——.—..iammmmmae mmm
Tali Komisyon
Çevre , Tarım, Orman ve Köyişleri
Esas Komisyon
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Tarih: 13-6-2025
Esas No:2/3159 GENEL
13 terra 2075. e: İgUU SR
Metnin bu bölümü (PDF s. 3–4) el yazısı, imza ya da mühür sayfası (veya Türkçe dışı yazı); okunur metin çıkmadı; burada gösterilmiyor. TBMM PDF’inde görün ↗ (yeni sekmede açılır)
' i İzen Onl N Jolağa A ssaeaald.
Mel ali Ahlo te, : vw O İryeneme alar 79 Gn
Metnin bu bölümü (PDF s. 6–9) el yazısı, imza ya da mühür sayfası (veya Türkçe dışı yazı); okunur metin çıkmadı; burada gösterilmiyor. TBMM PDF’inde görün ↗ (yeni sekmede açılır)
Gizem koncari / yektirdaş Mr
Terimi Giray ana! Jtede Nako, Özer amir
Sin YA el i a pdr Bodur bal
Pana Oilekekli | (E N : mina
Plrh Dönmez Esbiyhir pay.
İNoum Mewj N
Dai
Sanharf
Nehmef Al " Seche, GENEL GEREKÇE
2022 yılında ilan edilen Türkiye Ulusal Enerji Planı'nda, mevcut durumda 9045 olan yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen elektrik üretimi oranının 2035 yılı itibarıyla 9065 seviyesine çıkarılması hedefi konulmuştur. Bu hedefin gerçekleştirilmesi özellikle rüzgâr ve güneş yatırımlarındaki artışa bağlı olup, hedefe ulaşılabilmesi için yenilenebilir enerji projelerinin hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir. Teklifle yapılan düzenlemeler ile hedefe makul sürelerde ulaşılması amacıyla bu projelere ait izin süreçlerinin daha sade, daha yalın ve süratli bir hale getirilmesi öngörülmektedir.
Benzer şekilde, 13 Mayıs 2024 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan "Yenilenebilir Enerji ve İlgili Altyapı Projelerine Yönelik İzin Verilmesinin Hızlandırılmasına İlişkin Öneri ve Rehberlik Dokümanı", yenilenebilir enerji ve ilgili altyapı projelerinin izin süreçlerini hızlandırmak ve karmaşıklığını azaltmak amacıyla üye ülkelere çeşitli tavsiyelerde bulunmaktadır. o Dokümanda, yenilenebilir enerji yatırımlarında izin süreçlerinin sadeleştirilmesi ve proje onaylarının daha hızlı yapılması gerektiği belirtilmekte; gecikmelerin enerji ve iklim hedeflerine ulaşmayı riske attığı ve projelerin maliyetlerini artırdığı vurgulanmaktadır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımlarda ciddi bir artış yakalanmış olmakla birlikte, yeşil dönüşüm süreci kapsamında bu yatırımların daha da arttırılarak sürdürülmesi gerekmektedir. 2024 yılı sonu itibarıyla Türkiye'nin toplam kurulu gücü 115,9 GW'a ulaşmış olup, bunun 69,1 GW ile 9660" ını yenilenebilir enerji kaynakları oluşturmaktadır. Bunun 19,8 GW kısmını güneş, 12,8 GW kısmını ise rüzgâr kaynaklı enerji santralleri oluşturmaktadır.
2024 yılındaki 349 TWh elektrik üretiminin 159,4 TWh'ı (©645'i) yenilenebilir kaynaklardan üretilmiştir. Bu sayede yaklaşık 32 milyar metreküp doğal gaz ithalatının önüne geçilmiş ve yaklaşık 12 milyar Amerikan Doları tutarında dış ticaret açığı önlenmiştir. Benzer şekilde, aynı üretim ithal kömürle karşılanmış olsaydı, 2024 yılı ortalama fiyatlarıyla 7,7 milyar Amerikan Doları tutarında yaklaşık 68,5 milyon ton kömür ithal edilmiş olacaktı. Görüldüğü üzere yenilenebilir kaynak kullanımı, yeşil dönüşüm için bir ihtiyaç olmanın yanı sıra enerjide dışa bağımlılığın azaltılarak enerji kaynaklı cari açığın düşürülmesi bakımından da stratejik bir öneme sahiptir.
