Bugün 1,5 milyon insanın geçim kaynağı durumundaki çay tarımının yapıldığı Doğu Karadeniz Bölgesinde, çaydan önce ekonomik değere sahip herhangi bir ürün yetişmemekteydi. Bölgenin coğrafi yapısı kara ve deniz ulaşımını zorlaştırdığı için ticaret gelişmemişti. Balıkçılık sınırlı olarak yapılmaktaydı, ev ihtiyacını karşılamaya yetecek kadar üretilen mısır, fasulye, karalahana gibi tarımsal ürünler ile portakal, mandalina, elma, ceviz, fındık ve kestane gibi meyveler ise ticarete konu olacak ölçekte üretilmemekteydi. Bundan dolayı Rize ve çevresinde yetişkin erkeklerin birçoğu ekmek parası kazanmak için gurbete çıkmaktaydı.
Bölgede çayın yetiştirilmesi ile ilgili çalışmalar Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Dönemine kadar gider ancak ilk ciddi girişim, 1918 yılında Doğu Karadeniz Bölgesine zirai araştırmalar yapmak üzere bir heyetin gönderilmesidir. Bu heyet Rize ve havalisinde çay yetiştirilebileceğini bir raporla
İktisat Vekâlet'ine bildirmiştir.
Bölge halkının kaderini değiştirecek olan çay tarımının yapılmaya başlanması ise Cumhuriyet'ten sonra mümkün olmuştur. Birinci Meclis İktisat Vekâleti Ziraat Genel Müdürü Zihni Derin'in, insanları doğduğu topraklarda barındıracak tarımsal faaliyetleri geliştirmek, çay ve narenciye yetiştiriciliğine önayak olmak üzere Mustafa Kemal Atatürk tarafından görevlendirilip
1923'te Rize'ye gönderilmesi bölge için bir dönüm noktası olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına denk gelen çay tarımı ve sanayisinin başlatılması çalışmaları, yoksul bir bölge olan ve çokça göç veren Rize ve çevresi için bir bölgesel kalkınma programı olarak hayat bulmuştur.
Çay tarımı ve sanayisi ile ilgili ilk yasal düzenleme, 6 Şubat 1924 tarihinde çıkarılan Rize Vilâyetiyle Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Limon, Mandalina ve Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki 407 sayılı Kanun'dur. Ne var ki, bu çabalara karşın çay yetiştiriciliğinde 1935-36'ya kadar hızlı bir ilerleme kaydedilememiştir. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, 1935 yılındaki Rize ziyaretinde çay yetiştiriciliğini yerinde izleyerek bu konuya verdiği önemi göstermiş, üreticilere başta ücretsiz tohum olmak üzere çeşitli teşvikler verilmesini sağlamıştır. Bu ziyaret ve verilen teşvikler halkı yüreklendirmiş, çay üretimi sürecini hızlandırmıştır. Bölgenin ekonomik ve sosyal yönden kalkınması, geliştirilmesi ve göç olgusunun yarattığı sosyal problemleri azaltmak amacıyla desteklenen çay tarımı birkaç yıl içinde meyvelerini vermeye başlamıştır. 1938 yılında ilk yaş sav yaprağı hasadı yapılmış ve kuru çay üretimi kurulan küçük atölyelerde gerçekleştirmiş; e A n
Sam S sağlanmıştır. Bu tarihten itibaren çay tarım alanları giderek artmış, yeni işleme tesisleri kurulmuştur. Ancak ilk modern çay fabrikası 1947 yılında Rize'de işletmeye açılmıştır.
Türkiye'de çay tarımı ve sanayii faaliyetleri 1938-1948 yılları arasında Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumunca, 1949-1971 yılları arasında ise Tekel Genel Müdürlüğü ve Tarım Bakanlığı işbirliği ile sürdürülmüştür. Çay tarımı ve sanayii 1971 yılının sonlarında TEKEL Genel Müdürlüğü bünyesinden ayrılmıştır. 4/12/1971 tarihinde 1497 sayılı Çay Kurumu Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun ile tarım, üretim ve pazarlama dâhil tüm faaliyetler Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. Kurum tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir İktisadi Devlet Kuruluşu olarak 1973 yılında Rize'de faaliyetlerine başlamıştır.
