İzmir mv. ahmet ersin ve 22 milletvekilinin, güneydoğu asya ve çin'den gelen ürünler karşısında yerli sanayinin durumu hk.
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 72. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Nisan 2004 · 1.791 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Ersin (CHP), 13 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İZMİR MV. AHMET ERSİN VE 22 MİLLETVEKİLİNİN, GÜNEYDOĞU ASYA VE ÇİN'DEN GELEN ÜRÜNLER KARŞISINDA YERLİ SANAYİNİN DURUMU HK.); konuşma 1.791 kelime.
Ahmet Ersin (CHP, İzmir). “İzmir mv. ahmet ersin ve 22 milletvekilinin, güneydoğu asya ve çin'den gelen ürünler karşısında yerli sanayinin durumu hk”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-ersin-22-2004-04-13-izmir-mv-ahmet-ersin-ve-22-milletvekilinin-guneydogu-asya-ve-cin-den (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AHMET ERSİN (İzmir)Başka arkadaşım konuşacak Sayın Başkan.
ALİ TOPUZ (İstanbul)Sayın Başkan, önerge sahipleri adına Mehmet Küçükaşık konuşacak.
BAŞKANBuyurun Sayın Ersin.
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA AHMET ERSİN (İzmir)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Bu arada, Sakıp Sabancı, biliyorsunuz Türkiye'nin yetiştirdiği ender insanlardan birisi, yaşamını kaybetti; dolayısıyla, Sakıp Sabancı'ya Allah'tan rahmet diliyorum, kederli ailesine de başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, son dönemlerde sanayimizin en büyük derdi, Uzakdoğu ve Çin mallarının piyasayı sarmış olmasıdır. Uzakdoğu'dan ve özellikle Çin'den ithalat yoluyla ve daha çok da kaçakçılık yoluyla ve yasadışı yöntemlerle ülkemize giren ucuz, ama, kalitesiz ürünler yerli sanayimizi tehdit etmektedir. Bugün, Çin malları, her eve, her işyerine ve hemen hemen her resmî kuruma girmiş durumdadır.
Sayın milletvekilleri, ülkemizin en büyük sorunu, üretim ve istihdamın artırılmasıdır. AKP Hükümetleri döneminde yatırımlar tamamen durmuştur. Özel kurum ve kuruluşlar da, yaşanan ekonomik krizler nedeniyle ve bu krizlerin izlerinin halen de devam ediyor olması nedeniyle yeni yatırım yapmakta, haklı olarak, çekingen davranmaktadırlar. Dolayısıyla, yeni yatırımlar yapılmadığı ve üretim de artırılamadığı için istihdam olanakları da genişlememektedir. Nüfus artışı ve çalışabilir genç nüfusun yoğunluğu da dikkate alındığında, istihdam sorununun ve dolayısıyla işsizliğin Türkiye'nin en büyük sorunu olduğu inkâr edilemez. Kapkaçın, gasbın, hırsızlığın, soygunun artmasının, aile düzenlerinin bozulmasının altında işsizlik sorununun olduğunu bilmek ve görmek gerekir. Kapkaçtan, soygundan sokaklarda gezilemez oldu; en kalabalık caddeler bile bu anlamda tekin değil. Bunu, salt bir asayiş sorunu olarak algılamak doğru olmaz. İstediğiniz kadar cezaları artırın, eğer işsizlik önlenemezse, istihdam artırılamazsa, sokakları güvenli hale getirmek mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım, işsizlik Türkiye'nin en önemli sorunu olduğuna göre, bu sorunu ortadan kaldırmanın veya azaltmanın yolu da yatırımların ve üretimin artırılmasıdır; yerli sanayicimizin güçlendirilmesi, yerli ve yabancı yatırımların ve ihracatın önünün açılmasıdır. Ülkemizde yeni yatırımlar yapılmadığı gibi, var olan fabrika ve işyerleri ve genel olarak yerli sanayimiz çok ciddî bir tehlike ve tehditle karşı karşıyadır. Uzakdoğu ve özellikle Çin malları piyasayı sarmış durumdadır. Yerli üretime göre ucuz, ama, kalitesiz olan bu ürünler, yerli sanayimizi büyük bir sıkıntıya sokmaktadır. Çin ürünleri, yerli sanayii olan her ülkenin korkulu rüyası olmuştur. Günümüzde, aralarında Amerika Birleşik Devletlerinin de bulunduğu çok sayıda ülke, bir Çin tehdidi altında bulunduğuna inanmaya başlamıştır. Bazı ülkeler duruma müdahale etmek zorunda kalmış ve Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, Çin mallarına karşı 2003 yılının ilk altı ayında 48 damping soruşturması başlatılmıştır. Bu durum, Çin Halk Cumhuriyetinin, dünyada en çok dampinge karşı vergiye konu olan ülke olduğunu göstermektedir. Bu ülkenin dışpazarlarda izlediği bu agresif politikaların, gelecekte de artarak süreceği görülmektedir.
