Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)
Gaziantep Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 55. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Şubat 2004 · 1.702 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdulkadir Ateş (CHP), 19 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.702 kelime.
Abdulkadir Ateş (CHP, Gaziantep). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 19 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdulkadir-ates-22-2004-02-19-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, kamu yönetimimizin yeniden yapılanma ihtiyacı, günümüzde, toplumumuzun tüm kesimlerince kabul edilen bir gerçektir. Bunu en fazla isteyen kurumların başında da, Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyet Halk Partililer gelir.
Kamu yönetimi düzenimiz, maalesef, yıllar boyunca, sağ iktidarlarca yozlaştırılarak, hantal ve ağır işleyen, siyasî baskılara açık, hizmet üretmeyen bir duruma getirilmiştir. Yönetim sistemimizin içerisinde bulunduğu bu sorunların ve tıkanıklıkların giderilmesi, aşılması, biz Cumhuriyet Halk Partililerin temel hedeflerinin en başında gelir.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'de yerel yönetim felsefesini geliştiren bir partidir; yaptığı yasal düzenlemelerle olsun, uygulamalarıyla olsun, yerel yönetimleri, her zaman, çok önemli bir yerel hizmet ve yerel demokrasi odağı olarak görmüş, kalkınma ve demokratikleşme programlarının önüne oturtmuştur; ancak, Cumhuriyet Halk Partisinin yerel yönetim anlayışının, birçok konuda, sağ partilerle ve özellikle de AKP'yle, büyük ayrılıklar, büyük anlaşmazlıklar içerisinde olduğunu vurgulamak zorundayım. Bu konuda temel farklılıklarımız var. İzninizle, bu temel farklılıkları sıralamak istiyorum.
Bu farklılıklardan birincisi şudur: Cumhuriyet Halk Partisi, yerel yönetimleri, yerel iktidar odakları olarak görme gibi bir hastalık içerisinde değildir. Siz, bu tasarıda, yerel yönetimleri, yerel iktidar odakları olarak görüp, bunu, siyasî düşüncelerinizi, siyasî fikirlerinizi ve parti çıkarlarınızı yerleştirmek için kullanamazsınız. Biz, buna karşıyız.
Yine, aynı zamanda, Cumhuriyet Halk Partisi, yerel iktidarları veya yerel yönetimleri, yerel demokrasi odağı olarak görmektedir. Yerel yönetimleri yerel demokrasi odağı olarak görmek ne demektir; biz, yerel yönetimleri, ona hizmet eden, onun düşüncelerini alan, onu yönetime katan bir anlayış içerisinde görmekteyiz. Bu açıdan da, AKP'nin getirmiş olduğu bu yeni tasarıyla aynı düzeyde düşünmüyoruz ve desteklemiyoruz.
İkinci bir farklılığımız daha var; biz, yerel yönetimleri, merkezî yönetime rakip olarak değil, onun tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Yine, bu tasarıda, dikkat ettiyseniz ve okuduysanız -bundan eminim- sanki merkezî hükümet ile yerel yönetimler arasında ciddî bir çatışma, bir paylaşım sorunu varmış gibi hareket ediliyor. Halbuki, bu ikisi, merkezî yönetimler ile yerel yönetimler birbirini tamamlayan bir bütünün parçasıdır; öyle düşünmek lazım. Bu konuda da, AKP'den ve AKP'nin getirmiş olduğu bu tasarıdan ciddî bir biçimde ayrı düşünüyoruz. Siz yerel yönetimleri bir tarafa iterek, merkezî yönetimi sadece ele alamazsınız veya tersini yapamazsınız. Türkiye'de böyle bir lüksünüz yoktur, hiçbir toplumda da böyle bir lüks yoktur.
Üçüncü temel farkımız; biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yerel yönetimlere, AKP'nin bu tasarıda baktığı gibi, yalnız iktisadî yönden bakamıyoruz, bakmıyoruz, bakılmaması da gerekir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yerel yönetimleri, siyasî, iktisadî ve sosyal bir olgu olarak görmek istiyoruz ve bu tasarıda, maalesef, bu özelliği de görmemiz mümkün değil.
Görüşmekte olduğumuz bu tasarının özünü oluşturan, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması için yerel yönetimleri bir araç olarak görmek ve yerel yönetimleri bu yönde kullanmak, Cumhuriyet Halk Partisinin kamu yönetimi ve yerel yönetim anlayışıyla taban tabana zıttır.