Teklifle, Türkiye Ulusal Enerji Planı'nda belirlenen yenilenebilir enerji hedeflerine gecikmeksizin ulaşılmasını teminen, halihazırda 48 ayı bulan izin ve onay süreçlerinin sadeleştirilerek 24 ayın altına düşürülmesi hedeflenmekte ve ülkemizin enerjide yeşil dönüşümünün hızlandırılması ve emisyonların azaltılarak sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amaçlanmaktadır.
Ekonomik büyüme, sanayileşme ve nüfusun artışına bağlı olarak ülkemizin enerji talebi her geçen yıl artmaktadır. 2024 yılında elekirik talebi yaklaşık 349 TWh seviyesinde gerçekleşmiştir. 2010 yılında yaklaşık 211 TWh olan elektrik tüketiminin, son 14 yıl içerisinde 9065 oranında artmış olması, ülkemizin enerji ihtiyacındaki artışı sürekli kılacağını ortaya koymaktadır. Ayrıca yapılan projeksiyonlar, elektrik enerjisi ihtiyacının yıllık 963,5 — 4 seviyesinde artacağını ve 2035 yılı itibarıyla 510 TWh seviyesine erişeceğini göstermektedir. Bu artışı karşılamak ve enerji arz güvenliğini sağlamak için yerli kaynaklara dayalı, sürdürülebilir ve çeşitli kaynaklardan oluşan bir üretim portföyü hayati önem taşımaktadır. Bu kapsamda, yerli ve yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretimi, Türkiye'nin enerji arz güvenliği politikasında stratejik bir unsur olarak ön plana çıkmaktadır.
2024 yılındaki elektrik üretiminin yaklaşık 473 TWbwı (614'ü), yerli kömür santrallerinden elde edilmiştir. Bu sayede yaklaşık 9 milyar metreküp doğal gaz ithalatının önüne geçilmiş ve yaklaşık 3.5 milyar Amerikan Doları tutarında dış ticaret açığı önlenmiştir. Dolayısıyla, yerli kömüre dayalı elektrik üretimi, sadece teknik bir üretim tercihi değil; aynı zamanda ekonomik istikrar, milli çıkar ve enerji bağımsızlığı açısından da vazgeçilmez bir unsurdur.
Öte yandan, yenilenebilir enerji kaynakları doğaları gereği kesintili üretim karakterine sahiptir. Güneşli ve rüzgârlı olmayan dönemlerde bu kaynaklardan, kurak dönemlerde ise hidrolik kaynaklardan elektrik üretilememektedir. Bu durum, iletim sisteminde ftekans ve voltaj stabilizasyonunu zorlaştırmakta, ani üretim düşüşlerinin karşılanması için esnek ve güçlü bir baz yük kaynağı ihtiyacını doğurmaktadır. Bu noktada, yerli kömür santralleri sürekli üretim yapabilme yetenekleri sayesinde sistem dengesinin korunmasını sağlamaktadır. Bu santraller, yenilenebilir kaynaklardan gelen değişken üretimi dengelemek için esnek operasyonel yapılarıyla kritik bir görev üstlenmektedir. Özellikle kış aylarında, yenilenebilir üretimin düşük olduğu dönemlerde bu santraller şebekenin temel yükünü karşılamaktadır.
Bu durumun dikkat çekici bir örneği, 28 Nisan 2025"te İspanya ve Portekiz'de yaşanan geniş çaplı elektrik kesintisiyle görülmüştür. Yenilenebilir kaynaklardan üretimin yoğun olduğu bir anda üretim tesisleri devre dışı kalmıştır. Yaşanan bu olay, sürekli ve güvenilir üretim yapabilen enerji kaynaklarının sistemdeki önemini bir kez daha göstermiştir. Esnek yapıları ve istikrarlı çalışmaları sayesinde baz yük santralleri bu tür dengesizliklerin önlenmesinde önemli bir görev üstlenmektedir.
Benzer bir olayın Türkiye?de yaşanmaması ve iletim sisteminin güvenli şekilde çalışmaya devam etmesi için güvenilir ve sürekli üretim yapabilen kaynakların sistemde varlığını sürdürmesi büyük önem taşımaktadır. Baz yük santralleri, sürekli çalışabilen yapılarıyla sisteme denge sağlamakta ve ani üretim düşüşlerine karşı elektrik arzının devamlılığını sağlamaktadır. Yenilenebilir üretimin giderek arttığı bir yapıda, bu santrallerin verimli ve kontrollü şekilde işletilmeye devam etmesi hem sistemin operasyonel güvenliği hem de enerji arz güvenliği açısından stratejik bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Yukarıda belirtilen hususlardan hareketle, elektrik arz güvenliği ve fiyat istikrarı için büyük öneme sahip mevcut yerli kömür yakıtlı termik santrallerin, hammadde arz sorunları nedeniyle kapanma tehlikelerinin bertaraf edilmesine yönelik geçici mahiyette düzenleme yapılması amaçlanmaktadır.
Günümüzde, dünya üzerinde yaklaşık doksan çeşit madenin üretilip ekonomik olarak işletildiği bilinmektedir. Yaklaşık altmış çeşit madenin üretilebildiği ülkemiz ise sahip olduğu bu maden çeşitliliği ile bu konuda dünya ülkeleri arasında üst sıralarda yer almaktadır. Ülkemizin maden rezerv potansiyeli oldukça yüksektir. Ancak sahip olduğumuz bu maden çeşitliliği ve rezerv potansiyeline rağmen madencilik sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı ?01,2 civarındadır. On İkinci Kalkınma Planında 2028 yılı itibarıyla bu oranın 9402'ye çıkarılması hedeflenmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu oranın Y05-8 arasında olduğu bilinmektedir.
Teklifle madencilik faaliyeti yürütülen alanlarda yapılacak rehabilitasyon çalışmalarına ilişkin hükümlerin düzenlenmesi ile çevre ve insan hassasiyeti artırılarak madencilik faaliyetlerinin daha etkin ve verimli şekilde yapılması, maden arama ve işletme faaliyetlerine yönelik izin süreçlerinin öngörülebilirliğinin artırılması ve izin sürelerinin daha makul hale getirilmesi, yatırımcıların kazanılmış haklarının korunması, arama faaliyetlerinin daha nitelikli yöntemlerle yapılması ve teşvik edilmesi, işletme aşamasında yatırımcı tarafından verilen taahhütlerin gerçekleştirilmesine ilişkin ilave tedbirlerin alınması hedeflenmektedir.
Madencilik faaliyetlerinin gerektirdiği yatırımların ekonomik büyüklüğü göz önüne alındığında, bu yatırımların gerçekleştirilebilmesi için piyasa öngörülebilirliği kadar hukuki öngörülebilirlik de elzemdir. Madencilikte izin süreçleri, söz konusu öngörülebilirliğin en kritik unsurlarından birini oluşturmaktadır. Uygulamada, izin süreçlerinin makul sürelerde tamamlanamadığı, işletme ruhsat süreleri göz önüne alındığında bu sürelerin büyük bir bölümünün izin aşamalarında geçirildiği ve üretime uzun yıllar sonra başlanabildiği görülmektedir. Bu nedenlerle madencilik yatırımlarının planlanması zorlaşmakta ve madencilik, cazip bir yatırım alanı olmaktan çıkmaktadır. Bu durumun en büyük göstergeleri, gelişmiş ülkelerin aksine ülkemizde köklü yatırımcı sayısının düşük sayıda kalması ve ruhsat talep sayılarındaki düşüştür. Tüm bu hususlar göz önüne alınarak hazırlanan teklifle madencilikte izin süreçleri yeniden düzenlenmiştir. Buna göre Teklifle izin süreçleri Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce ruhsat verilmeden önce tamamlanacaktır. Çevresel etki değerlendirmesi süreçleri ve izin süreçleri arasında koordinasyon artırılarak yatırımların hızlandırılması öngörülmektedir. Diğer yandan kurumlar arası ihtilaf halinde IV. Grup ile stratejik veya kritik madenlere ilişkin izinlerin üstün kamu yararı gözetilerek Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında ve ilgili Bakanların katılımı ile teşekkül eden Kurul tarafından verilmesi amaçlanmaktadır.
Öte yandan arz kesintisi veya yüksek fiyat artışı hâlinde ciddi ekonomik sorunlar veya güvenlik zafiyeti doğurabilen, kullanım alanı itibarıyla ve teknolojik gelişmelerle birlikte önemi artan, sanayinin hammadde ihtiyacını karşılayan, askeri amaçlar için kullanılan, ulusal güvenlik ve ekonomik refah için kritik rol oynayan, büyük ölçüde cari açığa sebebiyet veren stratejik ve kritik madenlere özgü düzenlemeler yapılmaması, milli menfaatlere ve kamu yararına uygun düşmemektedir. Teklifle, stratejik ve kritik madenlerin yasal çerçevesi belirlenerek bu madenlere ilişkin acele kamulaştırma imkânı ve stoklama yükümlülüğü getirilmesi amaçlanmaktadır.
Bilindiği üzere maden arama faaliyetleri neticesinde toprak altındaki maden rezervi; tenörü, yoğunluğu ve üç boyutu ile belirlenebilmekte, bu sayede işletme faaliyet süreci tasarlanabilmekte ve madencilik yatırımlarının ekonomik sonuçları öngörülebilir hâle gelmektedir. Bu yönüyle arama faaliyetleri, madencilik süreçlerinin ilk ve en önemli halkasını oluşturmaktadır. Teklifle maden arama ruhsatı düzenlenebilmesi için yatırım teminatı şartı getirilerek doğası gereği önemli ölçüde emek, sermaye, teknik bilgi ve donanım gerektiren maden arama faaliyetlerinin, ekonomik güç ve teknik açıdan yeterli kriterlere sahip olan yatırımcılar tarafından yürütülmesi ve bu sayede ülkemizdeki maden arama faaliyetlerinin niteliğinin artırılması, arama ruhsatı döneminde; taahhüt edilen yatırımın gerçekleştirilmemesi hâlinde teminatın irat kaydedilmesi, asgari arama faaliyetlerinin yürütülmemesi hâlinde ise ruhsat iptali yaptırımı ile arama ruhsatlı sahaların atıl vaziyette bırakılmasının önüne geçilmesi, bu düzenlemeler sayesinde arama faaliyetlerinin daha etkin ve verimli yapılması amaçlanmaktadır.
Mevcut durumda işletme ruhsatlı sahalarda etkin şekilde işletme faaliyetlerinde bulunulmaması ve projede beyan edilen yıllık üretim taahhütlerine uyulmaması sonucunda madenlerin atıl vaziyette bırakılabildiği görülmektedir. Bununla birlikte, işletme projesinde beyan edilen üretim miktarlarının belirli bir oranda yerine getirilmemesi hâlinde idari yaptırım uygulanmasını öngören 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununun 24 üncü maddesinin on ikinci fıkrasındaki asgari üretim oranlarının da ülkemiz hedeflerini karşılamakta düşük kaldığı değerlendirilmektedir. Teklifle ruhsat süresinin uzatılması taleplerinin uygun bulunabilmesi için asgari standartlarda üretim faaliyeti şartı getirilmektedir. Bu kapsamda madenlerin ülkemiz ekonomisine kazandırılması, sanayi hammaddeleri ile ülke elektrik ihtiyacını karşılayan madenler açısından arz güvenliğinin sağlanması ve dışa bağımlılığın azaltılması amaçlanmaktadır.
Madencilik faaliyeti yürütülen alanların çevre ile uyumlu hâle getirilmesine ilişkin çalışmalar genel olarak 3213 sayılı Kanunun ilgili hükümleri doğrultusunda ruhsat hukuku sonlandıktan sonra yapılmaktadır. Kanunun ilgili hükümleri doğrultusunda bir ruhsata dayalı madencilik faaliyetleri otuz yılı aşkın sürelerle devam edebilmektedir. Mezkur Kanunda bu çalışmalar için tahsil edilen işletme ruhsat bedellerinin yüzde otuzunun kullanılabileceği belirtilmiş, sahada madencilik faaliyetleri devam ederken çevre ile uyum çalışmalarının yapılabileceğine ve bu bedellerin ayrı bir hesapta nemalandırılabileceğine ilişkin hükümlere yer verilmemiştir. Mevcut durumda; ruhsat sahiplerinden tahsil edilen çevre ile uyum bedelleri madencilik faaliyetlerinin nihayetinde yapılması gereken çevre ile uyum çalışmalarının proje maliyetini dahi karşılayamamakta ve çevre ile uyum çalışmaları aksamaktadır. Teklifle; rehabilitasyon bedelleri artırılarak ve rehabilitasyon yükümlülüğüne uyumu sağlamak için yeni yükümlülükler belirlenerek, madencilik faaliyetinde bulunulan alanlarının etkin, verimli ve en hızlı şekilde çevre ile uyumlu hâle getirilmesi amaçlanmaktadır.