Sayın milletvekilleri, Çin'de piyasa ekonomisinin uygulanmayışı, mevzuatın şeffaf olmaması, düşük ücret düzeyi ve yüksek devlet teşvikleriyle üretim yapılması gibi hususlar, bu ülkede maliyetleri çok düşürmektedir. Örneğin, işgücü nüfusu 760 000 000 civarındadır. Bu nedenle, işgücü çokluğuna dayalı olarak işgücü çok ucuzdur; aylık, 70-80 dolar civarındadır ve bunun, daha yirmi yıl, otuz yıl bu şekilde sürmesi beklenmektedir. Bu maliyet ucuzluğu nedeniyle Çin malları, yasal veya yasadışı yollardan girdiği ülkelerde haksız rekabet doğurmaktadır. Bu ürünler, tıpkı buğday tarlasına dadanan çekirge sürüsü gibi, girdiği her sektörü kurutmakta ve yok etmektedir. Yerli sanayicilerimiz, bu durumda, eğer önlem alınmazsa, kaliteyi düşürmek veya kepenk kapatmak tercihiyle karşı karşıya kalacaktır. Halen otuzun üzerinde sektör neredeyse yol ayrımına gelmiş ve yaşama mücadelesi vermektedir.
Ankara Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Odası kayıtlarına göre, ülkemiz genelinde, örneğin oyuncak sektörünün yüzde 95'i, inşaat malzemeleri sektörünün yüzde 20'si, kırtasiye malzemelerinin yüzde 45'i, bilgisayar aksamının yüzde 50'si, konfeksiyonda trikoların yüzde 40 ve abiye kumaşların yüzde 80'i Uzakdoğu ve Çin malları tarafından parsellenmiştir. Elektrikli cihaz ve malzemelerde yüzde 25, elektronikte yüzde 50, tıbbî cihazlarda yüzde 50 pazar payı Çin ve Uzakdoğu mallarının kontrolü altındadır.
Bilindiği gibi, bu sektörlerden bazıları ihracatımızın temelini oluşturmaktadır. Özellikle en büyük ihraç kaynaklarımızdan olan tekstil sektörü, aynı zamanda da en önemli istihdam kaynağımızdır; 2 000 000'a yakın kişi bu sektörde çalışmaktadır. Örnek olarak bu sektörü alırsak, Çin'e uygulanan tekstil kotalarının 2005 yılında kalkacağı düşünülürse, kotaya rağmen dünya tekstil ihracatının yüzde 30'unu elinde tutan Çin'in, çok yakında, hem iç pazarımızı ve hem de tekstil ihracatımızı çok olumsuz etkileyeceği kuşkusuzdur; yani, işletmeler ve işyerleri kapanacak, işsizler ordusuna yenileri katılacaktır.
Yine, örneğin, Türkiye'ye giren Çin malı lastiklerin yıllar itibariyle bedeli, 2001 yılında 5 000 000 dolara yakınken, 2002 yılında 15 500 000 dolar, 2003 yılının ilk yedi ayında ise 20 000 000 dolardır; yani, korkunç bir artış var.
Sadece 2003 yılının Ocak-Kasım döneminde Çin'den yapılan resmî kayıtlı ithalatta bir önceki yıla göre yüzde 83 oranında artış olmuştur. 2003 yılı sonu itibariyle bu ithalat resmî rakamlarla 2 500 000 000 dolar civarındadır. Bu ülkeye ihracatımız ise 500 000 000 dolara yakındır; dolayısıyla, Çin'e yapılan ihracat ile bu ülkeden yapılan ithalat arasındaki makas çok fahiş biçimde açılmıştır.
Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan, değişik konuşmalarında, kendi ürünlerimiz kaliteliyse, biraz fiyatlı da olsa kendi ürünlerimizi kullanmamız gerektiğini söylüyor. Sayın Bakan "kendi ürünlerimizi kullandığımızda hem işsizliğin çözümüne hem de ekonominin büyümesine katkıda bulunuruz" diyor. Yani, yerli malı kullanılmasını öğütlüyor. Ancak, Sayın Bakan, Çin mallarının resmî kurumların da tercihi olduğunu bilmiyor mu; tasarruf gerekçesiyle resmî kurumların da ucuz Çin mallarına yöneldiğini bilmiyor mu?! Şurası bir gerçek ki, tasarruf yapacağız diye bazı resmî kurumlar da yerli sanayimize darbe vurmaktadır.
Şimdi, Sayın Bakanın çantasında ve cebinde Çin malı değişik ürünlerin olduğuna bahse girerim.
DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep)Sizde vardır da bizde yok.
AHMET ERSİN (Devamla)Sayın Bakanın da çantasında ve ceplerinde Çin malı değişik ürünler vardır. Yani, bunları söylerken...
DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep)Sizde çıkar da bizde çıkmaz.
AHMET ERSİN (Devamla)Sevgili Bakanım, siyaseti bırakmasına bahse girerim sizinle. Üzerinizde mutlaka vardır; çünkü, resmî kurumlar, resmî kişiler de, artık, Çin mallarına yöneldiler.
Sayın milletvekilleri, Uzakdoğu ve Çin malları sahte markalarla, çeşitli alicengiz oyunlarıyla ve başka damgalar vurularak yurda sokulmaktadır. Bazı Arap ülkeleri ve diğer bazı komşu ülkelerde markası ve menşei değiştirilerek özellikle bazı gümrük kapılarından girmektedir. Çin ve Uzakdoğu'dan yapılan ithalatın önemli bir kısmı düşük beyanlı ve yüzde 50'den fazlası da, kayıtdışıdır, yani kaçaktır. Piyasadaki Çin mallarının, yapılan ithalatın çok üzerinde olması bunu göstermektedir. Bu kaçakçılığın arkasında, bazı irticaî çevrelerin olduğu ve yüklü miktarlarda rüşvetin döndüğü iddiaları yaygındır. Kaçak olarak yurda giren Çin malları da hesaba katıldığında, ithalatta Çin istilasının Türk ekonomisine maliyeti 7 milyar doların üzerindedir.
Peki, kuraldışı ve agresif bir biçimde ve yağma anlayışı içinde yapılan bu ithalat ve kaçakçılık, ülke ekonomisine, piyasalara ne tür olumsuzluklar getirmektedir:
Bir defa, haksız rekabete dayanamayan işyerleri kapanmaktadır; dolayısıyla, istihdam kaybı olmakta ve zaten çok ağır boyutlardaki işsizlik sorunu daha da büyümektedir.
Kayıtdışı ekonomi, Türkiye'nin en önemli sorunlarından biridir. Uzakdoğu ve Çin'den yurda giren düşük beyanlı ve kayıtdışı mallar, yani, yapılan gümrük kaçakçılığı, ülkemizdeki kayıtdışı ekonomiyi büyütmektedir.
Halkın alım gücü düşük olduğundan, kalitesiz de olsa, ucuz olan Çin mallarına talep kayması olmaktadır. Girdi ve yatırım maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle Türk sanayiinin rekabet gücü kalmamaktadır; çünkü, aynı ürün, yerlisinden daha ucuza satılmakta ve bu da tüketiciye cazip gelmektedir.
Ülkemizdeki yerli ve yabancı sanayicilerimiz ve yatırımcılarımız, yatırım, üretim ve rekabet sorunları nedeniyle, faaliyetlerini sürdürebilmek ve haksız rekabete kurban gitmemek için bu ülkelerde fason üretim yapmak zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla, hem Türkiye vergi kaybına uğruyor hem de o ülkelerin istihdamına, istemeyerek de olsa, katkı verilmiş oluyor.
Uzakdoğu ve Çin sanayi ürünlerinin maliyetlerinin düşüklüğüne ve devlet desteği teşvikine karşılık, Türkiye'de tam tersi bir durum vardır. Türkiye'de devlet desteği bir yana, vergilerin yüksekliği, yatırımın önündeki bürokratik engeller ve yüksek maliyet, istihdam üzerindeki yükler ve yüksek enerji maliyetleri nedeniyle, üretim de pahalı olmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye'de yatırımın cazibesi yoktur.
Bu yetmezmiş gibi, 6 Şubat 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5084 sayılı Yasayla, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Yasasına eklenen geçici 3 üncü maddeyle, serbest bölge yatırımcılarını da Türkiye'de yatırımdan vazgeçirecek hükümler getirdik; serbest bölgelerde yatırım yapmanın cazibesini ortadan kaldırdık.
Sayın milletvekilleri, Çin Halk Cumhuriyeti, 1 300 000 000 nüfusu ve yıllık yüzde 8-yüzde 9 büyüme hızıyla, önemli potansiyele sahip bir ülkedir. Dünya nüfusunun yüzde 20'sinden fazlası bu ülkede yaşamaktadır. Yıllardan beri yüzde 8-yüzde 9 büyümesinin iki önemli faktörü yatırım ve ihracattır. Bu ülke, yatırımı teşvik etmesi ve ucuz maliyetler nedeniyle, yatırımcıları cezbetmektedir. Çin'de yatırım yapmak, yatırımcı ve sanayiciler için son derecede kârlıdır, o nedenle de dünya sermayesinin ilgisini çekebilmektedir. Nitekim, 1990'ların başından itibaren, gelişmekte olan ülkelere yapılan yabancı yatırımların en büyük bölümü Çin'e yönelmiştir. Çin ürünleri, girdiği her ülkenin yerli sanayiine ciddî sorunlar açmaktadır. Bu yüzden, başta Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere birçok ülke, Çin'den yapılan ithalata karşı önlem geliştirmektedir. Türkiye de, 2005'te kotaların kalkacağını bilerek, yerli sanayiini ve sanayicisini korumak için önlem almak zorundadır; hatta, bu konuda geç bile kalınmıştır.
Sayın milletvekilleri, yerli sanayimizi ve sanayicimizi haksız rekabete karşı korumak zorundayız. Daha şimdiden, büyük ve ciddî sorunlara neden olan Çin malları, 2005'ten sonra, daha da büyük sorunlara neden olacaktır. Bu anlamda, Çin'den yapılan ithalatta kalite denetimi yapılması, standartlara ve fiyat kriterlerine uymayan tüm malların ithalinin önlenmesi gerekir. Çin'den ithal edilen mallarda, TSE standartlarına uygunluk ve servis garantisi kesenkes aranmalıdır. İhtisas gümrükleri kurulmalı -ki, bir kısmı işliyor- Çin'den yapılan ithalatın sadece bu gümrüklerden yapılması sağlanmalıdır. Resmî kurumların, tasarruf gerekçesiyle Çin malı satın alması ve kullanması önlenmeli, halk bu konuda televizyonlar ve diğer medya aracılığıyla uyarılmalı, bilinçlendirilmelidir. Kayıtdışıyla ciddî bir mücadeleye girilmeli ve Çin malı ithalatının irticaî çevrelerle ilgisi ve rüşvet iddiaları mutlaka araştırılmalıdır. Ayrıca, yatırım ve üretim üzerindeki yükler azaltılmalıdır. Yatırımcılarımız, önlerinin kesildiğinden, Türkiye'de yatırımın pahalılığından yıllardan beri şikâyetçidir. Neden bu soruna bir çözüm bulunamıyor?! Yine, yıllardan beri, Türkiye'de vergilerin yüksek olduğu, vergi oranlarının düşürülerek tabana yayılması ve kayıtdışının önlenmesi gerektiği herkes tarafından dile getirilmektedir; ancak, bu konuda, etkili ve şikâyetleri giderecek bir önlem alınamadı, tam tersine, dürüst insanların ve işletmelerin vergi yükü her gün biraz daha arttı. Bu sorun böyle devam edebilir mi?! İstihdam, Türkiye'nin en büyük sorunu; ancak, istihdam üzerindeki yükler de yatırımcının, sanayicinin ve genel olarak iş âleminin en büyük sorunu. Bu sorun, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da görmezden gelinecek mi, çözüm aranmayacak mı? Enerji maliyetleri yüksektir. Hükümet, enerjide kayıp-kaçağın bedelini dürüst insanlara, abonelere yüklemekte, kayıp-kaçağı bu şekilde karşılamaktadır. Vatandaşın vatandaşı sübvanse ettiği başka bir ülke var mı?!
Sayın milletvekilleri, sonuç olarak, hükümet, ekonomide Çin istilasına karşı yerli sanayimizi ve sanayicilerimizi korumak zorundadır. Bu anlamda, yatırım maliyetleri düşürülmeli, yatırımcının önü açılmalı, istihdam ve enerji maliyetleri azaltılmalıdır. Gümrükler sıkı denetlenmeli, eksik beyan ve kaçakçılığın önüne mutlaka geçilmelidir. Çin mallarından en çok etkilenen sektörlerde gözetim ve koruma önlemleri alınmalıdır. Bu, çok ciddî bir sorundur. Bu soruna karşı şimdiden bir önlem alınamazsa, önümüzdeki yıllarda sorun daha da büyüyecek ve Türk sanayiinde iflaslar artarak devam edecektir.
Sayın Bakanın şimdiye kadar söylediklerine bakarsanız, Çin istilasına karşı her türlü önlem alınmıştır ve alınmaktadır; ama, şikâyetler ve Çin istilası da devam ediyor. Demek ki, eksik kalan, sonuçlandırılamayan önlemler var. Alınan önlemler, demek ki yeterli olamıyor. Bunların neler olduğunu ve bu olumsuzluğa karşı neler yapılması gerektiğini Meclis araştırmalı ve çözüm üretmelidir. Yüce Meclis, Türkiye ekonomisini tehdit eden ve giderek çok ciddî sosyal sorunlar yaratması kuvvetle muhtemel bu tehlikeye karşı duyarsız kalamaz; çünkü, bu sorun hepimizin sorunudur ve bu sorun Türkiye'nin sorunudur.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 13 Nisan 2004