Değerli milletvekilleri, yine, yurttaşlarımızı müşteri gibi gören, kamu hizmetlerini ise ticarî bir meta olarak, âdeta, tanımlamaya çalışan bu tasarıyla bizim hemfikir olmamız mümkün değildir ve CHP'nin destek vermesi, doğal olarak beklenemez.
Değerli milletvekilleri, burada, üzerinde durmak istediğim başka bir farklılık -ki, bu farklılık çok önemli- sizin yerel yönetimlere, daha doğrusu kamu yönetimlerine bakış açınız, tahliliniz ile bizim tahlilimiz ve teşhisimiz arasındaki büyük farklılıktır.
Genel Gerekçenin 1 inci sayfasındaki 3 üncü paragrafı ve üçüncü sayfadaki bölümleri okuduğunuzda, bir birinci dalgadan ve bir de ikinci dalgadan bahsediliyor. Birinci dalganın, daha çok, Türkiye'de engelleri kaldırma konusuna değindiğini, ikinci dalganın ise, yapılamadığını, yeniden bir düzenleme, yeni bir yapılaşmayı öngördüğünü söylüyorsunuz ve bu nedenle de, bu tasarı yazarlarınca "ülkemizde ortaya çıkan tüm sorunların temelinde devletin yönetsel krizi yatmaktadır" denilmektedir. "Devletin yönetsel performansı, hizmet üretme performansı, özel sektör ile rekabetçi piyasa mekanizmasının gerisinde kalmıştır" denilmektedir. "Bugünkü küreselleşme ortamında toplumun öncü güçleri ise, özel sektör ve sivil toplum örgütleri olmalıdır" denilmektedir gerekçede. Bu nedenle, kamu yönetimimizin, küreselleşmenin bu gereklerine adapte edilmesi gerekir ve yönetim aygıtımız da, yönetim erki de, Türkiye'de özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle paylaşılmalıdır gibi bir sonuç burada çıkarılıyor. Bu açıdan baktığımızda ve tasarının genel gerekçesinde görüldüğü gibi, küreselleşme sürecine özel sektör öncülüğünde bir uyum içerisinde geçişi hazırlamaya çalışıyor bu tasarı. Asıl amacın burada, konunun, kamu yönetimi, yerel yönetimler ve hizmetlerin daha etkin bir biçimde dağılımı vesaireyle hiçbir ilgisi yoktur.
Sayın milletvekilleri, genel gerekçedeki açıklamalar, işte, söylediğimiz, 1980'li yılların başında neoliberal anlayışın tipik bir özelliğini yansıtmaktadır ve onun uygulamalarıdır ki, Türkiye'yi büyük sorunlara itmiştir. Özetlemek gerekirse, neoliberal anlayış, geçmişte devletin işletmeciliği beceremediği ve bütçe açıkları verdiği ya da doğru ekonomi politikaları uygulayamadığını söylerken, şimdi tasarının genel gerekçesinde belirtildiği gibi, yönetme işlevini de devletin yapamadığı ve bunun yanında, biraz daha ileriye giderek, devletin veya kamunun, siyaseti de artık yürütemediği gibi bir sonuç çıkarılmaya çalışılmaktadır ki, bu da, Türkiye için, bizler için büyük bir talihsizliktir diye düşünüyorum.
Daha önceleri, kamu yönetimlerine ilişkin yalnızca bütçe açığı vurgulanırken, bugün, artık, IMF programlarıyla birlikte, şimdi, daha çok, yönetsel, siyasal beceriksizlikten Türkiye için söz edilmeye başlanılmaktadır ve bu nedenle de, gerekçeleriyle birlikte bu tasarıda, stratejik açık, performans açığı ve güven açığı denilen üç konu üzerinde durulmaktadır.
Şimdi, izin verirseniz değerli milletvekilleri, bu üç açığın, gerçekten tasarıda belirtildiği gibi, acaba, yönetim krizinden mi doğduğu, yoksa, bir ideolojik gereklilikten mi doğduğu üzerinde sizlerle fikirlerimi paylaşmak istiyorum.
Bütçe açığı diyorsunuz. Bütçe açığı Türkiye'de ne zaman doğmaya başladı; 1980'li yılların başında neoliberal ekonomi politikalarının uygulamalarına geçilmesiyle, arz yanlısı vergi politikalarıyla başlamıştır Türkiye'de. Bu, vergi kaçaklarıyla biraz daha büyümüş ve kaçışlarla da artmıştır. Bu, bir gerçektir; bunun yönetimle ilgisi yoktur, bu ideolojik tercihtir.
Yine, ikinci konuya gelelim; performans açığından söz ediliyor. Neoliberal anlayış içerisinde, yine, değerli milletvekilleri, toplumsal içerikli bütçe yapılması ve yatırım giderlerinin toplumsal içerikli hale dönüştürülmesi mümkün değildir. Bu nedenle de bütçelerde, bu doğrultuda, bugün olduğu gibi, 2004'te olduğu gibi, 2003'te olduğu gibi kısıtlamalara gidilmiştir; toplumsal talep ile bütçe arasında büyük farklar, büyük makaslar oluşmuştur.
İşte, bu nedenle de, kamu hizmetini sağlama ve kamu hizmetinde performans düşüklüğü zaten ortaya çıkacaktı ve çıkmıştır da. Onun için, bunu, yönetim kötülüğünden ayırmak lazım. Devletin performansı bu nedenle düşmüştür.
Üçüncü önemli bir şey, güven açığından söz edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, hatırlayınız, siyaset kurumu ile bürokrasi arasındaki geleneksel ilişki, koordinasyon ne zaman kopmuştur Türkiye'de; 1980'lerde prensler yönetimlerinin Türkiye'nin bürokrasisine hâkim olmaya başladığı dönemde kopmuştur ve yine, bu prensler dönemindeki yönetim biçiminin, bütçe dışındaki fonlarla birtakım hareketler içerisine girmesiyle, toplum ile bürokrasi arasındaki güven duyguları zedelenmiştir ve bu nedenle de, güven sorunu ortaya çıkmıştır Türkiye'de. Şimdi, siz gelir de, bunu tüm Türkiye kamu yönetimine uygulamaya çalışırsanız, yanılırsınız.
Stratejik açıktan söz ediliyor değerli milletvekilleri. 1980'li yılların neoliberal aşırılığı içerisinde, hatırlayınız, her türlü yapısal uyumun piyasa yoluyla çözüleceği iddia edilmişti, savunulmuştu. Devletin stratejik kurgulayıcı fonksiyonu, planlayıcı, koordine edici görevleri, yönlendirici işlevleri, biliyorsunuz, tümüyle ortadan kaldırılmıştı. Ne olmuştur; devlet, artık, planlayamaz, stratejik kararlar alamaz, yönlendiremez, koordine edilemez hale getirilmiştir. Niye getirilmiştir; bilinçli olarak getirilmiştir, yani, ortalık bir orman kanununa bırakılmış, yapılanlar, insanların yanına kâr kalmıştır, yani, Türkiye, bir boşluk içerisine itilmiştir. Nitekim, banka soygunlarının, bankaların içlerinin boşaltılma hareketleri hep bu dönemde başlamadı mı. Bunun yönetimle ne ilgisi var. Bu, bilinçli ideolojik bir hareketti. Bunu böyle bilmek lazım. Türkiye, o dönemde kaptansız ve dümeni olmayan bir gemi gibiydi.
Değerli arkadaşlarım, elbette ki, süreç içerisinde eski örgütsel, kurumsal, yönetsel yapılar değişmelidir, işleyişler değiştirilip, yenilenmelidir. Ancak, değişiklik yapılırken, tahlillerimizi doğru yapmak, teşhislerimizi ona göre kurmak zorundayız. Tahlilde de, teşhiste de bu tasarı yanılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, biz, ülkemizin, içerisinde bulunduğu toplumsal, iktisadî, hatta, siyasî sorunların yönetsel bir eksikliğe indirgenmesi mantığına karşıyız; böyle bir gerekçe olamaz diyoruz. Sorunların ve incelenen konunun ideolojik bir yönünün de olduğu bir tarafa itilerek, konuyu sadece yönetsel açıdan ele almak yanlıştır, eksiktir diyoruz.
Değerli arkadaşlarım, üzerinde durmak istediğimiz, bizlerin, bu tasarıya bakış açımızdaki sizlerle farklılıklarımızdan bir tanesi de şu: Bu tasarı, 1970 ve 1980'lerde kalmış hizmet temelli bir yerel yönetim modelini getiriyor bugün. Bugün, Türkiye'nin ihtiyacı, ekonomik, toplumsal ve çevresel değerleri korumaya yönelik gelişme temelli bir yerel yönetim anlayışı olmalıydı. Bugün illerimizde, il gelişme planları vardır valiliklerimizin önünde. İşte, buna benzer, bu fonksiyonlarını artırıcı, o yerel bölgenin potansiyelini ortaya çıkarıcı, sermayedarıyla, girişimcisiyle, işçisiyle, memuruyla bir arada rekabet eden bir yerel yönetim, yerel birlik yaratacağımız yerde, biz ne yapıyoruz; tam tersini, 1970 ve 1980'lerden kalma ve hizmet temelli bir yerel yönetim modelini uygulamaya çalışıyoruz. Bunun zamanı otuz yıl önce idi, yirmi yıl önce idi; bu, geçmiştir. Değerli arkadaşlarım, 1970 ve 1980'lerin başlarındaki yerel işleyiş modelinin modası artık geçmiştir. Bunun yerine biz, yerel birimlerin ihtiyaçlarına göre gelişme potansiyellerini ortaya çıkaracak bir tasarı hazırlamak zorundayız.
