İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 69. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Medeni ve siyasi haklara ilişkin uluslararası sözleşmeye ek ihtiyari protokolün onaylanmasına ilişkin kanun teklifi (s.s. 1003)

Salih Kapusuz

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 69. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Mart 2006 · 1.117 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Salih Kapusuz (AK Parti), 1 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MEDENİ VE SİYASİ HAKLARA İLİŞKİN ULUSLARARASI SÖZLEŞMEYE EK İHTİYARİ PROTOKOLÜN ONAYLANMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ (S.S. 1003)); konuşma 1.117 kelime.

Salih Kapusuz (AK Parti, Ankara). “Medeni ve siyasi haklara ilişkin uluslararası sözleşmeye ek ihtiyari protokolün onaylanmasına ilişkin kanun teklifi (s.s. 1003)”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 1 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/salih-kapusuz-22-2006-03-01-medeni-ve-siyasi-haklara-iliskin-uluslararasi-sozlesmeye-ek-ihtiyari-p (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA SALİH KAPUSUZ (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1003 sıra sayılı uluslararası bir sözleşmenin onaylanmasıyla ilgili tasarı üzerinde, Grubumuz adına görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli meslektaşım da ifade ettiler, bu anlaşma, 1966 yılında ilk defa imzaya açılmış, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bu ek ihtiyarî protokol 104 ülke tarafından onaylanmış; Avrupa Birliği de, bünyesine aday olan, üye olan herkesin bu anlaşmaları imzalaması konusunda ilke kararı almıştır. Bu, sözleşmede yer alan hakların ihlal edilmesi halinde, bunların üzerinde şikâyet hakkının ve incelemenin yapılması konusunda doğru bir protokol ve doğru bir sözleşmedir. Tabiî, konu biraz da Kıbrıs'la ilişkilendirilerek ifade edilince, bazı konulara açıklık getirmekte herhalde gerek vardır diye düşünüyorum.

Biliyorsunuz, modern çağda, çağdaş devletlerde gelinen nihaî nokta, iç hukukun tüketilmesi çok önemsenmektedir. İç hukuk konusunda da, bizim Anayasamız dahil olmak üzere, uluslararası anlaşmaların yeri, önemli bir anayasa değişikliğiyle yer bulmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde iç hukukla ilgili olarak bir düzenleme yaşandı -ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir lobi faaliyeti olarak değil de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin daha önce bünyesinde var olan bir komisyonu, yapısını yeniden gözden geçirerek tekraren hayata geçirdi- yani, bu mülk değişimiyle ilgili olarak içeride bir komisyon olacak, bu komisyonda talepler değerlendirilecekti. Sayın Denktaş zamanında böyle bir komisyon kurulmuş; ancak, işlemesi veyahut da yapısı konusunda birtakım tereddütler olduğu için, daha sonra bu ihtiyaç ortaya çıkınca, bu, Loizidou davası denilen, bir Rumun müracaatı sonucu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir karar verdi. Bu karar, tazminat hükmeden bir karardı ve sonuçlandı. Türkiye'yi ilişkili buldular ve bu konuda bir karar… Türkiye tazmin etmekle yükümlü kaldı; fakat, hukuk davası kesinleşmedi ve devam ediyor. Bu devam eden dava sırasında -ki, o gün, gazetelerde, televizyonlarda, şayet bu genişleyerek devam edecek olursa- Rumlar aynı yollarla binlerce müracaat yapmışlar, bu müracaatlar karara bağlanacak olursa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yaklaşık olarak -rakamsal olarak ne kadar ölçülebildi, doğrudur, bilemiyorum ama- 40 milyar dolara varıncaya kadar bir tazminat yükü sorumluluğundan bahsedildi. Bu göz önünde bulundurularak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileri bu komisyonu kurdular. Şu anda, isteyen Rum, iç hukuku tüketmek adına buraya müracaat edebilecekler. Tabiî, bu, Rum kesiminde büyük bir infial ve tepkiye sebebiyet verdi. Tehdit ettiler vatandaşlarını; dediler ki: "Şayet siz buraya müracaatta bulunursanız, sizi hapse atarız, vatandaşlıktan uzaklaştırırız, mahkûm ederiz" dediler. Şu ana kadar müracaat var mı bilmiyorum; ama, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, bu kurulan komisyondan dolayı kendisine yapılmış olan bütün müracaatları iade etti. İncelenmek üzere, iç hukukun tüketilmesi konusunda bir adım atıldı. Hatta, bu kararlar alınırken, Avrupa Konseyinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen bulunan iktidar ve muhalefetten arkadaşlarımız -aramızda olanlar çok iyi hatırlayacaklar, o günler çok önemli, gündemde yer alan, hususlar olduğu için- AK Partiden ve Cumhuriyet Halk Partisinden arkadaşlarımız çok gayret sarf ettiler. Bu konuda Kuzey Kıbrıs'ta -biliyorsunuz, iktidar var, muhalefet var- muhalefet kesimi, biraz, böyle bir kararın alınmasına tepki gösterdi. Aramızda bulunan Mehmet Tekelioğlu Bey, Abdulkadir Ateş Bey aramızdaysa, bunların, orada çok ciddî… Diğer arkadaşlarımızla beraber, Kuzey Kıbrıs Rum kesimi değil, Türk kesiminin muhalif kesimini iknada çok çaba sarf ettiler. İkna edildi ve bu adımın atılması hem Türkiye açısından hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından çok önemli bir adım olarak devreye girdi.

Değerli arkadaşlar, işte, biz, bu vesileyle, hak ettik etmedik, tartışma konusu yaratmak istemiyorum; ama, bizim bu konuyla ilgili olarak, Türkiye olarak savunmalarımızı yapmış olmamıza rağmen, bir sonuçlanmış dava var. Miktarlar çok büyük. En azından, bu incelemeler, asgarî beş yıl gibi bir zaman alacaktır. Bu zaman içerisinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki gelişmeler, başka alandaki, Avrupa Birliğindeki yaşanacak süreçteki ilerlemeler çok şeyi ortadan kaldıracaktır. Onun için, bugün bu konuyu tenkit konusu yapmak yerine, bence, teşekkür etmek doğru olanıydı. Onun için, doğru bir şey yapılmıştır; hem Türkiye için hem de Kuzey Kıbrıs için çok doğru olmuştur.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, biz, hükümet olarak işbaşına geldiğimiz günden bugüne kadar, dünya kamuoyu nezdinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti köşeye sıkıştırılmış, Türkiye dahil, sürekli itham ediliyordu. Uzlaşmaz, anlaşmaz gibi bir takdim içerisindelerdi. Hak etmediğimiz halde, biz, sürekli itham ediliyorduk. Dolayısıyla, Annan'ın bir planı gündeme geldi. Malum, Annan Planı olarak dünya kamuoyuna mal olmuş bir husus tartışma konusuydu ve Türkiye'de iktidar olarak, biz, bu planın görüşülebileceği konusundan hareketle, üzerimizdeki önemli bir yükü kenara bırakmış olduk. İlave bir şey yaptık. Rumların tutumu belliydi, böyle bir planda; çünkü, Rumlar, çözümden yana olmadıkları için, çözüme yaklaşan bir planı kabul etmiyordu. Biz, Türkiye olarak, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafıyla beraber burada "evet" kullanılmasını, bunların gerçek yüzlerinin ortaya çıkarılmasını çok önemsedik ve sonuç belli. Bildiğiniz gibi, Rumlar "hayır", Türkler "evet" dediği için, uzlaşmaz, anlaşmaz taraf olarak da Rumların olduğu, gerçek anlamda, yapılan bir referandumla ortaya çıkmış oldu; bu da Türkiye'nin lehine olmuştur.

Bir başka husus; biliyorsunuz, çözümden yana bir adım önde olacağımızı her halükârda ifade ettik, hâlâ ifade etmeye de devam ediyoruz; çünkü, haklı olan biziz, Türkiye haklıdır, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti haklıdır. Haksızlığa uğrayan bunlardır; ama, bütün bunlara rağmen itham altında tutulan, yine, maalesef, bu kesim olmuştur. Onun için, biz, bu adımları atarken, biliyorsunuz, geçtiğimiz ay 10 maddelik bir plan ilan edildi. Hükümetimiz tarafından açıklandı. Bu, dünya kamuoyunda çok yankı buldu; ama, takdir edersiniz ki, Rum kesiminde de büyük bir infial ve tepkiye sebep oldu. Ama, sonuçları itibariyle, lütfen dikkat buyurun… Biliyorsunuz, Kıbrıs'ta iki tane ne var; ülke var, güvenlik ülkesi. Bunlardan bir tanesi İngiltere, bir tanesi Türkiye. Bunlar, garantör ülke olarak görev yapıyorlar. Türkiye'nin tutumu biliniyor ve belli; ama, İngiltere, ilk defa, tarihinde, Dışişleri Bakanlığı marifetiyle bir açıklama yaptı "bu uzlaşmaz tutumunuz devam ettiği müddetçe, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanıyabilir, dünya kamuoyu buna sıcak bakabilir; siz, tutumunuzu, durumunuzu gözden geçirin" diye açık bir ifade kullandı. Düşünebiliyor musunuz…

HALUK KOÇ (Samsun)Biz de inandık!..

SALİH KAPUSUZ (Devamla)İnanalım veya inanmayalım, bir devletin dışişleri bakanı çıktı, bu konuyla ilgili olarak, açıkça, dünya kamuoyunun önünde bunu açıkça ilan etti. Bundan daha güzel bir sonuç, bundan daha ileri bir adım olabilir mi?! Yetinmedi, gitti, resmî makamında Sayın Talat'ı ziyaret etti. Ayrıca, uçakların gitmesi, işadamlarının gitmesi, bunların hepsi, bugüne kadar Kıbrıs'ta olmayan, bugüne kadar gündemde bulunmayan bu hususlarla ilgili olarak bir kazanım olarak görülmeli; bunlar, Kıbrıs'ın lehine durumlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin lehine adımlar olarak kabul edilmelidir. Yeterli değil; problem çözüldü mü; çözüldü anlamında ifade etmiyorum; ama, unutulmasın ki, düne kadar Kıbrıs yetkilileri hiçbir yabancı ülkenin davetlisi olarak gidemediği gibi, muhatap da alınmıyordu. Bunlar, düne göre alınmış olan çok önemli mesafelerdir.

"Kıbrıs elden gitti" iddiasında bulunanlara sadece şunu söylemek lazım: Kıbrıs'ın elde olduğu, Kıbrıs'ın daha güçlü olduğu, Kıbrıs'ın önemli kazanımlar elde ettiği herkes tarafından, objektif bakan herkes tarafından kabul edilmektedir.

Onun için, ben, bu konuda, kamuoyunun, özellikle değerli milletvekili arkadaşlarımın, AK Partinin ve AK Parti İktidarının atmış olduğu adımlar, yakalamış olduğu bu fırsat ve imkânları sizlerle paylaşmak istedim. Bu uluslararası anlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması da önemli bir adımdır. Biz, buna destek veriyoruz.

Hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 1 Mart 2006

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook