İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 69. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti ile suriye arap cumhuriyeti arasında serbest ticaret alanı tesis eden ortaklık anlaşmasının onaylanması hakkında (.s.s1095)

Abdulkadir Ateş

Gaziantep Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 69. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Mart 2006 · 1.034 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdulkadir Ateş (CHP), 1 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ ARASINDA SERBEST TİCARET ALANI TESİS EDEN ORTAKLIK ANLAŞMASININ ONAYLANMASI HAKKINDA (.S.S1095)); konuşma 1.034 kelime.

Abdulkadir Ateş (CHP, Gaziantep). “Türkiye cumhuriyeti ile suriye arap cumhuriyeti arasında serbest ticaret alanı tesis eden ortaklık anlaşmasının onaylanması hakkında (.s.s1095)”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 1 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdulkadir-ates-22-2006-03-01-turkiye-cumhuriyeti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-arasinda-serbest-ticar (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün görüşmekte olduğumuz, komşumuz Suriye'yle geliştireceğimiz ticarî antlaşma, şüphesiz, gerekli olan antlaşmalardan bir tanesi. Biz istiyoruz ki, güney komşumuz, bundan böyle, daha çağdaş ve Türkiye'nin de katkılarıyla çağdaş dünyaya açılabilen, komşuluk ilişkileri daha gelişmiş bir ülke olsun istiyoruz ve bu antlaşmanın da, bu doğrultuda, önemli bir adım olacağına inanıyorum. Her ne kadar, antlaşma içerisinde, Türkiye'nin biraz daha fazla taviz veren yönleri var ise de, şimdilik, buna göz yumabileceğimizi, güney komşumuzla iyi komşuluk ilişkilerimizi geliştirebilme açısından, bunun, biraz gözardı edilebileceğini düşünüyoruz biz. Ancak, iyi komşuluk ilişkileri yüzünden, daha önce yaşadığımız birtakım olumsuz gelişmeleri geride bırakabilmemiz ve bu konuda, son günlerde, son yıllarda çıkan iyi gelişmelerin de iyiye işaretler olduğuna inanıyoruz; ama, bu, dengeli bir antlaşma olması gerekliliği üzerinde de, özellikle, altını çiziyoruz ve bu konuda, bürokrasimizin, hükümetimizin, bu antlaşmanın uygulaması sırasında çok dikkatli davranması gerekliliğini de, bir kere daha vurgulamak istiyorum.

Ama, burada, önemli olan -benden önce, Cumhuriyet Halk Partisi temsilcilerinin, sözcülerinin de söylediği gibi- yine, Suriye'yle ilgili, Suriye sınırıyla ilgili ve özellikle de mayınlı bölgelerimiz üzerinde ciddiyetle durmamız lazım. Hani, hep söyleriz biz, yeri geldiğinde, bu ülkenin bir çakıl taşını hiç kimseye vermeyeceğiz diye, hep nutuklar atarız. İşte, bugün, bu konuyla ilgili, çok ciddî olarak, üzerinde durmamız lazım. Gerçekten bir çakıl taşına dahi sahip çıkacak mıyız; yoksa, 508 000 dönüm araziyi, 49 yıllığına, bir yabancı şirkete, acaba, emanet edecek miyiz; bunun da üzerinde durulması lazım geldiğine inanıyoruz biz.

Değerli arkadaşlarım, konuyu abarttığımı hiç zannetmiyorum ve sizlerin de, bu konuda, bizim gibi, Cumhuriyet Halk Partisi gibi düşüneceğinize gönülden inanıyorum. Sınır toprakları bunlar; güvenlik nedeniyle birtakım tedbirler alınmış. Bunun içerisinde yaşayan bir bölgenin milletvekiliyim. Üniversiteden mezun olduğum yıllarda, bu sınır üzerinde bulunan, o zaman nahiye olan Karkamış'ta nahiye stajına başlayan arkadaşlarınızdan biriyim. Pencereyi açtığınızda, öbür taraf Suriye'ydi. Bu bölgeyi bilen milletvekillerinden biriyim ve birçok da milletvekilimiz var burada; Hatay'dan, Gaziantep'ten, Kilis'ten, Urfa'dan, Mardin'den değerli arkadaşlarımın hepsi burada. Onlar da, en az benim kadar, bu bölgedeki hassasiyeti, bu bölgedeki stratejik önemi çok iyi bilirler.

Şimdi, durum böyleyken ve güzel bazı gelişmeler olurken, birdenbire, yap-işlet-devretle bu sınırdaki mayınların temizlenmesi olayını, hakikaten, ne ben ne de Gaziantep'teki değerli hemşerilerimin anlaması mümkün değil. Hele, o sınır bölgesinde yaşayan, yıllardan beri topraksız insanlarımızı, Hatay'da, Kilis'te, Gaziantep'te, Urfa'da, Mardin'de topraksız insanlarımızı, başkasının toprağında alınteri dökerek karın tokluğuna çalışan insanlarımızı, bu antlaşmayla, bu yap-işlet-devretle ikna edebilmemiz, onları tatmin edebilmemiz, onları doyurabilmemiz, onların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu hissettirebilmemiz mümkün mü?! Gelecek İsveç'ten bir firma, gelecek İsrail'den veya başka bir ülkeden bir firma, gözlerinin önünde, kendi atasından, dedesinden alınan o toprakları, el konulan, kamulaştırılan o toprakları -1956 yılında- işlemeye başladığında, orası yeşillendiğinde, oradan tonlarca meyve, sebze, tahıl çıktığında, biz, kendi insanımıza, sen git orada işçi olarak çalış, karın tokluğuna çalış dediğimizde, nasıl ikna edebiliriz?! Bunun, vicdanlarınıza sığdığını ben zannetmiyorum.