Değerli milletvekilleri, bu tasarının birçok sorunlu yönü var. Bunlardan bir tanesini hemen söyleyeyim: Şimdi, diyelim ki, birtakım bakanlıkların taşra teşkilatlarını yerel yönetimlere bıraktık. Bunlar kimi istihdam edecektir; bugün belediyelerde olduğu gibi, sadece o bölgedeki insanları istihdam etmeye başlayacaktır. Bir kültür ve turizmi alalım. Kültür ve turizmin, Gaziantep'te çalışanları, zaman içerisinde, sadece Gazianteplilerden oluşacaktır. Bir Trabzonlunun Gaziantep'te çalışma hakkı olmayacaktır. Bu gelişmeler bizi buraya doğru götürecektir. Böyle bir ayırımı, Türkiye'de yapmanın anlamı var mıdır? Memurluk sistemi, askerlik sistemi gibi, Türkiye'yi birleştiren, bütünleştiren; bölgeleri, insanlarımızın tanımasını sağlayan bir sistemdir; ama, siz bunu da yok ediyorsunuz, bunun gibi birçok soruna yol açıyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, son olarak, bu tasarının 6 ncı maddesi, Anayasanın 123, 126 ve 127 nci maddelerine tümden karşıdır, aykırıdır. Bunları siz de biliyorsunuz, içinizde bulunan tüm hukukçular da biliyor, en azından, fakültelerde, anayasa hukukuna giriş kitabını okuyanlar da biliyor; ama, bunu ısrarla yapmaya çalışıyorsunuz. Neden bunları yapıyorsunuz? Mevcut Anayasaya, anayasal düzene aykırı olduğu açıkça belli bu tasarıyı neden buraya getirmeye çalışıyorsunuz? Anayasa Mahkemesinin, Çankaya'nın duvarlarına çarparak döneceğini bildiğiniz bu tasarıyı niye getirmekte ısrar ediyorsunuz? Nedir, sizin, Türkiye Cumhuriyetinin anayasal kurumlarıyla sorununuz nedir? Bunu bile bile yapmanın anlamı nedir? Eğer, siz, biraz önce konuşan, benden önce konuşan AKP'li arkadaşın dediği gibi, Anayasayı değiştirmek istiyorsanız, çıkacaksınız, seçim meydanlarında, ben Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının şu şu maddelerini değiştireceğim diyeceksiniz; ben, Türkiye'deki bu cumhuriyet rejimiyle ilgili sizinle aynı fikirde değilim Cumhuriyet Halk Partisi, değiştireceğim diyeceksiniz, halk da size oy verirse değiştireceksiniz; ama, seçim meydanlarında bunları söylemeyip hatta seçim meydanlarında anayasa değişiklikleriyle ilgili söylediğiniz sözleri tutmayıp bugün burada gelip, Anayasa Mahkemesinin duvarlarına çarparak dönecek bu tür girişimlerde neden bulunuyorsunuz? Bunu biz de anlayamıyoruz, Türkiye kamuoyu da anlamakta güçlük çekiyor. Bu yasa tasarısı Anayasa Mahkemesinden dönmeyecektir diyen bir tek burada AKP'li değerli arkadaşım bulunabilir mi?! Biraz hukuk bilgisi olan, şu kadar hukuk bilgisi olan bunu söyleyebilir mi?! Durum böyleyken değerli arkadaşlarım, bunu neden yapıyorsunuz? Cumhuriyetin kurumlarına karşı niye bu kadar kinlisiniz; bunu sormak istiyorum; bunu düşünün diyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler, CHP sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara)Böyle bir üslupla konuşamazsınız; bu size yakışmıyor!.. Bu üslup yakışmıyor!..
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla)Eğer bu konuda böyle düşünmüyorsanız... (AK Parti sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
51 konuşma daha · 19 Şubat 2004