya sahip olduğu görülmektedir. İklim krizi tartışması büyük ölçüde sera gazları üzerinden yapılıyorsa fosil yakıtlara dayalı enerji üretiminin iklim krizi bağlamında tek etkisi yalnızca sera gazları değildir. Fosil yakıtlara dayalı enerji üretimindeki arazi kullanımı, yoğun su kullanımı, yarattıkları hava değil aynı zamanda su ve toprak kirliliği ile iklim krizinin derinleşmesine sebep olmaktadır. Bununla birlikte enerji politikaları ve maden politikaları son derece yakın ilişkidedir. Araziler üzerindeki yoğun baskı ve enerji ve maden politikalarındaki özensizlik hem bölgesel sorunları hem de iklim krizini derinleştirmektedir. Değerli tarım arazileri, iklim değişikliği ile mücadelenin en önemli unsurları, karbon yutakları ormanlarımız, iklimi dengelemede önemli görevi olan sulak alanlarımız dahil tüm doğal alanlarımız ağır biçimde tahrip edilmektedir.

Maden ve madencilik faaliyetleri, dünyanın her yerinde öncelikli olarak "çevre" konusudur. Ülkemizde ise sürecin sadece sanayi ve enerji alanlarını ilgilendirdiği düşüncesi, çevresel kaygıları dikkate alınmamaktadır. Kılı kırk yararak yapılması gereken madencilik faaliyetlerinin titizlikle yapılmadığı Sayıştay Raporlarına da yansımıştır. Örneğin; Orman Genel Müdürlüğü'nün denetlendiği 2019 yılı Sayıştay raporu, maden sahalarının rehabilitasyon çalışmalarının tam ve zamanında yapılmadığına vurgu yaparak, "Maden işletme sahalarının büyük bir çoğunluğunda rehabilite çalışmalarının yapılamadığı verilen izinler doğrultusunda, belli bir plan ve proje çerçevesinde işletilmesi ve çalıştırması gerekirken, sahada düzensiz çalışmaların yapıldığı görülmüştür" ifadelerine yer vermiştir. Söz konusu ifadeler maden politikalarının ekosistem üzerinde yarattığı baskıya dair çarpıcı bir örnektir. Ülkemizin en nadir coğrafyaları dahi madenlerle ruhsatlandırılmıştır. Örneğin; Kaz Dağları Yöresi'nde, Muğla, Artvin, Erzincan-Tunceli ve Afyon gibi illerde coğrafyanın 9050 ila 9080 oranında maden ruhsatlı olduğu görülmektedir. Kazdağları'nda yürütülen altın arama faaliyetleri bölgeyi ekolojik yıkıma sürüklemiştir. 43 tanesi endemik olmak üzere 101 familyaya ait 906 bitki taksonu yaşayan, Anadolu'nun akciğerleri olan Kazdağları'nın bağrına adeta bir hançer gibi saplanmıştır. Bugün bu ruhsat alanlarının yalnızca belirli bir kısmı işletme safhasına geçmiş olasına rağmen mevcut projeler dahi Türkiye'nin önemli coğrafyalarında ormanları, tabiat koruma alanlarını, milli parkları, gen koruma alanlarını, mera ve tarım alanlarını, sulak alanları ve içme suyu havzalarını tehdit etmektedir.

Kârı şirketlere, dönüşü olmayan zararı ülkemizin bugününe ve geleceğine yükleyen anlayış sonucu ülkemizin dört bir yanında su kaynaklarını, ormanları, tarım arazilerini, meraları, zeytinlikleri ve hatta binlerce yıllık arkeolojik mirası hiçe sayılarak sürdürülen vahşi madencilik çevre felaketlerine ve geri dönüşü olmayan ekolojik yıkıma neden olmuştur. Çevre politikası ve çevreyle ilgili alınan kararlar, sıradan kararlar değildir. Bu yıkım öyle bir noktaya gelmiştir ki insanlar doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmaktadır.

Anayasamızın çevrenin korunmasına ilişkin 56. maddesi, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir" demektedir. Bu sebeple ekosistemlerin korunması ve restorasyonu ile ekosistemlere hayat veren başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkların korunması konusunda herkese büyük sorumluluk düşmektedir. İklim krizinin önlenmesi kirlilik yutak alanı olarak adlandırabileceğimiz orman, mera, bozkır, sulak alan vb. biyolojik çeşitlilik merkezlerinin korunması ile de mümkündür. Söz konusu kanun teklifi, özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, arkeolojik, doğal, tarihi, kentsel sit alanlarında ve tarım arazilerinde hiçbir surette madencilik faaliyeti yapılmamasını amaçlamaktadır.

Madde metinleri teklifin TBMM’ye sunulan metninden (PDF) yazıya döküldü.

İLGİLİ KAYITLAR

Bağlam