Üreticiler için çay tarımının altın devri 60'lı yılların sonu ve 70'li yıllardır. Çay ekim alanlarının artması ve yaş çay alım fiyatlarının siyasi rekabet nedeniyle yüksek tutulması bölgede refahı artırmış, Karadeniz insanını yoksulluktan kurtarmıştır. Çay tarımı ve sanayisinin sorunları da çaycılığın zirvede olduğu bu dönemde başlamıştır. Dönemin siyasi iktidarları, popülizminin ötesine geçip çaycılığı geleceğe taşıyacak düzenlemeleri yapmamışlardır. 70'li yıllarda çay ekim alanları kontrolsüzce genişlemiş, çay alım yerlerine getirilen yapraklar kalitesine bakılmadan üreticiden alınmış, gerçekçi olmayan fiyat politikası izlenmiş, alınan yaş çayın kapasite fazlası olan kısmı denize dökülmüştür. 12 Eylül cunta yönetimi ise adeta 70'li yılların intikamını alırcasına çaycılıkta da sıkıyönetim uygulamıştır. Bu dönemde tekrar 2,5 yaprağa dönülmüş, çok düşük fiyatlar verilmiş, ekim alanları da sınırlanmıştır.
© Çay Kurumu, 19/10/1983 tarih ve 2929 sayılı iktisadi Devlet Teşekkülleri ve Kamu İktisadi Kuruluşları Hakkında Kanun ile "Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü" adını almış, 28/10/1983 tarih ve 112 sayılı KHK ile Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) adıyla Kamu İktisadi Kuruluşu oluşturulmuştur. 2929 Sayılı Kanun; 17.06.1982 tarih ve 2680 sayılı Kanuna dayanılarak Kamu İktisadi Teşebbüslerinin yeniden düzenlenmesi için çıkarılan ve 18.06.1984 de yayımlanan 08.06.1984 tarih ve 233 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılmıştır. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü, 24.11.1994 tarih ve 4046 sayılı Kanun ile Başbakanlık ile ilişkilendirilerek KİK kapsamından çıkarılmış ve İktisadi Devlet Teşekkülleri arasına alınmıştır.
Yeniden demokrasiye geçilmesi ile birlikte her alanda olduğu gibi çay üretiminde de liberalleşme rüzgârları esmeye başlamıştır. 4 Aralık 1984 tarihinde çıkarılan 3092 sayılı Çay Kanunu gerçek ve tüzel kişilere, üreticilerden yaş çay yaprağı satın alabilme, çay işleme Ka
URİ fabrikaları kurup işletme imkânı tanınmıştır. Kanun, çayda devlet tekelini kaldırara ÇAYI ildöze ile çay tarımı, üretimi, işlenmesi ve satışı serbest bırakılmıştır. Böylece; KİT olan ÇAYKU sektörün yan yana çalışmasını öngörmüştür.
Neo-liberal anlayışa göre ÇAYKUR'un yapısı ve işleyişi hantaldı. Oysa özel sektör hızlı karar alıp uygulama imkânına sahipti ve dünya çay piyasasında özel sektör marifetiyle söz sahibi olunacaktı.
3092 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar 400'den fazla özel çay fabrikası kurulmuş, çay sanayiine ÇAYKUR'un işleme kapasitesi kadar kapasite eklenmiştir. Ne var ki, farklı ve özel çay ürünleriyle dünya çay piyasasına girmesi beklenen özel sektör, bu performansı hiçbir zaman ortaya koyamamıştır. Özel çay şirketleri ÇAYKUR'un elinden iç pazarı almaya yönelmiş, yurtdışı pazarlara girmek için bir çaba göstermemiştir.
Bunun başlıca nedeni çayda devlet tekelini kaldıran 3092 sayılı Çay Kanunundaki eksiklikler ve yetersizliklerdir. Alelacele çayı özel sektöre açanlar, aslında bir sosyal devlet kurumu olarak çalışmış olan ÇAYKUR ve kâr amacı ile çalışacak olan özel sektör arasında çıkacak sorunları ve bu sorunların en zayıf taraf olan yaş çay üreticilerini ezeceğini ön görememiş, bu sorunları ortadan kaldıracak düzenlemeleri yapmamışlardır. Tüm neo-liberal saldırılarda olduğu gibi çayda da bir süre sonra devlet (ÇAYKUR), özel sektörün manipülasyon aracına dönüşmüştür.
Bugün yürürlükte olan 3092 Sayılı Çay Kanunu çaycılığın hiçbir sorununu çözemediği gibi, mevcut sorunların kaynağı haline gelmiş durumdadır.
Doğu Karadeniz Bölgesi'nde Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin illerinde 787 bin dekar alanda 201 bin aile tarafından çay tarımı yapılmaktadır. Rize Ticaret Borsası verilerine göre 2022 yılında yüzde 65'i Rize'de olmak üzere 1 milyon 269 bin ton yaş çay hasadı yapılmıştır. Bunun 582 bin tonu ÇAYKUR, 687 bin tonu özel sektör tarafından satın alınmıştır. Bugün bölgede ÇAYKUR'a ait 47, özel sektöre ait faal olan 160 adet çay fabrikası bulunmaktadır. ÇAYKUR'un yaş çay işleme kapasitesi 9 bin ton/gün'dür. Özel sektör ise 15 bin ton/gün civarında olduğu sanılan kapasitesinin sadece 8 bin tonunu kullanmaktadır.
Bölgedeki müstahsile yaş çayın getirisi 2023 fiyatlarıyla 15 milyar TL civarındadır. Çay sektörü; işlenmesi, depolanması, paketlenmesi, pazarlanmasıyla birlikte 60-70 milyar TL'lik hacme sahiptir. Çay sektörünün ülke ekonomisine katkısının yıllık 2,5-3 milyar dolar civarında olduğu düşünülmektedir. Çay tarımı, bölgedeki yaklaşık 200 bin üretici ailenin geçim kaynağı durumundadır. Çay tarımının yanı sıra, çay işletmelerinde çalışan ya da bu işletmelerden emekli olan insanların doğduğu topraklarda yaşamaya devam edebilmesi, çayın geçim a, olma niteliğini korumasına bağlıdır. doğrudan satın alabilmektedir ama bununla ilgili hiçbir bağlayıcı kural bulunmamaktadır. Yaş çay fiyatı yılda bir kez Mayıs ayında belirlenip ilan edilmekte ve yılsonuna kadar değişmemektedir. Yaş çay fiyatı TÜİK verilerine göre bile 965 olan enflasyon altında erimektedir. 2023 yılında kuru çay fiyatına dört kez zam yapılmış, zam oranı 96120'lere ulaşmıştır. İğneden ipliğe her ürünün fiyatı artarken yaş çay fiyatının yıl boyunca sabit tutulması, üreticinin emeğinin çalınmasından başka bir şey değildir.
ÇAYKUR yıllardan beri kapatılan fabrikaların yerine yapılanlar dışında yeni çay fabrikası kurmamaktadır. Mevcut kapasite de nedense tam olarak kullanılmamakta, üretilen yaş çayın tamamı ÇAYKUR tarafından alınamamaktadır. Kota ve kontenjan uygulamaları nedeniyle çay üreticisi hiçbir bağlayıcı kuralın olmadığı sözde piyasada özel sektörün insafına terk edilmiştir.
Maalesef bugün çay sektöründe serbest piyasadan anlaşılan, güçlü olanın her istediğini yapabilmesidir.
Olgunlaşma zamanında hasat edilmesi ve hasat edildiğinde vakit kaybetmeksizin fabrikalarda işlenmesi gereken yaş çay yaprağını elinden çıkarmak zorunda olan çay üreticilerinin bu durumunu "fırsat" gören özel sektör, üreticiden yaş çay yaprağını kendi istediği ve kendi belirlediği şartlarda, ÇAYKUR'un alım fiyatının çok altında almakta, ödemeyi de kendi belirlediği zamanda yapmaktadır. Elbette ülkedeki ticaret ile ilgili mevzuat çay ticaretinde de geçerlidir ancak örgütlü olmayan çay üreticileri, çay işletmecileri karşısında zayıf ve çaresizdir.
ÇAYKUR, 2021 yılı birinci sürgün dönemi için kotayı 600 kg/dekar olarak açıklamıştır. Ne var ki, üçüncü günden itibaren tam kapasiteye ulaştığı gerekçesiyle günlük alım kontenjanı uygulamasına geçmiş, kontenjanı önce 50-40 kg/dekara, ardından 15 ve 10 kg/dekara kadar düşürmüştür. Yaklaşık 1 ay süren ilk sezonun çoğu günlerini 10-15 kg/dekar günlük alım kontenjanı ile geçiren ÇAYKUR'a yaş çay yaprağını satamayan üreticiler, çayını özel sektörün belirlediği şartlarda ve onun belirlediği düşük fiyattan satmak zorunda bırakılmıştır. 2021 yılı ÇAYKUR'un alım fiyatı 3,87 TL/kg'dır. Özel sektör ise çay alım fiyatını 2,70 TL'ye kadar düşürmüştür. Özel sektörün yılda 600-700 bin ton yaş çay satın aldığı göz önüne alındığında görülmektedir ki, her yıl 600-700 milyon TL para üreticinin cebinden alınıp özel firmalara aktarılmaktadır.
2022 yılında çaylık alanlar, gübre fiyatlarındaki fahiş artış nedeniyle yeterince gübrelenemediği için rekolte 9620 oranında düşmüştür. Yaş çay azaldığı ve kuru çaya sürekli zam yapıldığı için özel sektörün iştahı kabarmış, ÇAYKUR fiyatıyla yaş çay alımı yapıp YAŞI ad27 yil ğı mba sorunsuz kapattık diyen ÇAYKUR yöneticileri, rekoltenin düşmesini, üreticinin ti olan gelir kaybını bir sorun olarak görmemektedir.
Kuşkusuz üreticilerin tek sorunu ürününü ucuza alan ve ödemeleri zamanında yapmayan özel sektör değildir. Miras yoluyla çay bahçelerinin küçülerek aile başı ortalama 2-5 dekara kadar düşmesi çaydan elde edilen geliri azaltmakta, üreticinin çaydan geçimini ve çay bahçesi ile olan bağını zayıflatmaktadır.
Bir başka endişe verici konu, çayda ithalatın sürekli olarak artmasıdır. 2006 yılından itibaren ülkemiz çayda net ithalatçı konumuna gelmiştir. Çay ithalatı her yıl daha da artmaktadır. Ayrıca, her yıl 50 bin ton civarında kuru çayın kaçak olarak ülkeye sokulduğu tahmin edilmektedir.
1984 yılında özel sektöre açılan çay sanayii ve ticareti; o tarihten bu yana yeterli yasal düzenlemeler yapılamadığı için hem devlet açısından hem yaş ve kuru çay üreticileri açısından, hem de tüketiciler açısından sorunlar yumağına dönüşmüştür. Çeşitli tarihlerde girişimlerde bulunulsa da bugüne kadar üreticiyi neo-liberal saldırılar karşısında koruyan bir çay kanunu çıkartılamamıştır. 2008 yılında ÇAYKUR tarafından hazırlanan taslak, dar kapsamlı olduğu ve ÇAYKUR'u Üst Kurul haline dönüştürüp Ankara'ya taşımayı öngördüğü için kamuoyunda karşılık bulmamıştır. 2009'da Ulusal Çay Konseyi ve Rize Ticaret Borsasınca hazırlanan taslak, yaş çay üreticilerinin hassasiyetlerinden çok özel sektörün çıkarları dikkate alındığı gerekçesiyle kamuoyunun tepkisiyle karşılaşmış ve hükümete sunulmasına rağmen "Gündemimizde yoktur" denilerek sahiplenilmemiştir.
2013 yılından itibaren yeni bir çay kanunu hazırlanması ihtiyacı çeşitli ağızlardan tekrar dillendirilmeye başlamıştır. Son olarak ÇAYKUR Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim, çay kanunu hazırlık çalışmaları yapıldığını, "taban fiyat" konusunda anlaşmazlık çıktığı için ilerleme sağlanamadığını belirterek çay kanunu çalışmasının Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi koordinasyonunda yürütülmesi kararı alındığını açıklamıştır. RTEÜ'nün koordinasyonunda 2022'de hazırlanıp TBMM'ye sevk edilen taslak ise Ulusal Çay Konseyi ve Rize Ticaret Borsası tarafından 2009'da yapılan çalışmadan çok daha ileri bir kapitalizm örneği olarak Rize ve Doğu Karadeniz bölgesi insanlarının, çay üreticilerinin, bölgedeki ziraat odalarının tepkisi ile karşılaşmıştır. Neo-liberal dalganın etkisiyle hazırlanmış olan hiçbir taslak bu topraklarda kabul görmeyecektir.
Çay tarımının, sanayiinin ve ticaretinin yasal güvenceye alınmamış olmasından dolayı ortaya çıkan düzensiz, disiplinsiz ve denetimsiz ortamda bölge halkı geleceğe güvenle bakamamakta, giderek çaydan umudunu kesmektedir. Alternatif başka bir gelir kaynağı göremediği için bölge u- 2020'de ilçeleri ve Giresun'un Tirebolu ilçesindeki nüfus hareketi de bölgeden dışarıya göçün varlığını ortaya koymaktadır.
1940'ta TBMM'nin çıkardığı Çay Kanunu, yaş çay fiyatının belirlenmesi sürecine üretici temsilcilerinin etkin şekilde katılımını sağlarken, bugün bu yapıdan çok daha geriye düşülmüştür. Yaş çayın fiyatı tüm paydaşların önerileri dikkate alınarak, maliyet, enflasyon ve hayat pahalılığı göstergeleri de göz önünde bulundurularak tespit edilmeli, bu fiyat, yaş çay taban fiyatı olarak açıklanmalı, bu fiyatın altında kimse yaş çay yaprağı alamamalıdır. Yaş çay üretimi üç sürgün döneminde yapılmaktadır. 1'inci sürgün dönemi Mayıs-Haziran aylarında, 2'nci sürgün Temmuz-Ağustos'ta, 3'üncü sürgün dönemi ise Eylül-Ekim aylarında tamamlanmaktadır. Yüksek enflasyon ortamında Mayıs ayında açıklanan fiyatın Ekim-Kasım'da eridiği dikkate alınarak, her sürgün dönemi için yaş çay fiyatı ayrı ayrı enflasyon farkları ilave edilerek belirlenip ilan edilmelidir.
Çay bahçelerinin, yaş çay yaprağının, yaş çay işleme tesislerinin ve kuru çayın standartları belirlenmeli, tüm süreçlerde bu standartlara uyulmalıdır. Çay Standartlarını Belirleme Komisyonu eliyle, katılımcı bir anlayışla standartlar belirlenmelidir. Bu kanun teklifi her aşamada çaycılığa standartlar getirmeyi ve bu şekilde kaliteyi yükseltmeyi amaçlamaktadır.
Aynı şekilde bu kanun teklifi sağlıklı işleyen; yaş ve kuru çay üreticilerinin, devletin ve tüketicilerin haklarının korunmasını sağlayacak bir Çay Borsasının kurulmasını öngörmektedir.
Bugün Türkiye'de 250 bin ton/yıl kuru çay üretilmektedir ve bunun tamamı iç piyasada tüketilmektedir. Resmi yollardan Gümrük Vergisi ödenerek ülkeye getirilen 15-20 bin ton dolayında yabancı çayın haricinde 50 bin ton kadar menşei belirsiz kaçak çay yurda sokulmaktadır. Çay kaçakçılığı hem ÇAYKUR'a hem düzgün çalışmak isteyen özel sektöre hem de bölge insanına ekonomik yönden ciddi kayıplar yaşatmakta, halk sağlığını da tehdit etmektedir. Bu durum sadece kaçakçılıkla mücadele yöntemleri ile önlenemez; bunun için öncelikle yapılması gerekli olan iş, ülkede yeteri kadar kaliteli ve ucuz kuru çayın üretilmesidir.
Türkiye'de kuru çay üretimi 250 bin ton olmasına karşın tüketim 350 bin ton civarındadır. Talep açığı, ithalat ve kaçakçılık yoluyla yurda sokulan çay ile kapanmaktadır. Yaklaşık 90-100 bin ton ilave çay üretimine ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyaç yıllar içinde artacaktır. Çünkü ülke nüfusu ve insanların çay tüketimi artmaktadır. Çay üretiminin, talebi karşılayacak oranda artırılması gerekmektedir.
Türk çayının dünya çay piyasasındaki rakiplerine göre üstünlükleri var neredeyse tek ülke durumundadır. Bu nedenle yeni çay bahçeleri oluşturulmalı, çay üretimi artırılmalıdır, organik çay üretimi desteklenmelidir.
Genel kabul görmüş tanımlara göre Ulusal Varlık Fonları, bugünün kaynaklarından gelecek nesillerin de yararlanması ilkesine dayanarak "cari fazla veren ülkelerin cari fazlalarını gelecek nesillerin de yararlanacağı yatırımlarla değerlendirmesini" veya "doğal kaynakların işletilmesinden kaynaklanan gelirlerin gelecek nesillerin de yararlanmasına olanak verecek şekilde yüksek getirili yatırımlara yönlendirilmesini" hedeflemektedir.
Kuruluş amacı 6741 sayılı kanunda "sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurtiçinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek" olarak belirtilen Türkiye Varlık Fonuna ÇAYKUR'un devredilmesi hem bir tür bölgesel kalkınma projesi olan ÇAYKUR'un hem de Türkiye Varlık Fonunun kuruluş amaçlarına aykırıdır.
ÇAYKUR'un Varlık Fonu'na devredilmesi insanlar tarafından özelleştirileceği şeklinde algılanmıştır. Bölgede sosyal devletin vücut bulmuş hali olan ÇAYKUR'un özelleştirileceği düşüncesi bölge halkı için tam bir kâbustur. ÇAYKUR'un özelleşmesi ve devletin tamamen sektörden çekilmesi halinde bölge halkı 1984 yılından bu yana hiç iyi sınav vermemiş olan özel şirketlerin insafına terk edilmiş olacaktır. Bu durumda, bölgeden batıdaki metropollere hızla nüfus kayması yaşanacak, sosyal sorunlarla ve daha ağır ekonomik maliyetlerle karşılaşılacaktır.
1984'ten bu yana denenen model, kurulmaya çalışılan sistem beklenenin aksine iç piyasada kaos ve belirsizlik ortamına neden olmuştur. Çay piyasasına yasal düzenleme ile müdahalede gecikildikçe ÇAYKUR'un belirleyici rolü zayıflamakta, sorunlar tüm kesimler için (devlet-çay üreticileri- çay işletmecileri -tüketiciler) katlanarak artmaktadır.
Bu nedenle Türkiye çay piyasasında köklü bir geçmişe ve öncü bir role sahip İktisadi Devlet Teşekkülü statüsünde olan ÇAYKUR'a 233 sayılı KHK hükümleri saklı kalmak üzere ilave görev ve yetkiler verilmesi gerekmektedir.
Bu Kanun'la ÇAYKUR'a özel firmalara çay ürettirme imkânı tanınmaktadır. Böylece, ilave kamu yatırımı yapmadan, özel sektörün mevcut âtıl kapasitesini kullanarak kapasite artırma olanağı getirilmektedir. Bu düzenleme ile aynı zamanda kota ve kontenjan sorunu da bütünüyle ortadan kalkacaktır.
Bu Kanun teklifi ile Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşayan yaklaşık 1,5 doğrudan geçim kaynağı durumundaki çay tarımının sürdürülebilir hale getirilm si, ya ve satışındaki sorunların çözülmesi, bölge insanının doğduğu topraklarda arın edebilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla hazırlanan kanun teklifi; çay tarım alanlarının yeniden tespit ve ruhsatlandırılmasını, çay tarımını, yaş çayın işlenmesini, kuru çayın üretim ve pazarlamasını, çay üreticileri ile çay işletmecilerinin hak ve yükümlülükleri ile bir İktisadi Devlet Teşekkülü olan
ÇAYKUR'un bu süreçlerdeki düzenleyici ve denetleyici görevlerini düzenlemeyi öngörmektedir. MADDE GEREKÇELERİ