Şimdi, gelelim… Bu temizlik şart, yapmamız gerekir; yıllardan beri bu bölge insanları bu temizliği bekliyor, istiyor. Çok şükür, Suriye'yle olan o birtakım ilişkilerimiz de yoluna girdi. Bu temizleme, acaba, bugün, "Mardin İlimizde başladığı gibi olmalı mıdır"ın üzerinde ciddî olarak durmamız lazım.

Bana göre, bize göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu tür mayın temizleme işinde, gayet ciddî olarak, profesyonelce bu işi yapabileceğine inanıyoruz. Gerekli olan nedir; biz, Genelkurmayımızın, Bakanlığımızın istemiş olduğu gibi, bir 50-60 milyon dolarlık teçhizatla, bugün geliştirilen yeni mayın toplama teknikleriyle, bu işin, kazasız, belasız atlatılabileceğine, bu arazinin temizlenebileceğine inanıyoruz. Bu teknikler artık dünya üzerinde gelişti. Şimdi, bu tesisatı, bu teçhizatı, bu aleti, edevatı, bu bilgi birikimini Millî Savunmamıza sağladığınız takdirde, gün gelir devran döner, bu, gerek de olabilir Türkiye Cumhuriyetine. Böyle bir teçhizattan, böyle bir birikimden Türk Silahlı Kuvvetlerini, siz, yap-işlet-devretle burayı verirseniz, ondan da mahrum edersiniz.

Biz, Silahlı Kuvvetlerimize, öncelikle, bu konuya ilişkin, mayın temizlemeye ilişkin gerekli donanımı sağlamalıyız; bu bir. Bu donanım sağlandıktan sonra da Silahlı Kuvvetlerimiz, ister kendi içerisinde yetiştirdiği elemanlarla, gerek gördüğü takdirde de dışarıdan işe alacağı ve yetiştireceği insanlarla bu işi görmelidir diyoruz. Bu, Türkiye'nin ileri dönemlerdeki savunma ihtiyacının da bir gerekliliğidir. Ne demek, Türk Silahlı Kuvvetleri, mayın temizleme işini tehlikeli görmüş! Böyle bir şey olabilir mi?! Böyle bir gereklilikle Trakya sınırında, güney sınırında, doğu sınırında karşı karşıya kaldığımızda ne diyeceğiz; İsviçre'den veya başka bir ülkeden, mayını temizlemek için insan mı çağıracağız?! Böyle bir şey olabilir mi?! İşte, onun için, yapılması lazım gelen; Silahlı Kuvvetlerimizi desteklemeliyiz, ne ihtiyacı varsa bu konuya ilişkin, temin etmeliyiz ve ondan sonra da, Silahlı Kuvvetlerimizin çok kısa bir süre içerisinde bu işi halledebileceğine biz inanıyoruz.

Bunun dışında, bu topraklar daha sonra nasıl kullanılacak? Evet, bu da çok önemli bir konu. Bu topraklar, o bölgelerde yaşayan, topraksız veya tarımsal işletme ölçeği çok küçülmüş birtakım ailelere verilerek -kiralama usulüyle olabilir, mülkiyet devriyle olabilir- veya bu toprakların, o bölgelerdeki il özel idarelerine işletilmesi verilerek, halk yararına, oradaki insanlarımız yararına kullanılması kolaylıkla sağlanabilir.

Yine, yeni bir tarım türünün, benden önceki arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, organik tarımın bu bölgede yapılabilmesi için ideal bir ortamdır.

Bir konuya daha geleyim. Değerli milletvekili arkadaşım, sağ olsunlar, toprak değerini söylediler; 1 milyar Türk Lirası dediler. Bu bölgelerin birçok bölümü, çok yakında Atatürk Barajından gelecek sularla sulanacak. Gaziantep bölgesindeki öyle. Kanallar açılıyor, sular gelecek, verim artacak. Bu, bizde de böyle, Urfa'da da böyle, Mardin'de de böyle, diğer bölgelerde de böyle.

Toprak değerini, o zaman, sulu tarıma açılmış toprak değerini bir düşününüz. Eğer işi sadece ekonomik yönüyle düşünüyorsanız düşününüz. Şimdi, milyonlarca dolar yatırım yapmışsınız, barajlar yapmışsınız, kanallar açmışsınız, sulama yapıyorsunuz; ondan sonra bir şirket gelecek dışarıdan, mayını topladı diye 49 yıllığına, ne yapacağız biz; ona devredeceğiz. 49 yıl, bir ömür. Toprağımızın üstünde de, altında da değerler var. Bunu, tüm halkımızın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsinin yararına kullanmak zorundayız. Bunu yapmadığımız takdirde, bunu gerçekleştiremediğimiz takdirde, hepimiz sorumlu oluruz.

Onun için, değerli arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULKADİR ATEŞ (Devamla)Sayın Başkan, sözlerime son verirken şöyle bağlamak istiyorum: Gelin, burada, siyasî yarışmaları bir tarafa bırakalım. Bunun hiçbir ilgisi yok siyasetle. Bu çok ciddî bir konudur, Türkiye'nin güvenliği açısından önemli bir konudur, Türkiye'nin esenliği için bir konudur, Türkiye'deki işsizliğin önlenmesi açısından bir konudur; Türkiye'de, toplumlararası, insanlarımız arasındaki barışın güçlendirilebilmesi için bir konudur diyorum ben. Onun için de, sizlerden, özellikle hükümet üzerinde, Parlamento olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak yapacağımız etkiyle, bu verilmiş olan mayın toplama, yap-işlet-devret işine dur diyelim ve bunu yapacağınızdan ben eminim.

Hepinize şimdiden teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 1 Mart 2006

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook